Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Avrupa'nın En Başarılı Girişimcisi Berna İlter Seçildi (Söyleşi)

Genç Liderler ve Girişimciler Derneği (JCI) ödülüne layık görülen Berna İlter, 250 çalışanıyla 50 ülkeye ihracat yapıyor, 2011'de 20 milyon dolarlık yatak ve uyku ürünleri ihracatı gerçekleştirdi.

Kayserili İlter, Ruban D’Honneur nişanına layık görülerek Avrupa’nın en başarılı 10 girişimcisinden biri olarak ödül aldı. Türkiye’y temsil etmeye devam eden Berna İlter, başta kadın girişimciler olmak üzere Kayserili girişimcilere de yol gösteriyor.

Türk ekonomisini canlandıran Berna İlter;

- JCI ve Para Dergisi işbirliğinde gerçekleştirilen CYEA 2012-Genç Girişimciler Yarışması Türkiye birincisi...

- Fortune Türkiye Dergisi tarafından “Anadolu’nun En Güçlü 10 Kadını” listesinde 1. Sırada yer aldı.

- Avrupa İş Ödülleri’nde (European Business Awards) “Yenilikçilik, Inovasyon ve En İyi Uygulamada” 15.000 firma arasından finale kalarak Avrupa’nın en başarılı 10 girişimcisi arasına girdi ve “Ruban D’Honneur 2011” nişanına layık görüldü.

- BRN Yatak, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Harvard Üniversitesi bünyesindeki AllWorld Network tarafından belirlenen Türkiye'nin en hızlı büyüyen 25 şirketi arasında yer aldı.

- Yine Dünya Gazetesi, DHL ve Akbank işbirliğiyle hazırlanan 2009 Türkiye geneli “İhracatın Yıldızları” yarışmasında “Yeni Pazarlama Ulaşma Başarısı” konusunda ödül aldı.

- 2009 Kayseri Sanayi odası Özel Ödülü “Krizde Ihracat ve Istihdamı Artırma ve Yenilikçi Ürünler”... 2007 yılında Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi tarafından Türkiye’de ilk kez düzenlenen “Türkiye’nin Kadın Girişimci” Yarışması’nda Türkiye birincisi seçildi. 2006 yılında Kayseri Ticaret Odası tarafından “2006 Yılı Başarılı Genç İhracatçısı” seçildi. 2001 yılında Dünya Gazetesi tarafından “İllerin En Başarılı Kadınları” kategorisinde ödüle layık görüldü.

Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

9 Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme 1996 yılı mezunuyum. Kayseri Sanayi Odası’na seçilen ilk kadın meclis üyesiyim.

Londra Metal Borsası’nda “Uluslararası Finans, Metal Ticareti, Futures& Options” konusunda eğitim aldıktan sonra, BRN Uluslararası Danışmanlık ve Dış Ticaret Limited Şirketi’ni 2001 yılında kurdum.

Birçok firmaya uluslararası pazarlama ve dış ticaret danışmanlığı yaptığı süreçte Tanzanya, Kenya, Nijerya ve Nijer gibi pazarlarda Türk ürünlerini tanıttım. Tanzanya’ya mobilya, Nijerya’ya çelik kapı sattım. 2006 yılında İnşaat Mühendisi eşim Mustafa İlter ile birlikte 800 metrekarede 10 kişiden oluşan bir ekiple başladığımız yatak üretimi, yine aynı yıl sonunda 2 milyon 100 bin dolarlık bir ihracat rakamına ulaştırdık.

Bugünkü ihracatı 20 milyon dolar (Türkiye’nin toplam yatak ihracatı ise 46 milyon dolar).

Dünyadan 5 kıtada 500’den fazla satış noktasında BRN markalı ürünleri satılıyor.. Mobilyanın merkezi İtalya, tüm Avrupa ülkeleri, Benelüks ülkeleri, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika ve Ortadoğu bu satış noktalarının bulunduğu bölgeler arasında.. Kayseri’de 24 bin metrekarelik bir alanda kurulan Türkiye’nin en büyük ve en modern üretim tesislerinden biri olan fabrikamızda sektörün trendlerini belirleyen ürünlerini tüm dünyaya ihraç ediyoruz. İhracattan edindiğimiz tecrübeyi, iç pazarda Türk tüketicisine sunmayı hedefliyoruz.

Sektörde kadın titizliğini yansıtan hem geleneksel hem yenilikçi hem de farklı ürün gamıyla sağlık, hijyen ve kalite önceliğimiz.

Berna Hanım, gelişim eğitimleriniz başladı mı?

Kayseri’de bulunan üniversitelerden bu konuda eğitim vermem üzerine talepler var. Önümüzdeki dönemde böyle bir planım var.

Milli eğitimde girişimci bir gençlik için ne tür projeler uygulanabilir?

Girişimcilik konusunun ilkokuldan itibaren işlenmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle erken yaşta çocukların bu konuda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gelecekteki genç girişimcilere yol açacaktır.

Örneğin Kayseri’de Kayseri Mithatpaşa Okulu’nun 51. Kuruluş yıldönümü bir proje ilkokul öğrecilerinin özendirilmesi için önemli bir çalışmaydı. “51 Bugün 51 Yarın” isimli projede Kayseri ve Türkiye’de başarısını kanıtlamış işadamı/işkadınları ile röportaj yapıldı. Mithatpaşa İlköğretim Okulu öğretmen ve öğrencileri tarafından 109 kişi ile yürütülen bu proje kapsamında her bir öğrenci seçtiği bir isimle röportaj yaptı. Röportajlardan oluşan başarı öykülerinden bir kitap oluşturulması ve ders kitabı olarak okutulması amaçlandı.

Devamını Oku

Türk Girişimciler

 

GÜÇLÜ GÖKOZAN

1986 doğumlu. Koç Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu. Koç Üniversitesi’ndeki 1. senesinin sonunda yaz ayında Amerika’da Los Angeles’taki Andersson Graduate School of Business’ta Entrepreneurship (Girişimcilik) dersleri aldı. "Buldum Buldum" diye haykırdığı üniversite sıralarında, şirketini üniversite 1. sınıftayken kurdu ve internet üzerinden kişiselleştirilmiş hediyelik ürün ve ithalat işlerine başladı. İş ve okul hayatıyla birlikte geçen senelerden sonra 2009 yılında mezun oldu. Üniversite 3. Sınıftayken BuldumBuldum.com 'u hayata geçirdi.


Nasıl başladınız?

Koç Üniversitesinde okurken okulun en büyük kulüplerinden biri olan Pazarlama Kulübü’nün başkanıydım. Kulüp işleri gereği Türkiye’nin en büyük kurumsal firmaları ile çok yakın şekilde çalışıyorduk, ortak projeler hazırlıyorduk. O çalışmalar sırasında gördüm ki bir noktadan sonra önüme engeller koyacak, beni sınırlayacak kurumsal bir firmaya çalışan olarak girmek yerine tüm yaratıcılığımla çok farklı işler yapabileceğim bir şirket kurmaya karar verdim.

O sene 22 seneden beri birbirimize hediye almadığımız ikiz kız kardeşimle bu seneki doğum günümüzde birbirimize de hediye alacağımız konusunda anlaştık. Ancak ona hediye bakarken gördüm ki çok özel birisine hediye almak çok güç çünkü artık hem anneler ve babalar, hem kardeşler, hem sevgililer hem de arkadaşlar bu tür özel günlerde gömlek, kravat gibi sıradan şeyleri hediye olarak almaktan sıkılmışlar ve kendilerini özel hissettirecek farklı şeyler istiyorlar. Aynı zamanda acı olarak gördüm ki eğer sevdiğiniz birine sıradan bir hediye alırsanız onun değeri ancak maddi değeri kadar oluyor ve siz karşınızdakine ne kadar değer veriyor olursanız olun başkası sevdiğiniz kişiye daha pahalı bir hediye aldığında sanki sizden daha çok değer vermişsiniz gibi oluyor. Yani mesela siz bir doğum gününde en yakın arkadaşınıza iyi bir markada gömlek hediye edin, o arkadaşınıza daha az değer veren biri çok pahalı bir gömlek hediye etsin, sanki o arkadaşınıza siz daha az değer veriyormuşsunuz gibi talihsiz bir durum ortaya çıkıyordu, durum tam tersi olsa bile. Ancak karşınızdakine içinde espri ve nüans barındıran, her yerde olmayan şeyleri hediye ettiğinizde onun değeri paha biçilemez oluyor.

Nitekim o doğum günümde tüm arkadaşlarımız heyecanla birbirimize ne aldığımızı ve hangimizin daha büyük bir hediye aldığını beklerken ben ikiz kız kardeşime ona aldığım çok pahalı bir kolyeyi hediye ettim. Oradaki herkes hediyeye bayıldı, ta ki ikiz kız kardeşim bana aldığı hediyeyi çıkarana dek. O bana daha henüz Türkiye’ye yeni gelmiş olan ve çok az kimsede olan ipodun yeni versiyonunu hediye etti. Sonuç olarak benim çok pahalı kolyem benimkinden daha ucuz olmasına rağmen Türkiye’de olmayan ve içinde “ilk gelenlerden” olması nüansına sahip ipoduma yenilmiş oldu. O gün kararımı verdim ve öğrendiğim ithalat bilgisiyle Türkiye’de olmayan en ilginç ve en esprili ürünleri Türkiye’ye getirip satışa sunacaktım.

Markalaşma süreci nasıl başladı?

Web sitemizde ve daha sonradan açtığımız Cevahir, Capacity, Capitol, Astoria, Torium, City’s Alışveriş merkezlerindeki şubelerimizde satılan ürünlerin her biri birbirinden özel, esprili, içinde hoş nüanslar olan ve Türkiye’de bulunmayan ürünlerdir. Bundan yüzyıllar önce Sicilya adasında yaşayan Arşimet adındaki bilimadamına adanın kralı tarafından tacının saf olup olmadığını bulması için bir görev veriliyor. O zaman bugünkü gibi ölçülere sahip olmayan Arşimet bir gün tacıyla hamamda yıkanırken elindeki tas suya düşüyor ve sırada suyun tası havaya kaldırdığını ve tasın kendi ağırlığı kadar suyu taşırdığını görüyor. Bu bulduğu şey bize tüm okul hayatımızda öğretilen suyun kaldırma kuvvetidir. Hamamdan yarı çıplak şekilde buldum buldum diyerek dışarı fırlıyor. Biz de istedik ki başka hiçbir yerde bulunmayan en ilginç ürünleri bulan müşterilerimiz bizim web sitemizden ya da alışveriş merkezlerindeki satış yerlerimizden beğendikleri ürünleri alarak aynı heyecanla buldum buldum diyerek çıksınlar. Logomuzda bir eliyle peştemalini bir elinde tası tutan şirin karakter aslında Arşimet’tir. Ürünlerimizin ilginçliği sebebiyle bir anda herkes tarafından çok beğenilmeye ve takip edilmeye başlandı. Buldumbuldum.com özellikle Müşteri hizmetlerine ve hızlı gönderime çok dikkat ettik. Bunu gören müşterilerimizin hepsi bizim sadık birer müşterimiz oldu, onların sayesinde birçok yeni Müşteri kazandık. Müşterilerimizin ürünlerimizi deneyerek ve dokunarak almalarını sağlamak ve onlara daha yakın olmak amacıyla 6 alışveriş merkezinde açtığımız mağazalarımız müşterilerimizin hizmetinde.

Web sitenizi diğerlerinden farklı kılan nedir?
Sadece Türkiye’de başka yerde bulunmayan en ilginç ürünler bulunabilir. Asla ve asla ilginçlik özelliği olmayan ve başka yerlerde satılan ürünleri bizde bulamazlar. Bu özelliği BuldumBuldum.com ‘u ayrıcalıklı ve akılda kalıcı kılıyor.

Hiçbir yerde bulamayacağınız “en ilginç”, “en orjinal” ve “en farklı” ürünlerin satışa sunulması sitenin en büyük ayrıcalığı. Ürünlerimiz arasında sıradan ya da basit hiçbir ürün yok, ürünlerimizden her biri kendi içinde tasarım ve işlevsellik olarak çok büyük bir ilginçlik ya da espri barındırıyor. Böylelikle BuldumBuldum.com’a giren kişiler kendilerini sanki çok farklı ve çok keyifli başka bir dünyadaymış gibi hissediyorlar. Türkiye’deki tüketicilerin onlarca yıldır yurtdışında görerek özendiği fakat yurtdışından sipariş verirken karşılaştığı çok yüksek kargo ve gümrük maliyetleri yüzünden getirtemediği ürünleri dünyanın birçok yerinden biz getirterek yurtdışındaki fiyatlara benzer fiyatlarla sunuyoruz. Sattığımız ürünlerin kendileri ya da benzerleri Türkiye’de bizden ve bizden ürünlerimizi alarak satan bayilerimizden başka neredeyse hiçbir yerde yok. Türkiye’de bir ilk ve tek olarak ürünlerimizin tümü için tüm müşterilerimize 1 haftalık beğenme garantisi sunuyoruz, böylelikle ürünlerimizi 1 hafta boyunca kullanabilir, beğenmezseniz hiçbir mazeret göstermeden bize geri iade edebilirsiniz. Ürünlerimize o kadar çok güveniyoruz ki bu garantiyi vermekten hiçbir ürün için tereddüt bile etmiyoruz. Ayrıca, e-ticaret siteleri arasında sadece bizde bulunan Hediye Paketi Servisi de bir diğer ayrıcalığımız. Birbirinden yaratıcı dört farklı tasarım arasından seçeceğiniz hediye paketi ve notunuzun iliştirileceği özel bir zarf 48 saat içinde belirttiğiniz adrese teslim ediliyor. Bu da bizim bu alanda da öne çıkmamızı sağlıyor. Tüm ürünler için 48 saatte teslim garantisi vermek de www.BuldumBuldum.com un en ayrıcalıklı özelliklerinden biri.
En çok hangi ürünler satılıyor?
Yaz olması etkisiyle yazlık ürünler olan Suyun üzerinde zıplayan top, elektroşok sineklik ve equalizer tshirt satışlarında ciddi bir artış var, Bunun dışında üzerinde en iyi anne ya da sevgili yazan Oscar Ödülleri, alarm saati geldiğinde evin içinde koşmaya başlayan Koşucu Alarm saati, Dolar desenli tuvalet kâğıdı, 100 dilde seni seviyorum kavanozu, Kamera objektifi şeklinde kupa bardak en çok satan ürünlerimizden.
Ticaret alanındaki girişimciliğiniz ile en az kaç kişiye istihdam sağladınız?

Doğrudan şirketimiz içinde çalışan kişi sayısı şuanda 40. Tabii freelance ve stajyerlerle bu sayı 60 ları buluyor.

E-ticaret yapmak isteyen girişimci adaylarına neler önerirsiniz? Nasıl başlasınlar?

Öncelikle yapmak istedikleri işin pazarını, hedef kitlesini, avantaj ve dezavantajlarını, risk ve olanaklarını bir iş planı şeklinde çıkarsınlar. Yurtdışında ve Türkiye’de –varsa- örnekleri incelesinler, o örneklerin sadece doğru adımlarını değil, ders almak adına yanlış adımlarına da büyük önem göstersinler. Bunun dışında Türk insanının ve hedefledikleri lokasyon ile kitlenin özelliklerini çok iyi incelesinler ki ona göre daha doğru adımları atabilsinler. Amerika’da çok popüler olan bir işin bizim insanımızın kendi özellikleri sebebiyle hiç tutmaması mümkün bu sebeple yurtdışında çok popüler olan bir projeyi birebir buraya getirmek de çok yanlış bir adım olur. Girişimciler finansal ve teknik altyapıya da çok özen göstermeliler ki işin yarısında bu konuda sorun yaşayıp can damarlarından darbe yemesinler. Girişimcilik bir kartopu atmak gibidir diye düşünüyorum, kartopunu düzgün atabilirseniz çığa dönüştürmemeniz için önünüzde hiçbir engel yoktur.

Devamını Oku

Türk Girişimciler


Proje ve fikirleriyle bir Ar-Ge atolyesi oluşturan Türk
girişimciler, dünyadaki yenilikleri, ihtiyaçları
gözlemleme sonrasında girişimleriyle
şu an dev organizelerin,
kafeler, dekorasyon, dokuma ve eğlence sektörlerinin
birer incisi olarak milyonlarca insana hizmet veriyor. Yurtdışındaki Türk girişimciler, İtalya, Belçika, Dubai, Abu Dabi, Mısır, Polonya, Çin gibi pek çok ülkede
çalışmalarını sürdürüyor. Bunlardan bazıları öğrenim hayatlarını kurdukları şirketleriyle birlikte devam ettirken, kimileri ise yüksek lisans harçlarını karşılayabilmek için sırf ticari amaçla girdiği organizelere, sıradışı projeler kazandırarak iş pazarında yükselmiş,

şimdilerde gelecek nesile yeni yollar açıyor. Şimdi sizi, 'girişimleriyle' üniversite gençliğine örnek teşkil eden başarılı girişimci Mert Akel'le buluşturuyorum. İş hayatındaki merdivenleri nasıl çıktığına dair ipuçları ve keyifli sohbetiyle birliktesiniz..  

"1981 Çorum doğumluyum. 1999 yılında, ÖSS’de aldığım 

dereceyle Sabancı Üniversitesi’ne onur burslu olarak

girmeye hak kazandım. 2003 yılında okulda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar sonunda yüzeyi kir tutmayan malzeme konusunda aldığım patenti bir seramik şirketine sattım. Projemiz NATO’nun gemilerin yüzeyinde mikroskobik deniz canlılarının tutunmasını engelleyen ve gemilerin su ile sürtünmesini düşüren bir malzeme geliştirmek üzerineydi. Ben bu malzemeyi seramik yüzeylere uyguladım. Ardından kendi şirketimi kurdum. Bu girişimcilik konusunda attığım ilk adım oldu. Sektöre girdiğimde Türkiye’nin malzeme ve kimya konusunda ne kadar geri kalmış ve bakir olduğunu fark ettim. Elimde onlarca Ar-Ge projesi vardı; ancak bulunduğum sektör sermaye yoğun olduğu için kaynak arayışına girdim. Bu dönemde devlet Ar-Ge teşviklerini yeni yeni vermeye başlamıştı. Tübitak ve KOSGEB’e birkaç proje sundum. Kabul edildi. 2006 yılında Sabancı Holding’in üst düzey yöneticileri ile birlikte 5 ortak olarak kurduğumuz firmamız 3 milyon lira ciroya ulaştı. Sermayesinin büyük bir kısmını Ar-Ge’ye ayıran bir inovasyon şirketi oldu. Bunun yanında Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde ve Almanya’da akademik çalışmalarıma devam ettim. 2009 yılında yaşadığımız kriz reel sektörde yer alan firmamızın kapanmasına yol açtı. Ancak Ar-Ge ve teşvik projeleri konusunda kazandığım deneyim firmalara bu konuda hizmet verme fikrinin önünü açtı. Şu anda 40’a yakın Ar-Ge projesinin içerisinde yürütücü, danışman, sekretarya hizmeti vererek yer aldım. 'Fayda Akademi' çatısı altında firmalara, kamu kurumlarına, tüzel ve gerçek kişilere proje danışmanlığı yapmaktayım. Bunun yanında Antalya’da, Clean World Enerji çatısı altında alternative enerji konusunda Türkiye’de ilkleri gerçekleştiriyoruz. Ayrıca yeni kurulan Adıgüzel Meslek Yüksek Okulu ve Üniversitesinde Nanoteknoloji Bölümü Kurucu Bölüm Başkanı göreviniyürütmekteyim. Okulumuzda da Türkiye’de ilklerden birini gerçekleştirmekteyiz. Girişimcilik ve innovasyon konusunda pek çok üniversitede 200’e yakın konferans verdim, ödüller aldım. Bu güne kadar yaptıklarımı yalnızca girişimcilik çerçevesinde değerlendirmek yanlış olur. Daha çok innovasyon odaklı projelerin hayata geçirilmesi diyebiliriz. Öncelikle genetik aktarıma inanıyorum. 2006 yılında elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz babam da kimya mühendisiydi ve ilk defa elime aldığım kimya kitaplarının sayfalarını çevirirken arka sayfada ne olduğunu biliyor gibiydim. Bu yüzden kimya konusunda önemli bir yetkinliğim olduğuna inanıyorum. Ayrıca babamın cesaretlendirmeleri girişimcilik konusunda oldukça etkili oldu. Bunun yanında üniversitede aldığımız eğitim bilgi, kudret ve servetin başarının bir potada eritilmesi gereken üç ayrı bileşeni olduğunu empoze ediyordu. Rahmetli Sakıp Sabancı’nın bir röportajı sırasında: “Bu üniversiteyi kendi şirketlerinize eleman yetiştirmek için mi urdunuz?” sorusuna verdiği: “Hayır kendime rakip yetiştirmek için kurdum.” cevabı beni en çok etkilemiştir. Sabancı Üniversitesi’nde bölüm seçimi 2. senenin sonunda yapılıyordu. Şu anda Koç Ünviersitesi’nde öğretim görevlisi olan Burak Erman, malzeme derslerimize gelirdi ve her derste bir hikaye anlatırdı. Bir gün IBM’de geliştirdiği likit kristallerden bahseder, bir diğer derste Formula 1 arabalarının lastiklerini örnek verirdi. Bu kadar çok çeşitli sektörü bir araya getiren ve yeri geldiğinde oldukça eğlenceli olan malzeme bölümünün kişisel beklentilerimin tatmini açısından bana en uygun bölüm olduğuna karar verdim. Bir şeyler öğrenmeye başladığımdaysa, malzeme konusunda ülke olarak ne kadar açığımız olduğunu ve geri kalmış olduğumuzu farkettim. Doğrudan inovasyon yapmasanız bile katma değeri yüksek olan ithal ürünleri burada üretmeniz bir anlamda “replacement market” oluşturmanın hem kendimizin hem ülkemizin açısından ne kadar önemli olduğunun farkına vardım. Ardından şirket fikri gelişti. Şu ana kadar 40’ın üzerinde Tübitak, Kosgeb, Kalkınma Ajansı vb. projeyi kabul ettirdik, farklı firmalara da danışmanlık yapıyoruz. Yani bu konuda uzmanlaştık diyebiliriz. Devletin bu tarz destekleri çok yerinde ve doğru bir karar. Üreticiyi doğrudan desteklemek için bu tarz girişimlereprim vermesi ve bunu da oldukça kolaylaştırmış olması bizim açımızdan oldukça tatmin edici. Tüm bu çalışmaları yapmak için kendi şirketini kurmak şart mıydı? Bence hayır! İyi bir firmada yüksek bir maaşla çalışarakta projelerimi hayata geçirebilirdim; fakat bir kitap okudum ve hayatım değişti diyebilirim. Emre Yılmaz’ın, ‘Genç Bir İş Adamına’ isimli kitabı içerisinde çok erdem barındırmasa da, çağımızın kahramanları iş adamlarına içerden, yani yine bir işadamının gözünden bakıyordu. “No view without a viewpoint” "Bakış açısı olmadan bir bakışınız olamaz" diye bir söz vardır. Bu kitapla kazandığım bakış açısı; “Sermaye her zaman daha zeki ve cesurlardan daha zeki ve cesurlara akar!” İşte bu bir dönüm noktası oldu hayatımda. Özellikle malzeme ve enerji konusunda ülkemizin çok geri kalması, bu açığın yerli kaynaklarla karlı bir şekilde istihsali halen devletimizin de üzerinde durduğu en önemli konudur. Genel olarak alternative enerji konusunda çalışmalar yürüttüm. Şu anda katı oksit yakıt pilleri konusunda okulda yaptığımız bir çalışma var; ancak hurda lastikten akaryakıt eldesinden tutun kuantum motorlarına kadar enerji konusunda meydana gelen her gelişme portföyümüz içerisinde. Bunlardan kişisel olarak en çok değer verdiğim, kısa vadede getirisi büyük olabilecek projelerden biri Karadeniz’in altındaki H2S’den verimli bir şekilde enerji elde edilmesi. Elbette tek başıma böyle bir Mert_Akel_3 projeyi gerçekleştirmek iddiası gülünç olur, ancak bizden öncekilerin meşaleyi taşıyıp önümüze koyduğu gibi biz de bizden sonrakilere meşaleyi devretmekle yükümlüyüz.. Arada fırsatını bulabilirsekte tutuşturabildiğimiz kadar büyük küçük yangınlar tutuşturmalı. Dünyayı kurtarmaya yönelik projelerde işte bu yangınlardan biri. Thales’le ilgili olarak bir hikaye anlatılır: Thales, astronomi ve ziraatla ilgili bilgilerine dayanarak, bir yıl sonra zeytin mahsulünün çok verimli olacağını tahmin etmiş ve bir yıl öncesinden mahzenleri çok ucuza kiralamış. Zeytin mahsulü gerçekten de çok verimli olunca, bu mahzenleri oldukça yüksek bir bedelle başkalarına kiralayarak, bu yolla büyük bir para kazanmış. Bununla da, ahalisine filozofun isterse eğer, çok zengin olabileceğini, fakat onun maddi değerlerden çok, entelektüel değerlere önem verdiğini anlatmak istemiştir. Hz. Ali’nin bir sözü vardır; “İlim servetten üstündür, çünkü sen serveti korursun, oysa ilim seni korur.” diye. Bu açıdan akademisyenlik ne kadar uzun, ince ve çetrefilli bir yolda olsa da her zaman akademik kimliğimi öne çıkarmak isterim. Başarının 3 bileşeni vardır: Servet-kudret-şöhret. İş adamları önce servet ister, ardından kudret ve şöhret gelir. Siyasiler önce kudret ister, servet ve şöhret peşinden gelecektir. Sanatçılar ise şöhret ister, servet ve kudret ardından gelir. Gördüğünüz gibi başarının sırrı hiç değişmedi, sadece sırası değişti. Ancak tüm bu ölçütlerin üzerinde bir ölçüt daha vardır ki her şeyin üzerinde, her şeyi kapsar; bu hikmettir. İş dünyasından tanıdığım çok zengin abim diyebileceğim birisi ile sohbet ediyoruz. Şirketimi büyütmekten, yapacağım projelerden, insanlara sunacağımız imkanlardan ve kârlardan bahsederken durduk yere “Sen yalan söyler misin?” diye sordu. Söylemem demek en büyük yalan olduğu için “Evet söylerim. Peki ya siz?” dedim. O da bana: “Bak benim bu kadar fabrikalarım, elemanlarım, arazilerim, bankalarda gizli açık nakit hesaplarım olduğu halde ben bile yalana ihtiyaç duyuyorum.” dedi. Demek ki o kadar güçlü ve başarılı değilim. Belki de hayatımdaki en büyük derslerimden biri buydu. Yalana ihtiyaç duymamak. Gözümü diktiğim başarı ölçütü budur ve artık yalana ihtiyaç duymadığımda ölsem de gam yemem herhalde. Son olarak, iş adamı, akademisyen veya sanatçı olmanız fark etmez, birşeyler üretmek ortaya koymak isteyen insanlar için en önemli şey zaman diyebilirim. Bunu anladığınızda aslında elinizden ne de çok şeyin kaçmış olduğunu vaktinizin ne kadarda çabuk geçmiş olduğunu fark ediyorsunuz.. Gençlere önerim zamanlarını değerlendirmek adına kendilerini daha çok bilgi ile donatsınlar. Şöhret de, servet de, kudret de hikmet de hep bundan sonra geliyor. Napolyon’un “para, para, para” dediği gibi, bilgi, bilgi, bilgi… "

 

 

Devamını Oku

DUBAİ (şehir, iş, organizasyon)

Boş bir araziye inşa edilen
aslında 7000 yıllık bir geçmişi olan
rüya şehir Dubai...

Hem iş hem kültürel anlamda farklı bakış açıları kazandıran
ülkeler bir nevi fikir alınabilecek
eğlenirken bilgi edinilebilecek kapılardır.
Türkler bu kapıları herzaman değerlendirmiş ve
ekonomiye nefes veren girişimler mutlaka gerçekleştirmişlerdir.

Bu yüzden her yerinde dünya, mutlaka bir Türk'ü ağırlar. :)
Dubai de onlardan biri.

Çalışma veya evlilik bağlarıyla ülkeye yerleşen ve iş kapıları neler olabilir, diye düşünen Türk girişimciler,
yiyecek içecek sektöründe,
sıcağa karşı dondurma firmaları ile

harika bir hizmet vermekte.
İş adamları, tercümanlar, mimarlar, bankacılar, kuyumcular kendi sektörlerinde ve
inşaat-yapı alanında geçim kapıları açan birçok Türk bulunmakta Dubai'de. Ülkenin popüler ve iş olanakları için tercih edilen şehir olmasının nedenleri; Dubai'de çalışanların vergiden muaf olması, elde edilen gelirin %100 ele geçmesi, turizmde, dev konser, eğlence organizasyonlarında,
Ortadoğu'da başı çeken bir şehir olmasıdır. Dubai hızla gelişmesini, masraftan kaçınmamaya borçlu bir ülkedir. Devasa organizasyonlar şehrin reklam pazarında kendini kanıtlamasını sağlar.

Dünyanın 3 numaralı havacılık fuarları Dubai Airshow için Dubai Emirliği bu fuara geçen yıl 100 milyon dolar yatırım yaptı. 'Global Village' fuarları ise alışveriş kulvarında her yıl 40 ülkenin ürünlerine (Türkiye'de dahil) sabun, el işi, bal, seramik, altın, halı, pamuk, doğal ürünler, otantik kokular ve yağlar vb. burada pazarlama fırsatı sunmaktadır.

& Dubai'nin çoğunluğu yabancılardan oluşur. Bu yüzden çalışma alanları ve caddelerde Arapça-İngilizce dışınca farklı dillere rastlamak mümkün.

Dubai iklimsel sıcağıyla gündüz yaşamını olumsuz etkilemesine karşın

yüksek yaşam standartları,
ülkede suç oranının düşük olması,
Dubai'yi yaşanılabilir bir yer haline getirmiştir. (Sıradışı otobüs durağı... Her şey halk ve rahat yaşam sürmeleri için..) Harikulade..

(Sıcağa karşın Dubai otobüs durağı klimalı)

İŞ, İŞ KURMA... Dubai'de oturma ve çalışma izni, iş verenlerin çözümlediği bir olay. İş kurmak için (sponsor) local birinin ortaklığına, sonrasında yatırıma ihtiyaç var. İş bulmak için 15 günlük değil; "Dubai'den yollanan turist vizesi" (visit vize) ile 2 aylık bir süreçte misafir olarak havayı öncelikli teneffüs etmek ve başvuru süreçlerini beklemek ideal bir alternatif olabilir. Hızlı büyüyen bu ülke, yatırım yapmak isteyen, eğlence sektöründen kazanç sağlamak ve uluslararası iş bağlantısı kurmak isteyenlerin uğrayacağı bir ticaret kervanı kısacası.. :) Uzun süreli yaşamak içinse, tamamen kişisel bir tercihtir Dubai. Sevgilerimle...  

 

Devamını Oku

BELÇİKA'DA YAŞAYAN TÜRK KADINLAR (3) &Golden Rose Derneği&

 

Songül Yürükoğlu:
"1985 Belçika doğumluyum.
Brüksel'de Psikoloji bölümünü bitirdim.
Beş buçuk yıl boyunca Brüksel'de çeşitli psikolojik danışmanlık
ve eğitim merkezlerinde görev aldım.
Profesyonel iş hayatımın yanı sıra Golden Rose Derneğinin
faaliyetlerine gönüllü iştirak edip projelerin hazırlanma-uygulanma aşamalarında aktif rol üstlendim.

Eylül ayından itibaren Genel Sekreter olarak dernekte görevdeyim.
Görevlerim şunlardır: Dernek içinde görev bölümünü yapmak,
dernek organları, organların dalları ve komisyonlar arası koordinasyonu sağlamak,
dernek üyeleri ve halkla ilişkileri düzenlemek ve derneğin basın sözcülügünü yapmak vb."

Tuba Yeşilyurt:
"1984 doğumluyum.
Katholiek Leuven Üniversitesinde Vesalius Research Center'da
(vrc-lab.be) araştırma görevlisiyim.
2006 yılında Boğaziçi Üniversitesi çift anadal programını
bitirdim. Kimya ve moleküler biyoloji genetik diploması aldım.
Aynı yaz evlenerek Brüksel'e yerleştim. Belçika'daki ilk senemde, Katolik Leuven Üniversitesinde master yaparken aldığım gen terapi dersinin Hocası Peter Carmeliet'in teklifi üzerine, 2008 yılında FWO bursuyla doktoraya başladım. Kanser genetiği konusunda araştırmalar yapıyorum. Öncelikli olarak göğüs, yumurtalık, rahim kanserlerine yatkınlığı ve bu tür tümör hücrelerinde yaygın olarak oluşan mutasyonları inceliyorum. Derneğin başkan yardımcısıyım ve aynı zamanda dernek bünyesinde oluşturduğumuz kültür ve sanat platformunun koordinatorüyüm. Başkan tarafından önerilmiş ve diğer yönetim kurulu üyeleri tarafından onaylanmış olan derneğin hedeflerini ve amaçlarını gerçekleştirme noktasında elimden gelen gayreti göstermeye çalışıyorum."

Esra Karadağ:
"30 yaşındayım. Eczacılık bölümünü bitirdim ve yaklaşık 6 yıldan beri
Brüksel'de eczacılık yapıyorum. Golden Rose Derneğinin kuruluş aşamasında ve devamındaki program ve projelerinde aktif şekilde yer aldım.
Dernekte başkan yardımcısıyım ve dernek içerisinde oluşturduğumuz sağlık komisyonunun başkanıyım. Arkadaslarımızla beraber samimi ve sıcak bir ortamda hem kendi kişisel gelişimimize fayda sağlamak hem de toplumsal meselelerde üzerimize düşeni yapmak adına Golden Rose Derneği etrafında birleşmiş olmaktan dolayı çok mutluyum."

Hakkımızda
Golden Rose, 2010 yılında faaliyete geçen Brüksel merkezli
bir “Kadın ve Toplum” derneğidir. Toplumun her alanında aktif,
farklı meslek gruplarından, farklı profillere, milletlere mensup
150’ye yakın aktif üyemiz mevcuttur.
Derneğimiz, toplumda çeşitli roller üstlenmiş ve Golden Rose’a
fikren zenginlik katan 20 kişilik bir yönetim kuruluna sahiptir.
Golden Rose, çok geniş yelpazeli aktiviteleriyle herkese hitap etmeyi
başarmış ve herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği ortamlar hazırlayan bir sivil toplum kuruluşudur. Kadını; toplumun merkezinde gören ve sosyal meselelere olan bakış açısına olan ihtiyacı farkettiren
derneğimiz, toplumda anahtar rol üstlenmiş bu kadınları daha donanımlı
hale getirmeyi kendisine gaye edinmşitir.
Faaliyet Alanlarımız :
Avrupa vatandaşlık bilinci, aktif vatandaşlık
gelişim etkinlikleri,
Demokrasi ve sivil topluma katılım kültürü ve sosyal sorumluluk
bilincini ilerletme faaliyetleri,
Toplumsal insicama ve çok kültürlü yaşama katkı programları,
Gençlik ve rol model programları,
Kadınların profesyonel hayata katılımını teşvik edici faaliyetler,
Sağlıklı yaşama katkı programları,
Çevre bilincinin geliştirilmesine yönelik faaliyetler,
Sanatsal etkinlikler.

Faaliyetlerimizin Birkaçı :
Avrupa'nın farklı şehirlerinde düzenlenen City-Tripler,
demokratikleşme sürecinde "kadın" başlıklı panel,
eşit haklardan sorumlu encümen azalarıyla tematik yemek.
Emniyet güçleriyle güvenlik seminerleri, Belçika’nın siyasi yapısını
ve tarihini tanıtan seminerler. Avrupa Parlementosunda gerçekleşen,
global sorunlara kadınca bakış paneli.
Belçika Parlamentosu’nda gerçekleşen,
“Gönüllülükle profesyonel hayat nasıl birlikte yürütülebilir?” başlıklı panel.
Sosyal sorumluluk bilincinin geliştirilmesine yönelik programlar; huzur evi ve hastane ziyaretleri.
Bireysel gelişim etkinlikleri :Kurslar, aile içi iletişim konferansı, protokol semineri,
dil atölyeleri, çocuk eğitimi seminerleri. Toplumsal insicama ve çok kültürlü yaşama katkı programları :Farklı kültürlerden anneleri buluşturma programı,
“Farklı Kültürlerde ve Dinlerde Annelik kavramı” başlıklı panel.
Sağlık seminerleri, bitkisel tedavi semineri, sağlıklı beslenme semineri,  
pilates ve yüzme kursları, toplu yürüyüş aktiviteleri.
Sanatsal etkinlikler : “Annelerin Fırçasından Şefkat Yansımaları”
başlıklı resim sergisi, resim atölyesi, gitar kursu.
Fransızca ve Flamanca konuşma masaları.  

Devamını Oku

BELÇİKA'DA YAŞAYAN TÜRK KADINLAR (2)

Şeyma Gelen, 1980 doğumlu.
2002 yılında,
Brüksel Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi.
Pedagojik formasyonunu da başarıyla tamamladıktan sonra üniversiteden ayrıldı.
9 yıldır Fransızca ve Türkçe dillerinde yeminli tercümanlık yapıyor; devamını Şeyma'dan dinleyelim:

 

"Türk kadınlar olarak burada başarılı işlere imza atmakta olmamıza rağmen en büyük eksiğimiz yabancı dil konusundaki yetersizliğimiz..
Bazı insanlarımız yıllardır burada olmalarına rağmen basit belgeleri anlamakta zorluk çekiyor veya polisler tarafından sorgulandığında en basit derdini anlatamıyor ve tercüman olarak çağrılıyorum!
Tercümanlığımın yanı sıra Belçika Devlet Okullarında öğretmenlik yapıyorum.
Farklı 6 devlet okulunda (Skarbek vb.) yabancı uyruklular da olmak üzere toplam 270’e yakın ögrenciye haftada iki saat ders veriyorum. Bu olağanüstu güzel meslekle şahsım nezdinde

 

Türk toplumunu da temsil edebilmekteyim. Ögretmenlerle ilk tanışma anlarımdan birinde bana  şunu söylediklerini hatırladıkça gülümsuyorum: " aaa, biz Türklerin sadece esnaf, pideci veya bakkal olduklarını düşünüyorduk, entellektüel işlere de ilginiz olduğunu bilmiyorduk!" İmajımız  bu imiş.. :)

Okul hayatımın dışında; iki kültürü birbirine en iyi şekilde tanıtmayı hedefleyen, kaynaşma, birlikte yaşama sanatını kendine hedef olarak belirlemiş Belçika Aktif Dernekler Federasyonu "Fedactio" çatısı altında faal olan "Beltud" adlı dernekte proje sorumlusuyum.
Düzenlenen faaliyetler arasında birlikte yaşama sanatını hayata geçirmemizi sağlayan Belçikalıları ve Türkleri bir araya getiren program aktiviteleri, Türkleri, mahallelerini gezerek tanıma türünden faaliyetler yapılmaktadır. Mesela bu hafta bir grup Belçikalıyı Schaerbeek'in Chaussée de Haecht caddesinde gezdirecegiz. Orası Brüksel Türklerinin yoğun olarak yaşadığı ve Belçikalıların 'Küçük Anadolu' olarak tanımladıkları bir yer. Bu hafta sonu İki kültür bu programda bir araya gelecek.
Belçikalılar severek bu faaliyetlere katılmaktalar..
Toplumlar arası barış konulu çalışmalar yapan "Pax Christi" adlı derneğin “ Avrupa Kültür ve Genişleme “ komisyonu üyesiyim aynı zamanda. Bu dernek dunyanin farkli ülkelerinde temsilcilikleri olan bir dernek. Belçika’da bulunan farklı toplulukları tanımaya ve tanıtmaya gayret sarfediyorlar.   Aktif olduğum "Pax Christi" derneği Belçika'da bulunan farklı Türk toplumlarını tanımaya ve Belçikalılara tanıtmayı hedefleyen bir dernek : seminer, konferans ve toplantı ile bir araya gelip ortak fikirlerimizi paylaşıyor ve ufkumuzu açıp, iş alanlarımızda uygulamaya koyacağımız yeni fikirler üretip paylaşıyoruz.
10 Aralık 2011’de Belçika ‘Pax Christi’ derneği, ‘Intercultural Dialogue Platformu’ ve ‘Golden Rose’  Türk kadınları derneği tarafından, "Turkish Lady" derneklerinin desteği ile müşterek olarak Schaerbeek’te düzenlenen  bir panele katılan konuşmacılar arasındaydım. Panel konusu; “Belçikalı Türkler : Hangi lisan, hangi demokrasi ve hangi kaynaşma?” idi. Sosyo kültürel hayatımızda iyi bir vizyona sahip olan Belçikalılardan da biraz sözedecek olursak; genel anlamda mütevazı, farklılıkları tanımaya açık insanlar olduklarını düşünüyorum.
"Turkish Lady, Golden Rose" derneklerinin düzenlediği faaliyetlere elimden geldiğince katılmaya çalışıyorum. Güzel ve etkili işlere imza atıyorlar.
Yapılacak çok güzel işler var.
Umarım 2012 'birlikte yaşama sanatı' yılı olur.."

Devamını Oku

ANTALYA VE BALIKESİR SAHİLLERİ..

Antalya iç kesimlerinde yakıcı bir sıcakla

kasıp kavururken, sahil kesimlerinde cennetten

farksız bir yaşam sunuyor yerlisi ve misafirlerine..

Türkiye'yi turizmle daha fazla güçlendirecek olan

Antalya'nın yeni mimarileri, havalimanları, otelleri,

halka açık gösteri ve tarihi kültür projeleri

hayata aktarılmayı bekliyor. Avrupa konseyi tarafından

1988 yılında yılın müzesi jüri özel ödülü ile onurlandırılan

Antalya Müzesinde; Side, Perge, Karataş-Sema-Höyük ile

Elmalı-Bayındır tümülüslerinin kalıntıları segileniyor. Müze;

doğa tarihi ve  Prehistorya, Frig Çağı eserleri, tanrılar,

küçük eserler ve sualtı bulutuları ile imparatorlar, lahitlet,

mozaik, sikkeler, ikonalar ve etnografya salonları ile

tarih mekanlarına gerçek bir hazine sunuyor.


Gündüzün sıcağına karşın Antalya'da geceler bambaşka bir nefes ..   Gece boyunca parıldayan yıldız ve yakamozları seyrederken ister istemez gökyüzündeki trafiğe takılıyor gözleriniz.. Antalya havalimanına inen uçak sayısını sayamıyorsunuz bile.. Gelen yabancı turistlerin çoğunluğu Kleopatra gibi Alanya'nın güzide plajlarına  akın ediyor.  Antalya-Alanya arası mesafeler katedilirken doğu ile batı arasını bütünleştirecek Antalya'nın kalbi haline gelecek ulaşım alanlarının yapılması arzulanıyor.                                               & Çok şanslıyız..
Dünyanın en önemli sahilleri arasında yer alan Konyaaltı dinlenme tesisleri, kendinizi eşsiz bir ambiyans içinde hissettiriyor. Hayran kalıyorsunuz..   Konyaaltı'nın 20. yüzyıl sonlarına kadar, Antalya'nın falezler üzerinde yer alması sebebiyle "Koyaltı" biçiminde anıldığı ve halk dilinde zamanla Konyaaltı'na dönüştüğü belirtiliyor.

Plaj yaklaşık 4.5 km. İstanbul'da gördüğünüz görebileceğiniz çay bahçeleri, Konyaaltı sahilde; ancak öyle bir hava içerisinde buluyorsunuz ki kendinizi, İstanbul'u ya da başka bir tatil beldesini düşünemiyorsunuz..
Geliştirilebilecek o kadar çok şey var ki Antalya-Konyaaltı ve civarında. Özellikle de turizme daha fazla katkı sağlayabilecek yeni otellerin yapımı, mevcut otellerde kültür, eğitim, söyleşileri ve eğlence amaçlı çocuk yarışmalarının organize edilmesi gibi etkinlikler aklımızda hayalimizde birçok proje canlanıyor.   Hatta, yaşam ve turizm koşulları, Antalya-Konyaaltı'na daha fazla turist çekebilecek yapıt, aktivite fikirlerini tek tek zihnimizde inşa ediyor. Rodos-Antalya gezileri için mesafelerin kısaltılıp seferlerin sıklaştırılması, Yunanistan'ın Türklere vize uygulamayı kaldırması için girişimler, adada yabancı turist rehberliği için yeni fırsatları doğuracak, Turizm Bakanımızın katkılarıyla hareketlenecek dev bir ekonominin gün ışığına çıkmasını sağlayacaktır şüphesiz..
  
BALIKESİR...
 
Balıkesir denince akla ilk gelen yerlerden biri Ayvalık'tır. Ancak bu seçkin beldenin çok yakınlarında ihtişamıyla ve havasıyla büyüleyen köy, koy ve sahil kesimleri var. Onlardan biri de adı çok duyulmamış, ancak gidenleri tekrar tekrar kendine çeken dünyanın 2 numaralı oksijen kaynağı Kazdağları ve Güre Sahilleri. Buradaki koylar ve plajlar pek az kimse tarafından biliniyor. Buna rağmen Güre’nin, eski sokakları, evleri, şifalı suyu, el değmemiş bakir güzellikleri, tabii denizi… Sarıkız Efsanesi kulaktan kulağa günümüze kadar gelmiş ve her yıl burada etkinlikler düzenleniyor. Sanırım yabancı turistler buradaki sakin ve enfes sahilleri, mucizevi Kazdağları'nı keşfetselerdi, Balıkesir, Antalya gibi ünlenirdi..
 
  Zira Kazdağları'nın kıymetini bilen yabancı araştırmacılar dağların eteklerinden şifalı bitkileri toplarken bize: "Türkler bu civarın kıymetini pek bilmiyorlar" diyor. Kültür değerleri ve coğrafi özellikleriyle Kazdağları ve civarı aynı sosyal, kültürel işletime oldukça musait ve İstanbul, Bursa gibi kalabalık şehirlere daha yakın. Homerosun İlyadasında 'Bin Pınarlı İda' olarak adlandırılan Kazdağları'nda sayısız pınarlar bulunmakta. Bunlardan en önemlileri, Ayı deresine karışan Kırlangıç Pınarı, Arıtaşı mahallesinin yakınında bulunan Ekşisu Pınarı, Kuru dereye akan Kozlu ve Yenicesu Pınarı, Karataş Tepe eteklerinde Türkmen yaylasından doğarak dereye akan Kartal Pınarı, Kar kuyuları mevkinde Bolluca Pınarı, Tavşanoynağı Tepesinin güney sırtlarından doğarak Bıçkı Deresine karışan Yurt Pınarı, Aktaş kayasının güneyinden kaynayan Pınarbaşı Pınarı, Kapıdağ Tepenin doğu yamaçlarındaki Kirazlı Pınarı, Yayla Tepenin kuzey yamaçlarındaki Aksu Pınarı'dır.
Kazdağları’nın en yüksek üç tepesi Kazdağı Milli Park sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla Karataş Tepe , Baba Tepe, Sarıkız Tepe'dir.  

 
 ”KAZDAĞI VE ÖZELLİKLERİ”
* Dünyanın 2. oksijen üreten bölgesi.
* 3 milyon dönüm ormanın olması *43 endemik bu yöreye ait bitki türünün yetişmesi. * Kazdağı göknarı ile dünyada ün kazanması.
* Yeşil altın (zeytin) cenneti-12 milyon zeytin ağacının üreticisi olması.
* Önemli bir ekoturizm- turizm bölgesi olup, kaplıca hizmeti sunması.
* Antik dönem yerleşimlerinden Truva, Antandros, Gargara gibi pek çok antik kenti olması.
* Değişik kültürlere ev sahipliği yapması: Yörük, Midilli göçmenleri, Türkmenler.. 

Devamını Oku

BELÇİKA'DA YAŞAYAN TÜRK KADINLAR (1)

Pınar Bayram: 1987 Belçika doğumlu göçmen bir Türk ailenin Belçika’daki 3. nesil fertlerinden. Liège Üniversitesinde mimar mühendisliği eğitiminin ardından aynı üniversitede master eğitimini sürdürüyor. Bazı hafta sonları öğrenci olarak mağazalarda fotoğraf makinalarının promotörlüğünü yaparak evin ekonomisine katkıda bulunuyor; kendi harçlığını kazanıyor. Ritim Kültür Sanat Derneği'nde yönetim başkan yardımcısı. Gerisini kendisinden dinleyelim: 

 

“Türklerin Belçika’daki varlığı 1960 yıllarına dayalıdır. O zamanlarda hızla endüstrileşen Belçika, İtalyanlardan sonra çok sayıda Türk ve Faslı kömür işçilerini ülkeye çağırdı. Bu göçmenlerin ülkeye yerleşmesiyle birlikte ekonomik alanda olduğu gibi sosyal ve kültürel alanda da devletin gelişmesini sağladı. Bugün Belçika’nın 10 milyonluk nüfusunun 160 bini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya çifte vatandaştır yani bulundukları ülkenin vatandaşlığına da sahipler. Günümüzde Belçika’da yaşayan Türk gençleri 3. kuşaktan oluşuyorlar. Onlar maden ocaklarına işçi olarak gelen Türklerin torunları ve Belçika’da doğup eğitim gören ilk Türk kökenli Belçika vatandaşlarını temsil ediyorlar.
Belçika’nın 3 tane resmi dili vardır bunlar: Flaman bölgesinde, Felemenkçe; Güneyde Valon bölgesinde, Fransızca; Almanya sınırlarına yakın Valon bölgesinde, Almanca, merkezde Brüksel'de Fransızca ve Felemenkçe konuşulur. Yaşanılan ülkenin dilini veya dillerini iyi bilmek sosyal ve ekonomik uyumun anahtarıdır, Türk göçmenlerinden ve çocuklarından oluşan bu ilk iki kuşağın en başından beri en büyük sıkıntısı yabancı dil yetersizliğiydi. Dil olmadan iş hayatında bir takım zorluklara maruz kaldılar. İki dil, iki kültür arasında yetişen üçüncü kuşak ise, eğitim sürecinde velilerin bilgilerinden yararlanamadığı için, geri kalmalarına neden oldu. Tüm bu zorluklara ve çabalara rağmen şimdilerde düzgün yabancı dil bilgisine ve saygın mesleklere sahipler. Dolayısıyla dördüncü kuşakla birlikte bundan sonra gelecek kuşaklar okul hayatında ve sosyal uyum sahasında eskisi gibi güçlük çekmeyecekler.
Belçika’da Türk toplumunu oluşturan yalnızca göçmen ve evlatları değildir. Evlilik bağları sayesinde Belçika’ya henüz yeni yerleşen Türkiye doğumlu Türkler eski kuşakta olduğu gibi yabancı dil eğitimi almazlarsa, tarlada meyve toplama veya günlük ev işleri alıyorlar. Dil yetersizliğinden kaynaklanan bir iletişimsizlik ve dolayısıyla iş bulma zorluğu bu yüzden ortaya çıkıyor. (Kadın-erkek herkesi ilgilendiren bir sorundur dil)
Toplumun da ailenin de temel unsuru olan kadınlar geçmiş tarihlere nazaran artık hak ettikleri konumda yer alıyorlar ve erkekler gibi eşit haklara sahipler. Belçika’da yaşayan Türk kadınların ve genç kızların varlığını hayatın her alanında (politika, sanat, ekonomi) görmek mümkün. Hatta sosyal alanda çalışan Türk kadınlar erkeklere göre çok daha fazla.
Belçika’da birçok dernek Belçika´da yaşayan Türk toplumuna, gençlerine ve kadınlarına yönelik çalışmalar yapıyor. Belçika Türk Dernekleri Birliği'nin vermiş olduğu bilgilere göre yaklaşık birliğe 157 tane dernek kayıtlıdır ve sayısı da zaman geçtikçe artmaktadır. Bunlardan bir tanesi "Belçika Türk Kadınlar Derneği" adı altında Türk Kadınlarına hizmet ediyor. Amaçları Türk halkını en güzel biçimde temsil etmek, Türk halkının ihtiyacı doğrultusunda aktiviteler ve faaliyetler düzenlemek, kültürel sergiler, defileler, yarışmalar, gösteriler gibi sadece eğlenceden ibaret değil aynı zamanda eğitici ve dinlendirici zengin faaliyetlerden oluşuyor."

İyİ BaYrAmLaR

 

 

 

Devamını Oku

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ÖĞR. ÜYESİ PROF. DR. ZEKİ ÇİZMECİOĞLU İLE “EĞİTİM VE ÜNİVERSİTE” KONULU SÖYLEŞİ

Eğitim ve üniversiteler konusu kapsamında görüşleriniz nelerdir hocam?

Ülkemizdeki en önemli sorunlardan biri şüphesiz “Eğitim ve Üniversite” konusudur. Kalkınan ülkeler, öncelikle eğitime ve üniversiteye önem vererek bu başarıya ulaşmışlardır. Çünkü ülkelerin teknolojik, endüstriyel ve ekonomik kalkınmasında öncü kuruluş rolünü üniversiteler üstlenmiştir. 

 

Ülkemiz, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde olmayan genç bir nüfusa sahip olduğu halde, üniversitelerimiz bu genç nüfusumuzu eğitmekte yetersiz kalmaktadır. Üniversiteye girme oranı maalesef çok düşük seviyelerde seyretmekte, devlet ve vakıf üniversiteleri, açıköğretim ve iki yıllık meslek yüksek okulları dahil ülkemizde üniversite çağındaki 18-23 yaş arası gençlerin yüksek öğrenime girme oranı yaklaşık % 53,4 civarında olduğu göz önüne alınırsa üniversite çağındaki iki gencimizden yaklaşık birisi yüksek öğrenime devam edememektedir. Her ailenin ortak sorunu çocuklarının okuma sorunudur. Her anne ve babanın çocuğunun üniversiteyi kazanarak orada okuması en büyük hayallerindendir. Okumak isteyen ve üniversiteye girmek istediği halde giremeyen bu gençlerimizin okuma sorununu halletmek ülkemiz için beklemeye asla tahammülü olmayan, acilen çözüme kavuşturulması gereken bir konudur.  

 

Diğer taraftan ülkemizde endüstri ve iş piyasası problemlerini ya bilimsel olamayan yöntemlerle çözmekte ya da yabancı ülkelerden satın alınan teknolojilere dayalı olarak üretimi gerçekleştirmekte ve problemlerini çözmektedir. Üniversitelerimiz maalesef araştırma potansiyellerini yeterince ülkenin ve toplumun problemlerini çözmeye yönelik olarak kullanamamakta, beklenen fonksiyonunu bu açıdan da yeterince yerine getirememektedir. 

 

Sizce üniversitelerin ülkemizde beklenen fonksiyonu ne olmalıdır?

Üniversite, evreni kuşatan eğitim kurumu demektir. Üniversite eğitimi, mezunlarına evrensel ve kuşatıcı bir bakış açısı kazandırmalıdır. Üniversiteler bilgi üreten, çağdaş eğitim ve öğretim ile toplumun ihtiyacı olan elemanları yetiştiren ve yaptıkları araştırmalarla ülkenin bilimsel potansiyelini ve teknolojik imkanlarının artırılmasını sağlayan kurumlardır. Günümüzde teknolojik ihtiyaçlar, küreselleşme ve rekabet şartları çağdaş üniversitenin aşağıdaki eğitim-öğretim, araştırma ve danışmanlık gibi üç önemli fonksiyonu yerine getirmesi gerektiğini ortaya koymuştur.  

 

a) Eğitim-Öğretim : Üniversiteler, ülkenin ihtiyacı olan yükseköğretimi yeterli kapasitede ve kaliteli bir düzeyde gerçekleştirip, topluma lider olabilecek ve uluslar arası platformda yarışabilecek insanları yetiştirerek ülkeye eğitilmiş insan gücünü kazandırmalıdır. Üniversitelerin öncelikli görevi, ülkenin ihtiyacı olan kaliteli insanı yetiştirmektir. 

b)Araştırma : Üniversiteler ülke problemlerine, endüstri ve iş piyasasının ihtiyaçlarına yönelik araştırmalar yapmalı, bilgi ve teknoloji üretmelidir. Üniversitelerin bir başka görevi, dünyadaki gelişmeleri ülkeye aktarmak ve bilimi ülke çapında yaymaktır.

c)Danışmanlık: Üniversiteler toplumun ihtiyaçlarına yönelik projeler üreterek topluma danışmanlık ve rehberlik yapan öncü kuruluşlar olmalıdır. 

 

Bu açıdan üniversiteler bilgi, kültür ve araştırma merkezleri olmalıdır. Üniversiteler bilgiyi üreten, uygulayan, öğreten, yayan ve sunan kurumlar olmalıdır. Üniversiteler, bilimi bilim için değil pratik yarar için endüstri, ekonomi ve teknoloji için yapmalıdırlar.

 

Yüksek öğretimin karşı karşıya bulunduğu problemleri özetlersek?

 

Ülkemizde yüksek öğretimin karşı karşıya bulunduğu genel problemler şöyle özetlenebilir:

 

İlk, orta ve yüksek öğretim arasındaki koordinasyon yetersizliği

Üniversiteye giriş darboğazının mevcudiyeti 

Brüt okullaşma oranının düşüklüğü

Öğrencilerin çok düşük bir oranının istediği bölüme girebilmesi

Mezunların iş bulamaması ve mezunların hak ettikleri itibarı görememeleri

Eğitim kalitesinin yetersizliği ve kaliteli eğitimin teşvik edilmemesi

Bilgisayar v.b. eğitim araç ve gereçlerinin yetersizliği

Sınıfların kalabalık olması ve öğretim üyelerinin öğrencilerle yeterli düzeyde ilgilenememeleri

Üniversite altyapı ve laboratuar imkanlarının yetersizliği

Üniversite, kütüphane, kültürel ve sosyal imkanlarının yetersizliği

Kaliteli öğretim üye ve yardımcılarının kıtlığı

 

YÖK ve üniversitelerin  yeniden yapılanması hakkındaki fikirlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bilindiği gibi Türkiye’de yükseköğretimi düzenleyen ve bütün esasları tespit eden 2547 sayılı YÖK kanunu 1981 yılından beri uygulanmaktadır. Bu Kanundan önce yükseköğretim kuruluşları (üniversiteler, akademiler ve yüksekokullar) düzenlemeye ve bütünleşmeye ihtiyaç duyulur durumda idiler. Bunun çözümü için yapılan çalışmalar uzun zaman sonuçlandırılamamıştı. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan sosyal aksaklıklar yanında yüksek öğretimin bu durumu tatmin edici olmaktan uzaktı. Ancak böyle bir durumda en ideal çözüm için bir genel çerçeve kanunu ile hedeflerin ve genel prensiplerin belirtilmesi ve aşırı derecede ayrıntılı ve merkeziyetçi bir sistem tercih edilmemesi gerekmekte idi. Halbuki ortaya konulan YÖK Kanunu bu yaklaşıma tamamen uymamaktadır. Bu kanun, akademik kurulların yöneticiler tarafından önemsenmemesine, hatta istendiğinde kurulların tek yöneticiye adeta yardımcı mahiyette müteala edilmesi gibi gelişmelere imkan veren bir sistem görünümünde, tartışmayı kısıtlar şekilde gelişmelere yol açmıştır. YÖK Kanunu, zamanla merkez organı tarafından çok sayıda ve sık değişen yönetmelikler veya esaslar ile, adeta çok güç uygulanabilir duruma gelmiştir. YÖK’ün üniversiteleri merkezi bir şekilde koordine etmek amacı ile oluşturulmuş bir organ olarak genel çerçeve çizerek üniversiteleri koordine etmesi beklenir iken, üniversitelerin dahili sorunlarına müdahale eden bir kuruma dönüşmüş olması yeni sorunlar yaşanmasına sebep olmuştur.

YÖK yasası mutlaka değişmelidir. YÖK adı tamamen kalkmalıdır. Yaptıklarından dolayı güzel şeyler  anımsatmayan “12 Eylül 1980 Darbe Ürünü” bu isim mutlaka değişmelidir. Yükseköğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlayacak merkezi bir kurul oluşturulmalı, bu kurul ile MEB arasındaki koordinasyon sağlanmalıdır. 

Vakıf üniversitelerinin çoğalması ve yüksek öğretimin yaygınlaştırılması hakkındaki düşünceleriniz? 

Gelişmiş Batı ülkelerinde yüksek öğretimin yaygınlaştırılması sadece devlet üniversiteleri ile olmamıştır. ABD’de özel vakıf üniversiteleri sayesinde yüksek öğretim yaygınlaşabilmiştir. Vakıf üniversiteleri cazip burs seçenekleri ve yeni eğitim programlarıyla her geçen gün öğrenci tercihlerinde daha fazla yer almaktadır. Mezuniyet sonrası iş bulma imkanı yüksek programlara öncelik veren vakıf üniversitelerine ilgi her geçen yıl artmaktadır. Klasik eğitim programlarının ötesinde, dünyadaki yükselen trendleri takip eden vakıf üniversiteleri bu yönüyle öğrenci tercihlerinde ciddi bir alternatifi olmaya başlamıştır.  Uluslararası yetkinliğe sahip akademik kadroları, teknolojiyle desteklenen eğitim altyapıları, teknik ve sosyal olanakları ile uluslararası bağlantıları vakıf üniversitelerinin önünü açmaktadır. Vakıf üniversiteleri, devlet üniversiteleri tarafından karşılanması giderek zorlaşan yükseköğretim yükünü az da olsa hafifletmektedir. Ülkemizde vakıf üniversitelerinin artması ve burslu öğrenci kontenjanlarını arttırması ülkemizde devlet üniversitelerinin yükünü azalttığı gibi eğitimin sorunlarını azaltması bakımından büyük önem arz etmektedir Bu açıdan vakıf üniversitelerinin açılması teşvik edilmelidir. Ülkemizde yetenekli, çalışkan gençlerimizin okuma imkanlarını arttırmak amacı ile iş adamı ve varlıklı aileler arasında burs kampanyaları ile bir eğitim seferberliği başlatılmalıdır.

 

Uzaktan eğitimin uygulanması ve yüksek öğretimin yaygınlaştırılması hakkındaki görüşleriniz? 

Dünyanın gelişmiş ülkelerinin birçok üniversitesinde uzaktan eğitim yöntemleri kullanılarak eğitim ekonomik olarak yaygınlaştırıldığı halde, maalesef ülkemizde istenen düzeyde internet üzerinden eğitim istenen düzeyde yaygınlaşamamıştır. Uzaktan eğitim yönteminin ülke çapında yaygınlaştırılması, hem mevcut eğitim kadrosunun daha geniş bir kitleye eğitim vermesi, hem de eğitimin ekonomik ve yaygın olması açısından en ideal çözümdür. Ülkemizde internet kullanımı oldukça yaygınlaştığına göre okumak isteyen gençlerimizi ailesinden, köyünden,  kasabasından ayrılmadan, büyük şehirlere gelmeden ilave barınma ve diğer masraflara gerek kalmadan, çok daha ekonomik eğitim bedelleri ile uzaktan eğitim modeli ile eğitmek mümkündür. 

 

Yüksek öğretimin önündeki zaman ve mekan engellerini ortadan kaldıran, okumaya imkan bulamayan gençlerimize çağımızın yüksek bilişim teknolojilerine dayalı internet ortamında kaliteli bir eğitim vermek mümkün olacaktır. Bu sistemle eğitim, 24 saat canlı tutulmakta, öğrenciye 24 saat bilgi alma-verme fırsatı, etkili ve dinamik bir şekilde, danışman öğretim üyesiyle sürekli iletişim içinde bulunma olanağı sağlanmaktadır. Ayrıca ‘Öğretim Yönetim Sistemi’ aracılığıyla öğrencilerin ve öğretim üyelerinin akademik faaliyetleri, sürekli olarak denetlenmekte ve değerlendirilmektedir.Uzaktan eğitim sistemi ile alanında tanınmış öğretim üyeleriyle etkileşimli olarak, haftada 7 gün, günde 24 saat eğitim hizmeti verilmekte, dersler sesli ve görüntülü eğitimlerin yer aldığı sanal sınıflarda yapılmaktadır. Yapılan tüm dersler kayıt edilerek öğrencinin dersi tekrar tekrar izlemesine imkan sağlanmaktadır. Eğitim, ara sınavlar ve ödevler tamamen internet üzerinden yürütülmekte, ancak başarı belirlemesinde %70 ağırlığa sahip olan dönem sonundaki final ve bütünleme sınavları ise kimlik kontrollü merkezlerde, eş zamanlı olarak, sınıf ortamında yüz yüze yapılmaktadır. Ülkemizde interaktif bir üniversite modeli ile bütün branşlarda mevcut üniversite öğretim üyelerinin ek görevle görevlendirilerek internet üzerinden eşzamanlı eğitim ile üniversite kapısında yığılan milyonlarca gencimizin acil olarak eğitimi en ekonomik olarak gerçekleştirilmelidir. Laboratuar gerektiren alanlarda uzaktan eğitim alan öğrenciler ise mevcut üniversitelerimizin laboratuarlarından belirli bir programa göre yararlandırılmalıdır.

 

Paralı eğitim hakkında devlet yönetimine bu konuda neler söylemek istersiniz?

Eğitimin bir bedeli vardır. Eğitim hizmetini almak isteyen bu bedeli ödemelidir.  Ancak bu eğitim hizmetinden herkesin yararlanabileceği bir sistem geliştirilmelidir. Bu ülkede ev almak isteyene ev kredisi, araba almak isteyene araba kredisi verildiğine göre, bundan daha da önemlisi okumak isteyen, ancak okuma ücretini ödeyemeyen gençlerimize eğitimlerini yapmak üzere eğitim kredisi verilmeli,  bu krediyi alanlar meslek hayatından borçlanabilmelidir. Okumak isteyen gençlerimize bu eğitim kredisini vermek için devletimiz bankalar ve finans kurumlarını teşvik etmelidir.

 

Eğitim ve üniversite alanındaki sorunların çözümü için görüşlerinizi bize kısaca aktarabilir misiniz?

Duvarlarında “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazılı T.B.M.M.’nin 12 Eylül 2010 Referandumu ile ortaya çıkan sonuca bağlı olarak yeni anayasa yapım sürecinde Türk Milleti’nden aldığı yetkiyi kullanarak Üniversite ve Yükseköğretim Kurumları’ndaki sorunların çözümü için darbe ürünü olan “YÖK Sistemi” ni  kaldırarak, Yükseköğretim kurumları ve MEB arasında  koordinasyonu sağlayacak “Merkezi Bir Kurul” oluşturmaya dayalı bir model ile gerekli değişiklikleri sağlamalıdır. Üniversitelerimiz merkezi  bir organın müdahalesi olmadan, kendi problemlerini çözen, kazanan ve gelişen üniversite modeli ile yönetilmelidir. Üniversitelerimiz düşünce hürriyetine önem veren ve özgür düşünceyi temsil eden kurumlar haline gelmelidir. Üniversitelerimiz özerkleşmeli ve küreselleşmelidir.  Ülkemizde okumak isteyen üniversite kapısında yığılmış milyonlarca gencimizin eğitim ihtiyacının karşılanması için yeni üniversitelerin kurulması yanında,  ekonomik eğitim yöntemi olan uzaktan eğitim sisteminin yaygınlaştırılması, eğitim kredisi sisteminin geliştirilmesi ile eğitimin finanse edilmesi ve vakıf üniversitesi burs kontenjanlarının arttırılması gibi acil çözümler üzerinde çalışmalar yapılmasının yararlı olacağını ifade etmek isterim. Sonuç olarak üniversitelerimiz, ülkemizin genç nüfusunu iyi eğiten, bilgi ve teknoloji üreten, araştırmaları ile ülkenin, endüstri ve iş piyasasının sorunlarını çözen, topluma bilgi ve projeleri ile yol gösteren saygın kurumlar olmalıdır.

Devamını Oku