Hakkında
Yapımcı - Yönetmen - Program Müdürü İstanbul Üniversitesi / İletişim Fakültesi
  • Hobiler: Kitap, Sanat, Gezi, Sohbet, Paraşüt, Planör, Kamp, Yazı, Şiir, Müzik, Politika, Belgesel
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir İstanbul
  • Doğum tarihi 29 October
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Taraflar değil adalet kazansın...

BİR

Birlik olmak adına çok şey söyleriz. Hepimiz biriz, bu toprakların evlatlarıyız, aynı gemideyiz, ülke batarsa hepimiz batarız, vs! Teoride güzel sözler fakat pratiğe baktığımda aynı şeyi göremiyorum. Herkes bibirinin kuyusunu kazıyor, iş dünyasında liyakat yerine torpil ve tanıdık işliyor. Haksız kazanç elde edenler zerre vicdan azabı hissetmiyor. Altta kalanın canı çıksın anlayışı ile yaşıyoruz. Haklı olan değil güçlü olan, dürüst olan değil yalan söyleyen kazanıyor. Durum böyle olunca; ülkemizin başına bir hal geldiğinde birileri sahip çıkmak için kavga ederken diğerleri düşmanca davranıyor. Hani aynı gemideydik! Görüyorum ki aynı gemide olmadığımız gibi aynı sularda bile yüzmüyoruz. Birleşip birarada özgür ve mutlu yaşamak varken, parçalanıp sistemin köleleri olmak için mücadele ediyoruz. Sisteme karşı bir olamıyoruz! Oysa ki en önemli şey bir olmak..

Ülke içinde birlik olmamız şart. Sonra Türk ve Müslüman devletler ile bir olmalıyız. Ve daha sonra dünya üzerindeki tüm mazlumlar ile saf tutmamız gerekiyor. Yapamıyoruz.

"Dünya Beşten Büyüktür" sözünü kavrayamadığımızı düşünüyorum. "Beş" bir araya gelip aynı hedefe yürüyebiliyorken "Diğerleri" sadece uyuyor! Uyumakla kalmıyor; uyumak istemeyenlere de kızıyorlar. "Beş" e karşı değil de birbirimize karşı öfkeleniyoruz. Beşe karşı bir olsak tüm savaşlar bitecek anlamıyoruz. Bataklık kurayacak görmüyoruz. Çiçekler açacak gönüllerde hissetmiyoruz. Bir olamıyoruz.

Üzülerek söylemeliyim ki; sözlerimizde samimi değiliz. Davranışlarımızda samimi değiliz. Cesaretimiz bir anlık, istikrar yok. 15 Temmuz ruhunu her anımıza yayabilsek hiçkimse bizimle uğraşmaya cesaret edemeyecek!!! Mesele Erdoğan, Kılıçdaroğlu, Bahçeli değil. Mesele Vatanımızın bütünlüğü, Özgürlüğümüz, Güvenliğimiz, Sağlığımız, Canımız, Malımız mesele çocuklarımızın geleceği. Geleceği düşünemiyoruz. Bir tek yol var önümüzde birlikte yürüyemiyoruz. 

Şu an ülkemizin başında bir kişi var. İçerden ve dışarıdan o gitsinde ne olursa olsun diyenler var! Yeter ki gitsin. Ölsün, sürgün edilsin, hastalansın, seçim kaybetsin! Yeter ki gitsin. Bir kişi giderse ülkede her şey değişecek gibi hissettiriyorlar! Ülkenin başına seçimle geçmiş bir kişi. O da Recep Tayyip Erdoğan. Bir kişi. Tek başına bir adam...

Bir yoksa biz yok. Hadi Eyvallah...

 

Devamını Oku

BARIŞ

Kime ateş etsen kendini vurursun bu topraklarda
Ve kime sarılsan kendinle barışırsın...

AKIL

Kullandığımız telefonlardan daha akıllı olmayı başardığımızda dünyada sorun kalmayacak...

KATAR SESSİZLİĞİ, BOYKOT VE MİLLİ DİRENİŞ

Soruyorlar; "Katar neden sessiz kalıyor?"

Cevap: Neden sessiz kalmasın ki! Katar babamızın oğlu mu? Kendilerini bizim için ateşe atacak halleri yok! Ayrıca biz başka ülkelerden destek beklemeyi bırakmalı ve kendi yolumuzu kendi ışığımızla aydınlatmalıyız. Tek yol Millet olarak birlik olmak...

 

Soruyorlar; "Milletimiz boykot çağrısına cevap verir mi?"

Cevap: İnsanlar ellerinden düşermedikleri marka telefonlarından vazgeçmez! Vatanımızı telefonlarımızdan çok seviyorsak, mutlaka boykot çağrısına uymalıyız... Milli Direniş için içimizde yeterli motivasyon var. Doğru bir yönlendirme ve isabetli kararlar ile direniş mutlaka kendi çizgisine oturacaktır.

Finansal Terör ile bizi hizaya sokmak isteyenlere verilecek en güzel cevap 15 Temmuz ruhu ile direnmektir. 

Devamını Oku

FİNANSAL TERÖR

Ülkemiz bir süredir Finansal Terör ile karşı karşıya. Amerika Birleşik Devleti planlı bir şekilde ülkemizi ve birçok ülkeyi ekonomik kuşatma altına aldı. Aramızın bir süredir bozuk olduğu Almanya devleti yetkilileri bile bizi destekleyen açıklamalarda bulundu. Avrupa ülkeleri sıranın kendilerine geleceğinin farkında!

Ak Parti iktidarının da yanlışları var elbette. Siyasi ve ekonomik adımlar atılırken hatalar yapıldı. Hükümetin mutlaka kendini eleştirmesi ve hatalarını tekrarlamaması gerekiyor. Fakat şu an hata arama zamanı değil. Birlik olma ve dik durma zamanı. Kriz çıktı, halimiz ne olacak, paralarımızı çekemeyeceğiz gibi pompalanan korkulara teslim olmak yerine devletimize ve birbirimize sahip çıkmalıyız. Dolar biraz daha yükselirse "Recep Tayyip Erdoğan gider" diyenlerin bu ülkeye sevgisinden şüphe duyarım. Böyle durumlarda particiliği bir kenara bırakıp tek yürek olmalıyız. Zaman el ele verme zamanı, 15 Temmuz'un Finansal versiyonunu yaşadığımız şu günlerde; endişeye kapılmadan hayatımıza devam etmeliyiz. Belki de bu olay diğer ülkeleri de uyandırır ve Amerikaya karşı birlik oluruz. "Dünya Beşten Büyüktür" ruhu söz de kalmaz ve hayata geçerse; Amerika'nın böbürlendiği o kibirli gücü yerle bir olur. Herkesin aynı şartlarda yaşadığı bir dünya hayal değil! İnsan insana zulmetmekten vazgeçtiğinde tüm hayaller gerçek olabilir... 

Devamını Oku

İnsanlık olarak insanca bir yaşam sürdürme gayretimiz sanırım yeterli değil. Dünyanın her yerinde savaş, zulüm, ayrımcılık, adaletsizlik ve fakirlik var. Anlaşılan; insanı insandan koruması gereken düzen pek sağlıklı işlemiyor!!! Diyorum ki; yolu yanlış olanın sonu da yanlış olur...

YAŞAMZEDE

 

 

YAŞAMZEDE 

Çamların dibinde oturup ıslık çaldığıma bakma, aklı kırık bir yaşamzedeyim aslında.Parmaklarımı saran derin uykuda dibe vurmuş  gece gemisi, zamanın içinde zamansız bir varış noktasıyım. Bakma sen taze bal yediğime; çamurla beslenen yaşamzedeyim gerçeğimde... Önce bakışlarım doğdu sonra atan bir kalp buldum avuçlarımda, derken öpüldüm yalan bir kader tarafından. Bakma böyle içten güldüğüme. Yaşamzedeyim yaratılmamış ırmakların birinde... Kırmızılar içinde kıvranan davetkar evreni, tahta kılıçla düşlerime saldıran öfkeli meleği beklemiyordum. Suyun içinde ağlayan su gibi, ten içinde başka bir ten, usulca soyunan yağmur damlası, hıçkırıklar içinde kaybolan Tanrıyı beklemiyordum. Rüyadan arta kalan ışıkları söndürüp uyumalıydım, olmadı uyandırıldım. Sonunda her şeyi geride bırakıp gitmeye karar verdim Serkana. korkularımı da alarak yanıma... Ben her zaman yıkılmış duvarların "mış" tarafında kaldım, kaybedilmiş yarışların tam ortasında. Anlatmak istediklerimi duyamadım bir türlü, kaçıncı tekil şahıstım unuttum. Bakma sen her sabah yeniden öldüğüme, nefese müptela bir yaşamzedeyim sadece.Hayatın önemsiz krallığında zavallı olduğumu hem geç anladımhem de tam zamanında. Ve dedim ki Serkana "ikimizin karanlığı gecenin dışında"... Yine de beklemiyordum kamplarda yakılmayı, cehennemi tenimde istemiyordum. Yine de oldu, alevin içine aynalar kondu. Her affettiğimde ateşi, eskimeyen bir intikam delip geçiyordu ciğerlerimi. Bir tek Tanrıyı affetmiyordum izlerken tutuşan kendimi. Böyle dik durduğuma bakma; ruhu kamburdan beter yaşamzedeyim aslında... Gelmeden önce dinledim hiç yazılmamış kağıtlardan ölü şairlerin şiirlerini. Tüm sular bende yüzdü o an, sular sende boğuldu ben irkilmedim bile. Her boğulan suda piyano çaldı biri; yaşlı, buruşuk parmaklarıyla... Kaçtım... Piyano sevmediğimden değil, kaçmak istediğimden. Gittiğim yerde susmuştu piyanolar; parmaklar sessizdi... Sensizlikten geçip ölü şairlerin mısralarına kalbimi sürdüm. Kafiyelerine dokundum uzunca bir süre. Sonra hiç yazmadığım bir yazıya başladım. Hiç öpmediğim bir kadını, hiç ölmediğim bir geceyi yazdım. Geleceğim ölümü yazarken bir başka geceye inmişti Azrail, ben dinmiştim...Yaralı bir nehrin ışığında saklandı gece, en acı sürgünde yaşadım en acı sabahı. Yine de bu cüzzamlı yazıya devam ettim. Ölü şairlerin şiirlerini okudum tekrar, sular bende boğuldu, geri döndüm tekrar... Varoluş öncesi ölümüm geldi aklıma. Gobi Çölü'nde yaşadım ilk ölümü. Nur’dan bir zerre ilk defa orada indi yeryüzüne, secde etti ona büyülü sarmaşıklar, zaman diz çöktü, mevsimler veda etti şarkı sözlerine, eski savaşlar canlandı hiç savaşılmamış bir yerde… Ölüler gözyaşı döküyordu hayatta kalanlara. Bense geçmişimin derinlerinde kendime çarpıyor, henüz doğmadığım bir yerde ağlıyordum. Her şeyin bir sırası vardı ve sırayla kayboluyorduk inancın karanlığında... Ne kolaymış insan yaratmak, ıssızlığın orta yerinde. Altı köşeli delilikmiş zor olan tek yıldızın içinde. Anlamıştım inancın kölesi olanlar, uydurulmuş bir hayalin bekçileridir bence ve hayat kısa değil ölüm çok uzundur sadece. Söyle Tanrına Serkan; Artık çıkıp gitsin, bu şiir üçümüze fazla. Ellerini çeksin bu saraydan, bıraksında uyusun gönlümdeki güvercin ve titresin sazımın teli. İyisi mi çıkıp gitsin sık yapraklı ağacımdan...Sonsuzluk iyi bilir seni yalnızlıkta beni. Öyle çok yalnız kaldım ki o da terk etti beni. Yalnız bile değilim artık. Dilerim sonsuzlukta seni terk etsin. Ölmeyene dek yaşayasın ve ölümü bile unutsun adın. Bakma böyle alıştığıma yalnızlığa, sonsuzluğa imrenen tek yaşamzedeyim aslında. Her zafere bir yenilgi gizlemekten bıkmadın mı, her kahkahanda bir gözyaşı. Ben bıktım; söyle O'na Serkan bu şiiri bana bıraksın ve çıkıp gitsin soluğumdan. Taşın altına koyduğun akrep seni de sokacak elbet tam ıssızlığından. Ben büyüdüm sen yürü artık, ben eğlendim sen de sev artık. Bir kılıç dolusu kan yaratmaktan bıkmadın mı, sözde koruyan bir de uyduruk kalkan. Söylesene, Tanrılar dolusu Tanrı olmaktan bıkmadın mı?! Ben bıktım, söyle O'na gitsin bu şiirden ve seni de alsın giderken. "Hiç"te yokum; bu sözler kendinde uydurduğum yalanlarındır SerkanAynı müzik çalıyor yine okuduğum herşiirde. Bir maceraydı bu, belki de bir avuç su. Kader diyerek öldürüyorsun her oyunu. Biliyorum kader dediğin hiçbir şeydir. “Beni bana bırak" diyor kalbim “sana”. Al kendini ve çık git hayatımdan.. Ya kendine gel ya da git benden...İmgesel bir ölümün kıyısında kırdın kalbimi orta yerinden, haykıran bir obje gibi, vuruldum tam gökyüzümden. Oysa sen yoksan cennet de yok be Tanrı. Geriye kalan kopuk zincirin paslı halkası. Bakma sen; böyle isyankar olduğuma, Yaradanın koynunda ağlayan ilk bebeğim aslında.

 

Devamını Oku

IŞIĞIN KALBİ

 

 

IŞIĞIN KALBİ

 

Hiçbir şafak aydınlığın tohumlarını içinde taşımaz.

Dante bile göremedi rüyasında “hiç” i. “hiç” içte uyumaz. Kim bilir; belki de içimizdeki ateşin hasretiydi Cehennem..!..

Koca bir ömrü doğum ve ölümle sınırlandırırız da ışığı arar dururuz ömrümüz boyunca. Aydınlanmak isteriz, berraklaşmak, arınmak. Gece bile yıldızlara bakmaktan alamaz bizi, tensizlik içine çekemez. Oysa kadim dostlar bilir; ışığın kalbi karanlıkta gizlidir. Herhangi bir rüya girdiğinde gözlerimize; dingin adım ilerleriz siyahtan akan gönlümüze. Aydınlanmak isteriz karanlığın sevgisiyle.

Bazen kayıp bir gölün çehresindeyim, bazen de uzak bir yıldızın tümcesinde. Tekrarlanan tende her sabah uyanıyorum yine ve açılıyor mazinin çekmecesi. Hiç sıkılmadan yol alıyor gölümün sessizliği, hiç yorulmadan üstelik kırlangıçların hızıyla. Her kayan yıldızda bir meşale yakıyoruz. Oysa biliyordun kadim dost; kızıllığını çoktan yitirmiş kentlerdik biz.

Süslü harflerimi alıp gitmek istiyorum bu cümleden. Işığı içimde öldürüp kaçmak istiyorum. Ama olmuyor, baştan sona hatalanıyor bu yer. Masallar ayaklanıyor birer ikişer, kahramanları damarlarımda akıyor. Biliyorum kadim dost; alacakaranlığı gözlerinle örtemezsin, ışığa sırtını dönüp çekip gidemezsin.

O halde neden kalplerde silindirler çalışıyor ve ezip geçiyor tüm duyguları?! Neden bu çalkantı verildi gövdelere ve neden dinmiyor bu sır bu tende?!  Oysa göknehrin maviliğine sürmüştüm kaderin atlarını ve kaybolmuştu keder. Ey kadim dost; kasırganın da bir acısı var sürgünden yana. Bilmezler mi, doyamadığı topraklar var. O halde neden kadere tesadüf ediyor hazırlıklı düzenek. Ve neden dökülmüyor bu sancılı yapraklar? Uzak diye mi gelmiyor dualar kalbime? Tuzak mı sanıyorlar bu ayrılığı… Oysa bilmiyorlar kadim dost; bakışlarımızın arasındaki sessizliği hiçbir Tanrı duyamaz. Haber salsınlar dört bir göğe..!.. Ne kadar Tanrı varsa toplansın ve sessizliğimizden özür dilesinler…

Doğru ya da yanlış; bırakıp gidebileceğim bir yol yok ve hiçbir saray kuşatamaz artık dünümün sokaklarını. Çok aldandım, hep aldandım aslında. Görmeliydin kadim dost yüzü öyle güzeldi ki; dudaklarından vadiler damlıyordu, ıslatıyordu utancı her susuzluğumu. Sen beni uyarmıştın. “Yokluğunu Onunla giderme” demiştin. Ah kadim dost öyle yalan bakıyordu ki, tüm doğrularımla inanıyordum. Ve asla unutamam, tüm cesaretimle korkuyordum ondan. Buna rağmen zamanın içinde zaman gibi, hayatın içinde hayat gibi olmayı öğrendim. Sende bilirsin; umuttan başka Araf yoktur aslında.

Asma gibi filizlensem de yeniden, toprağın dingin perçemine kanmam bir daha.  

Artık anlayabiliyorum; doyumsuz bilgenin mükemmelliği sayısız kusurla besleniyor. Buna rağmen aldanıyor cevapların teslimiyetinde. Tekrarlanan sonsuzluk tüketiyor zamanı, kaçıyor eski lahitinden. İşte yine doğup geliyor taze bahar, ebedi kara deliğinden. Bazen sadece bilmen gerekir kadim dost, duyman gerekmez. Tanrı’nın da korktuğu bir yol var tam kalbimizden geçen.

İlk düş ile yaratıldı sevgi ve kendi ekseni etrafında dönmeye başladı söz. Her güz yaza vardı. Ağlamadım kırılacak diye kanatlarım, onlarsız uçmaktan korkmadım. Bundan ötürü yanacaksam, ateşten kaçmam. Sende kaçma kadim dost..!.. Eğer kopacaksa o zalim kıyamet, vuslatı da sahibidir elbet.

Ne miğferlerimiz vardı ne de kötü sözlerimiz yine de gövdemizi delip geçemediler. Tefekkürün sadeliği, en uzaktaki sırrın yalnızlığı bile durduramadı bu ıssızlığı. Işığın kalbini kirletemediler. Renksizliği iğdiş edip sensizliği benimle pekiştiremediler. Betimleseler de yaşamı çizgilerle, beni ışıktan vazgeçiremediler.

İmgeler zaman gibi akıyordu üzerime, yıkanıyordum suyun bilgisiyle.

Biliyorsun kadim dost, gelmez dediğin o an gelecek bir gün. Putların ve sahte duaların korunmana yetmeyecek. Ansızın parçalanacak o münzevi kalbin, çocuksu gülümsemen çam ağacından sarkacak. Ve yeniden yaşlanacak Robert Burton. Geriye sadece melankoli kalacak. Bir de izi sürülemeyen düşlerin. Ardından her büyü kendi loşluğuna sürünecek ve yarattığın bu koyuluk tüm renklerini emecek. Düşünüyorum da kadim dost; belki de Bach’ın müziğinden başka bir Cennet yoktur.

Devamını Oku

İLK SÖZ

 

 

İLK SÖZ

İnsan varlığından bu yana kendi diliyle konuşmuş, düşüncelerini bu yolla paylaşarak sosyal bir yaşam kurmuştur. O zamanlar söz ile dil tekti. Cümle ile birlikte bir aydınlanma sürecide başlamış oldu.

Dünya aydını, ülkemizin aydını çok duyarız bu sözleri. Aydın olmak lazım efendiler, eğitim şart, okumalıyız. Kendimizi geliştirmeliyiz.

Dost acı söyler; maalesef dünyadaki aydınlar henüz aydınlanmamış aydınlardır. Eğitim şart diyorlar evet doğru şart fakat bu eğitim sistemi ile hiç eğitilmesek daha iyi. Kafasına gazete ile vurularak eğitilen köpeklerden bir farkımız olmalı insan olarak. Muhabbet kuşlarına da bir sözü defalarca söyle aynı senin sesin ile tekrarlıyor. Fakat kuşluğuna bir katkısı olmuyor bu tekrarların ya da o kafesten kurtulmasına yardımcı olmuyor. Dünyadaki eğitim sistemi de bize Kapitalizmin kurduğu kafesten çıkmamıza yetecek donanımı veremiyor; vermiyor! Demek ki öğretenin sözlerini, düşüncelerini tekrar etmek kuş beyinlilikten başka bir şey değil. Öğrencilere kendi düşüncelerini üretmeyi, kendi sözlerini söylemeyi, kendilerini bilmeyi öğretemedikten sonra bir dünya sözü, tarihi, formülü de ezberletsen boş. Boş insanlar boş işler yapar, boş kitaplar okur, boş diziler izler, boş şeyleri tartışır. Hele ki dolu bir insan ile boş bir insanın tartışmasını kesinlikle boş insan kazanacaktır. Yani şu an dünyayı boş kafalar yönetiyor. Boş kafaların da bulup bulacağı en iyi sistem kapitalizm olacaktı, oldu!! Dünyanın tüm zeki insanları da bir araya gelse Kapitalizmden kurtulamayız. İşin özüne inemedikten sonra ne kadar çırpınırsak o kadar batacağız demektir. Karakterli bir toplum için karakterli bireyler gerekir.

Boş kafayla Demokrasi yarım, Şeriat ile yönetilsen yarım, Sosyalizm ile yönetilsen yarım olacaktır. Yarım bir hayat, yarım bir ahlak dolayısı ile yarım bir özgürlük. Sömürenlerin boş kafalı sömürülenlerin ise zeki ya da emekçi olması bir çelişki değildir. Zeki kendini bilen ya da ekmek derdinde bir emekçi insanın aklına sömürü gelmez onların hayattan tek beklediği insanca yaşamak olur.

Sözünü, adını sonrada toprağı sahiplendi insanoğlu. Sonra sahiplendiklerinin dışına kaçmak istedi özgürlüğe…Çünkü kendi esaretini yarattı… (Aydınlara rağmen!!)

Vatan diye üzerine titrediğimiz bu topraklar. Ah Özgürlük ah! Ne güzel söz… ne büyülü.. Vatan ve Özgürlük… Bir toprağa ait olmaktır özgürlük. Toprağın bir insana ait olması gibi; parçaların birbirine olan bağımlılığında oluşan daha derin bir bağımsızlık hali…

Uzak bir ülkedir Vatan. Aynı toprakta yaşayan başka biri olmak yada başka biriyle yaşayan aynı toprak. Toprağıyla insan, yağmur ile bulut gibidir. Buluttayken kölesin yağınca özgür… Soğuk ve yağmurlu bir sürgünde sıcak bir şarkıdır vatan.

 Sözümüz ile adımızı kabul etsin diye dünya ne çok savaşıldı tüm tarih boyunca. Aydınların aydınlanmalarını beklemedi hiçbir bomba. Kafası boşalan tabancasını doldurdu. Savaşıp öldürerek kuruldu bu düzen. O yüzden ancak kendi sözünle öldürüldüğünde yıkılacak bu düzen… Bu kadar ölüm arasında doyasıya yaşamak var ya; ah yaşamak her şeye rağmen parıldayarak… Kirlettiğimiz bu dünyada yaşanmayacağını bilerek yaşamak.. Ve daha da kirleterek… Ne diyor şarkı da “biz büyüdük ve kirlendi dünya”… (aydınlara rağmen!!)

Yaşamak bir bahçeden çiçek koparmak değil, her nefeste bin bahçe yaratmak. Yaşamak idealler uğruna ölmek değil, uğruna ölmeyecek bir ideal yaratmak ve yaşamak bir beden diğerine sürgün edilmeden…Beden ruhun, ruhta yalnızlığın ayrılığı; yalnızlık ise…

Nereye sürüldüysem orası Vatanım,

Ne kadar vurduysan o kadar kazandım.

Kimse durduramadı bu yalnızlığı,

Ve yeşerdi bir dilde bin lisan…Lisan kalbin ayrılığı…

İlk insan ilk aydın. Ne kadar aydın varsa o kadar karanlıktayız demektir…

İlk insan, ilk söz, ilk ad… Benden daha mı masum ilk insan…İlk ayrılık…

 

Devamını Oku