Hakkında
Yapımcı - Yönetmen - Program Müdürü İstanbul Üniversitesi / İletişim Fakültesi
  • Hobiler: Kitap, Sanat, Gezi, Sohbet, Paraşüt, Planör, Kamp, Yazı, Şiir, Müzik, Politika, Belgesel
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir İstanbul
  • Doğum tarihi 29 October
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

SAĞLIKLI TATİL

 

Dünyanın başına bela olan Covid19 elbette ülkemizi de çok etkiledi. Fakat bununla yaşamaya ve üstesinden gelmeye mecburuz.

Ekonomik anlamda zor durumda olan ülkemiz daha fazla etkilenmesin diye Hükümet elinden geleni yapmaya çalışıyor. Aylardır zor şartlarda çalışan insanlarımız ise yaz aylarını ve kışın uygun tarihleri değerlendirip az da olsa tatil yapmak ve dinlenmek istiyor. 

Doğal olarak hepimizde bir tedirginlik var. Hangi otele gitmeliyiz diye düşünüyoruz. Hangi otel bu konuda daha dikkatli. Sonuçta kimse ailesinin ya da kendisinin sağlığını riske atmak istemez. Acaba otellerde virüse karşı önlemler alınıyor mu? Hijyene dikkat ediliyor mu? Otelde sürekli doktor bulunuyor mu? Odaların temizliğine havalandırılmasına dikkat ediliyor mu?

Bende sizlere bu konuyla ilgili bir tatilsever olarak yardımcı olmak isterim. Bu nedenle uzun araştırmalarım ve tatilciler ile yaptığım söyleşiler sonrası sizlere Royal Grup Otellerini gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim. Otel yöneticilerinin üstün gayreti ve inanılmaz disiplini ile tüm otellerinde pandemi kuralları harfiyen uygulanıyor. Otel müdürleri her detay ile bizzat kendileri ilgileniyor. Yemek çeşitlerinden, yemek takımlarının temizliğine, personelin dikkati ve müşteri sağlığına önem vermesinden, plaj ya da havuz kenarında bulunan şezlong ve şemsiyelerin temizliğine kadar her detay dikkatli bir denetiminden geçiyor. Kolay bir iş değil bu kadar çok sayıda personelin denetlenmesi zor bir süreç. Marka değerini düşürmeden, personel sayısını azaltmadan, kaliteden ödün vermeden müşteri memnuniyetini yakalamak ve sağlık konsundaki hassasiyeti en üst seviyede tutmak gerçekten çok zor iş. Royal Grup otellerinin güzellikleri zaten anlatmakla bitmez. Royal Seginus, Royal Holiday, Royal Vings, Royal Alhambra, Royal Dragon, Royal Adam&Eva gibi birbirinden farklı konsepte otellerden oluşan grup; her otel için en ince ayrıntısına kadar sağlık çalışması yapıyor. Her otelinin konumu muhteşem, plajı ve havuzu harika, personeli güleryüzlü, yemek çeşitleri bol ve lezzeti süper. Hangi otelinde olursa olsun bir Royal Grup misafiri olsanız aynı kaliteli hizmet size sunulur. Bunlar zaten böylesi bir markanın vermesi gereken hizmetler. Fakat benim için bu pandemiden sonra önemli olan şey insan sağlığı. İşlerini ciddiye almayan işletmelerinde peşinde olacağımız gibi, işini iyi yapan işletmeleri de takdir etmeye devam edeceğiz. Otele gelen her kişinin sağlık kontrolü ve araştırması personel tarafından yapılıyor. Otelin ortak kullanım alanlarında maske zorunluluğu var. Maskesiz bir personel görme şansınız yok. 24 saat doktor bulunduruluyor. Tüm bunlarda otel misafirlerine huzur ve güven veriyor. Satış Koordinatörü Saygın Dengiz'in titiz ve detaylı çalışmaları neticesinde Royal Grup otelleri pandemi sürecinde misafirlerine güven veren oteller sıralamasında en üsteki yerini koruyor. 

Bu zor şartlarda çalışan personelde ise zerre bir bıkkınlık göstergesi yok. Aksine müşteriye karşı daha ilgili ve güven veren yaklaşımları ile rahatlatıyorlar.

Gerisi biz tatilcilerin sosyal mesafe kurallarına ve hijyene dikkat etmesine kalıyor. Royal Grup yöneticileri gayretli çalışmalarından dolayı alkışı hak ediyor. Aileniz ile birlikte gidin, Royal Grup Otellerinden birine yerleşin ve sağlıklı konforun keyfini yaşayın. 

Devamını Oku

KRALSIZLIK


Kapitalist düzenin en kötü yanı, kapitalizm sonrası düzeni kuracak insanları yetiştiriyor olmasıdır. Kendimizi kapitalizm sonrası düzeni kuracak olan kapitalistlerden korumalıyız. Çünkü bir adım sonrası; kendine tanrı rolü biçen büyük patronların derin savaşı olacaktır. Kendileri için daha çok bizler için daha azını isteyenlerin bir süre sonra bizden alacak pek bir şey kalmadığında birbirlerine yönelecekleri kesin. Bu savaşı da kendi elleri ile değil elbette bizlerin elleriyle yapacaklar. Nasıl mı?! Tabiî ki ideolojiler ile, inançlar ile, sınıf çatışması ile değil açlık ve tokluk ile. Şu an olduğu gibi oy ve güncel çıkarlar için değil. Biraz daha çok kazanmak için değil. Yeni pazarlar oluşturmak gerçek gücü bizim güçsüzlüğümüzde bularak değil. Bizi çağdaş köle yapıp onların tüket dediklerini tüketerek tükenmek değil... Onların yaşaması için ölerek… Onların yaşaması için öldürerek. Şu an ki ırklar arası bir savaş gibi değil. Irksız, sınıfsız bir savaş. İnsanın insanla savaşı, iyi ve kötü arasında değil, kötü ile daha kötü arasında. Daha kötüleşerek büyüyen bir tanrı olma çabası. Çakma tanrıların büyümesi, biz çakma insanların da ölmesi demektir. Çoğunluğun azınlığı ezmesi gibi bir psikolojik şiddetten bahsetmiyorum. Azınlığın çoğunluğu yok etmesinden söz ediyorum. Sadece gerekli sayıdaki kölelerin yaşamasına izin verilecek geri kalanlar ölmeli. Daha temiz bir su, daha temiz bir hava, bol enerji kaynakları için ölmeliyiz. Şu an enerji kaynaklarına hakim olmak isteyen güçlülerin bir süre sonra enerji kaynaklarını çoğaltamıyorsak onu kullananları azaltmalıyız sonucuna varmaları uzun sürmeyecektir. Ve sonrası senin seninle savaşın olacak. Köleler Savaşı. Çakma insanların birbirlerini öldürmelerini dev ekranlarından üç boyutlu izleyecekler. Büyük duvarlarının ardında gülümseyecekler. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin onları kullanan her zaman insan olacak...

Kapitalizmin ilerlettiği medeniyetten ve teknolojiden hayır gelmez. Çünkü hiçbir sistem kendisini öldürecek bir şeyin doğmasına izin vermez. Her sistem kendisini daha çok güçlendiren gelişmelere izin verir. Ekolojik dengeyi umursayan ve eylem yapan bir avuç insanı milyarlarca insanın izlemesinin sebebi işte budur. Çünkü Ekolojik denge umurumuzda bile değil. Ölen hayvanlar umurumuzda değil. Çünkü kapitalizm içimize öyle işlemiş ki; demokrasi umurumuzda bile değil, insan hakları gülerim sadece, kadın erkek eşitliği mi; yok daha neler, insan birbirine eşit değilken kadın erkek eşitliği de nereden çıktı. Şiddete hayır derler doğru şiddete hayır ancak bunun için şiddeti doğuran nedenlere hayır demek gerekir sonrası sade laf…

Kapitalizm oyun içinde oyundur. Sınırlar, Kimlik, Yaşam alanları, açık hava hapishaneleridir. Kuşların sınırı olmaz ancak kuş beyinlilerin sınırı olur. Sadece insan olmayı başaramadıktan sonra ne olduğunun pek önemi yok. İyi, kötü, ahlak, kural bunlar oyunun içindeki başka oyun. Bu kuralları kuralsızların koymasından söz etmiyorum bile. Bir düşünün Kurallar sizi mi suçlulardan koruyor, suçluları mı sizden?! Büyük, güçlü ve önemli krallıklar için her zaman küçük, güçsüz ve önemsiz insanlara ihtiyaç vardır. Zengin, güçlü ve önemli insanlar için Kralsızlık şart.

 

(Sekiz yıl önce kaleme aldığım bu yazıyı sizinle tekrar paylaşmak istedim)

Devamını Oku

İHTİYAR

Öpün ellerimi demiyorum size
Güzel bir söz fısıldayın yeter
Öyle bir söz ki
Kulağımda parlasın yıldızların çığlığı

71. yaş günümü kutladık bu akşam. Kızım, damadım ve canım torunum ile birlikte yemek yedik. Karım seneler önce öldüğü için yoktu yanımızda. Yemek sonrası pasta mumlarını üç denemeden sonra anca söndürebildim. Eeee yaş 71 oldu kolay değil dostlar. Bu yaşı 7 ve 1 sayılarını bir araya getirerek elde ettim. Belli bir yaştan sonra bize ihtiyar hatta bunak diyorlar. Milyarlarca yıldır yaşayan evrende nefes alıp vererek hayatta kalan basit canlılar; tabiatın her an yenilendiğini gördükleri halde bize eskimiş diyorlar. Eski bir masalın içinde yaşıyorken üstelik. Az önce kapının önünde oynayan çocukların seslerini duydum. Bir tanesi "gürültü yapmayalım yoksa bu ihtiyar bizi kovar" dedi. Üzüntüden bir yaşıma daha girdim. 72 yaşındayım artık! Hırçınlık var üzerimde, sebepsiz bir gerginlikle geldi bu yaş bedenime. Bunca yılın dinginliği kayboldu sanki. Ya da nereye koyduğumu unuttum, bilemiyorum...

Yeni doğmuş bebekleri düşünün dostlarım, masum bebekleri. Onları masum yapan nedir?! Günahsız olmaları mı?! Evet belki; fakat aynı zamanda sevapsızlar! Ne günah işleme fırsatı çıktı karşılarına ne de sevap. Onları masum yapan yeni olmaları ve seçim yapacak fırsatlarının henüz olmamasıdır. Sanırım bebekleri sevmiyorum, belki de seviyorum ya da eskiden seviyordum, ya da ne bileyim dostlar bana bakmayın siz; tuvalete her gidip gelişimde fikirlerim değişir. Kendimdeki tutarsızlığı 73 yaşıma geldiğimde fark edebildim ancak! Yani geçen sene. Anlayacağınız üzere birinci paragrafı şimdi yazmadım, üç sene önce yazmıştım zaten. Belki çok daha seneler evvel yazılmıştı o satırlar anlayamayacağınız üzere...

Şu an 74 yaşındayım. 7 ve 4 sayılarını çok sevdiğimi torunlarımdan öğrendim. Aslında bir torunum var neden torunlarım dedim inanın hiç bilmiyorum. Yazmak için bilmeye gerek yokmuş bunuda yazdıkça öğrendim. Kendimle ilgili birçok şeyi yine yazdıkça öğrendim. Anladım ki; yazarak kendini okuyor insan ve yazdıkça biliniyor kendisi tarafından. Anladım; yazmak, okumak, düşünmek başka bir serveti yoktur insanın... Size karımın öldüğünü söylemiş miydim! Kaç sene oldu hatıralarını hiç terk etmedim ve etmeyeceğim... Bana ihtiyar diyorlar. Varsın desinler. Göğün bir kuşun kalbinde uçtuğunu düşündü bu ihtiyar. Peki siz ne düşündünüz! Hiçbiriniz bilmezsiniz kalbin coğrafyasını, ki atışları Azrail'in uykusunu kaçırır. Bebekler zaten bilmez yaşamın kaygısını, baskısını! Bebekler beslenmek için meme arar ihtiyarlar ise mana. Ben gülerim torunum ağlarken kucağımda.

Titreyen ellerimden güvercinler beslenir
Yoksun bakışlarımda dualar bestelenir
Tanrılar gezinir kırışık tenimde
Ve yorgun akşamlarım geçmişe adımlanır

O yüzden siz siz olun bana ihtiyar demeyin. Bak yaş oldu 75... Bu yaşı derhal terk etmeliyim diye düşünüyorum. İşte şimdi oldum 76 fakat bu yaş dar oldu bana, içim sıkıldı. En güzeli 77 olmak. Hooop oldum işte 77...

77. yaşı görseniz inanın sizde çok seversiniz. Her şey öyle berrak ki. Olağanüstü bir sadeliği var yaşamın. Kıyı kıyı gezmeden, öylece olduğun yerde, tavaf edilir gibi adeta, çevremde dönüyor sanki tüm dünya. "Sende iyice bunadın ha" dediğinizi biliyorum. İhtiyarlar kır çiçekleri gibiyiz, bir solar bin açarız biz. En iyisi bana bakmayın, beni yaşayın siz... Size karımın öldüğünden bahsetmedim sanırım. Çok güzel bir kadındı, gülüşünde Babil saklanırdı...

Buraya işte tam buraya aitsin dedi içimden bir ses yaşım 78 olduğunda. İçimdeki sese inanmayı bırakalı dünler oldu. Herkesin içinde bir çocuk yaşar. Bendeki huysuz ihtiyar. Aaah ah! Benim yaşıma gelince anlarsınız dostlar. Her yaşın ayrı bir yalanı var. Hadi vakit kaybetmeden toplayın yaşadıklarınızı ve yaşıma gelin. Birlikte birer kadeh şarap içer güldüğümüz günleri ağlayarak anarız. Hadi; ne kadar unutulmuş anılarınız varsa hatırlamak için gelin. "İyice saçmalıyorsun yaşlı bunak" diyorsunuz biliyorum. Düşündüklerinizin pek önemi yok aslında. Sizin sözleriniz benim yankılarımda kaybolur. Nefretiniz bana erişemez! Masallarınızın dışında yaşayan mutlu melon şapkalardan biriyim ben...

Herkes gitti bir ben kaldım yaş 79
Yorgun değilim ya da pişman
Sancılı şarkılar gibi düşüyor gönlüme arada bir isyan...

Devamını Oku

NORMAL

Çok sıkıldık dünya ne zaman normale döner diye soruyorlar...
Virüsten önce her şey normalmiş gibi!

Dünya ne zaman normale döner söyleyeyim. Yolsuzluk ve yoksulluk sona erdiğinde, her çocuğa eşit eğitim verildiğinde, herkes yeterince doyduğunda, adalet güçlüden değil haklıdan yana olduğunda, farklı düşüncelere saygı duyulduğunda, ırkçılık zihinlerden silindiğinde, esnek ve ahmak oligark yapılar yıkıldığında, antikapitalist bir düşünce ile sevgi yolunu seçtiğimizde, yalan söylemeyi bıraktığımızda, her işi ehline verdiğimizde, kendimiz için değil tüm insanlık için yaşadığımızda! Dünya o zaman normale dönecek...

Devamını Oku

Benim kalabalığım kitaplarımdır...

Tanrı dedi ki; " Al sana çiçek beni onda sev" Kopardık!

- Serkan Güzel -

ANTSEVAK VAKFI (DÜSAV)

Antalya Sağlık Turizmi Eğitim Geriatri Rehabilitasyon Engelli Sosyal Hizmetler Vakfı

Ülkemizde birçok Dernek ve Vakıf hizmet vermekte. Bu çalışmalar ülke insanı için hayati önem taşımaktadır. Geçmişten günümüze miras kalan imece ruhu bu çalışmalar sayesinde hayat bulur. İşte Antsevak Vakfı bunlardan biridir. Antsevak Vakfı'nın kuruluşu ile ilgili kurucu mütevellit başkanı sayın Şecaattin Zenginoğlu amaçlarıyla ilgili şunları söylüyor:
"Vakfımız Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi Sayın Hakimliği tarafından 16 Haziran 2016 tarihi Tevzih Kararlarıyla Tescil edilerek Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 20 Temmuz 2016 tarihinde Resmi Gazetenin 29776 sayılı nüshasında yayınlanarak kuruluşunu tamamlamış ve 10 Ağustos 2016 tarihinde resmen göreve başlamıştır.
Kültürel ve sosyal hizmetler, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma, ekonomik ve mali bakımdan güçsüz durumda olanları ve şehit ailelerini desteklemek, güçlendirmek ve onların sosyal ve ekonomik durumlarını düzeltmek; madde bağımlılığı mücadelesi; doğanın, çevrenin, biyolojik çeşitliliğin, araştırılması ve korunması; sürdürülebilir yaşam ve sürdürülebilir kalkınma yaklaşımlarının geliştirilmesi ve örneklenmesi; çevre ve doğayı ilgilendiren tüm sektörlerde etkili proje ve yaklaşımların geliştirilmesi ve toplumda bu konularda bilincin artırılmasına katkı verilmesi, çevre kirliliğinin önlenmesi ve iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve tabi kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması, ülkenin doğal bitki ve hayvan varlığı ile tabii ve tarihi zenginliklerinin korunması için maddi ve manevi katkıda bulunmak ve bu amaçla yeni kaynaklar temin etmek; doğa ve tarih varlıklarının korunması, milli değerlerin tanıtılması, turizm geliştirilmesi, dünya coğrafyasında Türk kültür ve medeniyetinin yaşanmış olduğu ülke ve bölgelerdeki halklar arasında dostane ilişkiler kurarak ortak dil, tarih, sanat, gelenek ve görenekleri araştırarak somut ve somut olmayan kültürel mirası ortaya çıkarmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak; eğitim, sağlık; bilimsel araştırma ve geliştirme; yasaların müsaadesi dahilinde her türlü kültürel, sosyal ve iktisadi imkanı sağlayıcı tesisler kurup üniversite öğrencilerine turizm ve sağlık turizmi, sağlık, ekonomi, işletme vb. mesleki eğitimleri için maddi ve manevi imkan sağlamak, sağlık turizminin ülke ekonomisine katkısının artırılmasına yönelik her türlü faaliyette bulunmak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayacak teşvik, tertip ve tedbirleri almaktır. Turizm sektörüne nitelikli personel yetiştirilmesine ilişkin faaliyetlerde bulunmak ve buna yönelik faaliyetleri desteklemek, Türkiye kalkınmasına ve sosyal refahın artmasına yardımda bulunmaktır.

Yaş alan insanlarımızın sağlıklı, mutlu, huzurlu, bakımlı, moral değerlerini yükseltici sosyal ve kültürel aktüaliteler içerisinde yaşamlarını sürmeleri için, çağımızın yükselen insani değerlerini esas alan vakfımız, bu alanda eğitim almış profesyonel insan kaynaklarımız ve modern tesislerimizle hizmet veriyor olmaktan onur duymaktadır.

5737 sayılı Vakıflar Kanunu, bu kanuna istinaden Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı yönetmelik ve genelgeler, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşfik Kanunu ve mevzuatlar çerçevesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı gibi resmi kamu kuruluşlarımızın gözetim ve denetimleri çerçevesinde insani değerlere duyarlı olarak hizmet veren ve yarı resmi kuruluş olan vakfımız bu hususta en değerli varlığı olan yüreğini, saygı ve sevgi çerçevesinde ortaya koymuştur."
Ayrıca ANTSEVAK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı M. Oğuztürk Zenginoğlu, Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı Fatih Nacak gibi çok değerli yöneticileri ile halkımıza hizmet etmeye kararlı bir ekip ile çalışmaya devam ediyorlar.
Yoğun işlerinden vakit ayırıp böylesine güzel bir gönül işine kendini adayan Vakıf yöneticilerini yürekten kutluyorum.
Bu eşsiz hizmete ortak olmak isteyen sevgili okurlarımız www.antsevak.com adresinden gerekli bilgiyi edinebilirler.

Devamını Oku
Serkan Güzel

Lobisiz Jön 'Onur Tuna'

Oyunculuk hem ülkemizde hem dünyada zor işlerden biridir. Sadece eğitimli ve yetenekli olmanız yetmez. Doğru kişileri tanımak ve iyi projelerde yer almanız gerekir. Siyasi, zengin ve güçlü tanıdıklar edinmek ve onlarla ilişkileri iyi tutmak da bu işin bir parçası artık. Bu nedenle sektör aynı insanların etrafında döner. 

Bazı oyuncular ise; yan yollara sapmadan sadece işini yapar. İşte bu oyuncuların başında Onur Tuna gelir. Oyuncu; Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü'nden mezun oldu. Okul yıllarında lisanslı olarak voleybol ve basketbol oynamış ve İzmir'de dört sene mankenlik yapmıştır. Yakışıklı oyuncu, ekranlara ilk adımını 2011 yılında Hayat Devam Ediyor adlı dizisiyle attı. İsmini TRT'de yayınlanan 'Filinta' dizisi ile geniş kitlelere duyurdu. Başarılı bir dönem dizisiydi. Daha sonra Show TV'de yayınlanan ve tamamen Onur Tuna üzerine kurgulanan !Cesur Yürek' dizisinde yer aldı. Konusu ve kadrosu ile ümit verici bir dizi olduğu halde izleyici tarafından beğenilmedi. Beğenilmemesinin basit sebepleri var aslında. Dizinin yönetmeni başarısızdı açık ve net! Yan karakterler bir türlü istenilen performansı sergileyemedi. Sahneler vasattı. Aslına dizinin tek başarılı ismi Onur Tuna ve birkaç oyuncuydu. Bu diziden sonra oyuncu için biraz düşüşe geçti diyebiliriz. 

Ve sonunda oyuncunun karşısına 'Mucize Doktor' gibi çok güzel bir proje çıktı. Dr. Ferman karakterine hayat veren Onur Tuna yeniden sevenlerini mutlu etti. Yumruklarıyla ve sert sözleriyle değil, duygusal iniş çıkışları ve gözyaşları ile oyunculuğunu konuşturmaya başladı. 13. bölümde yer alan hastane önü kavga sahnesini özellikle izledim. Üçünü birden pataklayan bir kahraman değil, sevdiği biri için üç kişinin arasına dayak yeme pahasına giren bir kahramandı aslında. Gerçek kahramanlık budur işte! Taner Ölmez ile birlikte dizinin starı tartışmasız Onur Tuna'dır. Her bölüm onlarca insanın öldürüldüğü, önermesi zayıf, şiddet ve aptallık pompalayan dizilerin arasında izleyiciye umut veren işlerden biridir 'Mucize Doktor' Bu dizinin içinde oyunculuğunu zirveye taşıyan oyuncuyu kalpten tebrik ediyorum. Sesiyel, bakışıyla, olağanüstü sade tarzıyla dünya çaında bir jön'dür Onur Tuna. Şahsi fikrim 5 yıl için de dünyanın önemli işlerinden birinde rol alacak ve uluslararası işlerde ülkemizi başarıyla temsil edecektir. Kendisi bile bunu hayal etmiyor olabilir ama bu mutlaka gerçekleşecek. İzleyip göreceğiz...

 

Devamını Oku
Lobisiz Jön 'Onur Tuna'

"RAİF İLE LETAFET” OYUNU BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR...

"RAİF İLE LETAFET”

CİHANGİR ATÖLYE SAHNESİ'NDE

Cihangir Atölye Sahnesi'nin (CAS) ilk oyunu olan "RAİF İLE LETAFET” alkışlanmaya devam ediyor. 

Kıvanç Kılınç'ın yazdığı, Muhammet Uzuner'in yönettiği, dekor tasarımını Veli Kahraman, kostüm tasarımını F. Nihan Şen, Koreografisini Hicran Akın, müziklerini Ali Seçkiner Alıcı ve ışık tasarımını Onur Alagöz'ün yaptığı "RAİF İLE LETAFET" oyununda; Aras Cem Güler, Barış Özgenç, Bülent Düzgünoğlu, Kıvanç Kılınç ve Sinem Ünsal rol alıyorlar.

 

2018-2019 Tiyatro sezonunda başlayan ve 3 ayrı ödül komitesinden toplam 8 dalda aday gösterilen "RAİF İLE LETAFET", Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri'nde "Yılın En Başarılı Ekip Oyunu" ödülünün yanısıra, oyuncularından Sinem Ünsal'la Lions 25.Türkan Kahramankaptan Sanat Ödülleri'nde "Yılın En Başarılı Genç Kadın" ödülünü kazandı. Raif ile Letafet adlı oyunda ilk profesyonel deneyimini yaşayan Sinem Ünsal televizyonların sevilen dizisi Mucize Doktor'daki Nazlı karakteri ile de geniş ilgi görmekte..

 

Oyun 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da geçiyor, paranın ve gücün peşinde koşan Banker Veli ve yine zenginlik ve güç peşindeki baba Müşerref ile güzel kızı Letafet’in masum, romantik ancak parasız âşığı şair Raif döngüsündeki komik olayları aktarıyor. Raif ve Letafet birbirlerine âşıktır ve çok yakında evleneceklerdir. Ancak iflas eden Letafet'in babası kızını para için bir başkasıyla evlendirme kararı alır. Âşıkların kavuşmak için buldukları çözüm yolları onları eğlenceli bir biçimde yan yana getirecektir.

 

Oyunun yönetmeni Muhammet Uzuner, bir söyleşisinde oyun hakkında şöyle diyor: “Kıvanç’ın yazdığı oyun yapmak istediğim tiyatro biçimine olanak tanıyan eğlenceli bir metin. Cinsiyet, sevgi, ekonomi gibi konularda geçmişten günümüze söz söyleyen yapısıyla eleştirel de bir çalışma oldu. Orta oyunundaki ya da Commedia Dell'arte'deki açık oyun biçimini seviyorum. Bu biçim, oyun oynama duygusunu ve neşesini açıkça meydanda tutuyor ve bizlerin yaşama çabasına çok destek veriyor diye düşünüyorum.”

Oyuncuların sahne performansı harika. Baştan sona yönetmenin etkisini görüyorsunuz. Muhammet Uzuner'i özellikle tebrik ediyorum. Oyuncuların sahne enerjisi mükemmel. Kaçırılmaması gereken oyunların başında geliyor. İzleyenler tarafından ayakta alkışlanan bu oyunu kaçırmayın...

 

Devamını Oku
"RAİF İLE LETAFET” OYUNU BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR...

Zorlu PSM’den Yine Bir Hint Müzikali Sürprizi!

Zorlu PSM’nin Taj Express’ten sonra ağırladığı ikinci Bollywood müzikali olan gösteri, 26 Kasım - 1 Aralık tarihleri arasında izleyiciyle buluşuor. Yazar, yönetmen ve dans direktörü Rajeew Goswami tarafından hayata geçirilen gösteride, birbirinden renkli kostümlerle muhteşem dansçılar sahne alacak. 

2015’te Londra’nın en prestijli tiyatrolarından London Palladium West End Theatre’da 60 kez gösterime girmesiyle birlikte Avrupa ve Orta Doğu’da birçok ülkeyi turlayan Beyond Bollywood, Hindistan’ın renkli kültürünü bir görsel şölene dönüştürürken izleyenleri büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.  Geleneksel ve modern Hint danslarına yer veren, Broadway tarzında düzenlenmiş en iyi Bollywood gösterilerinden biri olan Beyond Bollywood, kaybettiği annesinin hayalini gerçekleştirmek üzere Almanya’dan Hindistan’a doğru yola çıkan dansçı Shaily’nin hikayesini konu ediyor. Masal ve kültür öğelerini birleştiren bu romantik ve destansı gösterinin müzikleri Salim Sulaiman ve sözleri Irfan Siddiqui imzasını taşıyor.

Zorlu Performans Sanatları Merkezi (PSM), 6 yıldır olduğu gibi sanatseverin heyecanına bu sezon da yeni isimlerle birlikte ortak oluyor!

Gösteri gün ve saatleri:

26, 27, 28, 29 Kasım 21.00   // 30 Kasım 15.00 – 20.00 // 1 Aralık 14.30 – 19.30

Devamını Oku
Zorlu PSM’den Yine Bir Hint Müzikali Sürprizi!