Hakkında
Yapımcı - Yönetmen - Program Müdürü İstanbul Üniversitesi / İletişim Fakültesi
  • Hobiler: Kitap, Sanat, Gezi, Sohbet, Paraşüt, Planör, Kamp, Yazı, Şiir, Müzik, Politika, Belgesel
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir İstanbul
  • Doğum tarihi 29 October
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

SORMAK VE DÜŞÜNMEK

Maalesef sormak, düşünmek giderek bizden uzaklaşıyor. Kendimizden öte daha büyük bir bütünün parçası olduğumuzu unutuyoruz.

Önce düşünmek elbette... Düşünmeyi angarya bir iş olarak görmek tamamen eğitim eksikliğidir. Düşüncenin gücünü, eyleme dönüştüğünde aldığı sonuçları ancak tarih kitaplarında okuyabiliyoruz. Okumanın kıymetini, sormanın gücünü unuttuk bile...

Düşünmek insanı evren ile birleştirir. Düşünmek en alttakini en üsttekine yakınlaştırır. Düşünmek acıyı azaltır şifayı çoğaltır. Düşünmek karanlığa ışık tutakmaktır. Düşünerek yaşam kurar insan, düşünerek yaşar ve yaşatır. Sorduğumuz sorular ise düşüncelerimizin aynasıdır. Sormak özgürlüktür. Sormak kalıplaşmışlığın dışına çıkmak, düşünce diktatörlüğüne başkaldırmaktır.

Bunların temelinde tabiki eğitim ve öğretim yatar. Okullarımız bilgiden önce öğrenmeyi sevdirmeli öğrencilerimize. Okumayı sevdirmeli, öğretmeni sevdirmeli, okulda bulunmayı sevdirmeli. İnsan biliyorum değil öğreniyorum demeli. Bunun için yöneticiler eğitim sistemini özenle hazırlamalı. Okul sahipleri bilginin kralı gibi değil hizmetkarı gibi olmalı. Böyle olduğunda öğrencisi, öğretmeni, okul sahibi aynı yolda el ele yürüyerek ışık saçarlar dört bir yana. Aydınlanır ülkeler, aydınlanır dünya. 

Her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de birçok okul bulunmakta. Kimisi özel kimisi devlet okulu. Önemli değil devlet okullarının patronu iktidarlardır. Her iş döner dolaşır insan detayına gelir. İyi nesiller yetiştirmek istiyorsak; yetiştiricilerimizi iyi yetiştirmeliyiz. Aileler çocuklarının yetişeceği okulları iyi seçmeli. Çünkü okumak geleceğin dünyasını yeniden şekillendirir. Gelecekte kendimiz için bilgi, başarı ve mutluluk arıyorsak tohumlarını şimdi ekmeliyiz. Bilginin tarlası okullarımızdır. 

Öyle okullar inşa edilmeli ki; binası depreme öğrencilerin zihni cehalete karşı dayanıklı olmalıdır. Dayanıklı binaların içinde iyi yetişmiş yetiştiriciler, aydın idareciler, işini seven çalışanlar ve tüm bu organizasyonu müthiş bir disiplin ile denetleyen Mütevelli Heyeti.   

Eğitime gönül vermiş harika insanlarımız var. Örneğin; Beykent Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Adem ÇELİK, Konak Eğitim Vakfı’nın Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İsmail Erkan ÇELİK, Doğuş Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Ahmet Alkan Çelik. Özellikle Dr. İsmail Erkan Çelik'in çalışma azmi, disiplini, çalıştığı yeri aydınlatan enerjisi ve eğitime harcadığı emeğe yakından şahitlik etmiş biri olarak şunu belirtmeliyim; Bu insanlar özeldir. Eğitim için maddi manevi her şeylerini samimiyetle ortaya koyan nadir insanlara kıymet vermeliyiz. Eğitimde maliyet = adalettir. Maliyet = Sağlıktır. Maliyet = Herşeydir... Bu okullardan mezun olan Avukatlar, Savcılar, Hakimler, Doktorlar, Mühendisler gelecekteki dünyamızın mimarladır. Bu nedenle bizim böyle insanlara herşeyden daha çok ihtiyacımız var.  Onları paçalarından tutup aşağı çekmeye çalışmak yerine el üstünde tutmalıyız, onlara hendek olacağımıza köprü olmalıyız. Maddi manevi güçlerini çocuklarımızın eğitimi için harcayan kişilere yardım edemiyorsak bile saygı göstermeliyiz. Bazen en iyi yardım sadece saygı göstermektir. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Unutma sevgili okur; düşünmekten vazgeçmeyen, doğru soruyu sorabilen nesilleri yetiştirmek Cehaleti fethetmektir... 

 

“İnsan aklının kendine özgü bir yazgısı vardır: Kuralları tamamen kendi doğası tarafından belirlenen bir bilgi türünde sorduğu birçok sorunun yükünü taşır, bunları görmezden gelemez, ancak kendi gücünün çok ötesinde olduklarından, onlara yanıt da veremez.” (Immanuel Kant)

Öğrenmek tüm yanıtlara açılan tek kapıdır. (Serkan Güzel)

 

Devamını Oku

SANAT…İNSAN…POLİTİKA…

 

Filozofların neredeyse tamamı anlatımlarını teknik bir dil ile gerçekleştirmiştir. Düşündükleri ile bir yaşam felsefesi oluşturmayı amaçlamışlardır. Fakat en etkili felsefe anlatımları sanat yoluyla halka ulaşanlardı. Platon hikaye şeklinde yazmış, bir başkası şiirsel bir dille, kimisi de roman. Nietzsche, Kafka, Marx ve niceleri. Tüm aforizmalarını sanatla kaynaştırıp halka öyle aktarmışlar. Avrupa da bu şekilde bir hayat ve politika yaşamı kuruldu.

 

Tabii ki her toplumun kendine has bir yapısı var. Bizler entelektüel derinliği olan, bilgili insanları dinlemek ve onların düşüncelerinin üzerine koyarak ilerleme yolunu seçmedik, seçemedik belki de seçtirilmedik. Hayat ise seçimini yapanların ve bedelini ödeyenlerin arenasıdır. Ülkemizde niteliksiz sanat, niteliksiz siyaset doğal olarak aynı ölçüde insan ilişkilerini üretti.

 

Sürekli kaliteli sanatın ne olduğu tartışılır. Herkes farklı bir cevap verir kendince. Benim cevabım biraz daha farklı. Tiyatronun ilk örnekleri Kral oyunlarıdır. Kralın çöküşü, Kral olmak gibi konular. Şu anda televizyona bağımlı olduğumuzdan daha bağımlıydı halk tiyatroya. O dönemde kilise yönetimi tiyatro oynamayı, yazmayı ve hatta izlemeyi yasakladı. Bu yasağa uymayanları da aforoz ettiler. Halk pes etmedi tiyatro oynamaya, yazmaya, izlemeye devam etti. Din adamları bu durumla baş edemeyeceğini anlayınca toplantı üzerine toplantılar yapıp oyunları kilisede oynatmaya karar verdiler. Sanki kilise halkın sesine kulak vermiş gibi görünüyordu ve herkes çok mutluydu. Oyunlar kilisede oynanmaya başladıktan sonra konularında değişimler başladı. Daha önce Kral üzerine yapılan oyunların yerini; cennet, cehennem, Tanrı ve Tanrısızlık aldı. Bu olay Her güç değişiminde sanatında içeriğinin değişmesinin ilk örnekleriydi diyebiliriz.

 

Kapitalizm ile beraber tüketim dönemine girince yine konular değişti. Yani kaliteli sanat nedir sorusunun cevabını şöyle verebiliriz. Yaşadığımız topluma hükmeden sistemin yetiştirdiği aydınların beğendiği sanat kaliteli sanattır. Bu yüzden toplumlar kalitelerini sanat ile yarıştırır.

 

Biz nasıl bir toplumuz? Bakıyorum sanatımızda, politikamızda, sporumuzda hiçbir kalite yok çünkü insanımızda yok. Az sayıda olanlar varsa da; seslerini duyuran ve duyan yok!

 

Giderek daha kötü olmaya başladı. Bilgisizliğin doğru kabul edildiği, kendini eğitmiş insanları ötekileştiren, kötü sanatı iyi olarak kabul eden, yeteneği değil şöhreti yücelten tuhaf bir düzen kurulmaya başladı. Atatürk’ü tanımadan Atatürkçü olanlar, Dinimizi bilmeden anlatanlar, öğrenmeden öğretenler imparatorluğuna döndü dünyamız. Şimdi size Demokrasi ve çoğunluk her zaman haklıdır sözü ne düşündürüyor. Bence; Demokrasi halkın kendi kendini kandırmasıdır.

 

Seçimler başlıyor ve bitiyor. Birileri seviniyor, birileri üzülüyor ben sadece gülüyorum.

Devamını Oku

KRALSIZLIK


Kapitalist düzenin en kötü yanı, kapitalizm sonrası düzeni kuracak insanları yetiştiriyor olmasıdır. Kendimizi kapitalizm sonrası düzeni kuracak olan kapitalistlerden korumalıyız. Çünkü bir adım sonrası; kendine tanrı rolü biçen büyük patronların derin savaşı olacaktır. Kendileri için daha çok bizler için daha azını isteyenlerin bir süre sonra bizden alacak pek bir şey kalmadığında birbirlerine yönelecekleri kesin. Bu savaşı da kendi elleri ile değil elbette bizlerin elleriyle yapacaklar. Nasıl mı?! Tabiî ki ideolojiler ile, inançlar ile, sınıf çatışması ile değil açlık ve tokluk ile. Şu an olduğu gibi oy ve güncel çıkarlar için değil. Biraz daha çok kazanmak için değil. Yeni pazarlar oluşturmak gerçek gücü bizim güçsüzlüğümüzde bularak değil. Bizi çağdaş köle yapıp onların tüket dediklerini tüketerek tükenmek değil... Onların yaşaması için ölerek… Onların yaşaması için öldürerek. Şu an ki ırklar arası bir savaş gibi değil. Irksız, sınıfsız bir savaş. İnsanın insanla savaşı, iyi ve kötü arasında değil, kötü ile daha kötü arasında. Daha kötüleşerek büyüyen bir tanrı olma çabası. Çakma tanrıların büyümesi, biz çakma insanların da ölmesi demektir. Çoğunluğun azınlığı ezmesi gibi bir psikolojik şiddetten bahsetmiyorum. Azınlığın çoğunluğu yok etmesinden söz ediyorum. Sadece gerekli sayıdaki kölelerin yaşamasına izin verilecek geri kalanlar ölmeli. Daha temiz bir su, daha temiz bir hava, bol enerji kaynakları için ölmeliyiz. Şu an enerji kaynaklarına hakim olmak isteyen güçlülerin bir süre sonra enerji kaynaklarını çoğaltamıyorsak onu kullananları azaltmalıyız sonucuna varmaları uzun sürmeyecektir. Ve sonrası senin seninle savaşın olacak. Köleler Savaşı. Çakma insanların birbirlerini öldürmelerini dev ekranlarından üç boyutlu izleyecekler. Büyük duvarlarının ardında gülümseyecekler. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin onları kullanan her zaman insan olacak...

Kapitalizmin ilerlettiği medeniyetten ve teknolojiden hayır gelmez. Çünkü hiçbir sistem kendisini öldürecek bir şeyin doğmasına izin vermez. Her sistem kendisini daha çok güçlendiren gelişmelere izin verir. Ekolojik dengeyi umursayan ve eylem yapan bir avuç insanı milyarlarca insanın izlemesinin sebebi işte budur. Çünkü Ekolojik denge umurumuzda bile değil. Ölen hayvanlar umurumuzda değil. Çünkü kapitalizm içimize öyle işlemiş ki; demokrasi umurumuzda bile değil, insan hakları gülerim sadece, kadın erkek eşitliği mi; yok daha neler, insan birbirine eşit değilken kadın erkek eşitliği de nereden çıktı. Şiddete hayır derler doğru şiddete hayır ancak bunun için şiddeti doğuran nedenlere hayır demek gerekir sonrası sade laf…

Kapitalizm oyun içinde oyundur. Sınırlar, Kimlik, Yaşam alanları, açık hava hapishaneleridir. Kuşların sınırı olmaz ancak kuş beyinlilerin sınırı olur. Sadece insan olmayı başaramadıktan sonra ne olduğunun pek önemi yok. İyi, kötü, ahlak, kural bunlar oyunun içindeki başka oyun. Bu kuralları kuralsızların koymasından söz etmiyorum bile. Bir düşünün Kurallar sizi mi suçlulardan koruyor, suçluları mı sizden?! Büyük, güçlü ve önemli krallıklar için her zaman küçük, güçsüz ve önemsiz insanlara ihtiyaç vardır. Zengin, güçlü ve önemli insanlar için Kralsızlık şart.

 

(Sekiz yıl önce kaleme aldığım bu yazıyı sizinle tekrar paylaşmak istedim)

Devamını Oku

İHTİYAR

Öpün ellerimi demiyorum size
Güzel bir söz fısıldayın yeter
Öyle bir söz ki
Kulağımda parlasın yıldızların çığlığı

71. yaş günümü kutladık bu akşam. Kızım, damadım ve canım torunum ile birlikte yemek yedik. Karım seneler önce öldüğü için yoktu yanımızda. Yemek sonrası pasta mumlarını üç denemeden sonra anca söndürebildim. Eeee yaş 71 oldu kolay değil dostlar. Bu yaşı 7 ve 1 sayılarını bir araya getirerek elde ettim. Belli bir yaştan sonra bize ihtiyar hatta bunak diyorlar. Milyarlarca yıldır yaşayan evrende nefes alıp vererek hayatta kalan basit canlılar; tabiatın her an yenilendiğini gördükleri halde bize eskimiş diyorlar. Eski bir masalın içinde yaşıyorken üstelik. Az önce kapının önünde oynayan çocukların seslerini duydum. Bir tanesi "gürültü yapmayalım yoksa bu ihtiyar bizi kovar" dedi. Üzüntüden bir yaşıma daha girdim. 72 yaşındayım artık! Hırçınlık var üzerimde, sebepsiz bir gerginlikle geldi bu yaş bedenime. Bunca yılın dinginliği kayboldu sanki. Ya da nereye koyduğumu unuttum, bilemiyorum...

Yeni doğmuş bebekleri düşünün dostlarım, masum bebekleri. Onları masum yapan nedir?! Günahsız olmaları mı?! Evet belki; fakat aynı zamanda sevapsızlar! Ne günah işleme fırsatı çıktı karşılarına ne de sevap. Onları masum yapan yeni olmaları ve seçim yapacak fırsatlarının henüz olmamasıdır. Sanırım bebekleri sevmiyorum, belki de seviyorum ya da eskiden seviyordum, ya da ne bileyim dostlar bana bakmayın siz; tuvalete her gidip gelişimde fikirlerim değişir. Kendimdeki tutarsızlığı 73 yaşıma geldiğimde fark edebildim ancak! Yani geçen sene. Anlayacağınız üzere birinci paragrafı şimdi yazmadım, üç sene önce yazmıştım zaten. Belki çok daha seneler evvel yazılmıştı o satırlar anlayamayacağınız üzere...

Şu an 74 yaşındayım. 7 ve 4 sayılarını çok sevdiğimi torunlarımdan öğrendim. Aslında bir torunum var neden torunlarım dedim inanın hiç bilmiyorum. Yazmak için bilmeye gerek yokmuş bunuda yazdıkça öğrendim. Kendimle ilgili birçok şeyi yine yazdıkça öğrendim. Anladım ki; yazarak kendini okuyor insan ve yazdıkça biliniyor kendisi tarafından. Anladım; yazmak, okumak, düşünmek başka bir serveti yoktur insanın... Size karımın öldüğünü söylemiş miydim! Kaç sene oldu hatıralarını hiç terk etmedim ve etmeyeceğim... Bana ihtiyar diyorlar. Varsın desinler. Göğün bir kuşun kalbinde uçtuğunu düşündü bu ihtiyar. Peki siz ne düşündünüz! Hiçbiriniz bilmezsiniz kalbin coğrafyasını, ki atışları Azrail'in uykusunu kaçırır. Bebekler zaten bilmez yaşamın kaygısını, baskısını! Bebekler beslenmek için meme arar ihtiyarlar ise mana. Ben gülerim torunum ağlarken kucağımda.

Titreyen ellerimden güvercinler beslenir
Yoksun bakışlarımda dualar bestelenir
Tanrılar gezinir kırışık tenimde
Ve yorgun akşamlarım geçmişe adımlanır

O yüzden siz siz olun bana ihtiyar demeyin. Bak yaş oldu 75... Bu yaşı derhal terk etmeliyim diye düşünüyorum. İşte şimdi oldum 76 fakat bu yaş dar oldu bana, içim sıkıldı. En güzeli 77 olmak. Hooop oldum işte 77...

77. yaşı görseniz inanın sizde çok seversiniz. Her şey öyle berrak ki. Olağanüstü bir sadeliği var yaşamın. Kıyı kıyı gezmeden, öylece olduğun yerde, tavaf edilir gibi adeta, çevremde dönüyor sanki tüm dünya. "Sende iyice bunadın ha" dediğinizi biliyorum. İhtiyarlar kır çiçekleri gibiyiz, bir solar bin açarız biz. En iyisi bana bakmayın, beni yaşayın siz... Size karımın öldüğünden bahsetmedim sanırım. Çok güzel bir kadındı, gülüşünde Babil saklanırdı...

Buraya işte tam buraya aitsin dedi içimden bir ses yaşım 78 olduğunda. İçimdeki sese inanmayı bırakalı dünler oldu. Herkesin içinde bir çocuk yaşar. Bendeki huysuz ihtiyar. Aaah ah! Benim yaşıma gelince anlarsınız dostlar. Her yaşın ayrı bir yalanı var. Hadi vakit kaybetmeden toplayın yaşadıklarınızı ve yaşıma gelin. Birlikte birer kadeh şarap içer güldüğümüz günleri ağlayarak anarız. Hadi; ne kadar unutulmuş anılarınız varsa hatırlamak için gelin. "İyice saçmalıyorsun yaşlı bunak" diyorsunuz biliyorum. Düşündüklerinizin pek önemi yok aslında. Sizin sözleriniz benim yankılarımda kaybolur. Nefretiniz bana erişemez! Masallarınızın dışında yaşayan mutlu melon şapkalardan biriyim ben...

Herkes gitti bir ben kaldım yaş 79
Yorgun değilim ya da pişman
Sancılı şarkılar gibi düşüyor gönlüme arada bir isyan...

Devamını Oku

NORMAL

Çok sıkıldık dünya ne zaman normale döner diye soruyorlar...
Virüsten önce her şey normalmiş gibi!

Dünya ne zaman normale döner söyleyeyim. Yolsuzluk ve yoksulluk sona erdiğinde, her çocuğa eşit eğitim verildiğinde, herkes yeterince doyduğunda, adalet güçlüden değil haklıdan yana olduğunda, farklı düşüncelere saygı duyulduğunda, ırkçılık zihinlerden silindiğinde, esnek ve ahmak oligark yapılar yıkıldığında, antikapitalist bir düşünce ile sevgi yolunu seçtiğimizde, yalan söylemeyi bıraktığımızda, her işi ehline verdiğimizde, kendimiz için değil tüm insanlık için yaşadığımızda! Dünya o zaman normale dönecek...

Devamını Oku

Benim kalabalığım kitaplarımdır...

Tanrı dedi ki; " Al sana çiçek beni onda sev" Kopardık!

- Serkan Güzel -

Lobisiz Jön 'Onur Tuna'

Oyunculuk hem ülkemizde hem dünyada zor işlerden biridir. Sadece eğitimli ve yetenekli olmanız yetmez. Doğru kişileri tanımak ve iyi projelerde yer almanız gerekir. Siyasi, zengin ve güçlü tanıdıklar edinmek ve onlarla ilişkileri iyi tutmak da bu işin bir parçası artık. Bu nedenle sektör aynı insanların etrafında döner. 

Bazı oyuncular ise; yan yollara sapmadan sadece işini yapar. İşte bu oyuncuların başında Onur Tuna gelir. Oyuncu; Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü'nden mezun oldu. Okul yıllarında lisanslı olarak voleybol ve basketbol oynamış ve İzmir'de dört sene mankenlik yapmıştır. Yakışıklı oyuncu, ekranlara ilk adımını 2011 yılında Hayat Devam Ediyor adlı dizisiyle attı. İsmini TRT'de yayınlanan 'Filinta' dizisi ile geniş kitlelere duyurdu. Başarılı bir dönem dizisiydi. Daha sonra Show TV'de yayınlanan ve tamamen Onur Tuna üzerine kurgulanan !Cesur Yürek' dizisinde yer aldı. Konusu ve kadrosu ile ümit verici bir dizi olduğu halde izleyici tarafından beğenilmedi. Beğenilmemesinin basit sebepleri var aslında. Dizinin yönetmeni başarısızdı açık ve net! Yan karakterler bir türlü istenilen performansı sergileyemedi. Sahneler vasattı. Aslına dizinin tek başarılı ismi Onur Tuna ve birkaç oyuncuydu. Bu diziden sonra oyuncu için biraz düşüşe geçti diyebiliriz. 

Ve sonunda oyuncunun karşısına 'Mucize Doktor' gibi çok güzel bir proje çıktı. Dr. Ferman karakterine hayat veren Onur Tuna yeniden sevenlerini mutlu etti. Yumruklarıyla ve sert sözleriyle değil, duygusal iniş çıkışları ve gözyaşları ile oyunculuğunu konuşturmaya başladı. 13. bölümde yer alan hastane önü kavga sahnesini özellikle izledim. Üçünü birden pataklayan bir kahraman değil, sevdiği biri için üç kişinin arasına dayak yeme pahasına giren bir kahramandı aslında. Gerçek kahramanlık budur işte! Taner Ölmez ile birlikte dizinin starı tartışmasız Onur Tuna'dır. Her bölüm onlarca insanın öldürüldüğü, önermesi zayıf, şiddet ve aptallık pompalayan dizilerin arasında izleyiciye umut veren işlerden biridir 'Mucize Doktor' Bu dizinin içinde oyunculuğunu zirveye taşıyan oyuncuyu kalpten tebrik ediyorum. Sesiyel, bakışıyla, olağanüstü sade tarzıyla dünya çaında bir jön'dür Onur Tuna. Şahsi fikrim 5 yıl için de dünyanın önemli işlerinden birinde rol alacak ve uluslararası işlerde ülkemizi başarıyla temsil edecektir. Kendisi bile bunu hayal etmiyor olabilir ama bu mutlaka gerçekleşecek. İzleyip göreceğiz...

 

Devamını Oku
Lobisiz Jön 'Onur Tuna'

"RAİF İLE LETAFET” OYUNU BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR...

"RAİF İLE LETAFET”

CİHANGİR ATÖLYE SAHNESİ'NDE

Cihangir Atölye Sahnesi'nin (CAS) ilk oyunu olan "RAİF İLE LETAFET” alkışlanmaya devam ediyor. 

Kıvanç Kılınç'ın yazdığı, Muhammet Uzuner'in yönettiği, dekor tasarımını Veli Kahraman, kostüm tasarımını F. Nihan Şen, Koreografisini Hicran Akın, müziklerini Ali Seçkiner Alıcı ve ışık tasarımını Onur Alagöz'ün yaptığı "RAİF İLE LETAFET" oyununda; Aras Cem Güler, Barış Özgenç, Bülent Düzgünoğlu, Kıvanç Kılınç ve Sinem Ünsal rol alıyorlar.

 

2018-2019 Tiyatro sezonunda başlayan ve 3 ayrı ödül komitesinden toplam 8 dalda aday gösterilen "RAİF İLE LETAFET", Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri'nde "Yılın En Başarılı Ekip Oyunu" ödülünün yanısıra, oyuncularından Sinem Ünsal'la Lions 25.Türkan Kahramankaptan Sanat Ödülleri'nde "Yılın En Başarılı Genç Kadın" ödülünü kazandı. Raif ile Letafet adlı oyunda ilk profesyonel deneyimini yaşayan Sinem Ünsal televizyonların sevilen dizisi Mucize Doktor'daki Nazlı karakteri ile de geniş ilgi görmekte..

 

Oyun 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da geçiyor, paranın ve gücün peşinde koşan Banker Veli ve yine zenginlik ve güç peşindeki baba Müşerref ile güzel kızı Letafet’in masum, romantik ancak parasız âşığı şair Raif döngüsündeki komik olayları aktarıyor. Raif ve Letafet birbirlerine âşıktır ve çok yakında evleneceklerdir. Ancak iflas eden Letafet'in babası kızını para için bir başkasıyla evlendirme kararı alır. Âşıkların kavuşmak için buldukları çözüm yolları onları eğlenceli bir biçimde yan yana getirecektir.

 

Oyunun yönetmeni Muhammet Uzuner, bir söyleşisinde oyun hakkında şöyle diyor: “Kıvanç’ın yazdığı oyun yapmak istediğim tiyatro biçimine olanak tanıyan eğlenceli bir metin. Cinsiyet, sevgi, ekonomi gibi konularda geçmişten günümüze söz söyleyen yapısıyla eleştirel de bir çalışma oldu. Orta oyunundaki ya da Commedia Dell'arte'deki açık oyun biçimini seviyorum. Bu biçim, oyun oynama duygusunu ve neşesini açıkça meydanda tutuyor ve bizlerin yaşama çabasına çok destek veriyor diye düşünüyorum.”

Oyuncuların sahne performansı harika. Baştan sona yönetmenin etkisini görüyorsunuz. Muhammet Uzuner'i özellikle tebrik ediyorum. Oyuncuların sahne enerjisi mükemmel. Kaçırılmaması gereken oyunların başında geliyor. İzleyenler tarafından ayakta alkışlanan bu oyunu kaçırmayın...

 

Devamını Oku
"RAİF İLE LETAFET” OYUNU BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR...

Zorlu PSM’den Yine Bir Hint Müzikali Sürprizi!

Zorlu PSM’nin Taj Express’ten sonra ağırladığı ikinci Bollywood müzikali olan gösteri, 26 Kasım - 1 Aralık tarihleri arasında izleyiciyle buluşuor. Yazar, yönetmen ve dans direktörü Rajeew Goswami tarafından hayata geçirilen gösteride, birbirinden renkli kostümlerle muhteşem dansçılar sahne alacak. 

2015’te Londra’nın en prestijli tiyatrolarından London Palladium West End Theatre’da 60 kez gösterime girmesiyle birlikte Avrupa ve Orta Doğu’da birçok ülkeyi turlayan Beyond Bollywood, Hindistan’ın renkli kültürünü bir görsel şölene dönüştürürken izleyenleri büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.  Geleneksel ve modern Hint danslarına yer veren, Broadway tarzında düzenlenmiş en iyi Bollywood gösterilerinden biri olan Beyond Bollywood, kaybettiği annesinin hayalini gerçekleştirmek üzere Almanya’dan Hindistan’a doğru yola çıkan dansçı Shaily’nin hikayesini konu ediyor. Masal ve kültür öğelerini birleştiren bu romantik ve destansı gösterinin müzikleri Salim Sulaiman ve sözleri Irfan Siddiqui imzasını taşıyor.

Zorlu Performans Sanatları Merkezi (PSM), 6 yıldır olduğu gibi sanatseverin heyecanına bu sezon da yeni isimlerle birlikte ortak oluyor!

Gösteri gün ve saatleri:

26, 27, 28, 29 Kasım 21.00   // 30 Kasım 15.00 – 20.00 // 1 Aralık 14.30 – 19.30

Devamını Oku
Zorlu PSM’den Yine Bir Hint Müzikali Sürprizi!