Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Sizde de bu belirtiler varsa, Rozasea olabilirsiniz.

Beykent Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Deri Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Tuba İşeri, yaygın olarak “gül hastalığı” ya da “gülleme” şeklinde de tanımlanan bu hastalığın asıl nedeninin damarsal aşırı reaksiyon olduğunu dile getirerek bununla birlikte mide hastalıkları, tansiyon, akarlar ve ciltte bulunan bir parazit enfeksiyonun da hastalığın nedenleri arasında yer alabildiğini ve yıllarca sürebildiğini ifade etti.
Dr. İşeri hastalığın ileri süreç belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında şu ifadeleri aktardı: “Hastalıkla ilk karşılaştığımızda sadece yüzde aşırı kızarma ve damar genişlemesi gözlemlenebilir. Fakat ilerleyen vakalarda yüzde iltihaplı sivilce benzeri yaralar meydana gelmeye başlayabilir. İşte bu durumda doktorunuz size bazı ilaçlar kullanmanızı önerebilir ve ilaçlarla beraber yüzünüzde yerleşmiş kızarıklık var ise lazer tedavisi ile de desteklenmesi gerecektir” dedi.
Hastanın kılcal damarlarının genişleyip yüzeyi kaplaması durumunda tedavi süreci ve yöntemleri hakkında İşeri, sözlerine şöyle devam etti; “Rozasea hastalığı dışında başka nedenlerle de yüzdeki damarlarımız genişleyebilir. Bazen yapısal, bazen de doğuştan deri içindeki yüzeysel kılcal damarlar genişleyebilir veya normalden çok sayıda olabilir. Klinik olarak damarlar yüzeysel ise parlak kırmızı, daha derinde veya geniş olduğunda ise bordodan maviye kadar değişen farklı tonlarda görünür”

Lazer teknolojisi
Yüzeysel damarların tedavisinde son 20 yıldır lazer teknolojisinin önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Dr. İşeri, “Lazer veya ışık sistemi seçimi tamamen sorunun düzeyine ve genişliğine göre seçilir. Yüzeysel yoğun damarlanmalarda ve kırmızı yüzde; ipl optik sistemi ve pulsedyelaser öncelikli tercihimizdir. Daha derin yerleşimli (bordo ve mavi tonlu lekelerde) Nd-Yag lazerdir. Güneşin etkisi ile oluşan lekelenmenin de eşlik ettiği poikiloderma gibi sorunlarda IPL (bir çeşit yoğun ışık) tercih ederiz. Bazı vakalarda hastanın derisi kalınlaşıp kabalaşabilir hatta burnumuz büyüyebilir. Burun derisindeki kalınlaşmayı ve kabalaşmayı tedavi etmek için de fraksiyonel lazer kullanırız” dedi.

Lazer tedavisi sonrası cildi güneşten korumak çok önemli
Dr. İşeri, lazer tedavisinde öncelikle derinin üst katındaki ölü derinin temizlenmesi ile başlayarak; lazer işlemleri sonrası çoğu zaman tedavi alanında birkaç gün kadar süren bir kızarıklık, hafif bir ödem, deride ton farklılığı ve bazen kabuklanma gözlenebileceğini ifade etti.
Tedavi süreci ve sonrasında deriyi, güneşten korumak için aşırı bir özen gösterilmesini önerdiğini ifade eden İşeri, “Bu güneşten korunma işlemi en az yapılan işlem kadar önem taşır ve en az 50 faktörlü bir koruyucu olmalıdır. Seans aralıkları ise en az bir ay olmalıdır. İşlemler ve tedaviler sona erip yüzünüzdeki kızarıklık kaybolduğunda ya da azaldığında bile yaz ve kış aylarında düzenli olarak güneş koruyucu kullanmaya devam etmeliyiz” ifadeleri ile uyarıda bulundu.

Devamını Oku
Sizde de bu belirtiler varsa, Rozasea olabilirsiniz.

Kadınlarda jinekolojik kanserler artıyor.

Rahim ağzı kanseri: Sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar özellikle insan papillom virüs enfeksiyonu (HPV), erken yaşta cinsel ilişki, kocası çok eşli kadınlar, düşük sosyo ekonomik durum risk faktörü kabul ediliyor.
Rahim kanseri: Şişmanlık, diyabet öyküsü, geç menopoz yaşı, kısırlık, progesteron olmaksızın tek başına östrojen kullanımı riski artırıyor.
Yumurtalık kanseri: Belirgin bir neden saptanamamıştır. Ancak yaş, ailesel faktörler yüksek hayvansal yağ içeren diyet, pudra kullanımı gibi çevresel ve genetik faktörlerin yumurtalık kanserinde etkili olduğu düşünülüyor. Örneğin yaşam boyu bir kadının yumurtalık kanserine yakalanma riski yüzde 1.4 iken, birinci derece akrabası yumurtalık kanseri olanda yüzde 5, iki adet birinci derece akrabasında olan kadınlarda yüzde 7’ye kadar yükselmektedir

Belirtiler neler?

Jinekolojik kanserlerin belirtileri tutulan organa göre farklılık gösteriyor. Rahim ağzı kanserinin belirtisi cinsel ilişki sonrası lekelenme tarzında vajinal kanama, adet miktarında ya da süresinde artış, kahverengi vajinal akıntı olarak ortaya çıkıyor.  İleri evrelerde bel ve kasık ağrısı, idrar yapmada güçlük ya da bacak ödemi görülebilir. Rahim kanseri erken bulgu veren bir kanserdir, menopoz öncesi ya da menopoz döneminde anormal kanamalarla belirti verir.

Yumurtalık kanseri ise ne yazık ki geç bulgu verir ve bulguları spesifik değildir. Karın şişliği, ağrı, hazımsızlık, karın çevresinde artış, anormal vajinal kanama en sık görülen belirtilerdir. Geç bulgu vermesi nedeniyle yumurtalık kanseri olgularının yüzde 70’i evre 3 ve 4’de tanı konur. Vulva kanserinin en sık bulguları ise kronik kaşıntı, vulvada ele gelen kitle, ağrı, kanama ve ülserlerdir.

Jinekolojik kanserler ölüme yol açabilir!

Jinekolojik kanserler genel olarak ölüme yol açma oranları hastalığın evresine, histolojik tipi ve derecesine, hastanın genel durumuna yaşına ve yapılan cerrahiye bağlı olarak değişiklik gösteriyor. En kötü yaşam süresine sahip olan kanserin, geç bulgu vermesi nedeniyle yumurtalık kanseri olduğu vurgulanıyor. 

Tanı sonrası ortalama yaşam süresi yüzde 35’dir. Rahim kanseri ise daha erken belirti verdiği için yaşam süresi yumurtalık kanserine göre daha iyidir. Tüm evreler için yaşam süresi oranları şu şekildedir:

Evre I yüzde 75, evre II yüzde 60, evre yüzde 30 ve evre 4 için yüzde 10’dur. Pap smear yöntemi ile erken tanısı artan rahim ağzı kanserinde ortalama yaşam süresi yüzde 80 civarındadır. Evre I yüzde 90, evre 2 yüzde 65, evre 4 için ise yüzde 15’dir.

Jinekolojik kanserlerde tedavi

Jinekolojik kanserlerin tedavilerindeki başarı hastalığın evrelerine göre farklılık gösteriyor. Etkin tedavinin genellikle cerrahi olduğuna dikkat çekiliyor. 

Yumurtalık kanserinin tüm evrelerinde cerrahi uygulanır. Genellikle bu olgular geç dönemde bulgu verdikleri için hasta ileri evrede başvururlar. Hastalara tam cerrahi evreleme yapılmalı ve tümör kitlesi minimum seviyeye indirilmelidir. Cerrahi evreleme sadece rahim ve yumurtalıkların alınması değil kanserin tüm karın içinde yaygınlığının araştırılması ve yayıldığı belirlenen bölgelerin temizlenmesi anlamına gelir.

Böylece hasta ileride alacağı kemoterapiden maksimum fayda görür. Genellikle yumurtalık kanserinin ilk sonrası kemoterapi takiben ve  “ikinci bakış ameliyatı” denilen tekrar bir operasyon yapılır. Bu ameliyatın sonucunda gerekirse tekrar kemoterapi verilir.

Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde cerrahi uygulanırken ileri evrelerde radyasyon terapisi temel tedavi seçeneğini oluşturur. Rahim kanserinde ise yine cerrahi ilk tedavi seçeneğidir. Sonrasında radyoterapi ve gerekirse kemoterapide uygulanabilir. Jinekolojik kanserli olgularda tedavi ve izlem multidisipliner yapılmalıdır. Hastalıkların nükslerinde birden fazla tedavi kombine olarak kullanılabilir.

Devamını Oku
Kadınlarda jinekolojik kanserler artıyor.

Pandemi sürecinde kaslarınızı korumanın 5 yolu

Covid-19 pandemisinde uzun süre evde kalmak ve eskisine oranla çok daha az hareket etmek zorunda olmak bizi sosyal yönden olduğu kadar fiziksel açıdan da zorlamaya başladı. Önceleri kronik sorunları olanları ve yaşlıları etkileyen bu rahatsızlar giderek her yaştan kişi hatta çocuklar için tehdit olmaya başladı. Tıpta “sarkopeni” olarak bilinen kas erimesi de bu tehditler arasında...

Kronik hastalıklar riski artırıyor
Kas kütlesi ve fonksiyonunda azalmaya bağlı olarak kas güçsüzlüğü, fiziksel yetersizlik, yaşam kalitesinde bozulma ve hatta ölüme neden olabilecek bir hastalık olan sarkopeni (kas erimesi, kas kaybı) özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkıyor. 50’li yaşlardan sonra sadece kemik kaybı değil, yaşla artan kas kayıpları da yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, şöyle devam ediyor:

“Kas kaybı, 60-70 yaşları arasında yüzde 5-13 oranında görülürken 80 yaş ve üzerinde bu oran

yüzde 11-50 düzeyine çıkabiliyor. İnsülin direnci, şeker hastalığı, kronik Akciğer hastalığı (KOAH) böbrek hastalığı olanlarda bu oranlar daha da artıyor.”

Covid-19 geçirenlerde daha sık görülüyor
Kas kaybının uzun süre hareketsiz yaşam tarzı sürenlerde, yatak istirahati geçirenlerde, şiddetli enfeksiyon ya da sistemik hastalık yaşayanlarda da ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, öncelikle Covid-19 geçirenlerin risk altında olduğunu belirtiyor. Covid-19 virüsüne yakalananlarda kas ağrıları, kas kitlesinde azalma ve kas güçsüzlüğüne sık rastlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, “Ayrıca bu hastaların uzun süre yoğun bakımda yatması veya yatak istirahatinde olması, akciğer kapasitelerinin azalması, enfeksiyona bağlı gelişen sitokin fırtınası (Covid-19 ile mücadele sırasında bağışıklık sisteminin virüsü yok etmeye çalışırken akciğer hücrelerine de saldırması, bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyonda bulunması nedeniyle vücuda zarar vermesi) kas kütlesini azaltıyor ve kas erimesini hızlandırıyor” diyor.

En önemli kriter, kas gücünde azalma
Covid-19 virüsü bulaşmamış olsa bile pandemi koşulları nedeniyle uzun süre evde kalan kişilerin günlük yaşam aktiviteleri azalıyor. Bunun da hareketsizliğe bağlı kas gücü ve kas kitlesi kaybı riskini artırdığına değinen Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, “Yaşlı hastalar için bu risk daha yüksek olmakla birlikte tüm yaş grupları, için de kas kaybı riski mevcut” uyarısında bulunuyor.

Kas kaybı tanısında en önemli kriter, kas gücünün azalması. Hastada kas miktarında ve kalitesinde azalma ve düşük performans olması halinde ciddi bir kas kaybının söz konusu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, şunları söylüyor:

“Sık sık düşme, güçsüz hissetme, sandalyeden kalkarken zorlanma, yürüme hızında yavaşlık veya yürümede zorlanma gibi şikayet ve bulguları olan kişilerde sarkopeni varlığı için ileri tetkik ve değerlendirme gerekir. El sıkma gücünün değerlendirilmesi, sandalyeden kalkma testi, yürüme testi ve kas gücü ölçümü yapılabilir. Kas miktarı US, bilgisayarlı tomografi, MR, BİA (biyoelektrisel impedans analizi) gibi tetkiklerle de daha ayrıntılı değerlendirilebilir.”

Bu beş başlığa dikkat
Pandemi sürecinin belirsizliğini koruduğu ve hareketsiz yaşam tarzının devam ettiği şu dönemde kas kaybını önlemek için yapılabilecekleri beş ana başlıkta toplayan Prof. Dr. Selda Özçırpıcı’nın önerileri şöyle:

Korunma: Tedavide en önemli faktör olarak hastalık gelişmeden önlem almak. Bunun için riskli gruptaki hastaların saptanması, kas kaybı gelişmeden önlemler alınması gerekiyor. Özellikle yaşlılarda, hareketsiz olan çocuk ve yetişkinlerde, kronik hastalıkları bulunanlarda kas kaybının önüne geçilmesi için hareket, onların günlük yaşamının vazgeçilmez bir parçası olmalı.

Proteinden zengin beslenme: Sağlıklı kaslar için protein ve albümin düzeyine dikkat etmek gerekiyor. Bu nedenle günlük protein alımı yaşlı hastalarda kilogram başına ortalama 1.2-1.3 gr düzeyinde olmalı. Ayrıca enfeksiyon geçirenlerde, ameliyat sonrası dönemde ve hızlı kilo kaybı olanlarda bu miktar artırılmalı.

Yeterli D vitamini: Eksikliği kas güçsüzlüğü ve kas kaybına neden olduğundan kandaki D vitamini düzeyinin yeterli düzeyde olması önemli. Bu nedenle D vitamini düşük olan hastaların tedavisinin düzenlenmesi gerekiyor. Ayrıca D vitamininin vücutta kullanımını düzenleyen magnezyum mineralinde de eksiklik olmaması önemli.

Egzersiz: Kas gücünün ve kitlesinin korunmasında en önemli faktör, düzenli egzersiz yapılması. Aerobik egzersizler olarak bilinen (yürüme, koşma, yüzme vs) yanında kas gücünü artırıcı dirençli egzersizler de mutlaka yapılmalı. Özellikle bel-karın, kalça çevresi ve üst bacak kaslarının güçlendirilmesi hastanın yürüme kalitesini ve dengesini artırır, düşmeleri azaltır. Bu nedenle evin içinde bile olsa haftada en az 3 gün, 30-45 dakikalık tempolu yürümeye (ev içi yürüme de olabilir) ve kas güçlendirici egzersizlerin yapılmasına özen gösterilmeli. Burada unutulmaması gereken nokta, egzersizin türü ve yoğunluğunun kişiye uygun olması.

Gün içinde uzun süreli hareketsizlikten kaçınma: Özellikle ileri yaşta olanların egzersize yaşamlarında yer açmaları büyük önem taşırken her yarım saatte bir kalkıp ev içinde dolaşmaları, solunum egzersizi yapmaları kas kaybını önlemede onlara yardımcı olur.

Devamını Oku
Pandemi sürecinde kaslarınızı korumanın 5 yolu

D vitamini kanserin ilerlemesini önlüyor.

Yeni tip corona virüs (Covid-19) nedeniyle şiddetli hastalığa yakalanma ve ölüm riskini azalltığı belirtilen D vitaminin, ölümcül kanser riskini de önleyebileceği ortaya konuldu. ABD’de yer alan Harvard Üniversitesi’nden bilim insanları, günlük D vitamini takviyesi alanların kanserden ölme riskini yaklaşık yüzde 20 azaltığını keşfettti. Normal vücut kitle endeksine sahip kişilerde ise bu oran yüzde 40’a yükseldi. Araştırmacılar, D vitamininin kanser hücrelerinin büyümesini ve yayılmasını engellediğini ifade etti.

Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırma kapsamında, çalışmanın başında kansere yakalanmamış olan 50 yaş üstü erkeklerden ve 55 yaş üstü kadınlardan oluşan 25 bin kişilik bir grup 5 yıl boyunca takip edildi.

Denekler, 4 gruba ayrıldı. İlk gruba günlük D vitamini ve Omega 3 takviyesi, ikinci gruba D vitamini ve Omega 3 plasebosu, üçüncü gruba Omega 3 ve D vitamini plasebosu, son guruba ise yalnızca plasebolar verildi.

GÜNLÜK D VİTAMİNİ TAKVİYESİ KANSER GÜCRELERİNİN YAYILMASINI DURDURUYOR
5 yılın ardından katılımcıların bin 617’si göğüs, prostat, akciğer ve lösemi gibi kanserin agresif formlarına yakalandı. Sonuçlarda, tüm grupların kansere yakalanma oranlarında önemli bir farklılık görülmedi ancak D vitamini takviyesi alanlarda kanser ölümlerinin belirgin bir şekilde daha az olduğu ortaya çıktı. Öte yandan, araştırmacılar Omega 3 takviyesi ile kanserin etkisinin azalması arasında bir bağlantı bulamadıklarını açıkladı. 

Bununla birlikte, araştırmacılar sağlıklı kiloda olmanın da kanserin ilerleme riskini önemli ölçüde azalttığını aktardı.

YÜZDE 40'A VARAN RİSK AZALMASI

JAMA dergisinde yayımlanan sonuçlarda, günlük olarak D vitamini takviyesi alanlarda, metastazın durması nedeniyle kanserin şiddetinin sonraki aşamalara ilerlemesinin yüzde 17 oranında azaldığı kaydedildi. Araştırmacılar, normal aralıklarda vücut-kitle endeksine (BMI) sahip kişilerde ise bu oranın yüzde 38’e kadar çıktığını açıkladı.

Metastaz, hücrelerin kanserin başladığı yerden vücudun başka bir bölgesine yayılmasına deniliyor. Araştırmacılar, kötü huylu hücrelerin normal hücrelerin aksine vücutta bulundukları alanın dışına çıkma eğiliminde olduğunu ve bu şekilde vücuda yayıldığını ifade etti. Tüm kanser türlerinin lokal olarak komşu doku ve organlarında metastaz yapabileceği ifade edildi.

UCUZ VE HER YERDE BULANAN BİR İLAÇ
Çalışmanın yazarlarından,  Dr. Paulette Chandler, “Vitaminde ucuz ve her yerde bulunabilen etkisi kanıtlanmış bir ilaç. Bulgularımız, Vitamin D takviyesinin metastatik kanserleri önleyebileceğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, bilim dünyası D vitaminin Covid-19 ve kansere yakalanma riskini nasıl azalttığını tam olarak açıklayabilmiş değil. Konuya ilişkin araştırmalar hala devam ederken, laboratuvar çalışmalarında D vitaminin, kanser hücrelerinin büyümesi ve çoğalmasını engellediğini gösterdi.

KÜRESEL SAĞLIK SORUNU
Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insanın D vitamini eksikliği yaşadığı düşünülüyor. Uzmanlar, karantina uygulamaları nedeniyle güneş ışığı alımının azalmasıyla sayının artabileceğinden endişe ediyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından D vitamini eksikliği ve yetersizliği küresel bir sağlık problemi olarak kabul ediliyor.

TÜRKİYE'DE HER 10 KİŞİDEN 9'UNUN D VİTAMİNİ EKSİK
Bununla birlikte Türkiye'de her 10 kişiden 9'unda D vitamini eksikliği var. Uzmanlar halsizlik, yorgunluk ve sürekli tekrar eden enfeksiyonlar varsa doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Devamını Oku
D vitamini kanserin ilerlemesini önlüyor.

Yaşlı hissetmeye başlanan yaş kaç?

ABD’de 40 yaş ve üzerindeki 2 bin kişiyle yapılan araştırmaya göre, kişilerin 47 yaşında kendilerini yaşlı hissetmeye başladığı açıklandı. Katılımcılar bedensel olarak yaşlılığı ise 50 yaşında hissettiklerini söylerken yüzde 38'i ise eşlerinin doğum gününü bile hatırlamadıklarını söyledi.

Elysium Health tarafından yaptırılan ve OnePoll tarafından yürütülen anket, bir Amerikalının ilk kez 47 yaşında kendini yaşlı hissettiğini, 40 yaşın üzerindeki Amerikalıların yüzde 56'sının ise beyin sağlığı konusunda endişelendiğini ortaya koydu.

40 yaşın üzerindeki 2.000 ABD vatandaşıyla yapılan anket, ortalama bir Amerikalının 50 yaşında yaşlanmanın etkileri hakkında gerçekten endişelenmeye başladığını söylerken kişilerin yüzde 65'inin en büyük korkularından birinin yaşlanmak olduğunu ortaya koydu.

Ankete katılanların dörtte birinin yaşlı gözükmekten endişelendiği belirtilirken buna ek olarak, yüzde 64'ü ise zihinlerinin veya normal bilişsel işlevlerinin fiziksel sağlıkları kadar uzun sürmeyeceğinden endişe duyduklarını söyledi.

YÜZDE 38 EŞLERİNİN DOĞUM GÜNÜNÜ HATIRLAMIYOR
Ankete katılanların yaklaşık  yüzde 66'sı hafızalarının gençken olduğu gibi iyi olmadığını belirtirken katılımcıların yüzde 58’i hafızalarının biriyle tanıştıktan sonra adını unutabilecek kadar kötü olduğunu, yüzde 38'i ise eşlerinin doğum gününü bile hatırlamadıklarını söyledi.

Araştırmayı yapan Elysium Health CEO'su Eric Marcotulli "Maalesef, çoğu insan yediklerini uzun vadeli beyin sağlığını düşünerek ayarlamıyor. Omega-3'lerin beyin sağlığı için iyi olduğu bilinmesine rağmen, Amerikalılar için Beslenme Rehberi tarafından tavsiye edilmesine rağmen Amerikalıların yüzde 80'i haftada iki porsiyon yağlı balık yemiyorlar” dedi.

YÜZDE 84 HİÇBİR ŞEY YAPMIYOR
Ankete katılanların yüzde 84'ü beyin sağlıklarını desteklemek için hiçbir şey yapmadıklarını söyledi.

Ankete katılanların dörtte birinden fazlası, pandeminin kendilerini daha az sağlıklı beslenmeye yönelttiğini belirtirken yüzde 38'i, Mart ayından bu yana, karantina öncesi günlere göre genel olarak çok daha kalitesiz ya da daha az uyuduklarını söyledi.

Devamını Oku
Yaşlı hissetmeye başlanan yaş kaç?

“Yüksek sesle konuşmak covid-19 bulaş riskini arttırıyor”…

Vaka sayılarının günden güne arttığı şu günlerden uzmanlardan da uyarı üstüne uyarı gelmeye devam ediyor. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Özkan Demirhan sokak kısıtlamalarının tekrar başlaması gerektiğine vurgu yaparak,”Pandeminin neredeyse bir yılını tamamlayacağız önümüzdeki aylarda. Biz zaman geçtikçe insanlar bilinçlenecek ve önlem alma konusunda işimiz daha kolaylaşacak diye düşünüyorduk ama öyle olmadı. İnsanların hiçbir şekilde ders almadıklarını gördük. Birinci dalgada daha dikkatli olanlar ikinci dalgada daha vurdumduymaz hareket ediyorlar. Yetkililer için de bu geçerli. Toplu taşımalar, kafe ve restoranlar, AVM’ler tıklım tıklım. Saat 22.00’ye kadar restoran ve kafelerin açık kalmasının hiçbir anlamı yok. Böyle giderse durum daha da ciddileşecek. Bu yüzden sokağa çıkma yasağının bir an önce devreye girmesi lazım” dedi.

Mutasyon oldu ise bu virüs lehine gelişti gibi görünüyor.

Covid salgınının risk grubunun genişlediğinin de altını çizen Demirhan,”Eskiden kronik hastalığı olanlar risk grubundayı ama şu anda hiçbir rahatsızlığı olmayan insanlar da kaybediliyor. Covid-19 testi pozitif çıkmış ve geçirmiş insanlar bir daha yakalanmaz deniliyordu ama ikinci defa Covid-19'a yakalanıp kaybettiğimiz ya da hala tedavi gören hastalar var. İlk zamanlarda pozitiften negatife düşme süresi kısaydı ama şimdi bu süre de uzadı. Virüste bir mutasyon söz konusu ise bu mutasyonun virüs lehine olduğunu gösteriyor” şeklinde konuştu.

Tek maske korumuyor çift maske kullanmak zorundayız.

Maskenin aşıdan daha önemli olduğunu ifade eden Dr. Özkan Demirhan,”Maske aşıdan daha önemli. Ama kullanmasını bilmezsen eğer daha tehlikeli. Tek maske devreden çıktı çift maske kullanmak zorundayız. Bez maskeler koruyucu değil. İlla kullanacaksanız altına cerrahi maske kullanıp üstüne bez maske kullanabilirsiniz. Maskenin sık değiştirilmesi lazım. Arabanın dikiz aynasına ya da kola asılan maskenin koruyucu özelliği yoktur. Ben günde 3 defa maske değiştiriyorum. Özellikle hastane ortamında çift maske takıyorum . Toplu taşıma araçları içler acısı durumda. Buralarda çift maske takılması gerekir. Ayrıca maskenin koruyucu olabilmesi için maske ile temasımızı minimuma indirmemiz lazım. Çene altına indirilen maskenin faydası yoktur. Sabahtan akşama kadar tek maske ile kalmamak gerekir, birkaç saatte bir maskeyi yenilemek gerekir.” ifadelerini kullandı.

Dr. Demirhan covid-19 olduğundan şüphe eden kişilere de şu tavsiyelerde bulundu:


Kendinizi Covidli gibi izole edin.

Mutlaka test yaptırın.

Testiniz negatif çıksa bile 14 gün karantina kuralına uyun.

Kimse ile temas etmeyin.

Yalnız yaşamıyorsanız evin içinde bile gerekirse maske takın.

Evin içinde yüksek sesle konuşmayın.

Her yüksek ton konuşmamızda zorlu bir diyafram hareketi yaptığımız için var olan enfeksiyonu daha uzak mesafelere ve daha çok miktarda yaymaktayız.

Devamını Oku
“Yüksek sesle konuşmak covid-19 bulaş riskini arttırıyor”…

Aspirin stokları tükeniyor.

Amerikalı bilim insanları, geçtiğimiz haftalarda yeni bir çalışma ile kan sulandırıcı etkisi bulunan Aspirin’in hastanede yatan koronavirüs hastalarının ölüm riskini yaklaşık yüzde 50 oranında azalttığını ortaya koydu. Haber dünyada olduğu kadar Türkiye’de de karşılık buldu. Türkiye’de Aspirin’e talep artarken stokları da neredeyse tüketmiş durumda.

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs, etkisi halen sürdürmeye devam ediyor. Her baktığı yerde çare arayan vatandaşlar ise uzmanların ağızlarından çıkacak tek kelimeye bakıyor.

Öyle ki geçtiğimiz haftalarda aspirin’in koronavirüse iyi geldiği haberlerinden sonra vatandaşlar adeta eczanelere akın etti.

“ASPİRİN’E TALEP OLUŞTU”
“Son dönemlerde yapılan araştır da Aspirin ile alakalı Covid-19 noktasında bazı çalışmalar yapıldı. Bu çalışma sonuçları aslında kesin olarak Covid’e iyi gelmesi veya koruyucu özelliği olmamasına rağmen televizyonlarda çıkan bazı hocalarımızın bu ürünlerin düzenli kullanımı noktasında öneriler vermesi sebebiyle vatandaşlarımızdan bir talep oluşmaya başladı.Tabii ki bu ürünü ezbere, düzenli uzun süre kullanmanın ciddi sıkıntılar yaratabileceğini vatandaşlarımız unutmamalı. Özellikle mide problemi yaşayan vatandaşlarımız bu ürünü kullanması sebebiyle ciddi sıkıntılar yaşabilir. Covid’in sonuçlarından bir tanesi kanda pıhtılaşma yaptığı ve bununla alakalı da ciddi sonuçları olduğu gözüküyor. Bunları engelleme noktasında vatandaşlarımız hocalarımızın bazı beyanları neticesinde bu tarz davranışlara gittiler.

STOKLAR TÜKENİYOR
Aspirin’in şu anda bir çok eczanede stokları olmasına rağmen ancak ecza depolarında stokla alakalı sıkıntılar yaşanabiliniyor. Çünkü ilaç firmaları genel olarak stok düzenlemesini yıllık bazda planlama yapıyorlar. Yıl sonuna geldiğimiz zaman bu ürünlerin beklenenin üzerinde bir satışı olursa yıl sonunda maalesef depolarda kış yoklukları yaşayabiliyoruz.

“MUADİLİ VAR”
Firmayla yaptığımız görüşmelerde tekrar üretim planlamasının yapıldığı piyasaya verilme noktasında bir sıkıntı olmayacağı söylendi. Şöyle de bir husus var ürünün muadili dediğimiz ürünler mevcut.

Tekrar hatırlatmakta fayda var. Bu ürünleri kafamıza göre kullanmamayız. Ciddi sıkıntı yaratacak ürünler. Kullananlar mutlaka bir uzmana danışmalı.“

Devamını Oku
Aspirin stokları tükeniyor.

Antibiyotikler nasıl kullanılmalıdır?

Antibiyotik direnci gelişiyor
Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı’nın kararıyla antibiyotiğin eczanelerde ancak reçete ile satılan ilaç grubunda olduğunu belirten Dr. Hatice Karagöz, bunun nedeninin ise antibiyotik direnci denilen durumun önüne geçilmesi gerektiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Bakteriler de evrim geçirir ve ilaçlara karşı dirençli hale gelirler. Yanlış veya eksik kullanılan antibiyotikler, öldürmesi gereken bakterileri tam olarak öldüremez, üstelik bakterilerin onları tanıyarak, direnç kazanmasına neden olabilir. Bakteriler akılıdır; dirence neden olan genetik yapılarını farklı bakteri türlerine de aktarabilirler. Böylece antibiyotik direncinin diğer bakteriler arasında yaygınlaşmasına da neden olurlar. Bu durum antibiyotiğe karşı direnç kazanmış bakteriler tedavinin etkisiz olmasına yol açar. Bu yüzden, doktorunun antibiyotik yazdığı hastalar, mutlaka söylenen dozda ve zamanda antibiyotiklerini kullanmalılar. Bu hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok önemli bir konu”

Antibiyotikler ağrı kesici, ateş düşürücü değildir
Antibiyotiklerin ne işe yaradığına dair toplumda yeterli farkındalığın olmadığını söyleyen Dr. Hatice Karagöz “Antibiyotik herhangi bir ağrı kesici değildir. Ateş düşürücü değildir. Özellikle bizim ülkemizde antibiyotiğin çok yanlış kullanımı bulunmaktadır. Üst solunum yolu enfeksiyonları ve gastroenteritler de sıklıkla ağrı kesici olarak tercih edilmektedir. Buna rağmen antibiyotikler vücuttaki enfeksiyonun tedavisinde bakterileri öldürmek ya da çoğalmalarını engellemek amacıyla kullandığımız bir ilaçtır. Antibiyotikler sadece doktor kontrolünde, doktorun belirlediği dozda ve sürede kullanılması gereken ilaçlardır. Sadece bu şekilde kullanıldıklarında fayda sağlayan ilaçlardır. Bunun dışındaki kullanımlarında çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Bunların en başında ise antibiyotik direnci gelmektedir. O yüzden mutlaka antibiyotiğinizi hekim kontrolü altında kullanınız. Sadece hekiminiz size reçete ettiği zaman, reçete ettiği dozu ve süreyi aksatmadan tam olarak kullanınız. Onun dışında size faydadan çok zarar getirebilirler. Antibiyotiklerin yanlış kullanımının yani hekim kontrolü dışında kullanımının ciddi yan etkileri olabilir. Bunlar özellikle ishal, karaciğer toksisitesi, böbrek toksisitesi hatta sağırlığa kadar götüren çok ciddi yan etkilere neden olabilir. Mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerektiğini unutmayalım” ifadelerini kullandı.

Devamını Oku
Antibiyotikler nasıl kullanılmalıdır?

Kütahya'da sonbahar güzelliği..

Kütahya Enne Barajı ve Tabiat Parkı, sonbaharda farklı bir güzelliğe büründü.

Kütahya merkeze 18 kilometre mesafede bulunan Enne Mahallesi'ndeki park ve baraj, sonbaharın son günlerindeki renk cümbüşü ile ziyaretçilerini hayran bırakıyor. Bölgede bulunan yeşil, kahverengi ve sarı tonlardaki ağaçların yaprakları, adeta renk cümbüşü yaşatıyor.

Piknik ve gezi için bölgeye gelen vatandaşlar, şehir stresinden uzak, ormanla iç içe ve etkileyen kartpostallık manzara eşliğinde vakit geçirme imkanı buluyor. Bölge, sonbaharda fotoğraf tutkunlarının yanı sıra yeni evlenen çiftlerin de fotoğraf çektirmek için uğrak noktaları arasında bulunuyor.

Vatandaşlar, "Enne Barajı ve Tabiat Parkı, çok farklı bir doğal güzelliğe sahip. Sonbaharla birlikte burada farklı bir ortam oluşmuş. Ağaçlardan yapraklar dökülüyor. Çevredeki ağaçların renkleri güzel bir görüntü oluşturuyor" diye konuştular. Enne Barajı ve Tabiat Parkı'nın havadan çekilen görüntüsü renk cümbüşünü gözler önüne serdi.

Devamını Oku
Kütahya'da sonbahar güzelliği..

Riskli gruplar mutlaka ınfluenza aşısı yaptırmalı.

Önümüzdeki kış mevsiminde belirtileri birbirine çok benzeyen influenza ile Covid-19'un karıştırılacağını, benzer vakalar görüleceğini ifade eden Dr. Önder Akkaya, “İnfluenza (grip), influenza virüslerinin yol açtığı bir solunum yolu hastalığıdır. Her yaş grubunda görülen bazı riskli gruplarda ağır seyretmekte ve daha fazla ölümlere neden  olabilmektedir” şeklinde konuştu.

“Titreme ile yükselen ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrısı ve halsizlik influenza hastaların çoğunda görülen belirtilerdir” diyen Dr. Önder Akkaya, içeriği her yıl Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen mevsimsel influenza aşısının önemli ölçüde koruyucu özelliği olduğunu söyledi.

Akkaya açıklamasını şöyle tamamladı: “Aşağıda belirtilen durumlara sahip olanlar başta olmak üzere tüm çocuk ve erişkinlerin grip aşısı yaptırması, Covid-19 pandemisi sürecinde önemli katkılar sağlayacaktır. Özellikle bu risk grupları şunlardır; 65 yaş ve üzerindeki kişiler, Gebeler ve lohusalar, 6 ay-18 yaş arasında olup uzun süre aspirin kullanması gerekenler, Diyabet hastalığı dâhil herhangi bir metabolik hastalığı olanlar, Astım dâhil kronik solunum yolu hastalığı olanlar, Kronik böbrek hastalığı olanlar, Kronik kalp ve damar sistemi hastalığı olanlar, Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları, immünsupresif ilaç kullananlar, HIV/AIDS hastaları), Huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda yaşayanlar, Morbidobez olanlar (Vücut Kitle İndeksi VKİ 40 kg/m2 ). 6-59 ay arası çocuklar, Huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda çalışanlar, Sağlık personeli ve sağlık kurumlarında çalışanlar, Kronik bakım gerektiren nörolojik hastalığı olanlar grip aşısı yaptırmalıdır.”

Devamını Oku
Riskli gruplar mutlaka ınfluenza aşısı yaptırmalı.