Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Baharat tüketirken bu uyarılara dikkat!

Zerdeçal

Zerdeçal, içerdiği antioksidan bileşikler sayesinde sağlığın korunmasında önemli bir baharat.Bitkinin ana bileşeni olan "kurkumin" polifenolik özellikleri sayesinde inflamasyonun temel rol oynadığı birçok hastalıkta tedavi edici özellik gösteriyor. Ayrıca çeşitli kanser türlerinde önleyici ve tedaviye yardımcı etkiler de gösterebiliyor. Safra kesesi hastalıkları olan kişilerin zerdeçal tüketmemeleri gerekiyor. Zerdeçalın aktif bileşenlerinin ortaya çıkması için zeytinyağlı yemeklere 1 çay kaşığı kadar ekleyebilirsiniz.

Tarçın

Tarçın güzel kokusu ve lezzetinin yanı sıra kabızlığı önleyici, gaz söktürücü ve antiseptik özelliklere sahip olan sağlıklı bir baharat. Tip 2 diyabetik hastalarının günde 1 çay kaşığı tarçın tüketmelerikan şekerinin, trigliseritin (TG) ve total kolesterolün düşmesine yardımcı olabiliyor. Fazla miktarda tarçın tüketimi yüksek kumarin içeriği sebebiyle toksik etkilere sebep olabileceği için günlük alımı 1 çay kaşığı olarak sınırlandırmak gerekiyor.

Zencefil

Özellikle, içeriğindeki güçlü bir antienflamatuar ve antioksidan etkiye sahip ‘gingerol’sayesinde tıbbi bir bitki olarak da kullanılan zencefilin sağlığa birçok faydası bulunuyor. Bulantıya iyi gelen, kas ağrılarını gidermeye yardımcı olan, kan şekerinin dengelenmesini ve aşırı gaz birikimini önleyerek sindirimi destekleyen, soğuk algınlığı ve gripte olumlu etkilere sahip zencefili günde yaklaşık 1 çay kaşığı kadar tüketebilirsiniz. Buna karşın hamilelikte zencefil tüketimi önerilmiyor.

Kimyon

Türk, Latin, Hint ve Arap mutfağının yanı sıra eski çağlardan beri şifalı bir bitki olarak da kullanılan kimyon gaz giderici etkiye sahip. Bağışıklık sistemini güçlendirebilirken, kalp-damar sağlığı ve diyabet üzerinde olumlu etkilerde de bulunuyor. Siyah kimyon tohumları, protein, karbonhidrat, mineraller ve yağ asitleri de dahil yaklaşık 100 farklı kimyasal bileşen içeriyor. Kimyonun ilaç gibi görülmesi ve aşırı tüketilmesi diğer bütün baharatlarda olduğu gibi bazı olumsuz yan etkilere yol açabildiğinden dikkatli olmak gerekiyor. Kimyonu tek başına tüketmek yerine yemeklerinize ekleyebilirsiniz.

Safran

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can “Ana vatanı Güneybatı Asya olan ve acımsı bir tadı bulunan safran; parfümeri, cilt maskeleri, ilaç ve tekstildeki endüstriyel kullanımları dışında şifa verici bitki olarak tüketilir. Yemeklere altın sarısı renk katan safran güçlü bir antioksidandır. Depresif belirtileri azaltabilir. Anti-kanser etkiler gösterebilir. İştahı baskılayarak kilo kaybına yardımcı olabilir. Kalp hastalığı risklerini azaltabilir. Kan şekeri seviyesini düşürebilir. Alzheimer hastalarında hafızayı kuvvetlendirebilir. Ancak hamilelikte bebek üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı tüketilmesi önerilmez. Sağlıklı insanlarda safran tüketimi 1 çay kaşığını geçmemelidir” diyor.

Nane

Taze veya kurutulmuş olarak tüketilebilen nane özellikle sindirimi kolaylaştırıcı ve mideyi rahatlatıcı etkiye sahip. Nane; pankreas, göğüs ve karaciğer tümör gelişimini yavaşlatabilirken; kolon, deri ve akciğer kanserlerini önlemeye yardımcı olabiliyor. Bulantıya karşı naneyi limonla kaynatıp içebilirsiniz. Ayrıca nane tüketmek anti-mikrobiyal etkiler de gösterebiliyor. Naneyi yoğurda, tatlıya, salataya veya yemeğe katarak sağlıklı etkilerinden faydalanabilirsiniz. Ancak reflü hastalığı olanlara nane tüketmeleri önerilmiyor.

Pul biber

Eski çağlardan beri kullanılan baharatlardan biri olan pul biber; sindirim sistemi üzerinde olumlu etkiye sahip. A ve C vitamini açısından zengin olan pul biber, bağışıklığı koruyor, tükürük üretimine yardımcı oluyor, bu özelliği ile sindirim sağlığını destekliyor ve ağız kokusunu önlemede de katkısağlıyor. Pul biber ayrıca migren ağrılarını azaltmada yardımcı olabiliyor.

Kişniş

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can “Antioksidan bakımından zengin olan kişniş; bağışıklık sistemini güçlendirir, içerdiği anti-bakteriyel bileşikler sayesinde vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Ağız kokusunun önlenmesini ve ağızda oluşan yaraların iyileşmesini destekler. Kalsiyum açısından zengin olan kişniş; kemik sağlığının korunması ve geliştirilmesine de yardımcıdır” diyor.

Muskat

Geleneksel Hint Mutfağı'nda en çok kullanılan baharatlardan olan muskat (hint cevizi), son yıllarda Türk mutfağında da kullanılmaya başlandı. Yemeklere ayrı bir lezzet veren, içerdiği antienflamatuar ve antioksidan bileşikler sayesinde kronik hastalıklara karşı koruma sağlayabilen muskat, sindirim sistemine yardımcı oluyor. Yorgunluk ve strese karşı da olumlu etkilere sahip olan muskatı diğer baharatlarda olduğu gibi aşırıya kaçmadan tüketebilirsiniz.

Devamını Oku
Baharat tüketirken bu uyarılara dikkat!

Çocukları tehdit eden 3 yaz alerjisi!

Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya çocukları yaz mevsiminde artış gösteren 3 alerji etkeninden korumanın son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü bu hastalıklar hafif belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi, öldürücü anafilaksi şeklinde de ortaya çıkabiliyor. Ayrıca, bunlardan biri başladığında (örneğin alerjik nezle) ilerleyip diğer ve daha şiddetli tablolara da (örneğin astım) dönüşebiliyor” diyor. Peki yazın artış gösteren bu alerjik etkenlere karşı çocuklarımızı hangi önlemlerle koruyabiliriz? Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya çocuğunuzu alerjik reaksiyon oluşturan etkenlerden korumanız için almanız gereken önlemleri anlattı, önemli önerilerde ve uyarılarda bulundu.

POLEN ALERJİSİ

Bitkilerin üremeleri için gerekli olan genetik bilgiyi erkek yapılardan dişi yapılara taşıyan tanecikler olan polenler, ebatları mikronla ölçülebilecek kadar küçük oldukları için gözle görülemezler. Ağaç polenleri esas olarak ilkbaharda, çayır-çimen polenleri daha çok ilkbahar sonu ve yaz mevsiminde, yabani ot polenleri de yaz başından sonbahara kadar etkili oluyorlar. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya polenlerin alerjik çocuklarda göz, burun, cilt ve akciğerlerde sorunlara yol açabildiğine dikkat çekiyor. Bunlar gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık; burunda kaşıntı, akıntı, aksırık ve tıkanma; ciltte kaşıntı ve kızarıklık ile akciğerlerde öksürük, hırıltı ile nefes darlığı gibi yakınmalar olabiliyor.

Ne yapmalı?

Polenlerden korunmanın kesin bir yolu olmasa da, alacağınız önlemler çocuğunuzun polene maruz kalma riskini azaltacaktır.


Alerjik olan bitkilerin bulunduğu ortamlarda, özellikle sabah 06:00 - 10.00 saatleri arasında bulunmayın.

Evinizin camlarını sabah saatlerinde açmayın.

Polen döneminde,dışarıdayken çocuğunuza maske, gözlük ve şapka takın. Özellikle rüzgarlı havalarda, havadaki polen miktarının arttığını unutmayın.

Eve geldiğinizde çocuğunuzu yıkayıp elbiselerini değiştirin.

Ev ve araçta mümkünse polen filtreli klima kullanın.

İletişim araçlarından bulunduğunuz yerdeki polen durumunu takip edip risklere karşı tedbirler alın.

Polenlerin yoğun olduğu zaman ve yerlerde çocuğunuza açık hava sporları yaptırmayın.

GÜNEŞ ALERJİSİ

Güneş alerjisi, cildin güneş ışığına maruz kalan bölgelerinde kaşıntılı ve kırmızı döküntülerin oluştuğu bir tablo. En yaygın şeklinde ciltte çok farklı renk ve biçimde döküntüler gelişebiliyor. Şiddetli güneş alerjilerinde sulu kabarcıklar, kurdeşen ile şişlik de oluşabiliyor.

Ne yapmalı?

Güneş alerjisine karşı almanız gereken en önemli önlem; çocuğunuzu direkt olarak güneşe maruz bırakmamak olmalı.

Özellikle güneş ışınlarının en dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında çocuğunuzu dışarıya çıkarmayın.

Vücudunu kapatan ince ve uzun kollu kıyafetler giydirin. Güneş gözlüğü ile şapkasını mutlaka takın.

Dışarıya çıkmadan 30 dakika önce cildine güneş koruyucu uygulayın ve işlemi her 3 saatte bir tekrarlayın. Deniz veya havuza girdiğinde bu süreyi dikkate almadan, ürünü cildine tekrar yedirin.

BÖCEK ALERJİSİ

Çocuklarda böcek alerjileri özellikle yaz aylarında çok sık rastlanan ve can sıkıcı bir durum. “Böcekler arasında en sık arılar, sivrisinekler ve karıncalar alerjiye sebep oluyor” bilgisini veren Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, arıların duyarlı vücutta hafif bir alerjiden öldürücü anafilaksiye kadar değişen durumlara yol açabildiğini belirtiyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya anafilakside arı sokmasından birkaç dakika sonra ciltte kızarıklık ve kaşıntı, dil ile dudaklarda şişme, bulantı, kusma ile nefes darlığı gibi sorunlar geliştiğini söyleyerek,“Arı sokmasına bağlı hafif reaksiyonlarda iğneyi parçalamadan çıkarmak ve yara üzerine buz tatbik etmek yeterli olabilirken, anafilakside ise acil olarak bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor” uyarısında bulunuyor. Karıncalar ve sivrisineklere bağlı gelişen alerjide de, arı alerjisine nazaran daha hafif ve yerel kaşıntı ile kızarıklık oluyor. Kızarıklıklar için antihistaminik veya zayıf bir kortizon içeren kremler sürülmesi yeterli geliyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya arı veya diğer böcek sokmalarında, toplumda doğru sanılanın aksine yaraya amonyak sürmenin hiçbir yararı olmadığına dikkat çekiyor.

Ne yapmalı?

Kol ve bacakları kapatan uzun kıyafetler giydirin.

Çiçek renklerini andıran sarı, pembe, turuncu ve kırmızı renkli kıyafetlerden kaçının, kahverengi ile siyah gibi arıların sevmedikleri renkleri tercih edin.

Daha önceden arıya bağlı anafilaksi sorunu yaşamışsanız yanınızda hazır adrenalin iğneleri taşıyın.

Vücuduna koku yayabilecek parfüm ve benzeri şeyleri sürmemeye dikkat edin.

Sivrisinekler ve karıncalar için genel olarak önerilen sinek kovucu tabletler gibi önlemleri almanızda ise bir sakınca yok.

Devamını Oku
Çocukları tehdit eden 3 yaz alerjisi!

Vücutta ödem attıran 10 etkili öneri!

Tuz tüketiminin artması, yüksek karbonhidratlı beslenme, yetersiz su içmek, regl dönemi, hareketsiz bir yaşam ve kilo artışı ödemin başlıca sebeplerini oluşturuyor. Covid-19 pandemisi nedeniyle evde hareketsiz bir yaşam sürmemiz, beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi ve aldığımız kilolar nedeniyle birçoğumuz son dönemlerde ödemden şikayet eder olduk. Peki, vücudumuzda şişlikler ile kilo artışına yol açan ödemden kurtulmak için nasıl bir yol özlememiz gerekiyor? Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan ödemlere karşı 10 etkili öneriyi anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Su için, hem de bolca

“Su tüketiminiz azalırsa vücudunuz ödem yapar” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Sıvı olmadan nasıl sıvı birikebilir ki vücutta diye düşünebilirsiniz. Şöyle ki vücutta yeteri kadar sıvı olmadığında beynimiz bunu algılıyor ve ‘yeterli sıvı yok, olanı tut’ komutuyla dokularda sıvıyı biriktiriyor. Yani sıvı azlığını tehlike olarak görüyor ve kendini korumaya alıyor. Bunun sonucunda da vücutta belli bölgelerde şişlik oluşuyor.” Düzenli su içmediğiniz sürece hem vücudunuzdaki ödemi atmanızın hem de yağ yakmanızın çok zor olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, “Bu nedenle her gün düzenli olarak su tüketmelisiniz. Gün içerisinde içtiğiniz çay ve kahve gibi sıvılar ise su yerine geçmiyor, aksine vücuttan sıvıyı dışarı atıyorlar” diyor.

Sabahları bir avuç maydanoz

Maydanoz, içeriğindeki bol lif ve C vitamini sayesinde hem bağırsak sağlığı hem ödemin vücuttan atılmasında akla ilk gelen besinlerden. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, her sabah bir avuç maydanoz tüketiminin ödemin atılmasında son derece fayda sağladığını belirterek, “Tadını seviyorsanız, ödem atmak için maydanozu kaynatıp haftada 1-2 kez, bir bardak kadar içebilirsiniz” diyor.

Gün içinde 2 dilim ananas

“Ananas içerdiği bromalin maddesiyle ödemi vücuttan atmayı sağlayan çok faydalı bir meyvedir” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan şu öneride bulunuyor: “Her gün 2 ince dilim ananas tüketebilirsiniz. Ananasın ortasında bulunan, sert ve yenilemeyen çubuk, bromalinin en fazla bulunduğu yerdir. Bu bölümü suyunuzun içine eklemeniz, ödemi daha kolay atabilmenize katkıda bulunacaktır.”

Bir bardak kiraz sapı çayı

Yaz mevsiminde en sevilen meyvelerinden olan kirazın saplarını sakın atmayın. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan kirazın saplarını kaynatıp çay olarak içebileceğiniz belirterek, “Bu çay hem hazımsızlık ve şişkinlik gibi sindirim problemlerine çok iyi geliyor, hem de ödem atıcı etki gösteriyor. Her gün 1 bardak tüketebilirsiniz” diyor.

Kivi de çok faydalı

C vitamininden oldukça zengin olan kivi içerisinde bulunan pektin sayesinde vücuttan toksinleri uzaklaştırarak ödemin atılmasına katkı sağlıyor. Her gün 1 adet kivi tüketmenizde fayda var.

Salatalık ödeme karşı

Yazın düşük kalorisi nedeniyle bolca tüketebileceğiniz besinler arasında ilk sırayı salatalık alıyor. Salatalık sıvı içeriği yüksek bir besin olduğu için ödemi vücuttan daha kolay atmanızı sağlıyor. Tabi üzerine tuz dökmeden tüketmeniz önemli.

Uyanır uyanmaz limonlu su

Eğer mide probleminiz yoksa sabah uyanır uyanmaz bir bardak suyun içine yarım limon sıkıp içmeniz ödem problemine çok iyi gelmesinin yanı sıra bağırsaklarınızın iyi çalışmasını da sağlayacaktır.

Yeşil çayın gücünden faydalanın

Yeşil çayın içinde bulunan ve güçlü bir antioksidan olan kateşin pek çok faydasının yanı sıra vücutta ödemi atmaya da yardımcı oluyor. Her gün 2 fincan yeşil çay içebilirsiniz. Ancak tansiyon probleminiz varsa veya hamileyseniz mutlaka hekim kontrolünde tüketmelisiniz.


Bir çay kaşığını asla aşmayın

Tuz tüketimi kalp ve damar sağlığımızı olumsuz etkilemesinin yanı sıra vücudumuzda ödem de yapıyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu miktar da bir çay kaşığı tuza denk geliyor. Dolayısıyla yemeğin tadına bakmadan tuz atmayın, turşu tüketiminde aşırıya kaçmayın, tuzlu peynirden uzak durun ve maden suyunu günde 1-2 şişeden daha fazla içmeyin.

Bu üçlüyü yasaklar listesine alın

Fazla miktarda karbonhidrat tüketimi vücutta su tutuyor ve sonrasında yağ miktarının artmasına sebep oluyor. Vücudunuzdaki ödemi kolay atabilmek için şekerli, unlu ve içeriğinde bolca tuz barındırması nedeniyle paketli gıdaları tüketmemeye veya bunları azaltmaya özen gösterin.

Devamını Oku
Vücutta ödem attıran 10 etkili öneri!

Tacize de susmamış! Deniz Bulutsuz, Galatasaraylı basketbolcu Caner Erdeniz'le davalık olmuş

Ozan Güven'e şiddet iddiasıyla dava açan Deniz Bulutsuz'un tacize de sessiz kalmadığı ortaya çıktı. Bulutsuz, Galatasaraylı yıldız basketbolcu Caner Erdeniz'e de 2016 yılında cinsel taciz sebebiyle dava açmış; Erdeniz 2 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

6 ay ilişki yaşadığı Ozan Güven'e şiddet iddiasıyla dava açan Deniz Bulutsuz'un (28) daha önce de Galatasaraylı basketbolcu Caner Erdeniz'le mahkemelik olduğu ortaya çıktı. Davaya konu olan olay, 11 Eylül 2016 tarihinde Bebek'teki bir barda yaşandı.

CİNSEL SALDIRI SUÇUNDAN 2 YIL HAPİS CEZASI

Deniz Bulutsuz, mekanda kendisine sarkıntılık ettiğini öne sürdüğü Erdeniz'den şikayetçi oldu. Cinsel taciz suçlamasıyla açılan davada basketbolcu, 5 bin 400 lira para cezasına çarptırıldı. Caner Erdeniz, kararın istinaf mahkemesinde bozulmasının ardından yeniden yargılandı ve bu kez "sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı" suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.

"OMZUNA DOKUNDUM" DEMİŞTİ

Caner Erdeniz, geçtiğimiz şubat ayında, oyuncu eşi Müge Boz'la birlikte bir video çekip sosyal medyada yayınlayarak davaya ilişkin açıklama yaptı. Erdeniz, 2016 yılında yaşanan olayda Deniz Bulutsuz'u uzaktan görüp bir arkadaşına benzettiğini, bu nedenle yalnızca omzuna dokunduğunu, Bulutsuz'un arkadaşı olmadığını anlayınca da oradan ayrıldığını iddia etti.

Müge Boz, "Caner'in yanındayım" diyerek eşine destek çıktı.

Devamını Oku
Tacize de susmamış! Deniz Bulutsuz, Galatasaraylı basketbolcu Caner Erdeniz'le davalık olmuş

Güneşten gelen 6 tehlikeye dikkat!

Beklediğimiz yaz günleri nihayet geldi. Covid-19 pandemisi nedeniyle evlerimizde geçirdiğimiz uzun süreçte güneşin yararlı etkilerinden yeterince faydalanamadık. Artık açık havada daha fazla zaman geçirebiliyoruz. Ultraviyole ışınlarının mikropları öldürücü etkisi ve D vitamini üretimine olan katkısı, güneşin hayatımız için ne kadar gerekli olduğunu gösteren birkaç nokta sadece.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca, ancak son derece önemli faydaları olan ultraviyole ışınlarının sağlığımız üzerinde olumsuz etkileri de olduğunu hatırlatarak, “Gözümüzün pek çok dokusu ultraviyole ışınlarından zarar görme potansiyeline sahip. Özellikle ozon tabakasındaki incelmeye nedeniyle maruz kaldığımız ultraviyole ışın miktarındaki artış, bu tehlikeyi artırıyor. Gözlerimizi güneşten korumazsak ultraviyole ışınlarının keskin görmemizi sağlayan hücrelerde yarattığı hasar, tedavisi mümkün olmayan, geri dönüşsüz görme kaybına neden olabiliyor” diyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca güneşin zararlı ışınlarının gözlerde oluşturacağı hasarlardan korunmamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Bu saatlere dikkat etmemek

Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında mümkünse dışarı çıkmayın. Buna mecbursanız güneş gözlüğü kullanmayı asla ihmal etmeyin. Aksi halde güneşin zararlı ışınları kornea yanığından katarakta, sarı nokta hastalığından konjonktiva hasarına kadar pek çok ciddi tablolara neden olabiliyor. Yapılan bir çalışma; kornea yanığının en çok sabah 8:00-10:00 ve öğlen 14:00-16:00 saatleri arasında oluştuğunu ortaya koydu.

Güneşe doğrudan bakmak

“Kısa süreli dahi olsa güneşe hiçbir zaman doğrudan bakmayın” uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca bunun nedenini şöyle açıklıyor: ”Güneşe korunmasız bir şekilde bakmak gözün ön dokularında ciddi hasarlar oluşturabiliyor. Bunun sonucunda gözde kornea yanığı ve sarı noktada kalıcı hasar gibi önemli sorunlar oluşabiliyor”

Kaliteyi değil, trend olanı tercih etmek

“Güneşin zararlı ışınlarının tam bloke olması için güneş gözlüğünün kalite olması çok önemli” diyen Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca sözlerine şu önerilerle devam ediyor: “Kalitesiz gözlükler ışığı kesip göz bebeğinin büyümesine, bunun sonucunda gözlerin ultraviyole ışınlarına normalden daha fazla maruz kalmalarına yol açıyor. Dolayısıyla kalitesiz güneş gözlükleri fayda sağlamadıkları gibi, gözlerde katarakt oluşumunun hızlanması, kornea yanığı, konjonktiva hasarı ve makula enfeksiyonu gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Dolayısıyla güneş gözlüğü seçerken dikkat etmeniz gereken şey bu yaz trend olup olmadığı değil, kalitesidir. Göz sağlığınız için sertifikası olmayan gözlüğü asla kullanmayın.”

Açık renk gözlük camı kullanmak

Güneş gözlüğü göz ile çevresini tamamen kapatan özelliğe sahip olmalı. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da, gözlük camının rengi. Çok koyu renk camlı gözlükleri tercih etmenizde fayda var. Çünkü koyu renkli camlar yoğun güneşte ışık hassasiyetiniz varsa daha fazla konfor sağlamalarının yanı sıra renk ve kontrast algısını da bozmuyorlar.

‘Hava nasıl olsa bulutlu’ demek

“Hava bulutlu, güneş gözlüğü takmama gerek yok” diye düşünmeyin. Güneşin zararlı UVA ve UVB ışınları hava bulutluyken de yeryüzüne ulaşıyor. Gözlerinizi koruma altına almadığınızda gözlerde; et büyümesi, katarakt, cilt kanseri ve sarı nokra hastalığı gibi sorunlar gelişebiliyor. Gölgede durmak, şemsiye altında olmak gözlerinizi güneşten korumak için yeterli olmadığı için güneş gözlükleriniz her zaman gözünüzde olsun.

Denizde, havuzda gözlük kullanmamak

Gözlük kullanmaya deniz ve havuzda da devam etmelisiniz, çünkü göze direkt gelen ışınlar dışında, sudan yansıyan ışınlarla bu miktar katlanarak artıyor. Bunun sonucunda gözlerde ışık hassasiyeti, alerjik reaksiyonlar ve kornea yanığı gibi sorunlar gelişebiliyor. Deniz gözlüklerinin UV korumalı olanlarını tercih etmenizde fayda var.

Kontakt lenslerle suya girmek

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca kontakt lens kullanıyorsanız, lenslerinizle denize veya havuza girmemeniz gerektiğini hatırlatarak, “Lens varken göze su temas etmemeli, çünkü lens suyu içine hapsediyor. Deniz suyu gözlerde enfeksiyona, havuz suyu ise kimyasal konjonktivite neden oluyor” diyor. Dolayısıyla lens takıyorsanız mutlaka deniz gözlüğü kullanın.

“Araçta korunmama gerek yok” demek

Beyaz renkli araç camları UVB ışınlarını büyük oranda önleseler de, UVA ışınlarını geçiriyorlar. Bu nedenle araç kullanırken de gözlerinizi güneşten korumaya devam etmelisiniz. UVA ışınlarının uzun vadede yaşlandırıcı etkisi olduğu unutmayın. Tıpkı cildimiz gibi gözlerimiz de zamanla yaşlanıyor. Gerekli önlemleri almazsak, gözlerimizin yaşlanma hızı daha da artıyor.

Güneşten gelen 6 tehlikeye dikkat!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca, zararlı güneş ışınlarının yol açtığı ve kalıcı görme kaybına neden olabilen 6 hastalığı şöyle sıralıyor:

Göz alerjisi
Göz yüzeyinde yanıklar
Konjonktivada dejenerasyon
Sarı noktada hasar oluşumu
Katarakt
Göz kapaklarında cilt kanseri

Devamını Oku
Güneşten gelen 6 tehlikeye dikkat!

Sınav stresine karşı bu önerilere dikkat!

Yüzbinlerce öğrencinin kaderini belirleyecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) artık sayılı günler kaldı. Bu yıl, tüm dünyayı etkisine alan Covid-19 pandemisinin gölgesinde yapılacak üniversite giriş sınavı öncesi hem öğrencilerde hem de ailelerinde heyecan ve stres dorukta!

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri “Ülkemizde de yaklaşık 4 aydır günlük yaşantımızı tepeden tırnağa değiştiren Covid-19 pandemisinin yol açtığı bilinmezlik ve yaşamsal risk herkeste büyük bir kaygıya ve korkuya yol açtı. YKS sınavına hazırlanan gençler için de son derece zorlayıcı bir süreç oldu, olmaya da devam ediyor. Arkadaşlarla iletişimin en yoğun olduğu ergenlik döneminde sürekli evde ve aileyle kalmak, sınav tarihi ve içeriklerinde yaşanan değişim, sınav ortamında virüs kapma riski, öğretmen ve arkadaşlarıyla istedikleri gibi iletişim kuramamak, sokağa çıkma yasağı, ailelerinin kaygı ve korkuları ve bunları çocuklarına yansıtışları gençlerin büyük bir kısmını negatif yönde etkiledi” diyor. Buna karşın sınava girecek öğrencilerin kendilerini rahatlatabilmek, kaygılarını kontrol altına alabilmek ve motivasyonlarını artırabilmek için dikkat etmeleri gereken bazı kurallar olduğunu belirten Uzman Psikolog Sena Sivri, 27-28 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek sınav öncesi ve sınav esnasında yapılması gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

SON 3 GÜNDE YAPILACAKLAR

Günlük tutun, duygularınızı paylaşın

Kökeni ne olursa olsun kaygıyla baş etmede duygu ve düşüncelere dair farkındalığı artırmak ve paylaşmak çok etkilidir. Akranlarla yapılan paylaşımlar bu konuda yalnız olmadıkları hissini pekiştirirken, aile ve öğretmenlerle yaptıkları paylaşımlar yol göstericilik adına etkili olacaktır. Düzenli olarak duygu günlüğü tutmak bunları dile dökmekte faydalı olacaktır. Son 3 günde duygularınızı düzenli olarak bir deftere yazın.

Evde yapılan deneme testlerinde maske takın

Koronavirüs önlemleri kapsamında sınav ortamında maske ile oturulacağı için evde yapılan deneme testlerinde de maske takın. Çünkü sınavda maske takılması hiçbir öğrencinin bu zamana kadar deneyimlediği bir şey olmadığı için huzursuzluk yaratabilir. Evde deneme testlerini çözerken sınav ortamını oluşturup maske ile çözmek gerçek sınav gününe kadar alışmanızı kolaylaştıracaktır.

Hobilerinize de zaman ayırın

Sınav öncesi bu son günlerde; sınava hazırlanmanın yanı sıra evde keyif alacağınız hobisel aktiviteleriniz olsun; günde bir saat de olsa bunlarla da uğraşın. Bu aktivitelerin zihninizi rahatlatmada ne kadar etkili olacağını göreceksiniz.

Beslenme ve uykunuza çok dikkat edin

Evde çalışma ve eğitim süreci standart rutinin dışında bir beslenme ve uyku düzeni oluşmasına sebep oldu. Sınava kısa süre kalmışken sınav gün ve saatine uygun, standart rutinlerinizde bir düzen oluşturmak faydalı olacaktır.

Sosyal medya diyeti yapın

Uzman Psikolog Sena Sivri “Salgın sürecinde sosyal medyada birçok haber kirliliği oluştu ve aslında bunlar konuyla ilgili kaygımızı artırmakta, bizi negatif yönde etkilemekte. Özellikle sınava az bir zaman kaldığı şu dönemde bu tip haberlerden uzak kalmak iyi gelecektir. Son 3 gün sosyal medyadan uzak durun” diyor.

Sosyal ilişkileri güçlü tutun

Sosyal ilişkilerin varlığı ve sıklığı kaygıyla baş etmedeki en güçlü araçtır. Bu süreçte arkadaşlarınızla görüntülü konuşma gibi yollarla sosyalliğinizi sürdürün, hem bu konuda yaşadığınız kaygıda yalnız olmadığınızı görecek, hem de sosyalliğin iyilik halinden faydalanacaksınız.

Düzenli egzersiz yapın

Evde izole kalınan süreçte fiziksel hareket kısıtlılığının yarattığı negatif etkileri de gözlemlemekteyiz. Evde, günde yarım saat de olsa egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. Özellikle, kaygıyla baş etmeyi kolaylaştıracağı için yoga, meditasyon ve solunum egzersizleri yapın.

Son gün çalışmayı bırakın!

Sınav öncesi son gün yapılan çalışmalar kafa karışıklığına yol açabileceğinden, son günü çalışmak yerine zihninizi ve bedeninizi dinlendirmeye ayırın.

Sınava dair virüs bulaşma kaygınızla ilgili düşünce egzersizleri yapın

Uzman Psikolog Sena Sivri “Önlemlerin alındığı, sosyal mesafe ve hijyen tedbirlerine uyulduğu takdirde güvende olacağınızı kendinize hatırlatın. Tüm bu önlemleri dikkate alın ve uygulayın” diyor.

SINAV GÜNÜ YAPILACAKLAR

Mutlaka sağlıklı bir kahvaltı yapın.
Sınava elinizden geldiği şekilde hazırlandığınızı düşünün.
Sınav kaygısını her öğrencinin yaşadığını, belli ölçülerde yaşamasının da normal olduğunu unutmayın. Dozunda kaygı, başarı yolunda itici güç olması sebebi ile gereklidir de. Kontrol edilemez olduğu noktada sorun yaratıcı ve başarıyı sabote edici olma özelliği taşır.
Ebeveynlerinizin olası kaygı ve korkularını çok büyütmeyin.
Covid’e karşı gerekli hijyen önlemlerinin alınmış olduğunu düşünerek endişelenmeyin.
Burnunuzdan derin nefes alıp yavaş yavaş ağzınızdan verin.
Sınavda çevreyle ilgilenmeyin, sadece kendinize odaklanın.

Devamını Oku
Sınav stresine karşı bu önerilere dikkat!

Yaz güneşinin cildinizi yaşlandırmasına izin vermeyin!

Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için ışınların yeryüzüne dik olarak düştüğü saatlerde dışarıda kalmamak ve koruyucu kremler kullanmak önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı, güneş koruyucu krem seçilirken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Güneş ışınlarının cilt üzerinde pek çok önemli fonksiyonu bulunmaktadır. Ancak özellikle son yıllarda deri üzerine olan olumsuz etkilerinin fark edilmesiyle beraber güneşten korunmanın gerekliliği ortaya çıkmıştır. Güneşten gelen UV (ultraviole - mor ötesi) ve IR (infrared- kızılötesi) ışınlar bulunmaktadır. Cilde direkt etkisi bulunanlar daha çok UV ışınlarıdır. UV ışınlarından UVA, deride dermis tabakasına kadar ulaşabilir, kızarıklık yapıcı ve kanser yapıcı etkileri bulunur. UVB ise ozon tabakasında kısmen tutulur fakat UVA gibi kızarıklık ve kanser yapıcı etkileri vardır.

İyi bir güneş kremi hem UVA hem UVB’ye karşı etkili olmalı

Güneşten korunmak için bilinen ve en yaygın kullanılan önlem koruyucu kremlerdir. Güneş koruyucu kremler deriye ulaşan UV ışınlarını yansıtan, emen ya da saçan ajanlardır. Krem, jel, losyon, sprey şeklinde olup, SPF ile ifade edilen çeşitli derecelerde güneş koruma faktörleri içerirler. İyi bir güneş koruyucu;

Geniş spektrumlu yani hem UVA hem de UVB ‘ye karşı etkili olmalı
Suya ve terlemeye dayanıklı olmalı
Cildi tahriş etmemeli,
Toksik olmamalı,
Yeterli bir SPF’ye yani güneş koruma faktörüne sahip olmalıdır.
Güneş koruyucular etki mekanizmalarına göre inorganik (fiziksel) ve organik (kimyasal) olarak ikiye ayrılmaktadır. Fiziksel güneş koruyucular deride bariyer oluşturup UV ışınlarını yansıtarak etki göstermektedir. Çinko oksit, titanyum dioksit, demir oksit gibi maddeler içermektedirler. Kimyasal güneş koruyucular, UV ışınlarını absorbe ederek etki gösterirler bu yüzden fotoalerjik reaksiyonlara neden olabilmektedirler. PABA türevleri, sinnamad esterleri, salisilat esterleri, benzofenonlar bu grupta yer almaktadır.

Güneş kremini cilt tipinize uygun seçin

Güneş koruyucu ürünlerin cilt tipine ve ten rengine göre seçilmesi gerekmektedir. Örneğin kuru cilt tipi olanlar, yoğun kıvamlı ürünler kullanabilirken; yağlı ve akneli ciltler, akışkan kıvamlı, yağlı olmayan ürünler kullanabilir. Ayrıca açık tenliler, koyu tenlilere göre daha geç bronzlaşır ve daha çok kızarırlar. Açık tenli kişiler bu nedenle, koyu tenlilere göre daha yüksek koruma faktörü içeren ürünler tercih etmelidir. Bu konuda mutlaka dermatoloji uzmanına danışılmalıdır.

D vitamini için günde 15 dakika güneşlenmek yeterli

Kemik sağlığı ve bağışıklık sistemi için çok önemli olan, büyük kısmı güneşten sağlanan D vitamininin Vitamin D2 ve vitamin D3 olmak üzere 2 formu vardır. Vitamin D3 güneş ışınlarının etkisiyle ciltte bulunan provitamin D’nin vitamin D3’e dönüşmesiyle oluşmaktadır. Sadece güneşlenmek yetmez ayrıca besinlerle alınan D vitamininin bağırsaklardan da emilimi olmaktadır. Mart ve ekim ayları arası D vitamini açısından en etkili dönemdir. Bu aylarda özellikle güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği 11.00 ve 15.00 saatleri arası D vitamini için en uygun saatlerdir. D vitamini alabilmek için saatlerce güneşte kalmak son derece sağlıksızdır. 15-20 dakika kol, dirsek altı, bacak ve diz altı bölgelerinin güneş görmesi D vitamini sentezi için yeterlidir. Bunun dışında güneşten korunmak için mutlaka koruyucu ürün sürülmeli ve belirli aralıklarla tekrarlanmalıdır. Şapka ve gözlük kullanımı da yaz aylarında güneşin zararlı etkilerine karşı, sınırlı da olsa, koruyuculuk sağlayabilmektedir.

“Yeterince bronzlaştığım için koruyucu gerekmez” diye düşünmeyin

Bronzlaşmak estetik açıdan daha çok tercih edilse de cildi daha sağlıklı yapmamaktadır. Aksine bronzlaşırken güneşin zararlı etkilerine daha fazla maruz kalınmaktadır. Bronzlaşmak için solaryuma girmek de sakıncalıdır. Solaryum cilt kanseri ve yaşlanma etkilerini artırmaktadır. Belirli bir süre güneş koruyucu kullandıktan ve bronzlaştıktan sonra cildin güneş ışınlarına alışması söz konusu değildir, güneş koruyuculara mutlaka devam edilmesi gerekmektedir.

Güneş kumdan yansıyarak da cildinize zarar verebiliyor

Güneş ışınlarının cilde verdiği hasarları etkileyen bir takım faktörler bulunmaktadır. Güneşe maruz kalan kişinin deri tipinin açık ya da koyu olması oluşabilecek hasarın boyutunu etkilemektedir. Açık tenli bir kişi güneş ışınlarına karşı daha hassas olmaktadır. Bunun yanında çocuklar, yaşlılar ya da ailesinde cilt kanseri öyküsü olanlar güneş ışınlarına çok daha fazla dikkat etmelidir. UV ışınlarının en yoğun olduğu öğle saatlerinde, ışınlara çok uzun süre maruz kalınması sonucu ışınlar vücutta birikici etki yaparak cilt hasarına neden olmaktadır. Direkt ışınların haricinde asfalt ve kumla yansıyan ışınlar da cilde hasar vermektedir.

Devamını Oku
Yaz güneşinin cildinizi yaşlandırmasına izin vermeyin!

Sınav kaygısını yönetmenin püf noktaları!

Binlerce öğrenci ve ailesinin heyecanla beklediği Liseye Giriş Sınavı (LGS) için geri sayım başladı. 20 Haziran Cumartesi günü yapılacak sınavın bu yıl tüm dünyayı derinden etkileyen koronavirüs pandemisinin gölgesinde gerçekleştirilecek olması gerek öğrencilerde gerekse ailelerinde ayrı bir stres ve kaygıya yol açıyor.

SON 4 GÜN YAPILACAKLAR

Uyku ve beslenme düzenine dikkat edin

Uykusuzluk ve düzensiz beslenme kaygıyı artırabileceğinden; uyku ve yemek saatlerinizin düzenli olmasına dikkat edin. Düzenli fiziksel aktiviteler; hem dikkat ve hatırlama gibi bilişsel işlevler, hem de kaygıyı azaltma bakımından fayda sağladığından günlük programınızda bu etkinliklere de zaman ayırmaya özen gösterin.

Zaman yönetimini geliştirin

LGS ve benzeri sıralama sınavlarında kaygı düzeyini azaltmanın en önemli yapıtaşlarından biri zamanı iyi yönetmektir. Dolayısıyla; evde mümkün olduğu kadar sınava benzer bir ortam oluşturmak, sınav süresinde ve şartlarında (ara vermeden) test çözmek kaygıyı azaltabilir. Sınav sırasında maske takacağınız için test çözme sırasında deneme amaçlı maske takmak da faydalı olabilir.

Sosyal medya kullanımını kısıtlayın

Sınava birkaç gün kala sosyal medya kullanımınızı kısıtlamanızda fayda var. Salgınla ve sınava yönelik süreçle ilgili haberleri göz ardı etmeniz; kalan zamanda sosyal medyadan uzak vakit geçirmeniz kaygılarınızı azaltabilir.

Çalışma şartlarınızı düzenleyin

Gün içerisinde dikkat ve motivasyon düzeyinde dalgalanmalar yaşanması olağandır. En verimli olduğunuz saatleri belirleyip, bu saatlerde çevreden gelen uyaranların dikkatinizi dağıtmayacağı şartları sağlayarak ders çalışabilirsiniz. Çalışma sürenizi 45-50 dakikalık bloklar halinde planlayıp, bloklar arasında 10 dakikalık molalar verebilirsiniz. Mola sürelerini uzatmamanız, bu molalarda mümkünse temiz hava ile temas etmeniz faydalı olabilir. Zaman zaman motivasyonunuz düşebilir ve ders çalışmak istemeyebilirsiniz. Bu dönemlerin de olağan olduğunu kabullenin ve kendinizi zorlamayın. Bu dönemlerde farklı bir konuya çalışmak veya geçmiş denemelerde kaçırdığınız soruları gözden geçirmek faydalı olabilir.

Hedefinizi tekrar gözden geçirin

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Evren Tufan “Sınavın hayatınızın tümünü kapsamadığını, zeka veya hayattaki başarının tümünü ölçmediğini göz önünde bulundurun. Hedefinizi tekrar gözden geçirin ve kendiniz için yapabileceğiniz ölçüde, gerçekçi hedefler belirleyin. Gerçekçi olmayan hedefler ve beklentiler, motivasyonunuzu düşürebilir ve kendinize güveninizi azaltabilir” diyor.

Sadece akademik performansa odaklanmayın

Olumlu bakış açıları sağlayan, sizi iyi hissettiren arkadaşlarınızla bağlarınızı koparmayın. Görüntülü konuşmalarla dahi olsa bu arkadaşlarınızla iletişimi devam ettirmeniz kaygınızı azaltacaktır. Sadece akademik performansa odaklanmayıp resim yapmak, müzik dinlemek ve diğer hobilerinize zaman ayırmak da sizi rahatlatacaktır.

SINAV GÜNÜ YAPILACAKLAR

Sınav sabahı hafif bir kahvaltı yapın; kafeinli içeceklerden ve fazla sıvı alımından kaçının.

Sınav sırasında gerekli hijyen tedbirlerinin alınacağını dolayısıyla virüs bulaşma tehlikesinin olmadığını aklınızda tutmak kaygınızı azaltabilir.

Sınav başlamadan hemen önce arkadaşlarınızla dersler, sorular ve konularla ilgili konuşmalardan kaçınmak uygun olabilir.

Kendinize bir miktar heyecanlanmanın olağan olduğunu, ancak bu sınava uzun zamandır çalışmakta olduğunuzu ve sınava girecek diğer öğrencilerden bir eksiğiniz olmadığını hatırlatın.

Sınav öncesinde veya sırasında kaygınız arttığında, karnınızdan derin ve yavaş nefesler alabilir, bu egzersizi beş kere tekrarlayabilirsiniz.

İşaretlediğiniz yanıtları kontrol etmek için kendinize zaman bırakmayı unutmayın.

Devamını Oku
Sınav kaygısını yönetmenin püf noktaları!

Evde yapılan etkinlikler çocuklarda travmaları önleyebilir!

Dünyada yaşanan afetler, salgın hastalıklar karşısında kontrolümüzün olamayışı, belirsizlik ve öngörülemezlik insanlarda korku kaygı ve çaresizlik gibi duygusal tepkilere neden olur. İçinde bulunduğumuz durum, COVID-19 salgını nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de psikolojik sıkıntılar ile karşı karşıya olmamıza neden oldu.

“Bu süreç travmaya neden olabilir”

Bu süreçte ebeveynlerin yaşadığı zorluklar, süreci ne şekilde yönettikleri, başa çıkma yöntemleri kaygı ve stres karşısında gösterdikleri tepkiler en başta çocukları etkiliyor. Çocuklar, nasıl yapacaklarını bilmedikleri başa çıkma yöntemleri için; yoğun korku, kaygı, endişe gibi duygularını kontrol edebilmek adına yetişkin rehberliğine ihtiyaç duymaktadır. Tüm afet ve salgınlarda olduğu gibi koronavirüs salgınında da, travma etkileri görülebilir. Bu süreçte çocuklara olan yaklaşım, salgını ne şekilde deneyimleyecekleri üzerinde etki yaratır. Baş etme zorlukları yaşadıkları korku kaygı ve endişe yaşadıkları olumsuzluk olarak veya duygusal olarak olgunlaşma, büyüme ve öğrenmenin gerçekleştiği olumlu etkiler olarak deneyimlenebilir.

Olup biteni çocuklardan saklamamak gerekiyor!

Çocukların ruh sağlığını korumak ve desteklemek için, en başta güvende olduklarına dair inançlarını desteklemek gelir. Salgında neler yaşandığı, ne gibi gelişmeler olduğu, alınması gereken önlemler hakkında çocuğu bilgilendirmek kısacası; olup biteni saklamadan dürüst olabilmek önem kazanıyor. Ancak çocuğa aktarılan bu bilgilerin güvenilir ve bilimsel verilere dayalı kaynaklardan elde edilen bilgiler olması oldukça önemli. Bilgi paylaşımı konusunda özenli, dikkatli ve sınırlı olmaya özen gösterilmeli ve çocukların gelişim seviyelerine uygun şekilde yapılmalıdır.

Evde yapılan etkinlikler travmaları önleyebilir

Çocukların güvende hissettikleri yetişkinler eşliğinde evde yapacakları etkinlikler, yaşananları somutlaştırmaya yardımcı olarak, bilgilenmelerini sağlamak, duygu ve düşüncelerini aktarmalarına katkı sağlayarak olası travmatik etkileri önlemeye yardımcı olur. Çocukların koronavirüs salgını sırasında yaşadıklarını aktarabilecekleri bir günlük veya albüm oluşturmalarını sağlayın. Şekli, boyutu, renginin nasıl olacağına çocuk kendisi karar verebilir. İsim verme de yine çocuğa ait olmalı. Koronavirüsü tanıtan, özellikleri hakkında bilgilerin yer aldığı gazete haberleri kesilerek veya eğlenceli çizimlerin yer aldığı mecralardan resimler kesilerek, bu albümde yer alması sağlanabilir.

“Duygu ve düşünceleri fark etmek, onları kontrol edebilmeyi sağlar”

Kendimi, hissettiklerimi, duygularımı keşfetme etkinliği. “Neler hissediyorum? Ne gördüm? Ne duydum? Ne düşünüyorum?” gibi sorularla duygu ve duyumları fark etme, düşünceleri bulma etkinliği yapın. Çöp adam çizerek, üzerine düşünce balonları çizilerek, balonların içine o sırada neler düşündüğü yazılabilir. Çocuğun duygularını vücudunda nerede hissettiğini, kurabiye adam çizerek üzerinde göstermesini sağlayabilirsiniz. Duygu ve düşünceleri fark etmek, onları kontrol edebilmeyi sağlar. Korona salgını sırasında, aileyle birlikte neler yaptıklarını resmedebilir. Evde kaldıkları sürede aile bireylerinin neler yaptıkları, birlikte nasıl vakit geçirdikleri oluşturulan albümde yer alabilir. Böylece salgın geçtiğinde o günlere ait yaşananlara dönüp bakabilecekleri hatıralar olur. Çocuk, salgından önce yapmaktan en çok hoşlandığı etkinliği çizebilir. Geçmişte yaşadığı güzel anları hatırlamak, olumlu duyguları yeniden hissetmeye yol açar. Sahip olduğu kaynakları hatırlamasına yardımcı olur. Salgın bittiğinde, en çok yapmak istediği etkinliğin hayalini kurmak ve bunu görselleştirmek… Bu etkinlik geleceğe dair umudu bu günlerin geçeceğini hatırlatır.

Nefes egzersizleri oldukça faydalı

Nefes egzersizleri bu süreçte başvurulacak etkili ve gerekli egzersizlerin başında geliyor. Nefes egzersizi, stres ve kaygının yoğun yaşandığı zamanlarda baş edebilmek için uygulanabilir. Bu süreçte, her gün yapılacak etkinlikler arasında da yer alabilir. Çocuklarla nefes egzersizi için 1/3’ü suyla dolu bir bardak ve pipet kullanılabilir. Çocuk elinde bardakla evin içinde dolaşırken, aynı anda burnundan nefes alıp pipetle bardağın içindeki suya nefesini vererek suyu hiç dökmeden hareket eder. Çocuklarla yapılan bu egzersiz, kasların rahatlamasına böylece kaygının azalmasına yardımcı olur. Kas gevşetme ve esneme çalışmaları, stres ve kaygının yarattığı gerginliği azaltmaya yardımcı olur. Çocuklarla kas gevşetme ve esneme çalışmaları; bu süreç içerisinde her gün yapılması gereken, çocuğun hem hareket etme ihtiyacını karşılayacak hem de rahatlamasına yardımcı olan çalışmalardır.

Egzersizleri oyunlaştırın

Kol kasları için portakal suyu yapıyormuş gibi iki yumruğu sıkıp sonra yanlara bırakmak, boyun kasları için küçük bir kaplumbağa gibi kabuğuna saklanıp sonra çıkıyormuş gibi yapmak, omuzlar için tembel bir kedi gibi esnemek; gevşeme egzersizlerini çocuklar için eğlenceli hale getirir. Çocuklarla salgın hakkında öğrendiklerini konuşmak, dünyada şimdiye kadar olan salgınlarla ilgili birlikte araştırmalar yapmak ve bu bilgileri tartışmak, benzer durumların yaşandığını ve tıpkı diğerleri gibi şimdiki salgının da geçeceğini düşünmesini sağlayıp geleceğe umutla bakmasına yardımcı olur.

Devamını Oku
Evde yapılan etkinlikler çocuklarda travmaları önleyebilir!

Omuz çıkıklarına yol açan 5 neden!

Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ata Can Atalar “Hepimize çok zor günler yaşatan Covid pandemisinde üç aylık sürecin ardından sosyal hayat kontrollü bir şekilde normale dönmeye başlarken, bugünlerde fiziksel sağlığımız açısından da en küçük bir hareketimize dahi çok dikkat etmemiz gerekiyor.Örneğin; en basit bir gol sevincinde kollarınızı ansızın yukarı kaldırmanız bile bir anda omzunuzun çıkmasına neden olabilir! Üstelik ilk çıkık sonrası çıkığın tekrarlama riski, genç yaştakilerde daha yüksektir!” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ata Can Atalar, omuz çıkıklarına yol açan 5 nedeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sık düşmeler

Sık sık düşüyorsanız yanlış giden bir şeyler var demektir. Sık düşme nedenlerinden baş dönmeleri, denge problemleri çoğu zaman stres ve yetersiz uykudan kaynaklanabilse de bazı hastalıkların ilk belirtileri olabilir. Bu durumda hekiminize başvurmaktan çekinmeyin. Düşmeye neden olan hastalık kısa zamanda tedavi edilemeyecek ise ev ve ofis ortamında bazı düzenlenmeler yapmanız gerekli olabilir. Etrafın daha iyi aydınlatılması, halıların azaltılması, kaygan zeminlerin ve fark edilmesi güç basamakların elden geçirilmesi faydalı olabilir.

Yetersiz ısınma

Hele de üç aylık Covid pandemisi sürecinde vücudumuzun çoğunlukla hareketsiz kaldığı göz önüne alındığında, spor öncesi sakatlanmaları önlemek için yeterli ısınma ve germe egzersizleri yapılması çok daha önem taşıyor. Özellikle baş üstü aktivitelerin sık yapıldığı sporlarda omuzun maruz kaldığı tekrarlayan yüklenmelerle omuz ekleminin çıkmaması için uyum içerisinde çalışan kas gruplarına ve kararınca esneyebilen bağlara ihtiyaç olduğundan, ısınma çok önemli. Ancak ısınma tek başına yeterli olmayabiliyor.

Yetersiz kondisyon ve yanlış teknik

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ata Can Atalar “Isınmanın yanı sıra ilgilenilen spor için sıkça kullanılan kas gruplarının yeterince güçlü olması gerekir. Bunun için ilgili kas gruplarının spora özgü doğru teknik ile kullanılması çok önemlidir” diyor.

Ders çıkarmamak

Toplumda omuz çıkık riski en fazla olan grup daha önce omuz çıkığı geçiren kişilerdir. Bilimsel çalışmalarda bir kez omuz çıkığı geçirenlerin tekrar omuz çıkığı geçirme riskinin oldukça yüksek olduğu bildirilmiştir. İlk kez omuz çıkığını 25 yaş altında geçiren kişilerin hayatlarının ilerleyen döneminde tekrar çıkıkla karşılaşma olasılıkları yüzde 50’nin üzerindedir. Bu durumda tekrar çıkık riski yüksek olan kişilerin hem günlük hayatta hem spor sırasında bu durumu göz önünde bulundurmaları ve ona göre davranmaları çıkık riskinin önlenmesinde büyük önem taşıyor.

Kendimizi yeterince tanımamak

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ata Can Atalar “Hiperlaksitemiz varsa mesela çocukken bacaklarımızı çok kolay yanlara (şpagat) pozisyonunda açabiliyorsak, biraz fazla aktivite yapınca çeşitli eklemlerimiz sık sık ağrıyorsa, başparmağımız kolayca kolumuza değebiliyorsa ve biz bu esnek yapımızın farkında olmayıp ona göre davranmıyorsak omuz çıkığı riskimiz artıyor demektir. Esnek yapıya sahip olan kişilerin eklem hareket açıklıklarını güvenli aralıklarda tutmayı öğrenmeleri omuz çıkığı riskini azaltabilir” diyor.

Omuz çıkığının tekrarlama riski yüksek!

Ani bir kol hareketi sonrası omuz çevresinde başgösteren şiddetli ağrı, kolu hareket ettirememe ve şekil bozukluğu… Omuz çıkıklarının genellikle bu belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Ata Can Atalar sorunun tedavisinde izlenen yolu ise şöyle anlatıyor: “Yuvasından çıkmış olan kol kemiğinin üst yuvarlak bölümü hekiminizce uygun manevralar uygulanarak yerine oturtulur. Ağrı, ödem ve yaralanmanın şekline göre işlem öncesi ağrı kesici, kas gevşetici, sakinleştirici veya genel anestezi uygulamak gerekebilir. Omuz eklemi çıkık kaldığı sürece şişlik artabilir ve bu durum redüksiyon olarak adlandırılan yerine oturtma işlemini güçleştirebilir. Bu nedenle mümkün olduğunca erken müdahale edilmelidir. İlk çıkık sonrası çıkığın tekrarlama riski yüksektir. Durumun değerlendirilmesi için omuz sorunları ile ilgilenen ortopedi ve travmatoloji hekimine başvurmanızı tavsiye ederiz.”

Erken müdahale çok önemli!

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ata Can Atalar, uzun süre çıkık pozisyonda kalan omuz eklemini iyileştirebilmek için farklı cerrahi müdahaleler gerekebildiğini belirterek, erken teşhis ve tedavinin büyük önem taşıdığını söylüyor. Erken tedavi edilmeyen omuz çıkıklarının ilerleyen dönemlerde tedavisi güç omuz problemlerine yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Ata Can Atalar, tedavinin iki şekilde gruplanabildiğini belirterek “İlk omuz çıkığı tedavisinde hekimin klinik değerlendirmesi, hastanın kişisel özellikleri ve beklentileri çok daha ön plana çıkar. İlk omuz çıkığının tedavisinde hastanın tekrar çıkık riskinin yüksek olduğu durumlarda, omuz ekleminin kapalı yöntemlerle yerine oturtulamadığı durumlarda, çıkığa eşlik eden kırık, damar ve sinir hasarı varlığında cerrahi müdahale gerekli olabilir. Tekrarlayan omuz çıkığında ise hastanın yaşına, ilgilenilen sporun türüne, omuz eklemindeki esnekliğe, omuz eklemini yerinde tutan anatomik yapılardaki hasarın durumuna göre risk değerlendirmesi yapılır. Omuz çıkığı riskinin yüksek olduğu tespit edilen kişilere çıkığın önlenmesini amaçlayan cerrahi tedavi planlanır. Çıkık riski değerlendirilmesi kriterlerine ve hastanın beklentilerine göre kapalı veya açık cerrahi tedaviler planlanır” diyor.

Devamını Oku
Omuz çıkıklarına yol açan 5 neden!