Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Kalandar nedir?

Kalandar, Trabzon ve çevresinde miladi takvime göre 14 Ocak’a denk gelen yılın ilk gününü yerel takvimde yılın ilk ayı olan Ocak ayını tanımlamak için kullanılan terim olarak biliniyor. Trabzon’un kendi içindeki yörelerde de Kalandar adetleri değişiyor. Kalandar Gecesi çocuklar giydikleri ilginç kıyafetler ve omuzlarına aldıkları torbalarla "Kalandar Gecesi, Devlet Bacası, Torbayı Dolduran, Cennet Hocası" diye seslenerek hanelerden genellikle paraya çevirebilecekleri tahılları (Mısır, Kuru Fasulye gibi) toplar ertesi günü satarlardı. Kalandar sabahı, güneş doğmadan evdekilerden biri kalkar, evin her tarafına su serper, mısır haşlar ve evdeki çocuklara yedirir. Rızık meleklerinin evi ziyaret edeceği inancıyla tüm kapılar açılır. Kalandar gecesi köyün çocuklarının bazıları korkutucu kıyafetler giyerek gittikleri evdeki çocukları da korkutmayı amaçlar. Kalandar’ın Latince’de takvim anlamına gelen Calandae’den geldiği tahmin edilmektedir. Yüzyıllardır yörede devam ettirilen Kalandar Gecesi geleneği Batıya göçün artmasına bağlı olarak önemini kaybetmiş ve unutulmaya yüz tutmuştur. Kalandar’ın, geçmişte bölgede yerleşik Hristiyanlardan kalma bir gelenek ve Cadılar Bayramı’nın Anadolu’daki versiyonu olduğu da söylenmektedir. Adı ne olursa olsun yöremiz insanı üzerinde derin etkiler bıraktığı kesin! Kalandar, Rumi Takvim'in ilk ayıdır. Kalandar'ın birinci günü, Miladi Takvim'e göre Ocak ayının 14. gününe tekabül eder. Karadeniz Bölgesinde, özellikle Trabzon ilinde bu gecenin ayrı bir önemi vardır. Geleneksel olarak bu gecede çocuklar dışarı çıkar ve evleri dolaşmaya başlarlar. Ellerindeki poşetleri evlerin kapısına koyup zile bastıktan sonra ev ahalisinin poşetin içine koyacakları hediyeleri beklerler ve bu sırada da bazı maniler söylerler. Ermeni folkloruna Kağant adıyla geçen gelenek, Ermenilerden Dersim Kürtleri ve bazı Zaza aşiretlerince de "gağant" adıyla benimsenmiş olup benzer eğlence ve törenlerle kutlanmaktadır. Kalandar ayının ilk günü eve giren kişinin uğur getireceğine inanıldığından zengin ve temiz giyimli kişilerin eve girmesi beklenmektedir.

 

Devamını Oku

Hayalet gemi SS Ourang Medan’ın esrarengiz hikayesi

Hollanda bandıralı gemi SS Ourang Medan'ın, 1947 yılında, kaptan dahil tüm mürettebatın ölmesi ile sonuçlanan ve hala gizemini koruyan vaka...

1947 yılında Endonezya’nın Sumatra açıklarında ilerleyen, Hollanda bandıralı gemi olan SS Ourang Medan, denizin ortasındayken, gemiden sürekli yardım çağrıları yapıyordu.

İlk gelen yardım çağrısı "Kaptan dahil gemide ki herkes öldü",  bu mesajın ardından başka mesajlar gelmeye devam ediyordu fakat tam anlaşılamayan mesajlardan çıkan bir sonuç vardı ki gemidekileri öldüren her ne ise hala öldürmeye devam ediyordu.

Telsizden son bir çağrı daha geldi "ben ölüyorum"...

Gelen bu çağrıları sadece iki  ABD gemisi duymuştu. Gemilerden biri olan Silver Star acilen koordinatları hesapladı ve SS Ourang Medan'ın bulunduğu yere vardı. 

Geminin yanına yanaşınca içerideki mürettebata "orada bizi duyan var mı?" deseler de, herhangi bir cevap alamıyorlardı. Filika ile gemiye yanaşmaya karar veren ekipler, gördükleri manzara karşında ne yapacaklarını bilemediler. Bütün gemidekiler, anlayamadıkları bir sebepten dolayı ölmüşlerdi.

Fakat esrangiz olan, tüm cesetler dona kalmış, korku dolu bakışlarla gökyüzünü işaret ediyorlardı. Fakat hiçbir cesette darp veya yaralanma ibaresi yoktu.

Ekip gemiyi en yakın limana götürmeden önce kargo bölümünü incelemeye karar verdi. Bir anda gemiden dumanlar yükselmeye başlayınca, Silver Star ekibi ivedi bir şekilde gemiyi terk etti. Gemiyi terk ettikten kısa bir süre sonra, SS Ourang Medan'da meydana gelen patlama sonrasında gemi dakikalar içinde sulara gömüldü.

Gemideki insanların neden öldükleri ve geminin kargo bölümünde ne olduğu hala gizemini korumakta. Günümüze kadar bir çok teori ortaya atıldı. Bunlardan bazıları olayın metafiziksel ve paranormal olduğunu söylese de bu akla ve mantığa çok uymamakta.

En kuvvetli teori: Kargo bölümünde sinir gazı vardı.

2. Dünya savaşında, Japon ordusunun savaş sırasında Çin'de sakladığı biyolojik silah olan sinir gazının olduğu. Savaştan sonra Amerikan ordusu bu gazları yok etmek yerine, gemi yolu ile ülkesine getiriyordu.

Sızan sinir gazının tüm SS Ourang Medan kaptan ve mürettebatını öldürdüğü ve sinir gazının deniz tuzu ile tepkimeye girerek patladığı yönündedir.

Devamını Oku

Yaratıcı yazarlık 2019 kış eğitimleri

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi 2019 Kış dönemi eğitimleri Altınbaş Üniversitesi Esentepe Kampüsü'nde başlıyor. İlk modüller 10 Ocak Perşembe akşamı 19:45-21:45 ve 12 Ocak Cumartesi günü 15.00-17:00 arası gerçekleşecek. 
Kurgunun matematiği, hayal gücü esnetme egzersizleri, karakter yaratma, içerik hazırlama, zaman yönetimi ve planlama üzerine toplam 7 modülden oluşam eğitim programı On Derin Ayak İzi, Enginar Mevsimi, Hasta Bakıcı, Şarlatan ve Dahil adlı kitapların yazarı Lüset Kohen Fins tarafından hazırlandı. 
Program akışı, katılım ücretleri ve kayıt için 0541 779 00 90'dan direkt iletişime geçebilir veya aşağıdaki bağlantıdan genel bilgilere ulaşabilirsiniz.

 #lusetkohenfins#yaratıcıyazarlıkatölyesi #lüsetkohenfins@altinbasuni #altınbaşüniversitesi

Devamını Oku
Yaratıcı yazarlık 2019 kış eğitimleri

''Sevginin sadece sözünü edenlerle,onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?''

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. “Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzunboylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarakiçirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlarsofradan işte demiş ermiş, ‘kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır.

ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima...

Devamını Oku

Noel Baba kimdir?

Bütün dünyada Noel Baba olarak tanınan Aziz Nicholaos, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında önemli bir Lykia kenti olan Patara'da doğmuştur.

M.S. 300'e doğru Patara refah içindeyken kentte yaşayan zengin buğday tüccarının bir oğlu olur ve ona Nicholaos adı verilir. Doğduğunda göğün bir hediyesi, ana-babasının dualarının ve sundukları adakların bir meyvesi, fakirlerin bir kurtarıcısı olarak dünyaya geldiğine işaret edilmiştir. Daha gençliğinde bile mucizeler yarattığına inanılır. Bu inanca göre inşa halindeki bir kilisenin yıkılmasıyla enkaz altında kalan Nicholaos, annesi ağlayıp inlerken, üzerine yığılan taşların altından sağlam olarak kurtulmuştur.

Bir süre sonra babası öldüğünde büyük bir servetin tek mirasçısı olmuş ve servetini yoksullara yardım için harcamaya karar vermiştir. Bu sırada Patara'da önceleri çok zengin olan bir şahıs fakirleşmiş ve kızlarının çeyizini yapamayacak duruma gelmiştir. Çaresizlikten kızlarını satmayı bile düşündüğü bir anda, Nicholaos durumu görerek onlara yardım etmeye karar verir. Kendini belli etmemek ve aynı zamanda gururlarını kırmamak için kızların evine gece gider. Onlar uykuda iken büyük kızın açık olan penceresinden çeyizine yetecek olan bir kese altını içeri atar. Sabah parayı bulan büyük kız çok sevinir ve kötü durumdan kurtulur.

Daha sonra ortanca ve küçük kızın çeyiz paralarını da karşılamak isteyen Nicholaos, pencereleri kapalı olduğu için bacadan atar. İşte Noel Baba'nın yılbaşında hediye bırakma öyküsü böylece doğar. İkonalarda ve resimlerde de Nicholaos'ın üç altın top ile gösterilmesi bu yüzdendir.

Aziz Nicholaos'un yaşamıyla ilgili bir öykü de şöyledir;

Nicholaos hacı olmak üzere Kudüs'e gider. Geri dönüşünde fırtınaya tutulan gemiyi dualarıyla batmaktan kurtarır, ayrıca denize düşerek boğulan bir denizciyi de diriltir. O günden sonra Aziz Nicholaos denizcilerin de koruyucu azizi olarak kabul edilmiştir.

Nicholaos bir müddet sonra Patara'nın komşu kenti Myra'ya göç eder. Myra Başpiskoposu ölmüş yerine geçecek kişi üzerinde anlaşma sağlanamamıştır. Bunun üzerine sabah kiliseye ilk gelen kişinin başpiskopos olması kararlaştırılır. Aziz Nicholaos kiliseye ilk gelen kişi olarak başpiskopos seçilir. Burada da mucizelerine devam ederek üç generali ölümden kurtarır. Diğer bir öyküsü ise şöyledir:

0 yıl Myra'da kıtlık çıkar. İskenderiye'den Byzantion'a mısır götüren bir filo Myra'nın limanı olan Andriake'ye uğrar. Nicholaos hemen limana koşar ve her gemi başına bir miktar mısır vermelerini ister. Gemiciler Byzantion'a vardıklarında istemeyerek verdikleri mısırların yerlerinde olduğunu hayretle görürler.

Hıristiyanlara karşı olan İmparator Diocletianus ve Licinius zamanında Nicholaos da diğer Hıristiyanlar gibi bir ara hapsedilmiştir. M.S. 325 tarihinde Hıristiyanlık içindeki problemleri çözmek için İznik'teki (Nikaea) meclis toplantısına Myra Başpiskoposu olarak katılır. Yolda giderken bir handa öldürülerek salamura yapılmış üç çocuğu dirilttiği daha sonra Bonaventure adlı bir kilise adamı tarafından iddia edilmiştir. Ögrencilerin de koruyucusu olduğuna inanılan Aziz Nicholaos'un 6 Aralık 343'te 65 yaşında iken öldüğü sanılmaktadır.

Myralılar onun adına bir kilise yaparak içindeki lahitte onu sonsuz uykusuna bırakmışlardır.

Haçlı Seferleri sırasında 20 Nisan 1087'de Bari'den gelen tüccarlar kemiklerini çalıp Bari'ye götürmüş ve yaptıkları bazilikaya gömmüşlerdir. onun olduğu sanılan geride kalmış bir kısım kemik ise bugün Antalya Müzesi'nde saklanmaktadır.

Noel Baba Kilisesi

Aziz Nicholaos öldüğünde yapılan kilise veya şapel 529 yılındaki zelzelede yıkılınca daha büyük belki de bazilika tipinde bir kilise yapılmıştır. Peschlow, büyük apsisin güney tarafında eşit apsisli iki küçük mekân ile bugünkü binanın kuzey yan nefinin büyük kısmının bu ilk yapıya ait olduğunu tahmin etmektedir. Bu kilise VIII. yüzyılda zelzele veya Arap akınlarıyla yıkılmış, daha sonra tekrar yenilenmiştir. 1034 yılında Arap donanmasının denizden yaptığı akınlarla harap olmuştur. On yıl harap durumda kalan kilisenin 1042'de Bizans İmparatoru IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zöe tarafından tamir ettirildiği kitabesinden anlaşılmaktadır. XII. yüzyılda binaya bazı ekler yapılmış, kilise tekrar onarılmıştır.

XIII. yüzyılda Türklerin eline geçen Myra'da, kiliseyi serbestçe ibadet etmek için kullandığını ve kilisede bazı onarımların yapıldığını anlıyoruz. 1738'de büyük kilisenin yanındaki şapel tamir edilmiştir. 1833- 1837 yılları arasında Anadolu'yu gezen C. Texier, Myra'ya da uğramış ve kitaplarında kiliseden bahsetmiştir. Ondan on yıl kadar sonra 1842 yılı Mart ayında Teğmen Spratt ile Prof. Forbes de Myra'ya gelmiş, kilisenin bir krokisini çıkarmışlar ve kilisenin yanında bir manastırın olduğunu görmüşlerdir.

1853 yılında Kırım Harbi sırasında Ruslar kilise ile ilgilenmişler ve burada bir Rus kolonisi kurmak için Anna Golicia adındaki Rus kontesi adına toprak almışlardır. Ancak Osmanlı Devleti işin siyasî yönünü farkedince Rusların aldıkları toprakları geri almış, yalnızca kilisenin onarım istekleri kabul edilmiştir. Böylece 1862 yılında August Salzmann adında bir Fransız, Nicholaos Kilisesi'nin onarımı ile vazifelendirilmiştir. Bu restorasyonlar kilisenin aslını bozacak kadar kötü yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında 1876'da bugün görülen çan kulesi de ilave edilmiştir.

Birçok kentin koruyucu azizi olan Noel Baba'ya adanmış iki bine yakın kilise bulunmaktadır. O'nun yaşam öyküsü ve mucizeleri birçok kitapta yer almış, ancak en eskisi 750-800 yılları arasında Byzantion'da Stadion Manastırı Başkeşişlerinden Michael tarafından yazılmıştır. Şimdi biz Anadolu Bizans mimarisinin ilgi çekici bir yapısı olan St. Nicholaos Kilisesi'ni beraberce gezelim.

Müze girişinden sonra taş döşeli yoldan aşağıya doğru inilir. İnerken Noel Baba'nın heykeli solumuzda yeşillikler içinde görülür.

IV. yüzyılda burada bulunan tek kubbeli kilisenin güneyine VIII. yüzyılda haç şeklinde bir şapel ile kuzey tarafına da eklemeler yapılmıştır. Ayrıca 1862-63 senelerinde de binaya dış narteks ile iç narteksin bazı kısımları ilave edilmiştir.

Binanın esas girişi batı yönünde olmasına karşılık biz gezi yönünde anlatmayı daha uygun bulduk. Bugün iki sütunu ayakta kalmış bir avludan bir iki basamakla Bizans Devri'nde ilave edilmiş güney nefine inilir. Haç biçimli bu bölümün doğu kısmında üç kemerli pencereye sahip bir apsis yer alır. Apsisin önünde orijinal stylobat ile ortasında altar kaidesi hâlâ görülür. Apsis nişinin içinde yer yer renkleri kaybolmuş ve belirsizleşmiş aziz figürleri vardır. Bunların altındaki küçük niş içindeki fresko Noel Baba'ya aittir. Bu bölüm ve esas kilisenin güneydoğu şapelinin tabanlarında farklı desenlerde mozaik panolar görülür. Batı yönünde merdivenlerin karşısındaki niş içerisinde İsa, Meryem ve Yahya freskoları vardır.

Buradan iyi muhafaza edilmiş kapı çerçevesi bizi lahitlerin bulunduğu kısma, yani haç biçimli şapelin uzun kısmına çıkartır. Lahitlerin yer aldığı nişler içindeki freskolar bugün net olarak görülmese bile çeşitli aziz tasvirlerini içeren freskolar ile bezenmiştir. Kuzey duvarındaki ilk nişle sütunların üzerinde Meryem freskosu ilginç örneklerdir. Noel baba freskosunun bulunduğu ikinci niş sütununun ters konduğu yazılarından anlaşılmaktadır.

Nişler içinde yer alan lahitlerden birinci niş içindeki akarthus yaprakları ile süslü Roma Devri lahdinin Noel Baba'ya ait olduğu kabul edilir. Hatta Noel Baba'nın denizcilerin de azizi olmasından dolayı lahdin üzerinin balık pulu desenleriyle süslendiği söylenir. 20 Nisan 1087'de Bari'li korsanlar, Noel Baba'nın kemiklerini almak için lahdi kırmışlar, bazı kemikleri alarak Bari'ye götürmüşlerdir.

İkinci niş ile karşısındaki nişte bulunan lahitler sadedir. Burada nişler içindeki lahitlerden başka yerde iki mezar daha bulunmaktadır. Buradan bir kapı ile kilisenin iri blok levhalarla döşeli avlusuna geçilir. Avluda ise bir niş içerisinde boşaltılmış iki mezar bulunur. Yanında bulunan mermer üzerinde haç ve çapa motifi Noel Baba için yapılmış olmalıdır. Solda duvar içine yerleştirilmiş mezardaki kitabede 1118 tarihi yer alır. Avludan önce dış nartekse, sonra üç kapı ile ana mekâna (naos) açılan iç nartekse geçilir. Burası gruplar halinde piskoposların resmedildiği freskolarla süslenmiştir. Buradan geçilen esas mekân üç kemerle yan neflere açılır. Ana mekânın güneyinde iki nef vardır. İkinci nefte niş içindeki lahitte Noel Baba'nın mezarı olduğu söylenir ise de üzerindeki kadın erkek kabartması bunun böyle olmadığını gösterir. Yan nefin karşısındaki niş içerisinde ise bir başka mezar vardır. Kuzey nefin kubbesinde Hz. İsa ve 12 havarinin freskoları bulunur. Yanda ise yan nefin kazısı yapılmaktadır. Bu kazının yapıldığı nefin batı kısmında ise üç oda bulunur. Binanın ortasında pencereli ve kasnaklı bir kubbenin olması gerekirken, Salzmann yaptığı tamir sırasında mekânın üstünü kapatarak, kesme taştan kaburgalı büyük bir çapraz tonoz kullanmıştır.

Devamını Oku
Noel Baba kimdir?

Elazığ Akıl Hastanesinde Yaşanmış Gerçek Olay

1960’lı yıllar! Elazığ Akıl hastahanesinden personelin bir ihmali sonucu bütün deliler kaçar, Elazığ’ın cadde ve sokaklarına dağılırlar. Toplam 423 deli kaçmıştır. Mülki makamlar panikler, Başhekime koşup “Doktor bey ne yapalım?” diye sorarlar..

O zamanın ünlü doktoru Mutemet Bey hastahanenin başhekimidir. Mutemet Bey : “Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin” der..

Doktor önde birkaç personeli arkasında Kara trencilik oynayarak bütün Elazığ’ı “çuf çuf” nidalarıyla dolaşırlar. Başhekimin tahmini tutmuştur, bütün deliler bu kuyruğa girer vagon olurlar..

Lokomotif, yani başhekim Mutemet bey yönünü hastahane’ye çevirince tüm kaçan deliler hastahaneye geri dönmüş olurlar..

Sorun çözüldüğü için Mülki makamlar ve doktorlar, trencilik oynayıp hastahaneye döndükleri için de deliler hallerinden çok memnundur..

Ancak esas sorun akşam yoklama yapıldığı zaman ortaya çıkar; Hastaneye trencilik oynayarak gelenlerin sayısı 612 kişidir!

Devamını Oku
Elazığ Akıl Hastanesinde Yaşanmış Gerçek Olay

23 aylık sabıka fotoğrafı

17 Ekim 1893 : Sepetteki bütün armutları ısırdığı ve telef ettiği için hakkında şikayetçi olunan 23 aylık Francois Bertillon'in sabıka fotoğrafı...

23 aylık sabıka  fotoğrafı

Einstein ve Dali'nin Kullandığı Çok Kısa Süreli Uyku Yöntemi: Microsleep

Albert Einstein ve Salvador Dali'nin çok ilginç uyku düzenleri varmış.

Salvador Dali ve Albert Einstein'ın ortak bir özelliği varmış. her ikisi de micro-nap diye tabir edebileceğimiz çok kısa süreli uykulara dalıyormuş. bu micro uykuları şöyle organize ediyorlarmış. bir sandalyeye oturuyorlar ve ellerine ağır bir anahtarlık alıyorlar. ellerinin altına yere bir tabak gibi ses çıkartabilecek bir şey bırakıyorlar. anahtarlar ellerindeyken uykuya dalıyorlar ve derin uykuya geçtiklerinde anahtarlık ellerinden kayıp yere düşüyor ve gürültü ile uyanıyorlar. işte buna micro-nap deniyormuş.

Peki neden bu iki deha bu tip bir uyku düzeni oturtmuşlar?özetle hypnagogic duyular bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken yaşadığı akılda kalıcı rüya benzeri deneyimlerdir diyebiliriz.

Hypnagogic durumdaki kişi her ne kadar tamamen uyanık gibi gözükse de beyin dalgaları kişinin teknik olarak uyuduğunu gösterir. ayrıca, kişi bulunduğu durum hakkında tamamen bilinçli olabilir. bu durum, bazı teknikler kullanarak bilinçli olarak uyanma durumundan direkt rüya durumuna girmesiyle oluşur. kimi sanatçı, müzisyen, mimari mühendis ve yaratıcılık isteyen diğer meslekteki insanlar, düşüncelerini özgür bırakıp yeni yaratıcı fikirler ürettikleri hypnagogia'dan faydalanmışlardır. dali ve einstein da kurguladıkları micro-nap'ler ile hypnagogia'yı kendi menfaatleri için kullanmayı başarmış kişilerdir.

#hypnagogia #hypnagogic #Einstein #dali #uyku #microsleep

Devamını Oku
Einstein ve Dali'nin Kullandığı Çok Kısa Süreli Uyku Yöntemi: Microsleep

Bir Kahvenin Neden 40 Yıl Hatırı Vardır?

İstanbul’un yemiş iskelesinde kahve yapan ve satan Üsküdarlı bilge bir zat varmış. Her telden insan kahvecinin sohbetini dinlemeye, iki çift nasihatini almaya, derdini paylaşmaya gelirmiş. Günlerden bir gün bu kahvehaneye bir yeniçeri gelmiş. Kahveciye herkese kendinden kahve ikram etmesini fakat içeride yalnız başına oturan Rum gemi kaptanına vermemesini söylemiş. Kahveci de herkese yeniçerinin kahvesini ikram ettikten sonra 2 kahve yapıp Rum kaptanın yanına oturmuş. Yeniçeri hiddetle “Ona vermeyeceksin demedim mi?” Demiş. Kahveci de “bu senin değil benim ikramım” diyerek cevap vermiş. Rum kaptana dönen kahveci, kaptanla hem sohbet etmiş hem de kahve içmiş.

Aradan 40 yıl kadar geçmiş. Sisam Adası`nda büyükçe bir isyan çıkmış. Rumlar isyan etmiş. Bizim kahvehaneci de bir şekilde Rumların eline geçmiş. O zamanlarda Rumlar eline geçirdikleri esirleri pazarda satıyorlarmış. Kahveciyi de yaşlı bir adam satın almış ve ıssız bir yere götürmüş. Adamın kendini öldüreceğini sanan kahveci korkuyla yaşlı adama bakarken adam ona kendisinin 40 yıl önce bir kahve ikram ettiğini ve o kahvenin hatırını unutmadığını söyleyerek kahveciyi serbest bırakmış.

İşte anlatılana göre bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır sözü buradan gelmektedir.

#kahve #40yıl #hatır 

Devamını Oku
Bir Kahvenin Neden 40 Yıl Hatırı Vardır?