Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Psikiyatristten gençlere ‘rol model’ uyarısı..

Gençlere rol model uyarısında bulunan Psikiyatrist Dr. Onur Okan Demirci, “Rol model olarak alınan kişi, onu rol model olarak alan kişi tarafından yaşam şeklinden tutun, yeme düzenine kadar taklit edilmektedir” dedi.

Özellikle Güney Kore kökenli "K-Pop" olarak adlandırılan müzik gruplarının imaj ve yaşam tarzlarının oluşturduğu akımın fenomenlerinin genç nüfus tarafından idol olarak kabul edildiğini ve sembolleştirildiğini belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Psikiyatrist Dr. Onur Okan Demirci, “Farklı müzik kültürleri ile karşılaşıyor olmak elbette yaşamlarımızı renklendiriyor olmakla birlikte bu kültürlerin alt yapısında yer alan dünyalar da bizleri, özellikle genç nüfusu etkileyebiliyor. Günümüz dünyasında davranışlar, konuşma biçimleri, saç modelleri, kıyafet tasarımları, ilişkiler ve iletişim şekilleri, popüler hale gelen bu kültürlere göre şekilleniyor” dedi.

“Yeme düzenine kadar taklit edilebilir”

Bu kültüre ait modellerin yaşam şekillerinin, beden imajlarının da taklit edilmeye çalışıldığını ifade eden Demirci, “Psikolojide rol model olarak isimlendirdiğimiz durumun dinamikleri taklit edilme yolu ile gerçekleşmektedir. Rol model olarak alınan kişi, onu rol model olarak alan kişi tarafından yaşam şeklinden tutun, yeme düzenine kadar taklit edilmektedir. Örneğin, bugün yaptığı sağlıksız diyeti paylaşan bir fenomen rol model ertesi gün bu diyeti dünya geneline yayabilme gücüne sahip olabiliyor” şeklinde konuştu.

 

Devamını Oku
Psikiyatristten gençlere ‘rol model’ uyarısı..

Eklem Ağrıları Kök Hücre Tedavisi ile Son Bulabililyor..

Kök hücre vücudun tamircisi

Kök hücreler, insan vücudunda tüm dokularda bulunan ana hücrelerdir. Özellikle var olan diğer tüm hücrelere dönüşme potansiyeli olan bu hücreler, anne karnındaki ilk gelişim aşamasında ve yetişkin kök hücre şeklinde vücudun bazı bölgelerinde daha yoğun bulunmaktadır. Doku hasarı meydana geldiğinde bu hücreler aktif hale gelerek hasarlı dokunun tamiri için ihtiyaç duyulan büyüme faktörünün salınımını sağlamaktadır. Diğer taraftan kök hücreler iyileşme için gerek duyulan doku özelliğindeki hücrelere dönüşerek iyileşme ve tamir aşamasında görev yapmaktadır.

Doğru hasta seçimi başarıyı artırıyor

Kök hücre tedavisi; cerrahi için henüz erken dönemde olan ya da ameliyat olmak istemeyen hastalarda, kıkırdak hasarının ilerlemesini durdurmak ve iyileşmesine destek olmak amacıyla kullanılmaktadır. Kıkırdak yaralanmasına maruz kalmış diz, kalça ve omuz gibi eklemlerde kök hücre kullanılmaktadır.Kullanım alanı açısından önemli özellikleri olan bu uygulamada, yaş, cinsiyet gibi faktörler ve hastalığın düzeyi çok önemlidir. Kök hücre, eklem kıkırdak kapasitesinin tamamına yakın kayıplarında uygulanabilecek bir işlem değildir. Uygun hasta seçimi çok önemlidir.

Kök hücrenin uygulama şekli hastaya göre belirleniyor

Genellikle kas iskelet sistemi hastalıklarında uygulanmakta olan kök hücre tedavisinde hücreler çoğunlukla kemik iliğinden elde edilmektedir. Ancak kemik iliği kaynaklı hücrenin çoğaltılması yöntemi özel bir donanım gerektirmektedir. Alınan doku örneği, hücre kültüründe üretilerek kök hücreler çoğaltılabilir veya özel santrifüj sistemleri kullanılarak kök hücreler konsantre edilebilir. Hücre kültürü işlemlerinin, hastalık taşınmasını engellemek ve istenmeyen hücrelerin nakledilmesini önlemek için özel laboratuvar koşullarında yapılması gereklidir. Çoğaltılan hücreler daha sonra hastalıklı alanlara ekilerek burada tedavi sağlanır.

Tek seansta tedavi mümkün

Daha pratik ve tek seansta uygulanan diğer bir yöntem ise; yağ dokusundan elde edilen materyal içerisindeki kök hücrelerin santrifüjlerle yoğunlaştırılarak aynı seans da eklem içerisine enjeksiyonu şeklindedir. Bu yöntemde de hücrelerin kendisinin hasarlı bölgeye ulaşması beklenir. Bu nedenle hasarlı alanın özelliği, büyüklüğü ve yapısı bu iki yöntemden hangisinin yapılması gerektiğini göstermektedir. Kıkırdak hasarının özellikleri iyi değerlendirilmeden yapılacak uygulamalar yetersiz kalabilir.

Genetik yapıda bir değişiklik olmuyor

Kök hücre tedavisi ile oluşturulan kıkırdak yapısı orijinal yapıya benzememekte ancak iyi kalitede bir iyileşme elde edildiği görülmektedir. Kök hücreler, kişinin genetik yapısında herhangi bir değişiklik yapmamakta ve gen tedavisi olarak kabul edilmemektedir. Kök hücre tedavisinin bilinen çok riski bulunmamaktadır.Kök hücreler her türlü hücreye dönüşme potansiyeline sahiptir. Bu özellik nedeniyle bazen kök hücreler kıkırdaktan başka kemik benzeri bir dokuya da dönüşebilmektedir. Eklem içinde bazen yüzeyde kabartıya yol açtığı ve ikincil bir cerrahi tıraşlama gerektirdiği durumlar yaşanabilmektedir. Bu işlemin kök hücre tedavileri konusunda deneyimli ekipler ve tam donanımlı merkezlerde yapılması çok önemlidir.

Devamını Oku
Eklem Ağrıları Kök Hücre Tedavisi ile Son Bulabililyor..

1 kase aşureyi yakmak için...

Muharrem ayının geleneksel tatlısı; bereket, paylaşma ve birliğin simgesi aşure, içerdiği vitaminler, mineraller, proteinler ve posa sayesinde tam bir sağlık deposu.

Strese bağlı artan tatlı isteğini karşılıyor

Alıştığımız yaşam ve çalışma şeklinden çok farklı bir düzene geçtiğimiz bu dönemde stres düzeyimiz oldukça yükseldi. Stres kişilerde yeme şeklini etkiler, en çok da tatlı yemeye yönlendirir. Bu dönemde fazla miktarda tatlı atıştırmalıklar tüketme eğilimi olur. Aşure içine katılan malzemeler nedeniyle çok sağlıklı ve tokluk hissi yaratacak iyi bir tatlı seçeneğidir ki şerbetli ve yağ içeriği çok olan tatlılar yerine tercih edilmesi önerilir. Fakat aşure çok aşırı şeker konularak pişirilmiş ise içerdiği kalori miktarının da yüksek olacağı unutulmamalıdır.

Kalp ve damarları koruyor

Aşure yapılırken kullanılan malzemeler bitkisel protein içerir, dolayısıyla kolesterol içermezler. Bu nedenle kolesterolü yüksek olanlar ve kalp damar hastalığı olanlar rahatlıkla tüketebilirler. Aynı zamanda içindeki kuruyemişler içerdikleri iyi yağlar sayesinde kolesterol dostu yiyeceklerdir. Ayrıca kurubaklagiller çözünebilir ve çözünemez lifler bakımından zengin gıdalardır. Çözünebilir lifler kolesterolün bir miktarını bağlayarak dışkı ile atılmasına yardımcı olur, damarları koruyucu etki gösterir.

Tokluk hissini artırıyor

Baklagiller ve tam tahıllar iyi birer lif kaynağıdır. Çözünebilir lifler suyu tutarak bağırsakta yoğun jel oluşturup gıdaların sindirim ve emilimini yavaşlatırlar; bu da iştahı azaltıp uzun süreli doygunluk hissi yaratır. Bunun birçok metabolik faydaları vardır. Aşurenin içine koyulan şeker miktarı çok az olursa kalori içeriği de azalacağı için kilo kaybına destek olabilir.

Bağırsak dostu yiyecektir

Şehir hayatının yoğun ve hareketsiz yaşam şekli ve fast food tüketiminin fazla olması nedeniyle çoğu insan bağırsak sorunları yaşamaktadır. Oysa sağlıklı bağırsak ve mikrobiyota; bağışıklıktan kalp damar hastalıklarına ve depresyona kadar bir çok sağlık sorunu açısından önemli bir sistemdir. Aşure içerdiği tahıllar, kurubaklagil, kuru meyveler ve kuruyemişler nedeniyle posa açısından oldukça zengin bir gıdadır, kabızlık sorununa iyi geldiği gibi bağırsağa probiyotik sağlayarak mikrobiyotayı destekler.

Bağışıklığı kuvvetlendiriyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Covid-19 pandemisini yaşadığımız şu aylarda bağışıklığımızın güçlü olmasının ne kadar önemli olduğunu çalışmalar göstermiştir. Bağışıklık sistemimizin etkili olarak çalışabilmesi için gerekli olan B grubu vitaminler, C, E vitamini, demir, çinko, selenyum, magnezyum, betakaroten, folik asit, proteinler ve posa gibi besin ögelerinin çoğunu aşureye katılan malzemeler sağlamaktadır. Bu zengin gıda maddesinin tüketilmesi sağlıklı beslenmeye ve bağışıklığımızın iyi çalışmasına destek olacaktır” diyor.

1 kase aşureyi yakmak için!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, kalori harcamalarının cinsiyete, kiloya ve tempoya göre değiştiğini belirtirken, ortalama 300-350 kalori olan bir kase aşureyi yakmak için yapabileceğiniz seçenekleri şöyle belirtti;

1 saat orta tempoda yürüyüş
1 saat hafif tempo bisiklet
1 saat ev temizliği
1 saat dans etmek
40 dakika koşu
45 dakika yüzme

Devamını Oku
1 kase aşureyi yakmak için...

Hematolojik hastalığı olanlar aldığı tedbirleri daha da artırmalı..

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve ne zaman son bulacağı merak konusu olan COVID-19 salgını hepimizin hayatında en çok yer eden konuların başında geliyor. Doğumdan itibaren her yaşa bulaşabilen virüs herkesi hasta edebiliyor. Çocukları yetişkinler kadar etkilemeyen virüs; 65 yaş üzerindekilerde, kronik hastalığı olanlarda hayati tehlike taşıyor. Unutulmaması gereken noktalardan biri lösemi, lenfoma, multiple myelom gibi hematalojik hastalığı olanlar.

Tedaviler aksatılmamalı

Tüm dünyada ve ülkemizde COVID-19 salgınının çok yoğun yaşandığı zaman dilimlerinde bu hasta gruplarının tedavi önerilerinde ve takiplerinde bazı değişikliklere gidildi. Özellikle uygun hastalarda hastane başvurusunu azaltacak, bağışıklık sistemini daha az baskılayacak tedavi yöntemleri uygulandı. Sağlık Bakanlığı’nın aldığı kararlar doğrultusunda bazı hastalarla uzaktan iletişime geçilerek ilaçlarını direkt eczaneden alabildi. Ama akut lösemiler, dirençli hastalığı olanlar, kemik iliği nakli olması gereken hastalar kemoterapi süreçlerine devam etmek zorunda. Salgına rağmen bir grup hastanın hastanede yatarak tedavi olması gerekiyor.

Kemoterapi hastalarına özel alanlar olmalı

Akut lösemi, dirençli hastalığı olanlar, kemik iliği nakli olması gereken hastalar gibi kemoterapi süreçlerine devam edenler için hastanelerimizde özellikle olası COVID-19 temasını en aza indirecek mümkünse tamamen ayrı alanlarda klinik ve tedavi ortamları yaratılması gerekiyor. Uluslararası bir dergide yayınlanan ülkemiz verilerinden elde edilen COVID-19 gelişmiş hematolojik kanserli hastaların sonuçları şöyle: COVID-19 gelişmiş hematolojik hastalığı olan 740 hasta, kanseri olmayan COVID-19 gelişmiş hastalar ile karşılaştırıldığında; ciddi hastalık oranı, hastanede yatış ve yoğun bakım ihtiyacı, solunum desteği ihtiyacı ve vaka ölüm oranları hematoloji hastalarında kanser olmayan hastalara göre daha yüksek bulundu. Bu bilgiler hematoloji hastalarının bu salgın sürecinde risk altında olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. Bu hastalar için sağlık çalışanları ve kuruluşları olarak özel alanlar yaratılmalı ve alt yapı oluşturulmalı.

Hasta yakınlarına büyük görev düşüyor

Hematolojik kanser tedavisi gören ve yakın zamanda tedavisi bitenlerin bağışıklık sistemi düşük olduğu için enfeksiyona daha duyarlıdır. Bu nedenle bulaş riski çok daha yüksek olur. Hastalarının yakınları virüsten korunma yöntemlerine özen göstermez ve uymazsa kendisinde hiçbir şikayete neden olmayabilir ancak tedavi gören yakınına bulaştırması sonucunda hastayı kayba kadar gidebilen ciddi süreçler ile karşılaşılabilir. Hem hastalar hem de aileleri kişisel korunma önlemlerine çok dikkat etmelidir.

Pandemi tedaviye engel değil

Özellikle kemoterapi alanların takipten çıkmamaları gerekir. Panik nedeniyle oluşabilecek ihmaller geri dönüşümsüz zararlar verebilir. Pandemi hiçbir kanser tedavisinin başlamasına ve devamına engel değildir. Pandeminin ne kadar süreceği öngörülemediği için hiçbir onkolojik tedavi ertelenmemeli hastaya uygun tedavi seçeneği belirlenmelidir.

Devamını Oku
Hematolojik hastalığı olanlar aldığı tedbirleri daha da artırmalı..

Kitap okurken baktığınız satır çukurlaşıp eğiliyorsa dikkat!

Yaşlanma sarı nokta hastalığının görülme riskini artırıyor

Gözde sarı nokta diye ifade edilen makula bölgesinin birçok farklı hastalığı bulunmaktadır. Makula dejenerasyonu da denilen sarı nokta hastalığı, gözün retina tabakasında görülen rahatsızlıklar arasında yer almaktadır. Yaşa bağlı makula dejenerasyonunda yaşlanma sebebiyle gözün görmesini sağlayan retina hücrelerinde hasar meydana gelmektedir. Bu hasar yıllara yayılarak zaman içerisinde artış gösterirken genellikle 50, çok nadiren de 40’lı yaşlarda ortaya çıkabilmektedir.

Sigara kullanımı ve aşırı güneş ışığı maruziyeti hastalık sebebi

Sarı nokta hastalığının yaşlanma dışındaki sebepleri arasında makula bölgesinin yaşa bağlı beslenme bozukluğu, hipertansiyon, aterosikleroz gibi kalp hastalıkları, sigara kullanımı, genetik yatkınlık ve aşırı güneş ışığına maruz kalma yer almaktadır.

Görme oranı aniden düşebilir

Hastalığın kuru ve yaş olarak adlandırılan iki tipi bulunmaktadır. Kuru tipte sadece hücre hasarı oluşurken, görme kaybı daha yavaş ve daha az gerçekleşmektedir. Ancak yaş tipe döndüğünde görme oranı çok ciddi boyutta ve aniden düşmektedir. Böyle bir durumda sarı nokta bölgesindeki yeni damar oluşumuyla birlikte ortaya çıkan kanamalar, sıvı birikimi ve ödem o bölgedeki sinir hücrelerinde çok fazla kalıcı hasar bırakmaktadır. Sarı nokta hastalığının yüzde 90’ı kuru tip olurken, bunların yüzden 10’u yaş tipe dönüşebilmektedir. Lezyonların tipi, kişinin sistemik risk faktörleri, kan sulandırıcı gibi ilaçların kullanımı yüzde 10 oranındaki yaş tipe dönüşüm riskini artıran etmenler arasında yer almaktadır.

Hastalık genellikle iki gözü birden etkiler

Sarı nokta hastalığının en önemli belirtisi görmenin azalmasıdır. Bu hastalık genellikle iki gözü birden etkilemektedir. Ancak bir gözde klinik daha ağır seyrederken, diğer göz daha hafif olabilmektedir. İki gözde eşit dozda başlamayan görme kaybı en azından bir gözü kurtarabilme avantajı sağlamaktadır. Ancak bu durum geç teşhise neden olması sebebiyle dezavantaja da dönüşmektedir.

Kitap okurken baktığınız satır çukurlaşıp eğiliyor mu?

Düz bir duvar kenarının yamuk görülmesi ya da bir kitap okurken sayfadaki bazı bölgelerdeki yazıların çukurlaştığı ya da eğildiğinin görülmesi de sarı nokta hastalığının bir diğer belirtisini oluşturmaktadır. İki gözle bakıldığında bu eğiklik çok farkedilmemekte, genellikle tek gözle bakıldığında ortaya çıkmaktadır. Yaş tipte eğik görme daha fazla olurken, kuru tipte ise görme düzeyi gözlükle dahi artış göstermemektedir. Gözlüğün düzeltemediği bir görme kaybı varsa sarı nokta hastalığından şüphelenilebilir.

Gözün arka kısmının incelenmesi gerekir

Hastalığın teşhisinin konulabilmesi için öncelikle her hastaya görme muayenesi yapılmaktadır. Hasta biyomikroskoba oturtularak gözün hem ön hem de arka tarafı muayene edilmektedir. Bu muayenede makula bölgesine bakarak kuru ya da yaş tipi düşündürecek belirtiler tespit edilmektedir. Ardından hastaya Optik Cohorans Tomografi (OCT) yapılarak gözün arka makula bölgesinin kesitsel histolojik mikroskobik incelemesi yapılmakta ve kol damarından ilaç verilerek Fundus Floresen (FFA) denilen bir film çekimi gerçekleştirilmektedir. Bu filmle sızdıran damarlar, yeni damar oluşumları, ödemin ve sıvı kaçaklarının tespit edilmesi sağlanmaktadır. Bu hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi bulunmamaktadır. Kuru tipte uygulanan tedaviler destek tedaviler kapsamında, yani hastadaki hücre kaybını ve dejenerasyonu yavaşlatmaya yönelik olmaktadır. Ancak kuru tipin, yaş tipe dönüşüp dönüşmeyeceğini takip etmek ve erken teşhis koyabilmek tedavinin en önemli kısmını oluşturmaktadır. Yani erken tanı tedavide büyük önem taşımaktadır.

Tedavi ile sinir hücresi hasarı minimuma indiriliyor

Yaş tipin başlangıçta fark edilmesi gözün içine uygulanan anti VEGF ilaçlarının erken verilmesini sağlayarak yeni damar oluşumlarının önüne geçilmesini ve aynı zamanda sıvı kaçağı ile ödeminin azaltılmasını sağlamaktadır. Bu tedavi ile sinir hücresi hasarının minimuma indirilmesi ve görüş kaybının geri getirilmesi amaçlanmaktadır.

Retina muayenesi ile birçok hastalık ortaya çıkarılabilir

Sarı nokta hastalığının teşhisi için genellikle geç kalınmaktadır. Bunun önüne geçmek için herhangi bir şikayet olmasa da, mutlaka rutin göz kontrolleri ihmal edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki retina muayenesi aynı zamanda vücudumuzun sağlığını yansıtmaktadır. Diyabet, kalp gibi gözde kalıcı hasar bırakabilen hastalıkların ortaya çıktığı retina muayenesi, adeta bir check-up işlevi görür.

Devamını Oku
Kitap okurken baktığınız satır çukurlaşıp eğiliyorsa dikkat!

Yüksek Kolesterole Karşı 9 Beslenme Önerisi...

Kolesterol, vücuttaki her hücre için gereklidir ve birçok hormonda kolesterol vardır. Ancak bu durum, “Yüksek kolesterolün faydalı olduğu anlamına gelmemektedir. Yani yeterli seviyenin üzerindeki kolesterol vücuda zarar verir. Kan tahlillerinde kolesterole dair iki değer göze çarpmaktadır. Bunlar HDL ve LDL olarak adlandırılmaktadır. İyi kolesterol olarak bilinen HDL, dokulardaki kolesterolü toplayarak dışarı atılmasını sağlar. Kötü kolesterol olarak bilinen LDL ise kolesterolü dokulara taşıyıp arterlerin duvarlarında birikime neden olur. Bu sebeple kötü kolesterolü normalleştirmek yeterli değildir. İyi kolesterolün de artırılması gerekmektedir. Yalnızca kötü kolesterolün değil, iyi kolesterolün de düzeyinin kontrol edilmesi gerekmektedir.

Kolesterol sessiz seyredebilir
Kötü kolesterol, genellikle sessizce ilerleyen bir durumdur. Hemen hemen hiçbir hastada kolesterol yüksekliği sadece muayeneyle anlaşılmamaktadır. Kötü kolesterolün aşırı yüksek olduğu durumlarda meydana gelebilecek bazı belirtiler şöyle sıralanabilir:

Göz kapakları, eller ve tendonlarda sarı renkli yağ bezeleri
Halsizlik, yorgunluk
Ayak ve bacaklarda uyuşma
Yaraların geç iyileşmesi
Ciltte lekelenmeler
Vücudun bazı yerlerinde morarma
Ciltte solgun görünüm
Bu belirtilerin görülmesi nadir durumlardır. Yüksek kolesterol teşhisi genellikle rutin kan tetkikleriyle konulabilmektedir.

Kadınlar daha avantajlı
Kolesterol ile ilgili merak edilen konulardan biri de değerlerinin kaç olması gerektiğidir. Geçtiğimiz yıllarda kötü kolesterol için eşik değer 130 mg/dl’ydi ancak günümüzde100 mg/dl üzerindeki kötü kolesterolün ideal olmadığını söylemek mümkündür. Ancak bu tür testlerin sonuçlarına “devamlı-değişken” denilebilir. Yani 170 mg/dl kötü kolesterol, 200 mg/dl’den iyi, 100 mg/dl de 130 mg/dl’den iyi olarak değerlendirilmektedir. Kalp krizi, inme riski konusunda kötü kolesterol değeri ne kadar düşükse, durum o kadar iyi olarak adlandırılmaktadır. Aynı tablo iyi kolesterol için de geçerlidir. İyi kolesterolde de alt sınır vardır. Kadınlarda 55 mg/dl, erkeklerde 45 mg/dl üzeri olmalıdır. Kadınlar iyi kolesterol anlamında biraz daha avantajlı olarak görülmektedir. Bir erkek için 30 mg/dl 50 mg/dl’den kötü bir değerdir, 50 mg/dl 70 mg/dl’den kötüdür. Genel olarak kötü kolesterolün üst sınırı 100 mg/dl; iyi kolesterolde alt sınır erkekte 45 mg/dl, kadında 55 mg/dl denilebilir. Ancak hastada damar sertliği varsa, kalp krizi geçirmişse kötü kolesterolün 70 mg/dl altında olması gerekmektedir. İyi kolesterolün altı sınırın altında olması da yine ciddi sorunlara neden olabilmektedir.

Kolesterol kalp krizine zemin hazırlayabilir
Yüksek kolesterol, arterlerin duvarlarında (ateroskleroz) tehlikeli bir kolesterol ve diğer birikintilere neden olabilir. Buradaki birikintiler (plaklar) atardamarlardaki kan akışını azaltabilir, bu durum da göğüs ağrısı, kalp krizi ve inmeye neden olabilir. Yüksek kolesterol seviyesi; kalp hastalığı, inme ve periferik arter hastalığı için risk faktörlerinden biridir.

Fazla kilo kolesterolü yükseltiyor
Kolesterolün yükselme sebepleri de sık sorulan sorular arasındadır. Bu durum şöyle açıklanabilir. Karaciğer, kolesterol üreten bir organdır. Ancak bunun üzerine yiyeceklerden de kolesterol alınmaktadır. Eğer bir kişi sağlıksız, yağ oranı yüksek olan gıdaları çok fazla tüketirse kolesterolünün yükselmesine neden olur. Ayrıca aşırı kilolu olmak, egzersiz yapmayıp hareketsiz yaşamak da kolesterol seviyesini artırabilir. Kanda LDL’nin yüksek olması hasta için risktir ve kalp-damar hastalıkları için risk faktörüdür. HDL’nin de düşük olması riskli bir durumdur. Zira bu riske sahip hastalarda kalp krizi, felç, damar tıkanması gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.

Medikal tedavi ile birlikte yaşam tarzı değişikliği önemli
Kolesterol yüksekliği tedavisi mutlaka yaşam şartlarındaki değişiklikle birlikte olmalıdır. İlaç tedavisi tek başına yeterli gelmemektedir. Yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlar. Bununla birlikte alınan gıdalar yağ dokusu olarak vücutta depolanır. Bir de kişinin genetik olarak yatkınlığı varsa sağlıklı beslenme bile kötü kolesterolü düşürmeye yetmeyebilir. Yani kolesterol tedavisinde ilaçla birlikte dengeli beslenme düzeni ve egzersizin hayata entegre edilmesi önemlidir.

Kolesterole özel beslenin
Yüksek kolesterolün düşürülmesinde beslenmemin önemi büyüktür. Beslenmede 9 noktaya dikkat edilerek ve hareketli bir yaşam tarzı benimseyerek kolesterolü dengede tutabilmek mümkündür:

Etlerdeki yoğun yağlar pişirilmeden önce ayrılmalıdır.
Sakatat tüketimi azaltılmalıdır.
Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş ürünler mümkün olduğunca tüketilmemelidir.
Ağırlıklı olarak beyaz et tercih edilmeli; pişirme yöntemi olarak ızgara, haşlama, buğulama tercih edilmelidir.
Bol bol balık tüketilmelidir.
Tahıl, taze sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır.
Tam yağlı süt ve süt ürünleri yerine daha az yağlı ürünler tercih edilmelidir.
Pasta, krema, margarin, fırın ürünleri, kızartma yiyecekler ve fast food türü gıdalardan uzak durulmalıdır.
Fındık, fıstık, ceviz gibi kuruyemişlerin kötü kolesterolde hafif düşüşler sağladığı bilinmektedir. Ancak mutlaka uygun miktarlarda tüketilmelidir.

Devamını Oku
Yüksek Kolesterole Karşı 9 Beslenme Önerisi...

Gizem Güven'in balayı pozlarına beğeni yağdı!

Geçtiğimiz günlerde dünyaevine giren Gizem Güven-Caner Turp çiftinden ilk balayı fotoğrafları geldi.Bir dönem ekranların en çok izlenen dizilerinden biri olan Sihirli Annem'in sevilen oyuncusu Gizem Güven'i geçtiğimiz günlerde nikah masasına oturmuştu. Güzel oyuncuyu gelinlikle görenler tanıyamamıştı. 

 

Gizem Güven'in balayı pozlarına beğeni yağdı! Gizem Güven'in balayı pozlarına beğeni yağdı! Gizem Güven'in balayı pozlarına beğeni yağdı! Gizem Güven'in balayı pozlarına beğeni yağdı!

Fahriye Evcen'in çantasının fiyatı dudak uçuklattı

Burak Özçivit ve Fahriye Evcen, Rumelihisarı'nda bulunan bir mekanda yemek yedikten sonra hayranlarını kırmayarak hatıra fotoğrafı çektirdi. Sosyal medyaya düşen fotoğraflarda oyuncu Fahriye Evcen'in elindeki çantanın 10 bin TL değerinde olduğu öğrenildi.

Oyuncu Fahriye Evcen'in, hayranlarıyla çektirdiği hatıra fotoğrafında elindeki çanta dikkat çekmişti. Evcen'in çantasının 10 bin TL değerinde olduğu öğrenildi.

ATV ekranlarının sevilen dizisi Kuruluş Osman'ın yıldızı Burak Özçivit, önceki akşam eşi Fahriye Evcen'le Boğaz turuna çıktı. Rumelihisarı'nda bulunan bir mekanda yemek yiyen ikili, hayranlarını kırmayarak hatıra fotoğrafı çektirdi.

10 BİN TL DEĞERİNDE ÇANTAYLA DOLAŞIYOR

Sosyal medyaya düşen fotoğraflarda oyuncu Fahriye Evcen'in elindeki çantanın 10 bin TL değerinde olduğu öğrenildi.

Devamını Oku
Fahriye Evcen'in çantasının fiyatı dudak uçuklattı

Ceyda Ateş,bebeğinin ultrason görüntüsünü paylaştı.

Ceyda Ateş,kızı Talia'nın ultrason görüntüsünü paylaştı.

Ceyda Ateş,bebeğinin ultrason görüntüsünü paylaştı.

Covid-19 pozitif hastalar karantinada nasıl beslenmeli?

Ülkemizde yeni vaka sayıları gün geçtikçe artarken karantinadaki Covid-19 hastalarının doğru beslenmesi ve tükettikleri besinlerin niteliği büyük önem taşıyor. Karantina sürecinde stresle birlikte uyku bozukluklarının görülebileceğini söyleyen uzmanlar, bu sorunun önüne geçmek için köklü sebzeler, koyu yeşil yapraklı sebzeler, badem, muz, kiraz ve yulaf gibi besinler tüketilmesini tavsiye ediyor. Balık ve Omega 3 ise uzmanların karantinada depresyona karşı paylaştığı öneriler arasında yer alıyor.

Karantinada uyku bozukluğuna dikkat!

Karantinada stresle beraber uyku bozuklukları görülebileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, “Akşam yemeklerinde seratonin ve melatonin sentezini teşvik eden yiyecekleri tüketmek önem taşıyor. Köklü sebzeler, koyu yeşil yapraklı sebzeler, meyveler; badem, muz, kiraz ve yulaf gibi besinler dâhil olmak üzere çok çeşitli besin türleri melatonin ve serotonin içeriyor” dedi.

Karantinada hangi takviyeler önemli?

Özden Örkçü, karantina döneminde alınması sayesinde fayda sağlayacak besinlerden şöyle bahsetti:

D vitamini: Bağışıklık sistemi üzerine önemli etkisi olan regülatör T hücrelerinin sentezini artıran D vitamini aynı zamanda solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu etkiye sahip.

C vitamini: Bağışıklık fonksiyonunu destekleyen, dokuların gelişimi ve onarımında gerekli koruyucu bir rol aldığı bilinen C vitamini, üst solunum yolu enfeksiyonlarının alt solunum yolu enfeksiyonlarına dönüşmesini de sınırlıyor.

A vitamini: A vitamini, iltihap reaksiyonunu önleyici özelliğinden dolayı anti-inflamasyon vitamini olarak biliniyor.

Ekinezya: Tekrarlayan solunum yolları enfeksiyonlarını önemli düzeyde azalttığı klinik çalışmalarda da gösterildi. Ekinezya, solunum yolları enfeksiyonlarını takiben oluşan zatürre, bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı gibi komplikasyonları azaltan bir etkiye sahip. Ekinezyanın influenza virüsleri, herpes simplex virüsleri ve korona virüsler gibi zarflı virüslere karşı anti-viral etkilerinin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar da mevcut. Ekinezya ekstraktlarının daha önceki SARS-CoV ve MERS-CoV virüslerine karşı doza bağlı olarak koruyucu olduğunu klinik çalışmalar gösterdi. Ekinezya ekstraktının yüksek dozlarda solunum yoluyla alınması da etkin bir koruma sağlayabilir.

Çinko: Çinko eksikliği zatürre riskini arttırırken, yüksek çinko seviyesi ise riski azaltıyor. Covid - 19’un akciğerlerde neden olduğu zatürreye karşı, çinkonun potansiyel koruyucu bir mikro bileşen olduğu, 75mg/gün dozunun zatürre süresini kısalttığı gözlemlendi. Fava fasulyesi çinko içeriği açısından oldukça zengin. Önemli bir çinko kaynağı olan yeşil mercimek ve benzeri baklagillerde bulunan lektin proteininin de SARS-CoV virüsünü inhibe edebildiği tespit edildi. Çinko içeriği en zengin besinler kümes hayvanları, kırmızı et, fındık, kabak çekirdeği, susam tohumu, fasulye ve mercimektir.

Probiyotikler: Bağışıklık sistemini olumlu yönde etkilemeleri açısından pandemi döneminde de probiyotik kullanımları önem kazanıyor.

Yeterli beslenme önem taşıyor

Şu an için hastalığı durduracak bir aşı, ilaç, besin veya besin takviyesi bulunmadığını hatırlatan Özden Örkçü, “Pandemi süresince sosyal izolasyon, hijyen kurallarına uymak, yeterli ve dengeli beslenmek büyük önem taşıyor. Hastalık tanısı alan ve hastaneye yatan kişilerde yüksek ateş veya solunum sıkıntısı nedeniyle enerji, protein ve mikrobesin ögeleri gereksinimi artıyor. Hastaların hastaneye yatması ile beraber beslenme durumlarının değerlendirilmesi ve gereksinimi doğrultusunda beslenmesi, hastalığın seyrini olumlu yönde etkiliyor” dedi.

Serotonin içerikli besinler tüketilmeli

Uyku ve iştah kontrolünün serotoninin görevleri arasında yer aldığınu belirten Örkçü, “Serotonin hindi eti, balık, süt ve ürünleri, ceviz, yumurta, muz, ananas, erik, fındık, kuru meyveler, ıspanak, nohut, istiridye ve kalamar gibi gibi besinlerde bulunuyor. Artmış serotonin seviyesi, ruh halinin iyi olması ile ilişkilidir. Balık tüketimi ve Omega-3 yağ asidi alımı az olan bireylerde de depresyon riskinin daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz, bu açıdan balık ve Omega-3 tüketimi önem taşıyor.

Devamını Oku
Covid-19 pozitif hastalar karantinada nasıl beslenmeli?