Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

KALIN BARSAK KANSERİ

Kolon diye adlandırdığımız kalın bağırsak, yaklaşık 2 metre uzunluğundaki sindirim sisteminin ince bağırsaktan sonra gelen kısmıdır. Bunun son 12 cm’lik bölümüne rektum denilmektedir. Kolon ve rektum kanserleri Dünyada ve Türkiye’de erkeklerde akciğer ve prostat kanserinden sonra kadınlarda ise akciğer ve meme kanserinden sonra 3. sıradadır. Kolon ve rektum kanseri oluşumunda etkili faktörleri şöyle özetleyebiliriz;

1. Genetik Etkenler
2. Çevresel Etkenler
Yüksek doymuş yağlı besinler, yanmış hayvansal yağlar, az lif, az yeşillik,  Karsinojenler (safra asiti, alkol, katkı maddeleri, radyasyon)
3. Kanser Öncülü Oluşumların varlığı Polipler Ülseratif Kolit Crohn Hastalığı 
Yurdumuzda da tanı yöntemlerinin artması, kişilerin hastalık belirtilerini daha iyi algılamaları ve hekime başvurma olanaklarının artması, beslenme alışkanlığımızın da giderek daha çok endüstriyel gıdalara kayması sonucu bu kanserlerle daha sık karşılaşmamıza neden olmaktadır. Ancak erken teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanabildiği takdirde Kolo - Rektal Kanserler tedaviden en çok yararlanan iç organ kanserleridir. Hatta tarama testleri ile hastalık henüz oluşmadan, öncül değişiklikler (polipler) saptanabilmekte ve gerekli tedavisi yapılarak tam şifa sağlanabilmektedir. Çünkü;     Kolon ve rektum kanserlerinin  % 95 ‘i Kolo-Rektal POLİP lerinden gelişmektedir. Polipler barsak duvarından barsak boşluğuna doğru büyüyen kitleciklerdir. Bunlar büyüdükçe kansere dönüşüm ihtimali artar. Tüm polipler mutlaka kansere dönüşmez ancak kalın barsak kanserlerinin çok büyük çoğunluğu bahsedildiği gibi poliplerden meydana gelir. Polipler çok büyümedikçe bir belirti vermezler. Ancak tarama amaçlı yapılan kolonoskopi sırasında saptanır ve kolayca (kolonoskopi esnasında) çıkarılabilirler.
Kalın barsak kanserlerinin belirtileri; dışkılama alışkanlığının değişmesi, dışkının incelmesi, dışkı isteği olduğu halde dışkılayamama, dışkıda gizli kan bulunması, nedeni açıklanamayan kansızlık, müphem karın ağrılarıdır. İleri dönemlerde yoğun makat kanamaları, karında sert kitle ele gelmesi, büyük tuvalete çıkamama gibi ciddi sorunlar oluşabilir.

Kolon kanserinin tedavisi cerrahidir. Tümörlü olan kısım cerrahi yöntemlerle çıkarılır. Daha sonra bağırsağın çıkarılan yerinin alt ve üst tarafı birbirine bağlanır. Eğer kanser anüse yakın bir yere yerleşmişse bu bölgenin kısa olması ameliyatın şeklini değiştirir. Bu ameliyatta anüs tümüyle çıkarılır ve kolon, karın duvarına bağlanır.
KİMLER RİSK ALTINDADIR?
• 45-50 yaş üzerindekiler (büyük çoğunluğu 45-50 yaş üzerindeki kişilerde görülmektedir) • Anne, baba, kardeş gibi yakın aile bireylerinde kolorektal kanseri veya polipleri olanlar,  • Rahim, yumurtalık veya meme kanseri olan kadınlar,  • Ülseratif Kolit veya Crohn gibi hastalıkları olanlar.
RİSKİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?
Risk altındaki kişiler, bu riski azaltmak için hastalık belirtileri ortaya çıkmadan yapılması gereken TARAMA testlerini yaptırmalıdırlar. Diyetlerini bol lifli - sebzeli, meyveli, az yağlı ve az kırmızı etli bir diyete dönüştürmelidirler. Alkol ve sigara alışkanlığı varsa iyice azaltmalı, hatta bırakmalıdırlar. Her gün 20 - 30 dakika hafif egzersiz yapmalıdırlar.
TARAMA TESTLERİ NELERDİR?
Kolo - Rektal kanserlerin klinik belirtileri ortaya çıkmadan yukarıda belirtilen RİSK altındaki kişilere yapılan testlerdir. Bu kanserlerin oluşmasında esas neden % 95 oranında poliplerdir. Bu polipler zaman içerisinde kansere dönüşebilmektedir. O nedenle tarama tetkiklerinde amaç bu polipleri henüz kansere dönüşmeden, eğer dönüşmüş ise çok erken devrede henüz klinik belirti vermeden teşhis etmek ve POLİPEKTOMİ ile (kolonoskop yardımı ile polipin barsaktan uzaklaştırılması) çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu takdirde bu hastalar % 90 nın üzerinde ki bir oranda tam şifaya kavuşmaktadırlar. Tarama testleri şunlardır:
• 45 yaş üzerinde yılda bir kez rektal tuşe muayenesi,  • 50 yaş üzerinde yılda bir kez gaitada gizli kan aranması,  • 50 yaş üzerinde KOLONOSKOPİ   • Ailesinde kolorektal kanseri olanlar 45 yaştan sonra 2 - 3 yılda bir defa kolonoskopik tetkik,  • Ülseratif Koliti olanlar yılda bir defa kolonoskopi ve biyopsi yaptırmalıdırlar. 
Özet olarak:
Kolorektal kanser, sık görülen ancak tedavi edilebilir bir hastalıktır.  Erken tanı, etkili tedavi sağlar.  Elli yaşın üzerindeki herkese tarama yapılmalıdır. En iyi erken tanı yöntemi kolonoskopidir.  En etkili tedavi cerrahi tedavidir. .  Doç. Dr. Sadık Yıldırım Universal Çamlıca Hastanesi

Devamını Oku

SAFRAKESESİ VE SAFRA YOLU TAŞLARINDA TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Safrakesesi taşı toplumun % 15-20’sinde görülmektedir. Ancak hastaların dörtte birinde yakınmalar oluşturur. Safra kesesi bilindiği gibi karaciğerin altında yaklaşık 8 cm uzunluğunda 2 cm eninde ters armut şeklinde bir kesedir. Karaciğerden salgılanan safra bir kanalla safra kesesine gelir ve burada depolanır. Yağlı besinler aldığımızda refleks olarak safra kesesi kasılarak içindeki safrayı safra kanalı yolu ile oniki parmak barsağına boşaltır. Böylelikle safra ile yağ buluşmuş olur. Yağların sindirimi için bu buluşmaya gereksinim vardır. Safra dediğimiz sarı sıvı içinde kolesterol, alyuvarların yıkımı sonucu ortaya çıkan bilirubin dediğimiz madde, fosfolipidler ve bazı elementler bulunmaktadır.

Safra içindeki kolesterolün görece yoğunluğu artarsa eriyik halden katı duruma geçerek taş oluşturur. En sık görülen taşlar bu kolesterol yoğun taşlardır. Ancak bazı kan yıkımı yüksek olan hastalıklarda bilirubin artarak pigment taşlarını oluşturabilir. Bunlar daha nadir görülmektedir.

Nedir safra taşlarının oluşturabileceği sorunlar? Yukarıda değindiğim gibi hastaların ¼ ünde ancak yakınmalar oluşmaktadır. Özellikle yağlı gıdalardan sonra safra kesesi kasılmalarının oluşturduğu karnın sağ üst bölümünde sırta doğru yansıyan ağrılar görülebilir,bu duruma safra koliği diyoruz.. Üç beş saat bu ağrılar devam edebilir.Bazen taşlar safra kesesinden safranın boşaldığı kanalı tıkayabilir. Safra kesesinde salgı birikir ve iltihap oluşur.Buna akut kolesistit diyoruz. Aynı bölgelerde şiddetli ağrı ,bazen ateş oluşabilmektedir. Ağrı bu kez süreklidir. Erkenden(iki gün içinde) ameliyat gerekli olabilir.Safra kesesindeki taş yada henüz taşa dönüşmemiş çamur safranın barsağa boşaldığı kanala düşebilir (bu kanala pankreas salgısı da boşalmaktadır). Böylelikle safranın barsağa boşalamaması durumu ortaya çıkar.Safra kana geçer ve sarılık oluşturur. İlk önce göz beyazında fark edilen bu sarılık karaciğer fonksiyonlarının da bozulmasının   göstergesidir.Buna bir de enfeksiyon eklenirse kolanjit dediğimiz çok ciddi bir hastalık ortaya çıkar.Derhal endoskopik yada cerrahi tedavisi gerekir. Safra kanalına düşen taşlar şekilde gösterildiği gibi pankreas kanalını tıkarsa  şiddetli karın ve sırt ağrıları ile kendini belli eden pankreatit denilen ve bazen çok ciddi sonuçları olan hastalığa neden olur.

Demek ki safra taşlarının çoğu bir yakınmaya neden olmazken, bir kısmı da oldukça ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Bazen başka bir nedenle çekilen filmlerde tesadüfen safra kesesinde taş saptanmaktadır. Eğer herhangi bir rahatsızlık oluşturmadıysa izlenebilir. Ancak organ nakli yapılacak ya da uzun zaman yeterli sağlık hizmeti olmayan yerlerde yaşamak zorunda olan hastaların hiçbir yakınması olmadığı halde safra keselerinin alınması doğru olur. Safra kesesi taşına bağlı yakınması olmuş hastalarda bu yakınmaların tekrarlama olasılığı yüksektir. Bazen yakınması olmayan hastalarda başka nedenle çekilmiş ultrasonografide safra kesesi polip’i görülmektedir. Bunlar genellikle kristalleşmiş kolesterollerin oluşturduğu kümelerdir. Ancak gerçek polip dediğimiz mukoza çıkıntıları da olabilir. Altı ay sonra ultrasonografinin yinelenmesi yerinde olur. Büyümüş, sayıları artmış ise safra kesesinin alınması gerekebilir.

Genellikle sağ üst karın ağrısı ile başlayan yakınmalara sırt ağrısı, bulantı kusma, ateş, sarılık eşlik edebilmektedir. Hastaların kendi kendilerine tedaviye başlamadan bir sağlık kuruluşuna başvurmaları doğru olur. Burada yapılacak bir ultrasonografi ve kan testleri ile tanı konur.

Safra kesesi taşlarının standart tedavisi safra kesesinin laparoskopik olarak çıkarılmasıdır. Karın içine bir iğne ile karbondioksit doldurup, 4 adet 1 cm kadar kesi yapılır. Kamera ve diğer cihazlar bu kesilerden sokularak safra kesesi karaciğere yapıştığı yerden damarları kesilerek çıkarılır. Ameliyat ortalama kırk dakika kadar sürmektedir. Son zamanlarda sadece göbek deliğinden girilerek tek girişli ameliyat başarıyla gerçekleştirilmektedir. Bunun tek üstünlüğü kozmetiktir. Karında daha sonra herhangi bir iz fark edilmemektedir, ancak ameliyat süresi 1 saati aşkın olabilmektedir.

Eğer safra kesesindeki taş ana safra yoluna düşmüş ise öncelikle bu taşın endoskopik olarak çıkarılması gerekir. ERCP diye isimlendirdiğimiz bir endoskopik yöntemle ağızdan oniki parmak barsağına endoskopla girilmekte safranın barsağa açıldığı kanalın ucu kesilip genişletildikten sonra özel aletlerle buradaki taş çıkarılmaktadır. Bu işlem endoskopi ünitesinde yapılmakta ve tam bir anestezi gerekmemektedir. Daha sonra ( 1-2 gün) da laparoskopi ile safra kesesi alınmalıdır.

Safra kesesinin alınmasıyla vücut fonksiyonlarında bir eksiklik belirtisi oluşmaz, safra artık direkt olarak depolanmadan barsağa akar. Bunun da bir olumsuz etkisi yoktur.

Safra kesesi ameliyatlarının güvenliği çok artmıştır. Çok nadiren safra kanal yaralanmaları ya da kanamalar olabilmektedir. Deneyimli ekipler elinde bu oldukça az rastlanan durumdur. Bazı özel durumlarda safrakesesinin laparoskopik çıkarılması mümkün olmayabilir, bu durumda açık ameliyata dönüş yapılır. Laparoskopik ameliyattan sonra hastaların hastanede kalış süresi 1 gündür. Sıklıkla 10 günde normal aktif yaşantıya dönülür. Açık ameliyatlarda bu süre 4 hafta kadar olabilir.

Doç.Dr. Sadık YILDIRIM
Universal Çamlıca Hastanesi

Devamını Oku
}