Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

İstifaların düşündürdüğü

 

AK Parti’nin, siyasi teâmüllerde sık rastlanmayan şekilde partisine mensup bazı belediye başkanlarını istifa ettirmesi gündemdeki yerini koruyor.

İstanbul, Düzce ve Niğde Belediye Başkanları hemen istifalarını açıkladılar.

Bursa Belediye Başkanı biraz mırın-kırın etse de neticede istifasını sundu.

Şimdi sırada Ankara ve Balıkesir var.

Onlar da bir-iki gün içinde istifa edeceklerini duyurdular.

Koltuktan kalkmak öyle kolay değil.

Gördük işte; 23 yıldır Ankara’yı yöneten Melih Gökçek koltuğundan adeta “ağır çekim” kalkıyor.

Bu arada belirtelim ki, Bülent Arınç’ın; “Koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşayan biri, muhtemelen altını kirletmiştir!” şeklindeki açıklaması siyasi nezakete uymamıştır.

Malum Sayın Cumhurbaşkanı bir süredir ısrarla teşkilatlara “metal yorgunluğu” vurgusu yapıyordu.

Söz konusu istifaların da bu sebebe dayandığı söylenebilir.

Cumhurbaşkanı dışında asıl sebebi bilen yok.

Dolayısıyla Melih Gökçek’e atfedilen “Yolsuzluğum mu var, hırsızlığım mı? Fetöcü müyüm, çocuklarıma ne diyeceğim? Neden istifa edeyim?” mealindeki açıklama bir yönüyle haklıdır.

Metal yorgunluğu çok geniş bir mefhum...

Kamuoyuna objektif, elle tutulur, mücessem gerekçeler sunulması icap eder.

Neticede bu insanlar parti il başkanı değiller.

Halkın oylarıyla o makama gelmiş kişiler.

Milli iradeye saygının asgari gereği, bu başkanların neden istifa ettirildiklerini ikna edici şekilde kamuoyuna anlatmaktır.

Yoksa yarın başkaları da bu yoldan geçmeye başlar ki, itiraz etmeye kimsenin mecali kalmaz.

Hep denmiyor muydu; “Halkın oyuyla gelen, halkın oyuyla gider”

Şimdi ne değişti?

Ortada bir yolsuzluk mu var, yoksa yorgunluk mu?

Bilmiyoruz.

Uygulamalar kişilere göre, partilere göre değişmemelidir.

Farz edin ki, Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı iken dönemin hükümeti kendisinden böyle bir talepte bulunsaydı.

Böyle bir durumda Erdoğan; “Eyvallah, siz öyle istiyorsanız hemen istifa ediyorum” mu derdi, yoksa ortalığı ayağa mı kaldırırdı?

Elinizi vicdanınıza koyarak bir düşünün bakalım.

Aynı şekilde Başbakanlıktan apar topar alınan Davutoğlu için de benzer kıyaslamayı yapabilirsiniz.

1 Kasım seçimlerinde Davutoğlu’nun genel başkanı olduğu partiye %50 destek veren millet, Ahmet Davutoğlu’nun neden ve hangi sebeplerle görevden alındığını hâla da bilmiyor.

“Pelikancılar biliyor, yeter” deniyorsa, millete de şimdilik susmak düşer.

Ta ki, 2019’da konuşmak üzere!..

Devamını Oku

TEOG Açıklaması Eğitimin İflasıdır!

 

-Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son TEOG açıklaması, AK Parti'nin eğitimde sınıfta kaldığının resmidir.

-AK Parti ulaştırma, sağlık ve enerjide sağladığı başarıyı maalesef eğitim, bilim ve kültürde sağlayamamıştır.

-15 yılda 5 bakanın değiştiği milli eğitimde kusura bakmayın hiçbir başarıdan ve istikrardan söz edilemez.

-Değişen her bakan kendi sistemini uygulamaya koyarak eğitimin yaz-boz tahtasına dönmesine yol açtı.

-Eğitimde başarı, inşa ettiğiniz derslik sayısıyla, dağıttığınız tablet miktarıyla değil yetiştirdiğiniz öğrencilerin dünya standartlarında gösterdiği başarıyla ölçülür.

-Bilim ve kültürde başarı iftara davet ettiğiniz ünlü sayısıyla değil, dünya ölçeğinde akredite edilen bilim ve kültür insanlarının sayısıyla ölçülür.

-Modern bir devlette milli eğitim politikası cumhurbaşkanının TV programında değil ehil komisyonların kısa-orta-uzun vadeli programlarıyla belirlenir.

-Cumhurbaşkanı “Biz TEOG’la mı yetiştik, TEOG derhal kaldırılmalı” dediğinde biri de kalkıp "TEOG'u kim getirdi Sayın Cumhurbaşkanı?" diye soramıyorsa orada özgürlükler göstermelik demektir.

-Hiçbir demokratik, modern devlette bir bakan, eğitim sisteminin değiştiğini TV'den öğrenmez.

-Hiçbir demokratik, muasır devlette önümüzdeki yıl eğitimde hangi sistemin uygulanacağı "meçhul" değildir.

-Eğitimde kaybedilen 15 yılı telafi etmek için derhal yerli, milli ve modern bir eğitim sistemi uzun vadeli olarak uygulamaya konmalıdır.

Devamını Oku

Metal yorgunluğu nasıl giderilecek?

 

Dün 16. yaşını kutlayan AK Parti’de bir yorgunluğun, yıpranmışlığın ve tazelenme ihtiyacının bulunduğu artık herkesçe kabul edilen bir olgu.

Cumhurbaşkanı bunu bir süredir “metal yorgunluğu” şeklinde ifade ediyor ve teşkilatlarda 2019 seçimlerine kadar sıkı bir silkeleme sürecine gireceğinin işaretlerini veriyor.

Tabi teşhis yorgunluk ve yıpranmışlık olunca nasihat eden, yol gösteren, akıldânelik taslayan da çok oluyor.

Herkes Reis’e kendince yön vermeye, ‘öteki kötü ben iyiyim’ diyerek göze girmeye, pâye kapmaya, ön almaya çalışıyor.

Unuttukları şu ki, karşılarındaki adam saçlarını değirmende değil siyasetin çarkları arasında ağartmış.

O bakımdan konu siyaset olunca neyi nasıl yapacağını herhalde bu akıllılardan daha iyi bilecek tecrübe ve birikime sahiptir.

Bizden de Tayyip Erdoğan’a siyaset noktasında yol göstermek gibi abes bir işe girişmemiz beklenmesin.

Lakin tespit ve kanaatlerimizi tarihe not düşmekte beis yok.

Evvela metal yorgunluğundan kast edilen nedir?

Bunu açıklığa kavuşturmak lazım…

Bu ifadenin bünyeye ârız olan rehavet, yorgunluk ve marazlar manasında kullanıldığı düşünülürse teşkilatlar, belediyeler ve bürokraside buna dair onlarca illet sıralamak mümkün.

Misal hemşericilik, şekilcilik, adam kayırma, torpil, rüşvet, israf, kibir, gösteriş iddialarının ayyuka çıktığını Mısır’daki sağır sultan bile duyduğuna göre bunlar herhalde Erdoğan’ın da bilgisi tahtındadır.

Yoksa ikide bir niye metal yorgunluğundan bahsetsin.

Bugün Erdoğan’a oy verip, AK Parti’ye vermeyeceğini söyleyen insanların sayısı günden güne artıyorsa burada sıkıntı yok denebilir mi?

İşte bunlar hep bünyeye ârız olan bu saydığımız illetler yüzünden.

Ayrıca…

17 Aralık’ta suçüstü yakalanıp, düşmana bayram ettiren defolu bakanları yüce divana göndermemenin, elbette halk nezdinde bir karşılığı olacaktı.

Kur’anı Kerim için “bakara-makara” diyen soytarıya o gün tekmeyi vurmamanın elbette Hak nazarında bir bedeli olacaktı.

İsimsiz, imzasız pelikan dosyalarıyla adam harcamanın, ayak kaydırmanın elbette gönüllerde kırıklığa yol açacağı öngörülmeliydi.

Neyse…

Olan oldu. Geçmiş geçmişte kaldı.

Şimdi seçime 2 yıl var.

Bütün bu arıza noktalarını tespit edip, neşteri vuracak olan Sayın Cumhurbaşkanı’ndan başkası değil.

2002’de halk Tayyip Erdoğan liderliğindeki kadronun dürüstlüğüne, hak ve adalet kavramlarına olan sadakatine güvendiği için oy verdi. 

Bugün de toplumdaki beklentinin gereği olarak “erdem” vurgusu tekrar ve ivedilikle gündeme alınarak işe başlanabilir.

Devamını Oku

Diyanet’in FETÖ raporu geç mi kaldı?

 

Diyanet İşleri Başkanlığı, FETÖ’nün dini nasıl istismar ettiğini, ne tür sapkın ve hezeyan dolu düşüncelere saplandığını gözler önüne seren detaylı bir rapor yayınlayarak geç de olsa mühim hizmete imza attı.

Malum Fetullah Gülen, her şeyden önce bir Diyanet mensubuydu. Yıllarca Diyanet’in resmi vaizi olarak cami kürsülerinden vaaz etti.

Bu yönüyle Diyanet’in, FETÖ’nün yayılmasına yıllarca aracılık yaptığı söylenebilir.

Üstelik FETÖ’nün dini yozlaştırıcı uygulamalarına, sapkın itikadî fikirlerine, Hz. Allah’a, Peygamber Efendimize, Cebrail (a.s.) ‘a dair çirkin söylemlerine dair 15 Temmuz kanlı darbe girişimine kadar Diyanet tarafından hiçbir reddiye gelmedi.

Mesela dizilerde Peygamber Efendimizi (hâşâ) kamyon kasasına bindirirlerken Diyanet’in bir tepkisi oldu mu?..

“Cebrail parti kursa desteklemem!” diye küstahça söylemlerde bulunurken Diyanet’ten bir karşı çıkış geldi mi?..

Allah’ın emri başörtüsüne “teferruat” derken, Diyanet bu sahtekâra haddini bildirdi de biz mi duymadık?..

Ya da dinlerarası diyalog zırvasına yol verirken, üç dini birleştirip yeni bir din icat etmeye çalışırken, Papa’ya övgüler düzerken, takiyye için zinaya, alkole ruhsat verirken, KPSS sorularını çalıp kul hakkı yerlerken Diyanet kış uykusunda mıydı acaba?..

Uzatmayalım, bu noktada Diyanet’e söylenecek çok söz var.

Bu ülkenin yegâne resmi din kurumu olarak Diyanet’in, FETÖ’nün dini istismar etmesine, İslam’ı yozlaştırmasına yıllar yılı ses çıkarmaması günah ve vebal olarak kendisine yeter de artar.

“Efendim, o zaman hükümetin FETÖ ile arası iyiydi. Bizzat Başbakan’ın ‘Ne istediniz de vermedik…’ dediği FETÖ’ye o vakitler kim bir şey söyleyebilirdi? Vs…” gibi mazeretlerin bir din adamı için geçerliliği olamaz. Olmamalıdır!

Madem bu sapkın düşünceler en başından biliniyordu insanları uyarsalardı, ikaz etselerdi; “Bakın yanlış yapıyorsunuz, bunların niyeti halis değil, düşünceleri zararlı, hedefleri fena...” deselerdi!

Din adamı evvela Din’in müdafiidir. Bu yönüyle hakikatın hatırını dostun hatırından önde tutar.

Bunun için kimseden işaret beklemez. Falanca ne der, filanca ne der hesabına girmeden din adına söylenmesi gerekeni çatır çatır söyler.

Tarihte bunun çok örnekleri var.

Ebussuud Efendi’nin Kanuni’ye, Zenbilli Ali Efendi’nin Yavuz’a, Akşemseddin’in Fatih’e, Emir Sultan’ın Yıldırım’a din asabiyeti hususundaki tavizsiz ve müdanasız tutumlarını burada tekrar etmeye hacet yok.

“Laik” bir cumhuriyet kurumu olan Diyanet’ten ve onun memurlarından aynı tutumu beklemenin yersizliği ortada… Ancak yine de söz konusu “din” olunca, onun mensuplarına hiçbir siyasi hesaba girmeden sadece “din” kaygısıyla hareket etmek yakışırdı diye hayıflanmadan edemiyoruz.

Tabi siz "laik yurttaşlar" yetiştirmek için "proje" din kurumu ihdas eder ve din adamını o devletin memuru olarak iş gördürmeye kalkarsanız bu tür garabetlerin yaşanmasına zemin hazırlamış olursunuz.

Bunda şaşılacak birşey yok. Malum ilk düğme yanlış düğmelenince diğerleri peşinden gelir.

Maalesef Diyanet yanlış düğmelenen o ilk düğmedir.

Onun için bu hamur daha çok su kaldırır. Rapora dönersek; müspet ama çok geç!..

Devamını Oku

Mehmet Görmez ve Diyanet (3)

 

Mehmet Görmez Hoca kimlerin hedefinde? Eleştiri noktaları neler, neden hedef alınıyor? Ve eleştirilerde haklılık payı var mı?

Bütün bu suallere cevap vermeye çalışıyorduk.

Evvela şu gerçeği bir daha tespit edelim… Diyanet, temel niteliği laiklik olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi bir kurumudur.

Diyanet’i eleştirirken arka planda bu gerçek gözardı edilmemelidir.

Prof. Mehmet Görmez de bize göre bugüne kadar Diyanet’in başına gelen en hakikatli başkanlardan birisidir.

Eksiklerini, hatalarını yine konuşuruz ama hakkaniyetli olacaksak, bu tespiti yapmamız lazım.

Görmez’in klasik Diyanet Başkanlarından çok daha gayretli ve samimi bir profil ortaya koyduğu bir gerçek..

Ümmet şuurunun teşekkülü için Müslümanların birliği ve selameti noktasındaki gayretleri de takdirle izlenmektedir.

Bu böyle...

Peki, Görmez Hocaefendi kimlerin hedefinde?

Birincisi FETÖ… Nedeni malum. 

15 Temmuz kanlı darbe kalkışmasının yaşandığı gece camilerden okuttuğu salâlarla milletin uyanmasına ve darbenin püskürtülmesine vesile olması FETÖ’nün oyununu bozan en mühim etkenlerden birisiydi.

Bu sebeple FETÖ’nün hedef tahtasında olması normal.  

Şimdi kalkmış bazı akılsızlar Görmez’in fî tarihinde, bir kitap vesilesiyle FETÖ elebaşına yazdığı bazı ifadeleri bulup çıkarmışlar ve bunun üzerinden kendisini FETÖ ile irtibatlı göstermeye çalışıyorlar. Bu akıl ve mantık dışıdır.

İnsanları FETÖ ile suçlarken, 17 Aralık 2013’e kadar Hükümetle Fetullahçıların arasından su sızmadığı, hatta Erdoğan’ın Türkçe olimpiyatlarında yaptığı “Bitsin bu hasret” çağrısının da 2013 yılına denk düştüğü unutulmasın.

Yani hükümetin FETÖ’ye cephe alış tarihi 17 Aralık 2013’tür. Bu tarihten önce insanları Fetöcülükle suçlamak art niyetlilik değilse akılsızlıktır.

Geçelim...

Görmez Hocayı eleştirenler başka ne diyor?

Kutlu doğum haftasının bir FETÖ projesi olarak ortaya çıktığını ve Peygamber Efendimizin doğduğu 12 Rebiulevvel Hicri tarihine uymadığını söylüyorlar.

Ki, doğrudur… Hicri takvime göre 12 Rebiulevvel tarihinde her yıl Mevlid kandili zaten tes'îd edilirken, Nisan ayında aynı mahiyette etkinlikler düzenlemenin ne alemi var?

Ayrıca adı da sorunlu; Kutlu Doğum Haftası...

Doğum günü mü kutluyorsunuz, yılbaşı mı?!

Gerçi bu yıl adı değiştirildi. Bundan sonra “Siret Haftası” adıyla kutlanacak. Bu etkinlikler çok gerekliyse Mevlid Kandili haftasında yapılsın. Tartışmalar da böylece son bulur.

Bunun dışında Diyanet kurumunu ve kimi uygulamalarındaki yanlışlıkları biz de zaman zaman eleştiri konusu yapıyoruz.

Mesela Tayyar Altıkulaç döneminde kaldırılan takvimlerdeki “temkin” uygulamasına tekrar dönülmesinin, Müslümanların namaz ve oruçlarının sıhhati bakımından son derece ELZEM olduğunu hep söylüyoruz.

Diyanet’in üzerine sinen 90 yıllık resmi ideoloji kültürünü reddetmiyoruz. Ancak buna rağmen bu noktadaki vebal Diyanet’in ve dolayısıyla Mehmet Görmez’indir. Bir an önce bu hatalı uygulamadan dönüleceğine dair umudumuzu koruyoruz.

Evet, hatalı uygulamaları elbette konuşalım, tartışalım. Ancak meseleyi kişiselleştirmeye, haysiyet cellâtlığına, istifa çığırtkanlığına ve ölçüsüzlüğe prim vermeyelim.

Vesselam…

Devamını Oku

Mehmet Görmez ve Diyanet (2)

 

Diyanet kurumunun hangi maksada mebni teşekkül ettirildiği hususuna geçen yazımızda kısaca değinmiş ve neticede şu tespiti yapmıştık..

Diyanet kurumu, devletin, dini kontrolü altında tutmak ve laik, çağdaş Müslümanlar yetiştirmek üzere ihdas ettiği bir kurumdur.

Üstelik anayasada devletin temel niteliklerinin başında yer alan ‘laiklik’ ilkesiyle çelişmek pahasına bu yapılmıştır.

Güya laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıydı değil mi.. 

Peki, laik bir devlette Diyanet’in ne işi var?

Kemalistler buna bir cevap verirler herhalde...

CHP’nin DNA’sında yer alan ‘samimiyetsizlik’ tabi burada da kendini gösteriyor. 

Yeri gelince laiklik için darağaçlarında insanları sallandırdılar, yeri gelince de laikliği bizzat kendileri çiğneyip Diyanet vasıtasıyla kendi arzuları istikametinde bir din oluşturmaya çalıştılar.

Ancak rejimin Diyanet’e yüklediği bu misyona rağmen hasbel kader kurumun başına gelen samimi din adamları sayesinde beklenen netice yüzde yüz hâsıl olmamıştır.

Lakin kurum, rejimden kaynaklı reflekslerini daima muhafaza etmesi yüzünden halkın samimi teveccühüne mazhar olma noktasında yeterince muvaffak olamamıştır.

Can alıcı nokta şurasıdır: Eğer Diyanet, Osmanlı’daki kadim dini müesseseler gibi halkın dini ihtiyaçlarına yeterince cevap verebilmiş olsaydı bugün bu kadar dini yapı, bu kadar cemaat ortaya çıkar mıydı?

Mesela Fetullah Gülen kendisine bu kadar münbit bir alan bulabilir, insanları bu kadar kolay istismar edebilir miydi?

Eğer gerçekler konuşulacaksa bütün bunlar da samimiyetle ortaya konmalıdır.

Buradan şu anlaşılıyor; demek ki, rejimin Diyanet eliyle 90 yıldır sürdürdüğü ‘dini kontrol etme’ çabasından beklenen netice elde edilememiştir.

Dedik ya, sayıları az da olsa bazı hamiyetli din adamları sayesinde Diyanet’le millet arasında cılız da olsa köprüler kurulabilmiştir.

Prof. Mehmet Görmez de bahsettiğimiz vasıftaki bu din adamlarının başında gelmektedir.

Göreve geldiği günden beri halkın temel değerlerine yakın durması, kadim ehlisünnet inancını samimiyetle muhafaza ve müdafaa etmeye çalışması önemsenmelidir.

Hele 15 Temmuz hain darbe girişiminde camilerden okuttuğu salalarla milletin kıyamına ön ayak olması, her türlü takdirin üzerindedir.

Hal böyleyken Görmez Hocaefendi niye bazı cemaatlerin hedefinde yer almakta, neden ısrarla eleştirilmektedir?

Bu konuya da inşallah bir sonraki yazımızda değinelim.       

Devamını Oku

Mehmet Görmez ve Diyanet (1)

 

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hoca bir süredir bazı kesimlerin hedefinde.

İstifa çağrıları, ithamlar ve hatta haysiyet cellâtlığı boyutuna varan suçlamalar yapılıyor.

Meseleyi irdelemeden önce bazı temel gerçekleri ortaya koymak icap ediyor.

Mesela Diyanet müessesesi nedir, ne zaman ve ne maksatla kurulmuştur, hangi süreçlerden geçmiş ve bugün hangi noktaya evrilmiştir.. Bu sorulara doğru cevaplar bulmak büyük önem arz ediyor.

Ancak bundan sonra eleştiri konusu edilen meseleleri ele almak ve Mehmet Görmez Hocanın bu noktadaki mes’uliyet payını sorgulamak herhalde daha hakkaniyetli olur.

Diyanet müessesesi malum, Cumhuriyet’le yaşıt bir kurumumuz… 3 Mart 1924’te Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin yerine kuruldu.

Cumhuriyeti kuran iradenin, devrim ve inkılâplara halk nezdinde meşruiyet kazandırmak ve bilhassa dini kendi kontrolü altında tutmak için bir teşekküle ihtiyacı vardı.

İşte o kurum Diyanet idi.

Milletin ayağına çarık bulamadığı, yiyecek ekmeğe muhtaç olduğu 1925 yılında şapka devrimi yapan M. Kemal, başında fötr şapkayla Ankara sokaklarında üstü açık arabayla gezerken hemen yanı başında yine başında şapkayla devrin Diyanet İşleri Reis’i Rıfat Börekçi oturuyordu.

Sadece bu fotoğraf bile Diyanet’in kuruluş amacına yönelik başka söze gerek bırakmamaktadır.

Dolayısıyla memlekette dinin gelişmesi için M.Kemal’in Diyanet’i kurduğu palavrasına ancak eski model Kemalistler inanır.

Kur’anı Kerim için (hâşâ) “Gökten indiği sanılan dogmalar” benzetmesini yapan kişinin İslam’la ne kadar ilgisi varsa Diyanet’in İslam’a hizmet için kurulduğu safsatasının da hakikatle o kadar ilgisi vardır.

İşin aslı Diyanet, TC tipi Müslüman yetiştirmek için kurulmuş bir torna tezgâhından ibarettir.

Bu kesindir.

Lakin kuruluşundaki bu amaca rağmen zaman içinde hayırlı hizmetlere de imza attığını teslim etmek gerekir.

Ancak kuruluş gayesine uygun davranma refleksini hiçbir zaman kaybetmemiştir.

Bu yönüyle Diyanet’i bizim de eleştirmişliğimiz vardır.  

Özellikle 12 Eylül döneminde görev yapan Tayyar Altıkulaç ile 28 Şubat döneminin başkanı M. Nuri Yılmaz’ın tam da laik rejimin kendilerinden beklediği “hizmetleri” başarıyla yerine getirerek Müslümanlara kan kusturmuş olduğu henüz hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

Bu perspektif üzerinden Mehmet Görmez Hocanın konumunu inşallah bir sonraki yazıda değerlendirelim.

Devamını Oku

Kavurmacı AK Parti’yi kavurur!..

 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kavurmacı’nın tahliyesine dair görüşlerini nihayet açıkladı.

Dedi ki, ”Bu yargı ile ilgili bir konu…  Yargı denetimli serbestlik kararı vermiş. Bunun beraatına karar vermemiş, yargılama süreci devam ediyor.” 

Evet, Kavurmacı’nın tahliyesinden 20 gün sonra gelen bu açıklama kamuoyunu tatmin etmediği gibi Cumhurbaşkanı’nın bildik müdanasız ve adil yaklaşım tarzına da maalesef uymadı.

İki günlük loğusa kadınların bile tutuklu yargılandığı FETÖ davasında Kavurmacı'nın, özel bir hastaneden aldığı raporla tahliye edilmesinin kamuoyunda yol açtığı infial, artarak devam ediyor.

Peki, ne yapmıştı bu Kavurmacı denen şahıs?

Hatırlayalım…

17/25 Aralık’ı takip eden günlerde, Tayyip Erdoğan kısık sesiyle meydan meydan dolaşıp, hakkındaki iftiraların geçersizliğini anlatmaya çalışırken FETÖ de boş durmuyor, her türlü yalanı, iftirayı, şantajı, montajı fütursuzca ortaya atıyordu.

FETÖ’nün finans ayağını oluşturan TUSKON işadamları derneği de bu iftira kampanyasının öncülüğünü yapıyordu. Kavurmacı da o derneğin önde gelenlerinden biri olarak Cumhurbaşkanı’na yöneltilen tehdit ve hakaretleri en önde, coşkuyla alkışlıyordu.

Dikkat buyurun, Kavurmacı denen bu şahsın hakaret ve tehdit ettiği kişi biz değiliz. Uçak dolusu paralarla yurtdışına kaçacağını ima ettiği kişi de biz değiliz.

Bu çirkin iftiraların hepsi ve daha fazlası o tarihte Cumhurbaşkanı Erdoğan için atıldı. Bunlar milletin hafızasına mıh gibi çakıldığı için unutulacak şeyler değil.

Evet, FETÖ’nün en büyük talihsizliği Tayyip Erdoğan’a çatmış olmasıdır. Mücadelenin en önünde Erdoğan var. Tüm benliğiyle, bu işe gövdesini koydu.

Peki, öyleyse nedir mesele?...

Tayyip Erdoğan’ın bu mücadeleyi bırakması düşünülemeyeceğine göre bu olanları nasıl yorumlamalı?

Halkın anlamakta güçlük çektiği nokta burasıdır.

Kavurmacı’nın tahliyesini ilk duyduğumuzda hepimiz ilk başta dedik ki, bu kesin FETÖ’nün işi sulandırmaya dönük bir algı operasyonudur. Çünkü bunlar Fetöcü alçakların en iyi bildiği işler…

Ama sonra Cumhurbaşkanı başta olmak üzere hükümet ve AK Parti’nin bu meselede sessizliğe bürünmesi, kamuoyunda hayal kırıklığına dönüştü.

Unutulmasın, Tayyip Erdoğan milletin hukukuna sahip çıktığı için FETÖ’nün hedefine oturdu. Dolayısıyla bu mesele bizatihi milletin meselesidir.

Evet, FETÖ davasına en büyük yarayı Kavurmacı’nın tahliyesi açmıştır.

Ve bu yara maalesef kanamaya devam ediyor.

FETÖ davasında samimi olunmadığı algısı, AK Parti'yi bitirir.

Devamını Oku

Milletten EVET’e ölçülü destek!

 

Referandum yüzde 51'e 49 Evet'in üstünlüğü ile sonuçlandı.

Öncelikle bu neticenin ülkemiz için hayırlı olmasını dilerim.

Bugünden itibaren ülke gündeminin artık hızla normalleşme sürecine girmesini umuyorum.

2013’teki gezi olaylarıyla içine girdiğimiz, 17/25 Aralık operasyonu, 2014, 2015’te yapılan dört seçim ve 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle zirveye çıkan türbülanstan bir an önce sıyrılmak gerekiyor.

Bu vesileyle tüm kesimlerin kendilerini sorgulamaları, kutuplaşmanın, gerginliğin son bulması ve birlik beraberlik içinde daha müreffeh bir Türkiye için herkesin el ele vermesi son derece önemli.

Milletin Evet'e ölçülü bir destek vermiş olması özellikle AK Parti'nin kendini ciddi bir özeleştiriye  tabi tutmasını kaçınılmaz kılmıştır.

MHP’nin desteğine ve bu kadar geniş kampanyaya rağmen neredeyse kılpayı bir destek elde edilmiş olması üzerinde herhalde ciddi şekilde düşünülecektir.

Nedir mesela bu özeleştiri noktaları?

Bir, adeta ihanet üretim merkezi şeklinde çalışan, reisten fazla reisçi bir kliğin, haysiyet cellâtlığında ölçüyü tamamen kaçırması…

İki, tabandan kopuk, halkın değerlerine uzak tiplerin parti, hükümet ve Cumhurbaşkanlığı vitrininde cömertçe yer bulması…

Üç, AK Parti davasının bugünlere gelmesinde emeği geçen birçok değerli ismin reisçiliği kendinden menkul, nevzuhur tipler tarafından kamuoyu önünde itilip kakılması, hırpalanması ve en önemlisi Reis’in de buna sessiz kalması…

Dört, 1 Kasım seçimlerini %51 ile kazanmış ve halkın teveccühüne mazhar olmuş Davutoğlu’nun hiçbir neden gösterilmeden, ne idüğü belirsiz pelikan dosyası marifetiyle görevden alınması…

Beş, devletin her kademesinden binlerce kişi Fetöcü diye atılırken, AK Parti teşkilatlarında ve belediyelerde ciddi bir Fetöcü temizliği yapıldığına dair kamuoyunda yeterli kanaat oluşmaması…

Bunlar AK Parti’nin istişare mekanizmalarında herhalde derinliğine irdelenecek konulardır.

Sonuç itibariyle Türkiye açısından tarihî bir eşik olgunlukla geride bırakılmış ve yeni bir sayfa açılmıştır.

Bu referandum sonucunda bir bütün olarak Türkiye kazanmış; dış güçler, hainler, terör örgütleri kaybetmiştir.

Bundan sonra el ele verip ülkenin reel gündemine yani huzurlu, güvenli, istikrarlı şekilde kalkınma hamlesine dönme zamanıdır.

Sonuçlar milletimiz ve ülkemiz için hayırlar getirsin.

Devamını Oku

Neden EVET?

 

Gelin son defa tane tane yazalım…

Yönetimde çift başlılık ortadan kalksın diye EVET…

Yürütme gücü tek elde toplansın diye EVET…

Siyasi krizler olmasın diye EVET…

Ekonomik krizler yaşanmasın diye EVET…

Hükümetler otel lobilerinde değil sandıkta kurulsun diye EVET…

Koalisyon pazarlıkları yapılmasın diye EVET…

Türkiye enerjisini hükümet krizleriyle harcamasın diye EVET…

Cumhurbaşkanına yargı yolu açılabilsin diye EVET…

Yargının ideolojik ve mezhepsel kliklere mahkûm olmaması için EVET…

Askeri yargı kalksın, yargıda çift başlılık son bulsun diye EVET…

Bağımsız ve tarafsız yargı için EVET…

Temsilde adalet için EVET…

Yönetimde istikrar için EVET…

Hadi diyelim ki bunların hiçbiri olmayacak, hepsi yalan…

O zaman sadece şunlar hayır dediği için yine EVET denirdi.

Alçak terör örgütü FETÖ hayır dediği için EVET…

Bebek katili PKK hayır dediği için EVET…

Eli kanlı terör örgütü DHKPC hayır dediği için EVET…

İslam ve Kur’an düşmanı CHP hayır dediği için EVET…

Sırtını terör örgütüne dayayan HDP hayır dediği için EVET…

Hollanda hayır dediği için EVET…

Almanya hayır dediği için EVET…

AB hayır dediği için EVET…

NATO hayır dediği için EVET…

Neocon çetesi hayır dediği için EVET…

Fetö maşası, alçak Michael Rubin hayır dediği için EVET…

Kılıçdaroğlu hayır dediği için EVET…

Baykal hayır dediği için EVET…

Demirtaş hayır dediği için EVET…

Öcalan hayır dediği için EVET…

Kandil’deki terör elebaşları hayır dediği için EVET…

Pensilvanya şeytanı hayır dediği için EVET…

Tescilli vatan haini Can Dündar hayır dediği için EVET…

Namaz düşmanı Uğur Dündar hayır dediği için EVET…

İslam düşmanı Bekir coşkun hayır dediği için EVET…

Uzatmayalım…

Din ve devlet düşmanlarıyla aynı safa düşmemek için EVET…

Vesayet odaklarına dur demek için EVET…

15 Temmuz şehitlerinin hatırı için EVET…

Bedenine 30 kurşun saplanan şehit Ömer Halis Demir için EVET…

İstikbalimiz için, istiklalimiz için, devletimiz için, milletimiz için EVET…

Devamını Oku