Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Konuşma Adabı…

Bilhassa, Kürt sorunu gibi önemli bir konuda çözüm isteyen ve bu yönde politikalar üreten siyasi kurumlara yönelik öfkeli ve tehditkâr söylemler kullanmanın ülkeye yarardan çok zarar getireceği açıkça ortadadır. Milliyetçi söylemler kullanarak, toplumsal ayrışmayı hızlandırma çabasında olanların, son 30 yıldan çıkaracak dersi olmalıdır. Etnik vurgularla siyaset yapmanın oy getirmediği gerçeğini kabul etmek istemeyenlere, referandum sonuçlarını bir kez daha gözden geçirmelerini tavsiye ediyorum. Homojen toplum yaratma hayali olan kesimler artık gerçeklerle yüzleşmelidir.

Devamını Oku

Referandum Sonrası Değişen Ana Muhalefet Partisi….

Geçmiş dönemlere oranla daha katılımcı bir siyaset çizgisine kayan CHP de nihayet değişen Türkiye’ye direnç göstermek yerine uyum sağlamaya çalışmanın daha akılcı bir tutum olduğunu fark etti. Son günlerde özellikle Kılıçdaroğlu’nun Türban ve Kürt Sorununa (Kürt kelimesini kullanmamayı tercih ediyor olsa da) yönelik olumlu adımlar atması CHP’nin  ileriki dönemlerde nasıl bir siyaset izleyeceğini de göstermesi açısından önemli ipuçları vermektedir.

CHP’nin değişen siyasi ve toplumsal dinamiklere bağlı olarak vesayet rejiminin yılmaz savunucusu pozisyonundan değişime açık bir parti konumuna geldiğini söylemek çok abartılı bir yorum olur ancak özellikle Baykal dönemi göz önüne alındığında, CHP’nin daha yapıcı bir eksene kaydığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Kılıçdaroğlu, referandum sonrası oluşan yeni koşullara ayak uydurmak yerine “istemezük” cephesinde yer almanın CHP’ye yarardan çok zarar getireceğini fark etmiş gözüküyor.  Umarım bu tavır değişikliğini parti içi muhalefete ve seçmen tabanından gelen itirazlara rağmen dirayetle sürdürür.

 

Devamını Oku

Kürt Sorununda Tarihsel Bir Dönemece Girmiş Bulunmaktayız…

%58 gibi önemli bir oy oranını arkasına alan Ak Parti’nin, halktan aldığı bu desteğin verdiği özgüvenle daha önce hiçbir siyasi aktörün çözüm üretmeye cesaret edemediği sorunlara yönelmesi, yeni bir dönemin başladığına işaret etmektedir.

Hükümet ve BDP’nin başlattığı bu sürecin kuşkusuz ki siyasi ve toplumsal önemli sonuçları olacaktır. Bu süreç, toplumsal barışın ön şartı olan toplumsal uzlaşıyı sağlayabilmenin ve bunu devam ettirebilmenin yegane yolunun diyalogtan geçtiği gözardı edilmeden değerlendirilmelidir.

1980’lerden itibaren Türkiye’nin en can yakıcı sorunlarından biri olan terörün bitmesi için  atılacak her adımı desteklemek, her şeyden önce vicdani bir sorumluluktur. Toplum olarak böyle önemli bir virajdan savrulmadan çıkabilmek için ise bu süreci milliyetçi reflekslerle değil sağduyuyla analiz etmeliyiz.

PKK’nın silah bırakması ve meşru zemine çekilmesi için sadece hükümete ve BDP’ye değil, Muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarına da önemli görevler düşmektedir. Kuşkusuz ki, bu sürece yıkıcı değil yapıcı katkı sağlamak ve hükümeti daha cesur adımlar atmaya teşvik etmek, bizi barış sürecine daha da yaklaştıracaktır.

 

 

Devamını Oku

Halk Değişim İstiyor…

Demokratikleşmenin önünü açacak olan bu değişikliklere, muhalefetin yıkıcı ve seviyesiz söylemlerine rağmen halkın onay vermesi, bize yeni bir dönemin de başladığını işaret etmektedir. Atanmışların, seçilmiş iktidar üzerindeki müdahale gücünü de sınırlayacak olan bu değişiklikler aynı zamanda önceden dokunulamayan askere de sivil mahkemelerin yolunu açmıştır.

Muhalefetin bütün çabalarına rağmen toplumsal talep değişimden yana oldu. Toplumsal ve siyasal alana yayılan bu talep karşısında statükocu kesimlerin artık daha fazla direnmesi mümkün değildir. Vesayet rejiminin bütün ayrıcalıklarından yararlanan kesimler ise “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” gerçeği ile karşı karşıyadır.

Muhalefet, referandumdan çıkan bu sonucu iyi analiz etmeli ve politikalarını “halka rağmen değil halk için” yeniden şekillendirmelidir. Türkiye’nin elini yakan konularda iktidarla birlikte çözüm üretmeli ve tavrını bütünleştirici söylemlerle güncellemelidir. Muhalefetin özellikle CHP’nin izleyeceği politikalar, Kürt, Türban Sorunu gibi önemli konuların kaderini de belirleyeceği için önem arz etmektedir. CHP, eğer oylarını arttırmak istiyorsa kavga eden değil uzlaşan taraf olmalıdır.
Umarım, bu referandum sonuçlarına bakarak muhalefet, toplumu kutuplaştıran ve ayrıştıran politikalara, seçmenin geçit vermediğini anlamıştır.

Devamını Oku

Referandum Türkiye İçin Önemli Bir Eşik…

1982 Anayasası’nın demokrasi ve özgürlükler açısından oldukça sorunlu maddeler içerdiği ve Türkiye’nin elini yakan sorunların mevcut yasalarla çözülemeyeceği açıkça ortadadır.
Ancak Ak Parti’nin anayasa üzerinde yaptığı olumlu değişiklikler, bu sorunlara tam olarak çözüm getirmese dahi Türkiye’yi mevcut durumdan daha ileri bir noktaya taşıyarak yeni sivil bir anayasanın da yolunu açacaktır.

Referandumdan “Hayır” çıkması halinde, statükocu güçler kaldıkları yerden ve daha da güçlü bir biçimde, toplum ve sivil siyaset üzerinde etkinliğini sürdürecektir. Bu koşullarda ise, Türkiye’nin demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü yeni sivil bir anayasaya kavuşması daha da zorlaşacaktır.

Türkiye için önemli olan bu eşiği, Ak Parti’nin güven oylaması olarak görmek yerine demokrasi ve özgürlükler penceresinden değerlendirmek toplumsal açıdan faydacı bir yaklaşım olacaktır.  

Devamını Oku

Referandumda “Hayır” Cephesi….

Önyargılarla ve cepheleşmelerle Türkiye’nin yeniden sandık başına gittiği şu günlerde, muhalefet hala bu pakete neden “Hayır” denmesi gerektiğine dair en ufak haklı bir gerekçe gösterememesine rağmen meydanlarda kullandıkları söylemlerle zaten gergin olan atmosferi daha da sertleştirmeye devam ediyor. Bu pakete “Hayır” demekle aslında 12 Eylül Anayasası’na “Evet” demenin hiçbir farkının olmadığı gerçeğini bile önemsemeden hala mitinglerde demokrasi ve sosyal adaletten bahsetmek ise Türkiye’de muhalefet partilerinin neden Ak Parti karşısında elle tutulur bir başarı gösteremediğinin kanıtı niteliğindedir.

12 Eylül Anayasası’na sırf karşı cephede yer almak ve Ak Parti’yi yıpratmak için sahip çıkan CHP, geçmişteki söylemleriyle çelişmektedir. Yoksa “12 Eylül Darbesinden en büyük zararı biz gördük” diyen bir partinin Darbe Anayasası’na sahip çıkması başka nasıl açıklanabilir?

Referanduma sunulacak bu paket,  toplumsal hafızamızda önemli bir yer işgal eden 12 Eylül’ün ürünü olan mevcut Anayasa ve onun kalıntılarını tam olarak temizlemese bile Türkiye toplumunu mevcut durumdan daha ileriye götürecek değişiklikler içermektedir. Unutmayalım ki, bu değişiklik paketine “Evet” demekle daha demokrat, eşitlikçi ve özgürlükçü yeni sivil bir anayasanın da önünü açmış olacağız.

Devamını Oku

YAŞ’ta Hükümet Dik Durdu…

Adının “İnternet Andıcı”na karışması nedeniyle Erdoğan’dan veto yiyen Hasan Iğsız’ı Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirmek için bir hayli çaba sarf eden Başbuğ’un bu ısrarı, YAŞ’ta krize neden oldu.  Darbe planlarının havada uçuştuğu bir dönemde,  Kara Kuvvetleri gibi kritik bir görevin başına geçecek kişinin, konsensüs içinde seçilmesi son derece önemliyken tek bir isim üzerinde askerin bu denli ısrarcı olması ise hala (eski günlerdeki gibi) kendi gücünü ispatlama çabasından başka bir şey değildir. 

YAŞ  toplantısı, demokrasi ve TSK için önemli bir kırılma noktasıdır. Demokratik bir biçimde seçilmiş olan Başbakan’ın atanmışlar karşısında aldığı tavır, hem askerin hem de bu kurumdan ve ayrıcalıklarından beslenen kesimlerin ezberini bozdu. YAŞ toplantısında kazanan ise “Demokrasi” oldu ….

Devamını Oku

Tarih Tekerrür Mü Ediyor?

İnegöl’de iki grup arasında başlayan kavganın tüm ilçeye yayılması ve öfkenin belirli bir etnik gruba yönelmesi, toplumsal ayrışmanın boyutlarını gözler önüne sermiştir. İnegöl’den sonra Dörtyol’da meydana gelen olaylarda ise öfkenin şiddetini daha da arttırarak Kürt kökenli vatandaşların işyerlerine ve BDP binasına kadar yönelmesi, bana 6-7 Eylül olaylarını hatırlattı.

Tarihimizde, belirli bir gruba yöneltmiş olan toplumsal öfkenin, küçük bir kıvılcımla nasıl şiddetlendiğini ve linç girişimine dönüştüğünü gösteren bir çok örnek olay varken bazı siyasi liderlerin hala aynı kararlıkla şiddet söylemini kullanmasını ve bu söylem üzerinden oy devşirmeye çalışmasını anlamak mümkün değil. Toplumu ayrıştıran politikaların faturasını geçmişte ağır bir biçimde ödedik. Toplumsal ve siyasal kamplaşmanın ne dün ne de bugün Türkiye’ye yarar getirmediği açıkça ortaydayken milliyetçiliği veya ayrışmayı körükleyecek söylemlerden kaçınmak ve bütünleştirici mesajlar vermek, her şeyden önce siyasi aktörlerin vicdani sorumluluğudur. Toplum olarak bize düşen ise, farklı olanı “ötekileştirmeden” benimsenmek ve farklı renk, din ve ırktan olan kesimlere saygılı ve sağduyulu yaklaşmaktır.

Devamını Oku

12 Eylül İle Hesaplaşmak…

12 Eylül’ün hukuk ve insanlık dışı uygulamalarını hayata geçiren darbecilerin sorgulanmasına yönelik bugüne kadar ciddi hiçbir adım atılamamıştı. Geçici 15. maddenin kaldırılması bu açıdan topluma önemli bir fırsat sunmaktadır. Geç de olsa askeri rejim ile hesaplaşmanın yolunu da açacak olan bu fırsat, ileriki dönemlerde darbe yapma niyetinde olanlar için de caydırıcı olacaktır. Ayrıca, 12 Eylülcülerin adlarının okul, sokak ve caddelerden, hükümet tarafından bir an önce kaldırılması ise darbecilerin devlet nezdinde de meşru olmadığını göstermesi açısından önemli bir adım olacaktır.  

Türkiye’nin demokrasi ve özgürlükler açısından ilerleyebilmesinin temel şartlarından biri tarihiyle yüzleşmesidir. 12 Eylül’ü gerçekleştirenlere yargı yolunun açılması ise bu açıdan önemli bir eşiktir.

Devamını Oku

Yüksek Mahkeme Kararını Verdi…

Muhalefet’in bitmez tükenmez itirazlarına rağmen Meclis’ten geçen Anayasa Değişiklik paketi, Anayasa Mahkemesi duvarına çarpmış olmasına rağmen 12 Eylül’de halkın önüne gelecek. Paketin, eksikler içermesine rağmen toplumu demokrasi ve özgürlükler açısından şimdiki durumumuzdan daha ileriye götüreceği apaçık ortadadır.

Vicdanlı, demokrat ve özgürlükçü kesimlerin, vesayet rejimini sınırlı olsa da sarsacak, kurucu ideolojiden nemalanan kesimlerin manevra alanını daraltacak bu değişiklik paketine “hayır” demeyeceğini umuyorum…

Devamını Oku
}