Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Güncel Bilgiler

 

     Malumunuz ÖTV artışları hakkında Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek, ‘Bunlar zam değil, güncelleme.’ demişti. Zam ile güncelleme arasında ne fark var tam olarak idrak edemediğimiz için; bazılarımız ‘Olur mu canım mis gibi zam.’, bazılarımız ise ‘Haa tamam biz de zam sanmıştık, çok şükür değilmiş, güncellemeymiş.’ demişti.

     Mehmet Ali Birand’ın geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a sorduğu soru, aklımızı iyice karıştırdı. Biz daha zam mı, güncelleme mi karar verememişken, ekranlarda şu diyalog yaşandı.

     Mehmet Ali Birand: ‘Beyfendi, öldük zamlardan… Kafamı kaldırdım üst üste, içkisi, sigarası, arabası... Ne yapıyorsunuz? mecbur musunuz bu kadar zam yapmaya?’

     Bülent Arınç: "Yapılan zamlar 74 milyonu tek tek ilgilendiren bir konu değil. Zam yapılan sektörler veya ürünler belki sizin gibi birkaç kişiyi kapsıyor"

     Sayın siyasiler, şunu açıkça belirtmek isterim ki herkes çok akıllı, çok zeki, çok bilinçli, çok bilgili değil. Kimse iyi yaşamak ve iyi yönetilmek için öyle olmak zorunda da değil.

     Vakti zamanında ünlü mankenimiz ve düşünürümüz Aysun Kayacı’nın vurgusundan sonra daha çok dikkatimizi çeken köydeki çoban herkesten cahil olabilir; ancak iyi yönetilmeyi en az bir profesör kadar hak eder.

     O çoban yapılan zammın sigara sektörüne mi, bir iki kişiye mi, bazı sektörlere mi yapıldığını bilmez. Ancak köy bakkalına gittiği zaman aynı sigaraya dün 6 TL verirken, bugün 9 TL verdiğini çok iyi bilir.

     Bırakın o çobanı, artık hayata küsmüş bir şarapçı bile aynı şaraba neden %50 daha fazla para verdiğini sorgular. Belki %50’den anlamaz ama bunu sorgulamasını çok iyi bilir.

     Telefonu artık lüks olarak görmeyen Türk Halkı, o telefon için cebinden çıkan fazla parayı bilmez olur mu hiç ?

     Velhasılkelam zam yada güncelleme; bazı sektörlere, kişilere yada herkese… Kafalar karışık.

     Geç olur belki ama; unutmayın ki karışık kafalar daima daha iyi güncellenir.

uguraksuhaberx@gmail.com

http://twitter.com/#!/ugur__aksu

 

Devamını Oku

TOKAT GİBİ ALKIŞ

     Yer 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali. Beyaz perdede festival kapsamında gösterilen filmlerden bir tanesi olan ‘Yürüyüş’ adlı film izleniyor. Film izlendikten sonra bir sinema salonundan yalnızca sinemaseverlerin değil; vatanseverlerin de sesinin çıkabileceği gerçeği herkesin gözlerinin önüne konuluveriyor.

     Hem sinemasever, hem vatansever olunmaz gibi bir çıkarımım yok elbette.  Aslında bunu belirtmeme de gerek yok ama ülkenin içinde bulunduğun durumda o kadar çok ayrışma var ki; ben böyle bişey demiş olsam bile, bir çok ayrışmanın yanında mantıklı gelebilir bir çoğunuza. Bu sebepten dolayı bunu belirtmek istedim.

     ‘Yürüyüş’ adlı filmde bir deli var. Bildiğimiz deli işte. Öyle kendisini diğer delilerden ayıran bir şey yok. Yani yoktu. Ta ki, filmde bir Türk askerini tokatlayana kadar. Yok yok kafasına çuval falan geçirmedi. Öyle kahpe bir kurşun falan da sıkmadı. Hem bir filmdeydi, hem de deliydi ve bir Türk askerine tokat attı.

     Salondan bir anda tepkiler yükseldi. Bir senarist nasıl olurdu da, bir Türk askerine tokat attırabilirdi, atan kişi deli bile olsa. Söz alan bir sinema ve vatansever: "Bir askeri, deli birisine tokatlattınız. Salondakiler de alkışladı. Nasıl alkışladılar şaştım. 2011-2012 yıllarında benim ülkem çınar gibi ayakta duracak" dedi ve o an da salonda; az önce askerin tokatlanmasını alkışlayanlardan ikinci bir alkış daha geldi.

     O an salonda bulunan sinema ve vatanseverler kendi alkışladıklarını yine kendi alkışlarıyla protesto ettiler. 

     En klasik cümle ile: ’21.YY.’dayız ve kafalar bu derece karışık!

     Günde 5 şehitten aşağısını basit bir haber gibi veren medya ve çok da önemli değilmiş gibi gösteren bazı yetkililer, şehit verilmesini artık kafalarda normalleştiren ve bir iki güne unutacak duruma getirilen Türk halkı; filmdeki bir delinin tokadına isyan edebiliyor. O isyanı da bir kişinin tepkisi ile silkelenip kendisine gelerek yapıyor.

     Kafalar o kadar karışık ki; filmdeki tokada isyan eden Türk halkı sinema salonlarında filmlere tepki vererek koruyor artık vatanını.

     Beyaz perdede değil Doğu ve Güneydoğu’nun dağlarında yaşanan film gibi çatışmalara, delirmişçesine gözü dönmüş teröristlere, deliliğin tam karşısında ince ince planlanmış akıllıca o hain planlara da bu kadar tepki gösterilse neler olurdu acaba güzel ülkemde? Tepkiler gösterilse ve tabi gösterilen tepkilere engel olunmasa…

     Bir tokatla bir grup insanı ve bunun medyada yankı bulmasıyla toplumu harekete geçiren filmin senaristi ve yapımcısı Abdülselam Kılgı’ya önce kendi adıma sonrasında da bu farkındalığa varabilenler adına teşekkür ediyor ve herkese sinema dolu bir haftasonu ve vatan aşkıyla dolu bir ömür diliyorum.

 

Devamını Oku

Araştırıldık mı ?

     Gazetelerde enteresan bir haber gözüme çarptı bugün: İnsanın ömrü nasıl geçiyor? Haberde bir insanın ömrü boyunca neyi ne kadar yaptığının detayı vardı.

     Örneğin bir insan hayatı boyunca 130.000 KM yol yürüyormuş. Araştırma Türkiye’de yapılan bir araştırma değil tabi ki. Açıkçası tam olarak hangi ülkelerde, hangi yaş gruplarında yapıldı onu da bilmiyorum zira haberde de bu ayrıntılara yer verilmemiş.

     Geçelim diğer detaya: bir insan hayatı boyunca.90 Milyon kelime sarf ediyormuş. Kimse oturup da sayamayacağına göre habere inanmaya devam ederek diğer detaya geçtim.

     Bir insan yaşamı boyunca 18 yıl boyunca ayakta duruyormuş. Yürüdüğü 130.000 KM boyunca ayakta durması buna dahil mi merak etmedim değil.

     Tükürük bezleri epey çalışkan olacak ki bir insana tüm yaşamı boyunca 2 yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılatabiliyormuş mesela.

     Tükürük bezleri boşuna bu kadar çok çalışmıyor; çünkü bir insan ömrü boyunca 25 bin beygir gücünde enerji harcıyormuş.

     Bu enerjiyi de tüm yaşamında kaldırdığı 300 ton yüke borçluymuş.

     105 gün suda kalan insanoğlu, 26 yılını uykuda geçirirken; 2 yılını da telefonda geçiriverip ömrünü tamamlıyormuş.

     Evet haberde araştırmanın kimlerle, nerelerde yapıldığı yazmıyor; ancak araştırma sonuçlarını okurken insanın aklına Türkiye geliyor.

     73 yıl 8 ay yaşıyor yurdum insanı. Tabi bu ortalama rakam. Üstüne çıkan da var, çok altında yaşayıp hakkın rahmetine kavuşan da.

     Ortalama süreye göre yaşayan bir yurdum insanı açlık yada yoksulluk sınırının altında aldığı maaşla araba almayı ancak hayal eder, Haliyle yürümek en sevdiği hobi haline geliverir. 130.000 KM yurdum insanı için gayet olası bir rakamdır, hatta aşılabilir.

     Bir ömür boyunca sarf edilen kelime sayısı 90 Milyon. Zenginin malı, açlık sınırında yaşayan züğürdün çenesini yoruyor tabi.

     2 yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük maddesine hiç girmek istemiyorum; zira yüzme havuzu bir çoğumuzu pek de ilgilendirmiyor. Dere, çay, gölet daha halktan kavramlar.

     Beygir gücünü ancak televizyonlardaki otomobil programlarında duyan yurdum insanı bilseydi 25 bin beygir gücünde olduğunu, kurar mıydı bir ömür 70 beygirlik arabanın düşünü…

     300 ton yük kaldırmak düşününce imkansız gibi gelse de gayet mümkün. Ay sonunu zor getiren vatandaş ev taşırken bi hamala az para vermek için tutmadı mı bir ucundan; yada aldıklarını taksiye para vermemek için eve kadar dinlene dinlene taşımadı mı?

     Yürüyerek işe gidip tasarruf yapmak isterken 105 gün suda kalmak, hep aynı yalanlarla uyutulurken 26 yıl uyumak ve bedava verilen nadir şeylerden birisi olan bedava dakikalarıyla doya doya konuşmak tam yurdum insanını tarif etmiyor mu sizce de ?

     65 yaşında emekli olup, 74 yaşında ölmek yani sadece 9 sene yaşayabilmek de sadece bizim insanımızın bu kadar başarıyla gerçekleştirebileceği bir aktivite; ancak araştırmada buna yer verilmemiş. Türkiye’de yapıldığı belli olmasın diye olabilir. Eksik kalmıştı tamamladık.


Devamını Oku

Kurmalı terör, elektrikli bisikletle geldi.

     Hangi çocuk kurmalı arabalarla oynamadan büyümüştür ki? Yada hangi çocuk babasından en az bir kere kurmalı araba istememiştir.

     Arabayı al, kurmak için kolundan tut, çevir çevir çevir ve bırak.


     Sen arabayı dümdüz bırakırsın, o sağa sola yalpalayarak olmayacak bir yere gider.

     Sen uzun uzun kurarsın, o biraz gider durur.

     Sen arabayı kurarsın, nasıl gittiğine arkasından bakarsın, önüne geçip de durmazsın.

     O arabayı çok seversin ama eskidiği zaman hiç düşünmeden yenisini istersin…

     Tarih 26 Mayıs 2011 Parşembe. Havalar iyiden iyiye ısınıyor. Bu sıcaklığa bir de yaklaşan seçimin harareti eklenince Türkiye nefes bile alınamayacak bir yer haline gelebiliyor. Öyle ki İstanbul’da yoldan geçen bir vatandaşın nefes borusu yanma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor.

     Etiler Koç Köprüsü’nde patlayan bomba bir vatandaşın nefes borusunu yanmanın eşiğine getirirken, bir vatandaşın bacağının kesilmesine neden oluyor.

     Bilmeyenler için belirtmekle fayda var. Etiler öyle köşe bucak bir yer değil; İstanbul’un en gözde semtlerinden birisi.

     Bomba 15 yaşındaki bir çocuğun elektrikli bisikleti ile birlikte geliyor köprüye.

     Birileri terörü kuruyor, kuruyor, kuruyor…

     Terörde hedef söz konusu olacak değil ya, kurulan terör olmaması gereken bir yere gidiyor.
 
     Uzun uzun kuruyolar, neyse ki her zaman uzun kurmaların sonucu olarak bekledikleri zararı veremiyorlar.

     Kurdukları terörün arkasına geçip çok önemli bir şey yapmışlar gibi seyreyleyenler,kendilerini ortaya koyup yaptıkları hain planlarda perdenin önüne geçemiyorlar.

     Kurdukları terörün piyonları olan teröristler artık iş göremeyecek hale geldikleri zaman, onları bir dönem çok sevmelerine rağmen, gözlerinin yaşına hiç bakmıyolar ! Hemen piyonların yenilerini istiyorlar...

     Gayet normal ancak biraz fazla sıcak bir İstanbul gününde, yaşam tüm hızı ile devam ederken, kurmalı araba ile oynaması gereken çocuklardan birisi aldı bombayı eline, bindi bisikletine, yanlış kararlar verildi ve:

     Kurmalı terör, elektrikli bisikletle geldi !






Devamını Oku

Mu Acaba ?

 

     Farkettiniz mi? Büyük bir eksiklik var. Seçime iki aydan az bir zaman kaldı. Mitingler tüm hızıyla devam ediyor. İddialar, hakaretler hatta küfürler havada uçuşuyor. ‘Herşey tamam işte, daha ne olacak ki?’ diyebilirsiniz. 

 

     Geçmişten günümüze seçim döneminin en büyük kozu olan ‘dokunulmazlıklar’ bu dönemde o kadar da popüler değil.

 

     Dokunulmazlıklar o kadar popüler değil ama dokunulmazlığı olmadan dokunulmaz olan isimler oldukça popüler.

 

     ÖSYM Başkanı Ali Demir. 

 

     Göreve atandığı günden bu yana kurumu dahilinde yapılan iki büyük sınav YGS ve ALES…Çabuk unutan kesim için anımsatalım:

 

     YGS: Şifre skandalı

 

     ALES: Yanlış kitapçık skandalı

 

     Şifre skandalı ilk gündeme getirildiği zaman Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan biz tatmin olduk demişlerdi. Bu tatminkarlığın üzerinden çok geçmedi, ÖSYM şifre skandalını kabul etti. Adaylara nafile mektuplar gönderildi.

 

     Hemen ardından ALES skandalı patlak verdi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde yapılan ALES’te sayfa numaraları karışmış ve eksik basılmış kitapçıklar dağıtıldı. Durumun farkedilmesi üzerine Manisa’dan yedek kitapçıklar istetildi. Bir saat sonra gelen kitapçıklar ile sınav gecikmeli olarak başladı.

 

     ALES konuşulurken YGS cephesinden türlü haberler gelmeye devam etti. Sınav sonuçları mahkeme kararı beklenmeden açıklandı. Sınavda barajı bile geçemediklerini gören öğrenciler, sonuçlarına baktıkları zaman hayrete gark oldular. Bir gün önce barajı bile geçemeyen bazı öğrenciler, ertesi gün çok yüksek puanlar almışlardı.

 

     Bursa’da sınava giren Ece Akyüz 133 puan almıştı. Sonuca inanamadı ve ÖSYM’ye başvurdu. Ertesi gün 427 puan aldı. Nasıl mı oldu? Emin olun Ece’nin kendisi bile anlamadı.

 

     Tüm bu gelişmeler kadar olmasa da enteresan olan bir şey daha vardı: tüm bu gelişmelere rağmen hükümet ÖSYM Başkanı Ali Demir’i görevden bir türlü almadı. Ali DEMİR’e kimsecikler dokunmadı.

 

     Seçimler yaklaşırken dokunulmazlıkların neredeyse hiç gündeme gelmemesi insanı düşündürüyor. Dokunulmazlıkların kaldırılması yıllardır söylenen bir vaat olmaktan ileri gitmeyince, bu dönemde genişletilmesine mi çalışılıyor acaba ? 

 

 

 

Devamını Oku

Özür Dileriz

     Sandığa gidiyoruz sandığa. Zamanı gelince çıkarıp kullanırız diye sakladığımız ne varsa çıkaracağız sandıktan. Bir sandıktan çıkarıp diğer sandığa koyacağız.

 

     Sandık dediysek öyle tahta sandık gelmesin aklınıza. YSK sandıkları şeffaflaştırdı. Artık vatandaş sandığın içini görebilecek. Neye mi yarayacak bu değişim? Sandıkta görürsünüz efendim…

 

     Biz sandığa gideceğiz diye, milletvekili aday adayları genel merkezlere gide gele helak oldular. Ne alakası mı var? Kimi seçeceğiz biz adaylar olmasa? Kime ‘Git beni temsil et, verdim gitti sana o hakkı.’ deyip de, sonra hak verdiğimiz kişiye iki kelime iletebilmek için kırk takla atacağız?

 

     Siyaset zor iş. Bir siyasi partiye karar verebilmek de zor; bir siyasi partiden aday olup, listeye girebilmek de…

 

     Listeye girmek dedim de, bilim adamları en iyiler listesine girebilecek bir araştırmaya imza attılar, o geldi aklıma. Liste ile birazdan bahsedeceğim araştırmanın pek bir alakası yok gibi ben de farkındayım ama iki konuyu bir şekilde bağlamak ve Pazar günü dinginlik isteyen beyinlerinizi fazla yormamak lazım.

 

     ABD’de bulunan Brown Üniversitesi bir araştırma yaptı. Araştırmanın sonunda dedi ki: ‘Yalakalık doğuştandır.’

 

     Söz konusu araştırmaya göre beynimizde iki bölüm mevcut. Bunlardan birisi söyleneni yaparken, diğeri tecrübelere dayalı hareket ediyor. 

 

     Bünyenizde DARP-32 adlı bir gen varsa, beyninizdeki bölümlerden bir tanesi yok, yani var da yokmuş gibi hareket ediyorsunuz araştırmaya göre. Tecrübelere dayalı hareket edemeyenlerdenseniz ‘yalaka’ grubuna giriyorsunuz.

 

     Yalakalık doğuştan geliyor, bunu bir nebze de olsa anlayabiliriz belki. Anlayamayacağımız en büyük noktalardan birisi için de bir araştırma bekleriz: kime yalakalık yapılacağını hangi gen belirliyor ?

 

     Araştırma yapılırsa şayet, sonucunu bu köşeden yazmak yine bana düşecek bundan emin olabilirsiniz.

 

     Yeni bir araştırma yapılana kadar beklemenin anlamı yok. O zaman yine dileriz de şimdi bir özür dilemekte fayda var.

 

     Yalaka diye itham ettiğimiz, veya aklımızdan yalaka olarak geçirdiğimiz tüm DARP-32 genine sahip yüce insanlara özrü bir borç biliriz.

 

     Emeği ile başarıya ulaşan işçisinden milletvekili adayına kadar herkese DARP-32’siz bir Pazar ve hayat diler, saygılarımızı DARP-32’siz şekilde sunarız.

Devamını Oku

Çılgın Proje

     Efendim malum haftanın son günü Pazar. Bir çoğumuzun tek tatil günü olan bugün, hemen hepimizin geride kalan haftayı gözden geçirme günüdür.

     Geride bıraktığımız haftanın başında itibaren:

     Japonya 7.1 şiddetindeki bir depremle daha dünya kamuoyunun gündeminde ilk sırayı aldı. Zaten korku ile takip edilen nükleer santral sızıntıları, tüm dünya tarafından korku ile takip edilmeye devam edildi.

     Libya’nın ne lideri ne devrik lideri olan, kısacası hangi konumda değerlendirebileceğimizi bilemediğimiz Kaddafi Afrika Birliği’nin barış için önerdiği yol haritasını kabul etti; ancak Libya bir türlü durulmadı.

     Şifre iddiaları ile her geçen gün daha fazla kişinin tepki gösterdiği LGS için protesto haklarını kullanan öğrenciler güzel ülkemin bir çok yerinde eylemler düzenlediler. Adaylara e posta gönderen ÖSYM Başkanı Ali DEMİR, şifreleme olduğunu kabul etti. Bir ay sonra gelen bu itirafa son dönemde devlet kademesinde kullanılan ve  en popüler kelimeler arasında yer alan ‘sehven’ ifadesini de ekledi. (BKNZ: Sehven numara kopyalama, sehven dinleme kaydı değiştirme)

     Milletvekili seçimlerine hazırlanan siyasi partiler, aday listelerini YSK’ya sundular. Listeye giremeyenler bir gün öncesine kadar dahil olmak istedikleri partiyi eleştirirken, listede yer alanlar vaatleri sıralamaya başladılar. Yüksek oranda değişen liste ile CHP, aday listelerinin açıklanmasına damgasını vurdu.

     İki kadın hayatını kaybetti geçtiğimiz bir hafta içinde. Çok isterdim en azından bir tanesi eceli ile öldü diyebilmeyi. Bir o kadar da istemiyorum iki kadının da koca cinayeti sonucu hayatlarını kaybettiklerini söylemeyi... Alıştık !

     Sadece insan hayatı değildi bu kadar hızlı tükettiğimiz. Elektronikte de bir o kadar hızlı olduğumuz ortaya çıktı geçtiğimiz hafta. Üretimde dünyada 71., tüketimde ise 10. sıraya yerleştik.

     Adana’da bir ilköğretim okulunda arkadaşını okul bahçesinde bıçaklayan ilkokul öğrencisinin haberini duyduk. Nasıl bu hale geldiğimizi ‘boş boş’ sorguladık.

     Melih Gökçek canlı yayında misket oynadı, onu izledik.

     AKP’li vekil, belediye başkanı ve müteahhit rüşvet pazarlığı için aynı masaya oturdular. Görüntüler basına yansıdı. Tabi bunlar hukuk karşısında henüz kanıtlanmadığı için iddia olarak akıllardaki yerini aldı. Belediye başkanı rantlarına engel olduk komplo hazırladılar, odama kamerayı ben koydurdum dedi.

     Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin seçim beyannamesini açıklamak için kameraların önüne geçti. Herkes uzun zamandır beklenen ‘Çılgın Proje’yi beklerken, Erdoğan projeyi 27 Nisan tarihinde açıklayacağını söyleyerek gündemi bir süre daha aynı noktaya yönlendirdi.

     Tüm bu gelişmelerin arasında kimse fark etmedi ki, ‘Çılgın Proje’ Türk Halkı’nın ta kendisinde idi. Bir hafta içerisinde bu kadar olaya maruz kalan kamuoyu, ne yaptı ne etti kendini iyi hissetmeyi, geleceğe dair umutlanmayı sürdürebildi.

     Türk Halkı yarınını nasıl planladı? Hangi koşullarda bile geleceğe umutla bakmayı başarabildi? Üç kuruş paranın 30 parçaya bölünme projesini nasıl çizdi? Hani şu çıldırmadan çizdiği proje:

     Çılgın Proje !

Devamını Oku

21. YY Türkiye'sinde

 

     Yer: Kocaeli/Gebze

 

     Zaman: 21. YY

 

     Olay: Cennet’ten arsa satmak

 

     Yurdum toprağından bir karış yer alamayan yurdumun insanı gözünü yükseklere dikmiş de haberimiz yokmuş.

 

     Yüksek derken olaya nasıl baktığınıza bağlı diyeceğim ama nasıl bakarsanız bakın pek de değişen bir şey olmuyor. Zira Cennet’in ulaşılması zor bir yer olması Cennet’i yükseklere yerleştirirken, bir inanışa göre Cennet’in gökyüzünde olduğu inanışı da  aynı sonuca ulaştırıyor bizi.

 

     Tüm bunları anlamak mümkün olsa da, gözünü yükseklere dikip, arayışı alçaklarda yapmak pek de anlaşılır gibi değil 21. YY Türkiye’sinde.

 

     Kocaeli’nin Gebze ilçesinde ortaya çıkan dolandırıcılık skandalını anlayabilirsek, bunu da anlayabiliriz belki umudu ile bahsedeyim olaydan kısaca…

 

     ‘Ben Peygamber’in torunuyum.’ diyerek tanıtıyor kendini Mustafa Mallı.

 

      Burada bir nokta koyarak her birlikte düşünelim. Siz kendinizi peygamber torunu olarak tanıtmak isteseniz en çok neyi düşünürsünüz ? İnsanların sizi deli ilan etmesi ağır basar sanırım 21. YY Türkiye’sinde.

 

     Mustafa Mallı bizden daha gerçekçi düşünmüş olacak ki hiç çekinmeden ‘Ben Peygamber’in torunuyum.’ diye tanıttı kendini 21. YY Türkiye’sinde.

 

     Yeni bir inşaat projesi sundu bir karış toprak alamayan yurdum insanına. Faiz yok dedi. Aylık ödemeler çok cüzi olacak dedi. Hatta ‘Buradan daire alan Cennet’ten yer alır gibi olur.’ dedi 21. YY Türkiye’sinde.

 

     Kaç kişi inandı dersiniz ?

 

     100 mü? 200 mü ? Çıkın çıkın biraz daha hatta epey daha yukarılara çıkın; ama dikkat edin Cennet’ten arsa almak isteyecek kadar çıkmayın.

 

     1040 kişi inandı Peygamber torununa 21. YY Türkiye’sinde.

 

     Yaklaşık 30 milyon TL’yi alarak kayıplara karıştı koskoca Peygamber’in torunu !

 

     Kimse ona deli demedi. Kimse ona sen kimsin ki Peygamber’in torunu oluyorsun demedi. Kimse ona dini kullanarak kazanç sağlamaya çalışma demedi.

 

     Din dedi, Peygamber dedi bizim bildiğimiz sayı ile 1040 insanı kandırdı. İnsanların dini, Peygamber’i duyunca sorgulamadan inandıklarını, ‘Deli derler adama.’ diye düşünen bizlerden önce farketti.

 

     Kim bilir belki de başkalarını örnek aldı. Dini verdi primi aldı.

     21. YY Türkiye’sinde…

Devamını Oku

Bir Yanlış Çok Doğruyu Götürür

     Seçim takvimi hızla işliyor. Aday adayları aday olabilme yolunda çalışmaya devam ederken, aday olmak istedikleri partilerin genel başkanları da boş durmuyorlar tabi ki…

     Bunca koşuşturmanın arasında doğru bildiklerini en iyi şekilde anlatmaya çalışan siyasi parti liderlerinin unuttukları bir şey var: siyasette bir yanlışın çok doğruyu götürdüğü…

     Hemen herkes bilir ki siyaset fazlasıyla göreceli bir kavram olmakla beraber, tartışmaya açıldığı zaman sonu kesinlikle gelmez. O yüzden şu siyasi liderin söylediği doğrudur mantığı ile yaklaşmayacağım konuya.

     CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal, genel başkanlıktan ayrıldıktan sonra bir süre sessiz kalsa da, yaklaşan seçimle birlikte koşuşturmaya dahil olan aktif isimler arasına katıldı. Baykal’ın yaptığı açıklamalar bir yandan ‘Hala buradayım.’ mesajı verirken, diğer yandan ‘Kılıçdaroğlu’nun destekçisiyim.’ mesajı vermeye devam ediyor.

     Malumunuz CHP’nin seçimlerdeki en büyük kozlarından birisi merakla beklenen ‘Aile Sigortası’. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kaynağını merak ettiği aile sigortası konusunda CHP Genel Başkan’ı Kemal Kılıçdaroğlu kendisinden oldukça emin.

     Kılıçdaroğlu’nun aile sigortasının kaynağını henüz açıklamamış olması da Recep Tayyip Erdoğan’ı şüpheleri konusunda kendisinin ve partisinin içinde biraz daha emin hale getiriyor.

     İşte tam bu noktada genel başkanlar arasında başlayan ‘kaynak’ diyaloğu, partiler arası bir diyalog haline geliyor.

     CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal, aile sigortasının kaynağını soran Başbakan’a Deniz Feneri’ni işaret ederek ‘Ulan senin haram yediğin paraları kesecek, onların tümünü milletin ihtiyacına ayıracak’ demişti anımsayacağınız üzere.

     Bu açıklamanın hemen ardından tüm kamuoyundan özür dileyen Baykal düşüncesi her ne olursa olsun –ki yazının en başında düşüncelerin doğruluğunu tartışmayacağımı ifade etmiştim- bu üslupla konuşmamalıydı. Belki söylediği şey %100 doğru veya gerçekti ancak kullanılan üslup, gerçeği perdeleyip geri plana attı.

     Meclisin en renkli siması kim diye sorsak eminim ki bir çok kişi Kamer Genç diyecektir. Salı gecesi TBMM’nin konuşmacılarından birisi idi Kamer Genç. Genç’in ‘AKP eski genel merkezini 15.5 Milyon Lira’ya sattığını iddia etmesi ile ortam gerildi ve  bu iddiaya AKP’den cevap gecikmedi.

     AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş iddialara ‘Külliyen yalan.’ dedi ve ekledi: Bir kere, düşünün değerli milletvekilleri, sadece memur maaşıyla alınan şeyler ve yüzde 5'lik, yüzde 10'luk hisseyle, sadece nüfuz kullanarak. Önce, senin bunların hesabını vermen lazım."

     Ortaklığından ayrıldığı saman fabrikasındaki % 5’lik payın mevzu bahis edilmesine sinirlenen Kamer Genç söylenenlere: ‘Ama bazı arkadaşlarımız samandan, tuğla yapmaktan çok gocunuyorlar çünkü saman onların kışlık yiyeceği. Ben onların kışlık yiyeceğini bırakırım kendilerine canım, o kadar merak etmesinler.’ cümleleriyle cevap verdi.

     Kim bilir, belki Kamer Genç’in de söyledikleri, iddiaları % 100 doğru idi; ancak bu cümleler yazılı, görsel ve işitsel medyada iddiaların fazlasıyla önüne geçti.

     Tüm düşüncelerin doğruluğunu yada yanlışlığınu bir kenara bırakacak olsak bile, kullanılan üslubun ‘üsluba önem veren, üslubun kişinin aynası olduğuna inanan kesim’ tarafından, ifadelerin sahibi hakkında oldukça olumsuz izler bıraktığı kesin.

     Buradan anlaşılıyor ki seçim yaklaşırken genel başkanlara ufak bir hatırlatma yapmakta fayda var:

     Siyasette bir yanlış çok doğruyu götürüyor…



 




Devamını Oku

Özel Ders

     ‘Üniversiteye giren gençten özel ders.’’

     Yakın dönemde gazetelerde ve sanal ortamda görülmesi muhtemel bir ilan bu.

     Yıllardır alıştığımız ilanların ‘Üniversite son sınıf öğrencisinden özel ders.’ şeklinde olduğunu düşünecek olursak, değişen çağa ayak uydurmanın ne kadar zor olduğunu anlamak pek de zor değil.

     Özel ders vermek isteyen genç arkadaşın da ayak uydurması o kadar kolay değil tabi. Her sene değişen sınav sistemini tahmin etmek zor iş.

     Sınav sistemi değiştiği zaman tüm detayları ile açıklanıyor zaten. Neden tahmin etmek zorunda kalsın ki diyor olabilirsiniz…

     Yaklaşık 1.7 milyon öğrenci arasından sıyrılıp bir üniversitede okumak için ne gerekir ?

A)    Ders çalışmak
B)    Çalışmamak
C)    Kopya Çekmek
D)    Atmasyon
E)    Şifreyi Bilmek

Hemen şıkları yan yana yazalım ve harf sayılarına göre en küçükten en büyüğe doğru sıralayalım:

A) Ders çalışmak  B) Çalışmamak C) Kopya Çekmek D) Atmasyon E) Şifreyi Bilmek

A) Atmasyon B) Çalışmamak C) Kopya Çekmek D) Ders Çalışmak E) Şifreyi Bilmek

     Gördüğünüz gibi çakışan şık E şıkkı oldu. O sınavda kullanılacak yöntemi bilenler daha doğrusu yöntemi bilmek için çalışanlar başarılı oldu. YGS’de başarılı olarak üniversiteye girenler de girer girmez özel ders verir oldu.

     Üniversiteyi kazanan genç kendisine yöneltilen mikrofonlara şöyle konuştu: ‘Sınava hazırlanırken geçmiş yıllarda çekilen ve tespit edilen kopyaları bir yerde topladım. Ardından çekilmiş olması muhtemel kopyaları da ekledim. İnternette yaptığım kısa bir araştırma sonucu yüzük, saat v.b. araçlarla çekilen kopyaları da ekleyerek çalışmamı tamamladım. Çalışmamın ikinci bölümünde ise bundan sonra yapılabilecekleri sıraladım ve bu listenin 3. ihtimali olan şifreleme sistemi ile başarıya ulaştım. Şimdi deneyimlerimi, üniversiteye şifre ile giren bir öğrenci olarak, sınava girecek öğrencilerle paylaşıyorum.'

     Sonuçların açıklanmasıyla büyük bir mutluluk yaşayan gencin ailesi ise: ‘Evladımıza çok baskı yaptık ders çalışması için. Neyse ki o bizi dinlemedi. İlk başlarda ne yaptığını anlamadık. Sınav sonucu gelince herşey ortaya çıkmış oldu. Meğer evladımız günümüz Türkiye’si neyi gerektiriyorsa onu yapıyormuş. Biz yaşlandık tabi. Çalışmak eskide kalmış. Aynı başarıyı okul bitince atamalarda da bekliyoruz.’ dedi.

     Pazar sabahında günümüz gerçeklerine güldünüz. Bizi izlemeye devam edin…
 
     ÖSYM şifrenin sadece basına dağıtılan nüshada olduğunu söylüyor. Uzmanlar ise diğer kitapçıkları görmeden ikna olmayı pek düşünmüyorlar. KPSS’deki kopya skandalından sonra YGS için çok iddialı önlemler aldığını söyleyen ve bu önlemleri uygulayan ÖSYM, türlü şüphelerin önüne geçmek için bir çok kitapçığı kamuoyu ile paylaşmalıdır.

     Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın KPSS kopya skandalı kapsamında değerlendirerek başlattığı şifre iddası soruşturmasının nasıl sonuçlanacağını merakla bekliyoruz.

     Hangisi Pazar günü söylenebilecek en güzel sözdür ?

A)    İyi günler
B)    Mutlu Haftasonları
C)    İyi Pazarlar
D)    Keyifli Haftasonları
E)    Saygılar

      Cevap: Şifrede…

Devamını Oku