Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Demokrasimizin Mimarı "Celal Bayar"

 

Bu yazıyı Merhum Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ın aziz hatırasına saygı ile yazıyorum. Umurbeyli Mahmut Celal, Türk siyasi hayatında hem Osmanlı'da hem Cumhuriyet döneminde  bulunmuş, eşsiz bir devlet adamı ve liderdir. Kimileri lider doğar derler ya işte o şekilde doğanlardan biridir o. Bu dünyaya bir görevle gelmiş ve o görevi aynı yakın arkadaşı M. Kemal ve diğerleri gibi  başarıyla tamamlamıştır. 1960 darbesi ve ona yapılanlar asla onun bu parıltısını zedeleyememiştir, ne onun ne de arkadaşlarının parıltısını söndürememiştir. Bunca yıl  sonra unutulmamak herkese has bir şey değildir. Herkes unutulmaz değildir.

 

 

 Mücadeleye İttihat ve Terakki ile başlayan  Mahmut Celal 1883 de Bursa'nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğmuştur. Hukuk ve bankacılık eğitimi alan  Bayar  demokrasiye inanmış bir insandı ve bu uğurda epey engebeli yollar kat etti. Millete, halkın iradesine hep güvendi.

 

Bu güven ve inançla Kayseri cezaevinde ümitsizliğe düşün Demokrat Parti milletvekillerine ve önde gelenlerine şöyle sesleniyordu: “Millette güvenmeye devam ediniz. Bu millet nasıl 14 Mayıs’ta oligarşik idareye dur diyerek ülkede demokrasinin hâkim olmasına oy verip bizi iktidara getirdiyse, bir gün sizleri de silah zoruyla çıkarıldığınız yüce meclise yeniden çağıracaktır. O gün geldiğinde birçoğumuz, lacivert elbiselerinizi gardıroplarınızdan çıkararak, milletin desteğiyle, başınız dik, alnınız açık olarak o meclise yürüyeceğiz.” Ve bu gerçekleşti.

 

Celal Bayar 27 Mayıs darbesinden sonra siyasi hakların iade edildiği günlerde 61 Anayasası’nın eski Cumhurbaşkanlarına tanımış olduğu tabii senatörlük hakkını “Milletin seçmediği koltuğa oturmam, demokrasilerde tabii senatörlük olmaz” diyerek kabul etmemiştir ve dolayısı ile  demokrasimizin gerçek mimarıdır.

 

Merhum Bayar demokrasiyi  “Demokrasi dünyanın en narin çiçeğidir. Onu yaşatan hoşgörüdür, uzlaşıdır, diyalogtur.” diye tanımlıyordu.

 

Aslında Bayar’ı anlatan en güzel söz, yine  kendi dilinden şudur: “Ben memleketin istiklali için ayağımda çarık, elimde silah, boynumda idam fermanı ile Ege dağlarında dolaşırken aklımdan ne başbakanlık ne de cumhurbaşkanlığı geçiyordu.” 


 Aslen Bursalı olmasına rağmen işgal altında olan İzmir'e yollanmış, orada Galip Hoca takma adıyla milli mücadeleye katılmıştır. Daha sonra da bundan dolayı olsa gerek yeni Türkiye Cumhuriyeti Meclisine İzmir vekili olarak girecektir. Bu onun ilk vekilliği de değildi aslında,12 Ocak 1920 de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisine de Saruhan Sancağı vekili olarak katılmıştı.

 

Elbette ki Mustafa Kemal, yakın arkadaşı olan ve aynı zamanda devlet tecrübesi olan bu değerli insanı göz ardı etmeyecek, önce Lozan'da danışmanlık görevi verecek, sonra yeni devlette banka kurma, bakanlık  ve başbakanlık görevlerine layık görecekti. Kötü talihe bakın ki; M.Kemal tarafından  haklı olarak böyle taltif edilen milli kahraman ve devlet adamı  Bayar 1960 ihtilaline maruz kalacak, birileri tarafından vatan haini yerine konacak, haksız ve hukuksuz bir şekilde yargılanacaktı. Kimlerin vatan haini olduğunu zaman gösterecekti ve gösterdi de. Bu rezil darbeyi gerçekleştiren ekibi, o zihniyeti asla iktidara getirmeyerek halk gerçek hainleri ilan etti ve cezalandırdı, hem bunu tam da Bayar'ın istediği gibi demokratik yoldan yani sandık yoluyla yaptı.

 

 Onu idamdan kurtaran  yaş haddi olacak, 65 yaşının üzerinde olduğu için asılmadan kurtulacaktı. O kurtulacaktı ama yol arkadaşları olan Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idamları onu yasa boğacak, onları asla unutmayacak ve unutulmamaları için de ne gerekirse  son nefesine kadar yapacaktır. 1986 yılında hayata veda eden  bayar son nefesine kadar demokrasi mücadelesi vermiştir.

 

Her ne kadar resmi tarih 2. adam olarak İsmet İnönü 'den bahsetse de 2. adam aslında Bayar'dır. Zira Atatürk vefat ettiğinde  başvekili Bayardı (1937-39) Milli mücadelede korkusuz bir asker, sivil yönetimde eşsiz bir yönetici olan  Bayar tarihteki yerini, gönüllerdeki yerini almıştır. O bir asker değildi, bir savaş kazanıp arkadan paye istemedi. Onun gerçek savaşı demokrasi içindi. Çok savaşlar kazandı, çok mücadeleler verdi.  Unutulmayacak liderlerimizden biri olarak tarihte ve gönüllerimizde  hep yer alacaktır. Halk hiç bir zaman darbecileri hatırlamak istemez, hiç bir zaman takdir etmez oysa demokrasi sevdalılarını ve demokrasi şahitlerini asla unutulmaz.


Modern Türkiye’nin baş mimarlarından çok parti sisteme geçişin öncüsü Merhum Bayar’ı bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum

Devamını Oku

Başbakan'dan Think-Tank Açılımı

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında yapmış olduğu bazı açıklamalar Türkiye’nin gelecek te ki vizyonunun nasıl değiştiğini, artık Türkiye’nin sadece kendi içerisine hapis olmaması gerekliliğini, Türkiye’nin bölgesel güç olarak dünyaya entegre bir halde yükselmesi gerekliliği ortaya koyuyor.

 

Altaylı’nın üç dönem şartına takılan Bakan ve Milletvekillerinin ne olacağı sorusuna Başbakan ülkemizin geleceği adına önemli bir açıklamada bulundu. Başbakan bu durumla karşı karşıya kalan milletvekillerinin siyasetin dışında kalmayacağını parti organlarında görev alacağını söyledi.  Birde bu vekillerin Vakıflarda görev alacağını bir eksiğimiz olan Think-Tank kuruşları kurarak Türkiye politikasını dünya ya bu tecrübeli isimler aracılığıyla pazarlamamız gerektiğini vurguladı.

 

Bu konuda ABD’yi örnek göstererek biz ülke olarak böylesine etkili düşünce kuruluşlarını kurulmasından geç kalındığını söyledi. Başbakan’ın her seçimde milletvekillerinin alışılmışın dışında yarından fazlasını değiştirerek değişimden yana olduğunu her seçim sonuçlarında gördük. Başbakan elimizde gelişmiş genç kadroların olduğunu bu kadroların etkili bir biçimde kullanılması gerektiğini de belirterek bu değişim her dönem böyle devam etmesi gerekliliğini, diğer siyasi partilerinde böyle uygulamalara gitmesinin gerektiği önerisinde bulundu.

 

Başbakanın benim ümitlendiren en önemli söylemi kurulmasında geç kaldığımız Think-Tank kuruluşlarının kurulması gereğini ortaya koymasıdır. ABD elinde bulundurduğu Think-Thank kuruluşlarıyla hem kendi politikasını hem de dünya politikasını şekillendirmektedir. ABD’ye coğrafi olarak çok uzak olan ülkeleri bile etkisi altına almaktadır. Aslında Başbakanı böylesine etkili kuruşlar itmeye iten birçok sebep vardır. Bunların en önemlisi her sene ABD meclise gelen Ermeni Soykırımı Meselesi ve bazı ülkelerin başta Fransa’nın bu konuda Türkiye’yi sıkıştırmasıdır. İşte Lobicilik konusunda güçsüz olan Türkiye her sene bu sorunlar ile karşı karşıya kalmaktan kurtulmak için güçlü lobisinin olması gerektiğine son yıllarda daha da fazla inanmıştır.

 

Son yıllarda bölgesel güç haline gelen Türkiye bu gücünü geliştirebilmesi dünya politikalarında etkili bir konumda olabilmesi için güçlü siyasi figürlerin yanında etkili Think-Tank kuruluşlarında olması gerekmektedir. Türk dış politikasının diğer ülkelere etkili bir biçimde duyurabilme en önemli ayağını bu kuruluşlar olacaktır. Türkiye lobiciliği yeni yeni öğrenmekle birlikte kabiliyet olarak lobicilikte güçlü bireylere sahiptir. Bugün bunun önemini kavrayamasak da yarın bu lobiciliğin yararlarını yeni pazarlar bulmada göreceğiz. 

 

Yenidünyanın Asya ya kaydığını ekonomik buhrandan çıkmaya çalışan Avrupa’nın kurtuluşunun Asya da ki yeni pazarlar bulmada olduğunu görüyoruz. Avrupa ile Asya arasında sıkışmış Türkiye’nin jeopolitik önemi burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır ayakları Asya’ya basan başı ve gövdesi (aklı) Avrupa da bir eli Ortadoğu ve Türkiye Cumhuriyetlerinde bir eli de Afrika’ya uzanan bir Türkiye. İşte bu hayalin gerçekleşebilmesi için sizin siyasilerinizden önce etkili Think-Tank kuruluşlarının oralarda etkili politika yapıp Türkiye politikasını ve İş dünyasını etkili bir biçimde tanıtması gerekir. Hepimizin ortak hayali olan milli gelirini 20-25 bin sınırlarına yükseltmiş ilk 10 büyük ekonomi arasına girmiş işte bunların gerçekleşmesi büyük Türkiye rüyasını gerçekleşmesi anlamına gelmektedir.

 

https://twitter.com/ugursahan

 

http://www.facebook.com/ugursahan16

Devamını Oku

Bin sözden değerli bir resim!...

Sabah Gazetesi yazarı duayen isimlerden Hıncal Uluç Bey’in M.Ali Birand’ın cenazesinde karşılaşmış olduğu tatsız sayılabilecek olaydan sonra kaleme almış olduğu yazı üzerine kendi arşivimden dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in oy kullanma sırasında beklerken çekilmiş fotoğrafı göndermiştim.  Hıncal Bey bu resmi köşe yazısına taşıyarak “Bin sözden değerli bir resim !..” adlı köşe yazısında kullanmıştı.  Bu resim Hıncal Uluç sayesinde tüm Türkiye haber sitelerine konu oldu. Herkes hem hayretle hem de hayranlıkla resme baktı. Şimdi sizleri Hıncal Uluç’un bu resim üzerine yazmış olduğu köşe yazısı ile baş başa bırakıyorum.

 

Bin Sözden değerli bir resim!...

Geçtiğimiz günlerde, Kemal Kılıçdaroğlu'nun M. Ali Birand'ın cenazesinde bir buçuk saattir sırada bekleyenleri atlayarak, son anda en öne geldiği bilgisini paylaşan ve bunu eleştiren Sabah'tan Hıncal Uluç, bugün köşesinde, tepki gösterdiği imtiyaza ilişkin iki okur mektubuna yer verdi.

Uluç'un 'Bin sözden daha değerli bir resim' başlığıyla kaleme aldığı yazıda, Eski Başbakan Adnan Menderes ve dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in halk arasında kuyrukta beklediklerini gösteren fotoğraf dikkat çekti.

İşte Uluç'un yazısının ilgili bölümü:

Gelen mektuplardan ikisini size aynen nakletmek istedim. Biri içerden, biri

dışardan..


İlki Kanada'dan, sıkı okurumuz Gönül Oran'dan..

"Bu yazınız beni 1996 Atlanta Olimpiyatları'na götürdü:

Gönüllü tercüman olarak Olimpiyatlarda görevliydim. Arka kapıda sigara içerken,

kadife pantolonlu, sarı gömleğinin kolları dirseğe kadar sıvanmış, ayaklarında

bir çift timberland bir adam, elini kolunu sallayarak stada girince kapıda

görevli güvenlikçiye, böyle serbestçe içeriye dalan adamın kim olduğunu sordum.

'İsveç Kralı' dedi!.


İkincisi Bursa'dan.. Uğur Şahan bir eski siyah beyaz fotoğraf göndermiş,

mektubuyla.. "Hıncal Hocam, M.Ali Birand'ın cenazesinde yaşadıklarınızı köşe

yazınıza en güzel şekilde dökmüş, bu durumlardan mağdur olan ve bu sevimsiz

görüntülerin yok olmasını isteyen insanların duygularına çok güzel tercüman

olmuşsunuz. Genç bir kardeşiniz olarak sizi kutluyorum. Şimdi size ekte göstermiş olduğum resme bakarsanız, ülkemizi 1950'li yıllarda yönetenlerin insanlara ne kadar saygılı olduklarını görecekseniz. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakanı Adnan Menderes, oylarını kullanmak için, halkın içinde sıraya girmişler. Bu resim şimdiki kuşaklara masal gibi gelebilir ama, gerçeğin ta kendisi.. Sizinle ve okurlarınızla paylaşmak istedim."


Yukarıdaki resme dikkatli bakın.. Sonra oturun düşünün, düşünebildiğiniz kadar. Halk kuyrukta.. Altıncı sıranın başında elinde şapkasını tutup saygılı bir duruşla sırasını bekleyen, devrin Başbakanı Adnan Menderes. Onun yanındaki papyonlu, Cumhurbaşkanı Celal Bayar.. Masal gibi değil mi?. Peki korumalar, protokol görevlileri.. Güldürmeyin beni..

 

https://twitter.com/ugursahan


http://www.facebook.com/ugursahan16

 

 

Devamını Oku

Kentsel Dönüşüm Projesi ve Belirsizlikler

Kentsel Dönüşüm Projesi konusu Bursa genelinde belirsizliğini korumaktadır. Kentsel Dönüşüm Projesinde halk genel hatlarıyla ve bölgesel olarak bilgilendirilmelidir. Henüz net olmamakla birlikte Kentsel Dönüşüm Projesinin adı bile şehrin en büyük nüfus yoğunluğunu içinde barındıran Demiryolu Altı’nı ümitlendirmiş durumda.

Bölgede yaşayan vatandaşlarımız artık eskimiş ve çürümeye yüz tutmuş evlerini yenilemek konusunda büyük heyecan duymaktadır. Yapılacak ya da yapılması muhtemel projelerin destekçisi olmakla birlikte, ortada ki belirsizlikten de şikâyet etmekteler. Gerek Büyükşehir Belediyesi gerekse İlçe Belediyelerimizin Kentsel Dönüşüm Projeleri ile ilgili olarak halkı net bir şekilde bilgilendirmeleri gerekmektedir. Kentsel dönüşümün öncelikli olarak yapılacak bölgeleri ve kendilerini nasıl ya da ne şekilde etkilediği konusunda merak duymaktalar. 

En büyük soru işaretlerinden biride bu dönüşüm sırasında yaşamakta oldukları evlerinin ne şekilde teslim alınıp ne şekilde teslim edileceği hususudur. Öyle ki bölge halkının ekonomik durumu ve yaşam şartları göz önünde bulundurulduğunda proje kapsamında yeni yaşam alanları halk mağdur edilmeden hak sahiplerine teslim edilmelidir. Yetkililerin bölge halkına bu soruların cevaplarıyla birlikte en yakın zamanda gitmeleri ve halkı bilgilendirmeleri gerekmektedir. 

Kentsel dönüşüm projesi konusu kamuoyuyla paylaşılmasıyla birlikte insanlara bu konuda farklı söylemlerin söylenmesi herkesin aklını karıştırmış durumda. Bölge halkı kendi bulunduğu çevreye Kentsel Dönüşümün gelmesi ümidi ile hareket edip evini yenilemekten, onarmaktan, boyamaktan, belli başlı temizlikleri yapmaktan, hatta ve hatta bu bölgelerde gayrimenkul alıp satmaktan bile kaçınır hale gelmiş durumdalar.

Mahalle muhtarları her gün kapısını çalan mahalle sakinlerinin sorularına net bir biçimde cevap verememenin mahcubiyetini yaşamakta olduklarını belirterek “İnsanlar evlerini boyayıp boyamama konusunu bile bizlere soruyorlar.” Belediye yetkililerinin bölge insanlarını bu belirsizlikten ve bu ikilemden kurtarmak için her bölgeye ait Kentsel Dönüşüm Projeleri ve başlanması muhtemel zaman dilimleri konusunda halkı bilgilendirmeleri gerekmektedir. 

Demiryolu Altı diye tabir edilen ve yakın zamanda gezmiş olduğumuz Küplüpınar, Tuna, Zafer, Namıkkemal, Atıcılar, Gülbahçe, Bahar, Koğukçınar, Başaran, Selamet mahallelerinin de yaşayan vatandaşlarımızın tamamı bu soruların cevabını resmi ağızlardan beklemekteler.

Devamını Oku

Menderes’in Milyoner Yaratma Sevdası

Büyük Türkiye’nin inşası sadece devlet eli ile olmamalıydı. Bunun için tek parti döneminin ekonomi politikası olan devletçilik yönetiminden özel sektörün de içinde olduğu bir yapıya gidilmesi gerekiyordu.  Lakin buna engel olan birçok bürokratik engeller vardı ve ilk olarak bu engellerin aşılması gerekiyordu. Bunun için çok hızlı adımlar atıldı. Menderes kalkınmanın sadece yerli girişimcilerle olmayacağını biliyordu bunun için yabancı sermayenin ülkeye kolay gelebilmesinin önü açmak için "Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu" kabul edilerek Türk ekonomisi canlandırılmaya çalışıldı. İşte 1 Ağustos 1952 yılında Menderes’in “Her mahallede bir milyoner yaratacağız” sözü böyle bir anda ortaya çıktı. Birileri bunu saptırmaya çalışsa da onun, milyoner yaratma sevdası bambaşkaydı. Menderes aslında olan bir düşünceyi tekrardan dile getiriyordu. Milyoner yaratma sevdası Cumhuriyetle beraber gelişen bir sevdaydı. Cumhuriyet kalkınma modeli, “bireylerin zenginleşmesiyle, devletin zenginleşeceği” ümit ediliyordu. Atatürk 7 Şubat 1923’te Balıkesir’de konuşmasında milyoner yaratmaktan bahsediyordu. “Kaç milyonerimiz var? Hiç, Binaenaleyh biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Bilakis memleketimiz de birçok milyonerin hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız.”

O günlerde devletten iş almak kolaydı ama para almak çok zor olurdu. ‘Bugün git yarın gel’ dönemleriydi; hakkınız olan parayı bile zorla alırdınız. Bu yüzden DP, bürokratik engelleri kaldırmaya kararlıydı.  Böyle günlerden birinde İmar ve İskan Bakanlığı binasının ısıtma ve klima tesisinin ihalesini alarak tamamlayan şirket parasını alamıyordu. Yeni kurulmuş bir şirketti bu ve o parayla fabrika kuracaklardı. Fabrikanın yerini almak için paranın hemen alınması gerekiyordu. Ama o lanet olası bürokrasi buna engel oluyordu. Şirketi kuran 25-30 yaşındaki gence, Bakan ile görüşmesi fikri verilmişti. Genç, hakkı olan parasını istemek için soluğu bakanlıkta aldı. Bakan’la görüşmek istiyordu. O genç, sonradan Alarko Holding’in sahibi olacak olan rahmetli işadamı Üzeyir Garih idi.

 Bu olayı, onun  “İş Hayatından Kesitler ve Gençlere Tavsiyeler” kitabından dinleyelim:

Sabah 08:00’de Bakanlık’taydım. Özel kalem müdürüne durumu anlattım ve bakanla görüşmek istediğimi söyledim. Odaya girip çıkan kişiler bir hayli fazlaydı. Saat 11.00’i geçerken özel kalem müdürü içeri girebileceğimi söyledi. Büyük bir heyecanla bakanın odasına girdim. Hayatımda ilk kez makamında bir bakanla karşı karşıya idim. Odada başkaları da vardı. Bakan, bana masasının arkasında çok iri cüsseli görünmüştü. Birşeyler yazıyor  ve  pipo içiyordu. Kapının önünde bekliyordum. İmar ve İskan Bakanı Medeni Berk, yüzüme bakmadan ‘Söyle’ komutunu verdi. Durumumu heyecanla anlattım. Hakkımız olan parayı gününde alamamamız halinde ticari şöhretimizin zedeleneceğini buna da layık olmamamız gerektiğini anlattım.

Bakan, yazısını yazmaya devam ediyordu. Beni dinlediğinden pek emin değildim. Başını kaldırdı, kalın çerçeveli, koyu renk gözlüğünü alnına doğru itti ve bana bakarak “Çok gençmişsin, çık dışarı” dedi. Donmuştum,  kapıya doğru yöneldim, tam elim kapı tokmağında iken “Dışarıda bekle”   dedi.

İkide bir de saatime bakarak dışarıda bekliyordum. Bakan herhalde beni unutmuştu. Saat 16.00’da dahili telefon çaldı. Özel kalem müdürü, bakanın beni beklediğini söyledi. İçeri girdim. Odada iki kişi daha vardı. Bakan gayet ciddi bir tonla “Bana bak delikanlı, bizler bu ülkenin başında oldukça kimsenin hakkı yenmez. Kimsenin ticari itibarı ile oynanmaz. Bunu böyle bil, git paran Emlak Bankası’nda hazırdır” dedi. Şaşırdım Heyecandan ne söylediğimi hatırlamıyorum. Dışarıya çıktım. Özel kalem müdürüne teşekkür ettikten sonra koşarak merdivenleri indim. Bir taksiye atlayıp Emlak Bankası Genel Müdürlüğü’ne gittim. Genel müdür beni çok nazik ve güler yüzle karşıladı.  İsteğimiz yerine getirildi. Bankadan çıkarken sevinçten uçuyordum. Fabrikamızın arsasının alımı gerçekleşiyordu.

 Menderes’in milyoner yaratma sevdasını tanımı buydu. Özel sektörü teşvik ederek ekonomiyi canlandırmaktı onun sevdası.

Devamını Oku

Orta Gelir Tuzağı ne demek?

 

Ülkemiz, son günlerde siyasilerin, ekonomistlerin, iktisatçıların ve iş dünyasının  sıklıkla dile getirdiği “Orta Gelir Tuzağı” kavramı ile tanıştı. Yeni yeni hayatımıza giren bu kavramı muhtemeldir ki  ilerleyen yıllarda daha sıkla duyacağız ve bu konuda paneller, konferanslar vs düzenlenecektir.

Nedir bu orta gelir tuzağı; gelişmekte olan ülkeler hızlı bir büyüme ile düşük gelirli ülke konumundan çıkarak, orta gelir düzeyine yükselirler ama bu seviyeye ulaştıktan sonra büyüme hızı yavaşlar adeta ülke ekonomisi patinaj yapar yüksek gelir seviyesine ulaşama. En basit açıklaması ile 'Orta Gelir Tuzağı' budur. Ülkemizin son yıllarda en temel sorunlarından biri, ekonomimizin son yıllarda bu durumla karşı karşıya kalabileceği riskidir.

Ülke olarak önümüze koymuş olduğumuz hedefler arasında milli gelirimizi düşük ülke seviyelerinden orta gelir düzeyi seviyesine çıkarmaktı  (10 din dolar seviyelerine). Şuan bu hedefe ulaşmış olduk. Şimdi önümüze 2023 yılında Cumhuriyetimizin 100 yılında koymuş olduğumuz hedef yüksek gelir düzeyi olan 25 bin dolara çıkarmak. İşte önümüze koymuş olduğumuz bu hedef ilk hedeften çok daha zor olan hedeftir, çünkü orta gelir tuzağıyla birçok ülke karşı karşıya kalmış ve çoğu da bu tuzağa yakalanmıştır. Tayland, Filipinler ve Malezya'nın yanı sıra çok sayıda Latin Amerika ve Güneydoğu Asya ülkeleri bu tuzağa düşmüşlerdir. 

 Ülkemiz ilerleyen yıllarda 4 ana başlıkta sıçrama yapması gerekmektedir. Birincisi Eğitim sektörüdür. İkincisi Cari açığımızın en önemli faktörü olan Enerji ithalatının sona ermesidir. Türkiye Yeni Enerji kaynakları bulup cari açığa neden olan bu parayı kendi ekonomisine kazandırmalıdır. Üçüncü olarak da Yazılım ve Bilişim sektörleri. Dördüncüsü ise her bölgenin iklimine ve özelliğine uygun olarak yapılacak olan Turizm yatırımlarıdır. Yeni yüzyılın ilk çeyreğinin sıçrama tahtaları bu sektörler olacaktır

Güney Kore gibi bu tuzağa yakalanmamak için yapılması gereken bazı adımlar vardır.

İşte yapılması gereken bazı etkenler:

·         Bilime yatırım yapmak

·         Katma değeri yüksek ürünler üretmek

·         Teknoloji üretmek

·         Nitelikli uzmanlaşmış iş gücü yaratmak

·         İnovasyon yatırımlarını arttırmak

·         Yer altı ve yerüstü zenginlikleri en iyi ve en verimli şekilde kullanabilmek

·         Kadın nüfusunun İş yaşamına etkisi attırmak

 

Devamını Oku

Türkiye’nin geleceğini Bilişim ve Yazılım sektörleri belirleyecektir.

 

Türkiye’de istihdam yaratmak için bilişim sektörüne ağırlık verilmelidir. Bilhassa da yazılım sektörünün gelişmesi için Türkiye’nin internet ve bu alandaki hukuki altyapısı gerekli şekilde düzenlenmelidir. Örneğin; yazılım sektörü ile ilgili yatırım yapmak isteyen girişimcilerden vergi alınmamalıdır. Bilişim sektörü Türkiye’nin bir numaralı teşvik alan sektörü olmalıdır.

Sanayileşme yolunda hızla ilerleyen ülkemiz bir taraftan da geleceğin yeni sanayisi   olan ''bilişim ve yazılım'' sektörüne yatırım yapmalıdır. Eski anlayışların tek tek terk edildiği ve hazla ortaya  yeni trendlerin  çıktığı günümüz dünyasında; büyük fabrikalar kurularak ''istihdam ve katma değer'' yaratma devri sona ermiş ve  yerini teknolojinin gelişimi ile daha küçük ofisler ve daha çok personel çalıştıran işletmeler almıştır. Yeni istihdam sahaları düşünürken hem katma değeri yüksek hem de istihdamı kolay alanlara yönelmeliyiz.

Önümüzde Hindistan ve İrlanda modeli varken bizler de bunu çok iyi görüp hayata geçirmeliyiz. Genç nüfusu istihdam edebileceğimiz en kolay sektör olan yazılım sektörüne sıkı sıkı bağlanmalıyız. ''İstihdam'' denince akla devasa fabrikaların gelme devri artık sona ermiştir. Teknolojinin gelişimi ile hayat kolaylamış, hızlı teknoloji gelişimi tesislerin küçülmesine yol açmıştır. Bugün ABD çalışma sistemine baktığımızda halkın yarı istihdamı 2 veya 3 kişinin çalışmış olduğu şirketlerden sağlanmaktadır. Teknolojinin gelişimi ile bundan birkaç sene önce adını bilmediğimiz bir sürü yeni meslekler ortaya çıkmıştır. İşte bizler şimdiden bu meslekleri görüp gençlerimizi sektörlere yönlendirmeliyiz. 

Artık teknoloji üreten bir ülke konumuna gelmeliyiz. Daha birkaç sene önce hiç serveti olamayan ABD'li  bir genç, kurmuş olduğu ''Facebook'' sitesi ile dünyanın en zenginleri listesinde yer almıyor mu? Bizim ülkemizden de neden bir  Mark Zuckerberg çıkmasın.Türkiye artık fasonculuktan çıkmalı, kendi markası ile kendi ürünlerini üretme vizyonuna ulaşmalıdır.Dünya zenginler listesine baktığımızda, son yıllarda liste başlarını Teknoloji,Bilişim ve İletişim şirket sahipleri almıştır.

Devamını Oku

Altıparmak Meydanı Çekim Merkezi Olmalıdır

Atatürk Stadyumunun yıkılması ile düşünülen “Altıparmak Meydanı Projesi” hem ülke turizmine hem de Bursa turizmine katkı sağlayacak çok özel bir proje olmalıdır. Şehrimize turist çekmek için şehrin tüm dinamikleri Valisinden, Siyasilerine İş adamlarından Sanayicisine kadar uğraş verirken elimizde şehrin merkezinde böyle bir alan mevcutken bu şansı çok iyi kullanmalıyız. 

Turistlerin seyahat ajandasına baktığımızda her zaman ilk sırayı Dünyaca ünlü meydanlar almaktadır. Sadece ABD baktığımızda New York’ta ki Times Meydanı Işıklı Kuleleri ile 40 milyon turist çekmektedir

Central Park  (New York) 38 milyon

Union İstasyon Meydanı 37 milyon

Diğer ülkelere baktığımızda da Paris’in Concorde Meydanı, Moskova’nın Kızıl Meydanı, Amsterdam’ın Dam Meydanı, İsfahan’ın İmam Meydanı ve son yıllarda da Arap Bahar ile anılmaya başlanan Mısır’ın Tahrir Meydanı öne çıkmaktadır. İstanbul'da Taksim, Ankara'da Kızılıay, Çin'de Tiananmen, Arjantin'de PlazeDe Mayo (Mayıs Meydanı), Bağdat'da Firdevs meydanı, İran'da Tahran'da Özgürlük Meydanı, Azerbaycan'da Azadlık Meydanlarını da ünlü ve turistik meydanlar arasında sayabiliriz.  Bursa’mıza kazandırılması planlanan meydana öncelikle bir isim bulunmalıdır. Benim önerilerim arasında Bursalı olan İlk Sivil Cumhurbaşkanı Celal Bayar Meydanı, Şehit Başvekil Adnan Menderes Demokrasi Meydanı ya da Osmanlının Devlet olduğu ve il başkentlik yapmış olan Bursa’ya Osmanlı Meydanı isimlerini öneriyorum. Bu alana, bir de görmeye değer, şehrin sembolü olabilecek ilgi çekebilecek eser yada anıt dikerek yukarda saydığımız ünlü meydanlar gibi  turistik bir hale  getirebiliriz. 

 

Fransa'nın Eyfel Kulesi bu ülkenin sembolü olarak zengin turistlerin akın yerdir. Yani Eiffel dendiğinde Paris; Paris dendiğinde ise Eyfel akla gelmektedir. Sidney ünlü Opera Binası ile meşhur olmuştur. New York şehrinde Özgürlük heykeli,  Londra'da Tower Bridge  akla gelmektedir. Bu saydığımız meydan ve binaların bazıları eski yani tarihi olmakla beraber bazıları ise yeni ve moderndir. Dünyanın çoğu  ülkesinde  her şehrin sembol binaları inşa edilmekte ve o  şehir o sembol bina ile anılmakta  iken bu neden Bursa'da  da olmasın…

https://twitter.com/ugursahan

http://www.facebook.com/ugursahan16

 

Devamını Oku

Milletvekilliği Yaşının 18’e İndirilmesi Fikrini Önemsemeliyiz…

Başbakanımızın seçilme yaşının 18’e indirilmesi fikrini “18 yaşındaki biri milletvekili olup ülke mi yönetebilir” düşüncesi ile yorumlamak doğru değildir. 20 yaşında ki gençlere hem kendi güvenliğimizi hem de sınır güvenliğimizi teslim etmekten çekinmeyeceksiniz; öte yandan  bu yaştaki gençlerin milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi olabilmesini sorgulayacaksınız. Bu tutum doğru değildir ve gençlere yapılmış bir haksızlıktır. Şahsen 18 yaşında seçme iradesinin oluştuğuna inanılan gençlerin seçilmeyi de hak ettiklerini düşünüyorum.

 

Seçilme yaşının 18’e indirilmesi düşüncesi bu ülke gençliğine duyulan güvenin ta kendisidir. Gençler artık bu ülkenin yarınları olarak görülmek yerine yarınların daha güzel olmasının temellerini bugünlerden atmak istiyorlar. Bizler bugünü yaşıyorsak bugünlerinde yönetimlerinde söz sahibi olmak istiyoruz diyorlar. Başbakan’ın seçilme yaşını 18 indirmesi fikri Türkiye’nin yakın vade de kendine hedef koymuş olduğu 2023 hamlesi gibi bir şeydir.

 

Seçilme yaşının 18’e indirilmesi isteğini ilk defa 2009 yılında Türk Demokrasi Vakfı İl Temsilcileri olarak Ankara’da Yeni Anayasa konusunu tartışırken bir avuç gençle dile getirmiştik. Almış olduğumuz bu kararı bir deklarasyon olarak Anayasa Komisyonu Başkanı İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu'ya sunmuştuk. Bursa ili adına da bu deklarasyona bendeniz imza atmıştım. 

 

Kamuoyuna bu düşünceyi liseyi bitirmiş her genç meclise gidecektir havasında lanse etmek ise vizyon eksikliğinin ta kendisidir. Bendeniz göstermelik olsun diye 20’li yaşların başında birinin meclise getirilmesinden yana değilim; ama hak eden birinin o yaşlarda mecliste olması bu ülkenin gençliğine duyulan güvenin göstergesi olmaz mı? Bu toplumumuza psikolojik olarak pozitif etki de bulunmaz mı? Fatih’in İstanbul’u 21 yaşında Fethetmesi ile övünürken yeni Fatihlerin önünü açmakta neden bu kadar kararsızız. 

Devamını Oku

Yeni Çek Kanunu Kötü Niyetlilere Hizmet Ediyor

Yeni Tük Ticaret Kanunu yapılır iken Çek kanunu değişikliğinde İş Dünyasından itiraz sesleri yükselmiş ama bu ses karşılığını bulmamıştı. O günlerde yapmış olduğumuz çağrılarda Çek kanunun kötü niyetlilerin lehine olduğunu bunun “Karşılıksız çek” vermenin adeta teşvik edici olduğunu söylemiştik.

Merkez Bankasının da açıklamış olduğu son verilerde yapmış olduğumuz itirazların haklılığını ortaya net bir biçimde koyuyor. Esnafın ve İş dünyasının çek’e karşı hiçbir güveni kalmamıştır. Esnaf artık mal satmaya korkar hale gelmiştir. İş dünyasının önünde ki engelleri kaldırmak bu değildir, bu yapılan kaldırılan engellerin yerine yeni engeller icat etmektir. Böylesine Esnafı ve İş dünyasını direk ilgilendiren kanunların sadece bürokratlar eşliğinde değil İş dünyasının da görüşleri alınarak yapılmalıydı. Kanun tartışılır iken yapılan itirazları görmeyenler en kısa zamanda bu yanlıştan dönmeli, İş dünyası bu ürkeklikten kurtarılmalıdır.

 Merkez Bankası verilerine göre TBMM’de 1 Şubat günü yasalaşan ve hapis cezasını kaldıran yeni çek kanunu, karşılıksız çeklerde büyük artışa neden oldu. Karşılıksız çek sayısı Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 34,2 oranında artarak 61 bin 875’den, 83 bin 80 adede yükseldi.

Geçen yılın aynı ayına göre ise karşılıksız çek sayısında yüzde 117,9'luk artış bulunuyor. Geçen yıl Mayıs ayında karşılıksız çek sayısı 38 bin 117 adet olmuştu. Mayıs ayında mahkemeler tarafından yasaklama kararı alınan çek sayısı da bir önceki aya göre yüzde 117 oranında artarak 91 bin 722 adede yükseldi.

Geçen yılın ilk 3 ayında 14 bin 349 olan mahkemeye intikal eden karşılıksız çekte sayısı da bu yılın ilk 3 ayında yüzde 63 oranında arttı. Yasa Meclis'te kabul edildikten sonra iş dünyasında gelen 'Karşılıksız çek sayısı patlayacak' tepkisi de Merkez Bankası'nın son rakamlarıyla doğrulanmış oldu.

Yeni Çek kanununun kötü niyetlilere hizmet etmesi biran önce engellenmelidir. Namusu ile işini yapan esnafın ve İş adamının suçu doğru ve adil olması mıdır? Buradan herkese sesleniyorum lütfen bu adaletsizlik karşısında susmayarak tepkilerinizi ortaya koyunuz.

Devamını Oku