Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Bir pirupuganda hikayesi

Yıkık dökük virane bir mahallede,

Yol ortasına açılmış kocaman hendeklerde, boylu boyunca koğuşlanmış yüzleri maskeli teröristler ve silahları..

Bu tabloyu arkasına fon yapmış bir terörist.

‘İnsanların bu bölgeden kaçtığı , sivil halkın sokaklarda olmadığı söyleniyor!’ sorusuna mütakiben uzatılan  mikrofona verdiği cevap muazzam.

- ‘Bu devletin pırupugandasıdır. Devletin mahalleye saldırması için bu pırupu.. bu  pırupugandayı öne sürüyorlar. Kesinlikle böyle bir şey yoktur, halk mahallerinde ve sokaklarında daha önce yaşadıkları gibi doğal yaşamlarına devam ediyorlar. Herhangi bir mahalle boşaltma gibi bir şey yoktur. Bu devletin bir purupogansıdır. Halkın bu purupugandaya gelmemesi gerekir’ diyor.

İşte size kısa bir fıkra.

İşte size ‘devlet kurma’ idealindeki hewallerin çapı.

Hadi şöyle bir inceleyelim bu fıkrayı.

Karşıt bir propaganda yapılmak istenmesi  mantıklı da,

Bre benim kıt akıllı hain cücüklerim akıl vermek gibi olmasın da  bunu algıyı,

sokaklarda gezenleri görüntüleyerek, iddia ettiğiniz gibi doğal yaşamına devam edenlerle röportaj yaparak pompalamanız  gerekmez mi?

Bu dekoru kurmak için yıkılmamış bir mahalle bulmak ve birkaç hewalinizin yüzünü açarak poz kastırmak zor mu geldi?

Ortalığı savaş alanına çevirmiş, siper almış, silahlanmış terörist tanecikleri olarak , eserlerinizin hemen önünde ; ‘Aslında her şey normal seyrinde, TC bizi yok yere vuriyi walla’ tadında ki hallerinizin ne kadar komik olduğunu göremiyorsunuz değil mi?

Çok bir şey istemiyoruz zira, tek istediğimiz bir balaca kalite!

 Dünyanın en kaliteli ülkesi olarak, sadece mümkünse düşmanında kalitelisi, ciddiyetlisi..

Hepsi bu.!

Ama yok.

Bunların siyasi kanadının başındaki kullanışlı aptala bakınca,  en küçük yapıtaşları terörist tanelerinden de çokta bir şey beklememeli gerçi.

Allah jeopolitik konumun en kritiğini verince, düşmanın kalitesini düşürmüş olmalı.

Rusya’nın bile ergen ergen triplenmesine bakarsak işimiz zor görünüyor.

Bilindiği gibi binlerce km öteden burnumuzun ucuna kadar gelen işgüzar, ihlalkar artizlere,

Angajman kuralları gereği ‘Alırım anahtarını Mayk’ dedik. Netekim aldıkta.

Rusya'nın karşılığında, fışkısını yere düşürmek istemeyen at edasıyla şahlanması, çizilen karizmasının cilasını tazelemesi adına birkaç artiztik patinaj yapması, mazur görülebilirdi.

Ama öğrenci evi basıp, iş adamlarını deport etmek,

gazı kısıp, Atatürk güzellemeleriyle içimizdeki Kemalistlere göz kırpmakta ney nan!

Canlı yayında kazma kürekle pense çekiçle karakutu açıp;

‘aha kırdın kırdın’ halleri de cabası..

Oh my Rab!

Erdem ve zeka olmayınca sonuç böyle çelişkili pırupugandalar,

Büyük devlet pozisyonundan, ergen devlet konumuna bodoslama atlamalar falan oluyor galiba.

Ortadaki çorbada 

Kürdistan hayalli hewaller,

kaya gazı bulan Amerika ,

fena gaza gelen Rusya,

Türkiye’den bağımsız denize ulaşmaya bir güzargah arayan dünya,

küresel güç dengeleri, ve çeşitli dengesizlikleri,

New World Order serzenişleri derken, bize bu kapıdan daha çok ekmek çıkar demedi demeyin beyler.


Velhasıl kelam kılıcınızı kuşanın leydiyiz centilmenler..

Savaş uzun, düşman tanıdık, biz jeopolitik..

Devamını Oku

kime YAR oldunuz BAY'ım?

Çözüm sürecini destekleyenler kadar desteklemeyenler de hatrı sayılır şekilde çoktu. Muhalefetin bir kısmı bu sürece ‘çözülme süreci’ diyerek ‘PKK ile savaşılmadan çözülecek olan ancak ülke toprakları olacaktır’ tezini kuvvetli bir şekilde savunuyordu.

Doğu, PKK’ya teslim edildi diyenler, bölgede ki PKK şımarıklığını ve baskısını duyan ve uyaranlardan başkası değildi elbet, inanıyorum. Zira ben bile bölge halkından da bu konuda uyarı bağbında mail ve mesaj almıştım. Denilenlerin hepsi haklı kaygılar ve doğruluk payı çok olan tepkilerdi.

Çözüm sürecini desteklemekle birlikte birçok hatanın yapıldığını görüyor ve düşünüyordum. ( Ama milli olan ve ilk kez denenen bir yöntemde hata payı her şeyden çoktur. Yadırganamaz) Buraya kadar herşey tamam.

 Ama şimdi geldiğimiz noktada ‘PKK yol kesiyor adam öldürüyor karakol basıyor. Bu nasıl çözüm süreci’ diyenlerin ‘güzel güzel çözülüyorduk ne oldu da şimdi savaşıyoruz’ demesinin tezatlığına birkaç sözüm var.

 Bu ne yaman çelişki anne!

Öncelikle ‘ Ak parti yanlış yapıyor’ diye bağıranlar samimiler ve vicdanlıysalar, en fazla ‘ Ak parti geç kaldığı bir doğruyu yapıyor, ya da ‘seçim aşkına doğru yola geldi ‘ gibi bir tavır takınabilirler ancak. Ama ülkeyi savaşa sürüklüyor zırvası da neyin nesi? Ne savaşması? Pkk bir ülke, Türkiye Cumhuriyeti de bir örgüt değil. Az ayık olalım yahu.

Elindeki silahıyla birilerini rehin almış bir saldırganı iknaya uğraşan polis nasıl vatan haini ilan edilemezse, silahını bırakmayacağını ve rehineleri öldüreceğini anlayıp saldırganın kafasına sıkan poliste hain olamaz.

 Yani demem o ki; Düşmanın barışmaya niyetinin olmadığını gören devlet ne yapmalıydı? (Geç gördü eleştirisi ayrıdır)

Silah bırakmayana , askerine saldırana; ’aman dediğimizden dönmeyelim şimdilik, seçim geçsin öyle’ diyen hükümet mi lazımdı size? Anlamadım ki.

Kaldı ki seçimlerden önce de oy kaybetme kaygısına düşmeden ‘masa devrilmiştir’ diyen bir CB’nı ve meydanlarda PKK’ya HDP’ye verip veriştiren bir Ak parti vardı. Yani ‘seçimde devrilince (!) masayı devirdi’ hikayesini yemezük.

Barış sürecini hükümet seçim uğruna bitirdi demek insafsızlık ve izansızlıktır. Zaten çatışma ortamında güçlenen bir hükümete de henüz rastlanmamıştır.

Hem bre kardeşim barış sürecini Ak Parti bitirdiyse şu Diyarbakır’da bulunan bomba depoları, bu yollara döşenen mayınlar, bu araba dolusu patlayıcılar silahlar roketler niye koğuşlandırılmış şehirlere?

 Barış ilan ettikleri gün boş alanda şerefine patlatmak için diye değil heralde?

Barışı hükümet bitirdiyse bile özerklik ilanını , PKK’nın bomba depolarını ve cephaneliklerini gören muhalif zekalar, ‘’aslında bitirilen süreç değil sabırlardır hatta geç kalınmış doğru bir karardır’’ diyerek şu ülkenin arkasında dursunlar 1 kere de. Ama nerde bizde öyle onurlu ve hakkaniyetli muhalefet.

Tayyip Erdoğan takıntısı adamları PKKlı bile yaptı ya hayret ki ne hayret!

Algı operasyonları ile işlerin bitirildiği zamanlardayız. Birçok kere şiddetli psikolojik savaşlara da şahit olmuştuk.

Ama bu seferki algı döndürme inanılmaz.

‘ ilk defa barış diyen ve herşeye rağmen çözüm sürecini başlatan hükümeti, ’ savaşçı,

Var olma amacı savaş ve kan olan bir terör örgütünü, ‘barışçı’ gösterme operasyonu hayret verici.

Bu üst akıllar akıllanmaz bizdeki muhalefet de uslanmaz velhasıl.

Son olarak kardeşinin cenazesinde isyan ederken isyan etmesi gereken adresi şaşıran YarBay’ımıza bir çift kelam etmeden geçemeyeceğim. Elbette yukarıda eleştirdiğim kafalardaki bir muhalif beyin, ordumuzda Yarbay mevkisine gelmiş olabilir. Çok kuvvetli bir acı geldiği zaman da hükümete olan kinini şuursuzca dışarı dökmüşte olabilir. Buraya kadar herşey insani ve normal.

Daha da normal olanı ise ‘askerlik vazifesini, düşmana karşı savaşma ve ölme ihtimallerini kavrayamamış’ bu Yar bayımızı görevinden almak emekliye ayırmaktır. Zira düşmandan kurşun geldiği zaman öfkesini, uğruna cepheye çıktığı devletine küfür ederek boşaltan askerden ülkemize bir hayr gelmeyecektir. Ölmek için asker olmadın evet ama vatanın uğruna savaşmak için oldun. Ve unutmadan savaşta ölmek ise ‘varolmak’ kadar mubahtır. O üniforma içinde yaptığın bu tavır haramdır.

Vatanı uğruna şehadet şerbeti içen şehitlerimizden Allah razı olsun. Allah geride kalanlara sabırlar, vatanımıza da dirlik birlik ve refah nasip etsin.

 

PKK ile savaşmaya Kürt Halkı ile barışmaya devam dileklerimle..

Devamını Oku

'iyi insanların bölgesi'

 

 

 1992-1995 yılları arasında Avrupa’nın göbeğinde ve tüm insanlığın gözü önünde Boşnaklara sistematik olarak bir soykırım uygulanmıştır. Bunu o yıllar arasında Bosna-Hersek’te ölen 312.000 kişinin içinden 200.000’nin Boşnak olmasından anlıyoruz.

BM’nin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa’da 2.Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en kanlı toplu soykırımda 8374’den fazla Boşnak’ın katledilğidiği raporlanıyor. Şimdiye kadar 42 tane toplu mezar açılmasına rağmen 22 bölgede daha bu mezarların olduğu düşünülüyor.

Bugün Srebrenitsa soykırımının 20. Yıldönümünde hala kimliği belirlenemeyen binlerce Boşnak.

Hepsini rahmetle anıyorum.

Bu acı dünyalardan da büyük!

Ah Bosna..

Gördüğüm, gezdiğim, yaşadığım ülkeler şehirler arasında beni derin bir aşkla ve tarifi olmayan bir hüzünle kendine sıkı sıkıya  bağlayan Bosna.

Adı bile eski dilde ‘İyi insanların bölgesi’ manasında.

Bunu yollarında gezerken veya cami avlusunda karşılaştığınız samimi bakan bir çift gözden anlıyorsunuz hemen.

Güneş batıdan doğacaksa, O güneş Bosna.

Türk olduğumuzu anlayanların, yanımıza yaklaşıp ‘biz de Osmanlıyız’ demeleri dün gibi aklımda.

Ezan okunur okunmaz bir anda beliriveren gençlerle camilerinin her vakitte dolu dolu olduğu yer Bosna.

Avlusunda genç kızların , erkeklerin kitaplar okuduğu sohbetler ettiği yerin adıdır Bosna.

Savaş sırasında binalara saplanan kurşunları çıkarmayan, yıkılan minareyi olduğu gibi koruyan, acılarını itina ile saklayan, dokunmayan, Bosna.

En küçüğü 3 aylık en büyüğü 76 yaşında olan 116 kişinin bir sabah namazı vakti camide yakılarak öldürüldüğü günün şahididir Bosna.

Evet. 116 kişinin diri diri yakıldığı camii Bosna’nın Ahmic köyünde.

Avlusunda bu acı için dikilen bir anıt.

Ve o katliam gününe ait resimlerin olduğu bir küçük müze.

Gezerken gözyaşlarını tutabilmeniz imkansız.

Dehşet içinde fotoğraflara bakarken, elleri iki yanda semaya açılmış, yüzünde kocaman bir gülümseme ile 18 yılın ardından bir toplu mezardan çıkarılan, kömüre dönmüş bir şehit resminin karşısında dondum kaldım.

Sarsıla  sarıla ağlamaya başladığımda teselli yine bir Boşnak kardeşimiz tarafından geldi.

Omuzuma dokunan el o camii'nin genç imamının eliydi.

‘Ağlama.’ Dedi

‘Ağlama, bak onlar gülümsüyor onlar şehit. Biz kendi halimize ağlayalım.. Ve eğer başarabilirsek bu katliamı dünyaya duyuralım..’

 

 Eyvallah.

Duyuracağız inşallah

Devamını Oku

He de pe leştiremedik lerimizden misiniz?

‘’Tek çare Hdp’ye oy vermek, elimden geldiğince de ona oy toplayacağım.’’ dedi burda cemaatçi bir abimiz.

‘’Teröristleri açıkça destekleyen ve sana uyan bir vizyonu bile olmayan bir partiye, sırf Tayyip düşmanlığına sebep, oy toplama noktasına gelmen manidar değil mi?’’ dedim.

‘Tayyip değil miydi teröristlerle görüşme yapan bunlarla müzakerelerde bulunan.’’ dedi.

(Tayyip görüşüyor da biz oy verince ne oluyormuş demeye getirdi)

Nasıl bir mantıktı acaba?

Eli silahlı bir adam birini rehin almış. Polis adamı ikna için konuşuyor. O’na vazgeçirmek için vaadlerde bulunuyor ya da orta yol bulmak için imkanlarını zorluyor.

Bir diğer yandan ise bir güruh var ki eli silahlı adama alkış tutuyor mermi ikram ediyor, ‘vur be ne duruyorsun’ diye destek oluyor, arka cıkıyor.

Şimdi iki durum arasında aynı ortak vicdandan ve doğruluktan bahsedebilir miyiz?

Bu nasıl mantıktır.

‘İnsanı yaşatma’ amacıyla hareket eden, ikna etmeye çalışan, dil döken naz çeken polise ‘hain’ demek ne derece hakkaniyetli bır yaklaşımsa, hükümetin, çözüm süreci içinde görüşmelerine  ‘hainlik’ demek o kadar vicdansızlık olur.

Ayrıca Tayyip Erdoğan düşmanlığı adına eli silahlıya, omuz vermek ise bir duruşsuzluk ve kaypaklıktan çok daha fazlasıdır.

Örneğin; Bundan 3 Ay önce ‘’ Oy’um, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan tek parti olan CHP’ye ‘’ diyen Zaman Gazetesi yazarının;

bugün ‘Demokrasi için tek yol Hdp’ye oy vermektir’ noktasına doğru sürüşmesi de bir gaydırıguppaklıktır. Bu çok net.

Ama aslında geldiğimiz noktada, AK Parti’nin karşısında DHKP-C bile olsa destekleyeceklerini bizzat gösteren bu karşı cenahın HDP’yi de kullanmak istemeleri  pek şaşırtıcı değil.

Onlar ne yeni bir anayasa ne de yeni bir Türkiye istiyorlar,ve bu amaçları doğrultusunda her yolu mübalasız mübah sayıyorlar.

Tamam bu kadarını anladıkta, anlayamadığımız bu HDP’ye ne oluyor?

Eski Türkiye’den çok çekmiş, anayasayadan da bir hayli müzdarip olan Kürt halkını temsil ettiğini iddia eden bir partinin bu statükocu koalisyonla ne işi olabilir?

Kendisini muhatap alıp, cesaretle bir çok adım atan, çözüm sürecini başlatan ve sonuçlandırmak için kararlı olan bir partinin, tüm bunlarla birlikte anayasa da yapamaması için elini zayıflatma planlarında nasıl yer almayı kendine yedirebilir?

Bu onun  varoluş felsefesine de ters bir adım değildir de nedir? Kürt halkına bu nasıl izah edilecektir?

Yeni Türkiye isteyen bir partinin Yeni Türkiye önünde en büyük takoz görevini üstlenmesi trajikomik bi halden başka birşey değildir.

Binaenaleyh seçim tiyatroları başladı. Yine seçmenini projeleriyle alternatif vizyonlarıyla heycanlandıramayanların, sandığa gitmeye ikna edemeyenlerin aklına Ekmeleddin’den sonra Selahattin’in gelmesi de cinfikirlik açısından hayli komiktir.Taktikteki bu benzerlik suflelerin aynı ağızdan çıktığının göstergesidir.


Velhasıl bu melodramı izledikçe bunlara, bu akılları, rolleri ve replikleri veren Üst’lerinin hayli espirili adamlar olduğunu düşünüyorum.

Ekmeleddin’in kurtçu görünücem diyerek rokçu görünmesi hadisesine onlar da bayılmışlardır bence. Ya da ‘’Kimlere kaldık’ mı diyorlardır acaba?

Neyse beter olsunlar.

Milletçe gülüyoruz vesselam...

 

 

Devamını Oku

Kafdağı’nın eteklerini parselleyenler

M.Ö.  5. yy’da yaşayan bir filozofun olgunluğundan istiyorum bir parça bu yüzyıla da.

Mümkün müdür acaba?

Zira insanlığın;  ‘bir şey biliyorsam o da hiç bir şey bilmediğimdir’ noktasından

‘ bir şey biliyorsam oda benden başka kimsenin bir şey bilmediğidir ‘ noktasına gelişinden bir hayli müzdaribim.

Okumayı diploma almak sanan, copy paste tezlerle yüksek (lisans) yapan, doktorasını alan, bir de yabancı dil öğrenip boynuna fular bağlayan adamların Kafdağı’nın eteklerini parsellemesinden gına geldi. 

Parselledikleri dağın eteklerindeki soğuk hava dalgasının etkisiyle üzerimize üzerimize, sık sık yellenmeleri, aksırıp tıksırmaları da cabası.

Bunların beyinde kokuşan zihniyetlerinin ağız yoluyla atılması neticesinde ortaya çıkan pislik parçacıklarına; fikir, beyanat, konuşma ya da ifade özgürlüğü falan demek imkânsız.

Mesela İlber Ortaylı gibi (bilgisine eğitimine sözüm yok) bir şahsiyetin, Yeni şafak’ta yayınlanan tarihi belgeler hakkındaki sorulara verdiği akıl almaz cevaplara da viyaklamadan başka birşeyler demeli.

Ama ne?

Bildiğim bütün hakaretleri ve nahoş kelimeleri tarıyorum zihnimde.

Ama  ‘bir profesörün onca cümle içinde bir tane bile makul ve seviyeli kelam edemeyişine’ uygun bir tanım bulamıyorum.

Buda benim seviyesizlik problemim olsun.

Bir tarihçinin, tarihi çıkışları ile değil de cahilce çıkışları hasebiyle ünlenmesinden yanlış olan birşeyler vardı zaten.

Önüne  gelene cahil demesini mizah konusu yapmak yerine ,bunu tartışma konusu yapmalıydık.

Zira sevimsiz ve seviyesiz  birşeyi sevimli hale getirmiş oluyorduk.

Neyse ki; ‘ hadsizlere gülmek yerine had bildirmek’ daha makul bir yöntemmiş anlamış bulunduk.

Beyaz türklerin  tahammül ve kibir sorununu artık kabullenmiş bulunduğum için , İlber hocanın Yeni Türkiye söylemlerinin battığı yerlerinden, tahammülsüzlük fışkırmasından rahatsızlık duymadım.

Birkaç kelimesiyle iki kıymetli yazarı harcamasına da şaşırmadım.( şişkin egoların şanındandır çünkü)

Ama bir tarihçi olarak görmediği belgeleri yuhalamasından yalanlamasına kadar her bir cümlesine şaşırdım.

Bu beyaz adam gerçek belgeleri işine gelmiyorsa daha zekice harcayabilirdi aslında. Ama uğraşası gelmedi zaar..

Velhasıl kelam

Okumak cahilliği almayadabilir. Eşşeklik bazı bünyelerde seve seve baki de kalabilir.

Kafdağı eteklerinde mahsur kalmış beyaz benizli Türkler yalnızlaştıkça sinir yapmışta olabilir.

Ve rabbim tüm bunları bize bir ‘organizma’da takdim edip sabrımızı imtihan ediyorda olabilr.

O halde tüm bu mikro(p) organizmaların sinir bozukluğundan Allaha sığınalım.

 

Tarihin, bu tarihçinin tavrı için birdaha tekerrür etmemesi dileklerime mütakip hemen karşı tarafta yer alıp safları sıkılaştıralım vesselam…

Devamını Oku

Savaşın DeHaşKePaze hali

Yine bir seçim zamanı..

Yine sandığa gömüleceklerini adları gibi iyi bilenlerin, histeri krizleri.

Sosyal medya savaşları hat safhada ve tam anlamıyla delirmiş gibiler.

Geçtiğimiz dönemde sabahtan akşama kadar; kaset, kayıt sallayan paralel ve meridyen fenocuklar , işin ters teptiğini anlayınca taktik değiştirdiler.

Şimdi sabah aksam spam sallıyorlar,

‘’Hükümet deviremedik, bari hükümet gibi adamları devirelim’’ diyerek güclü ve yürekli adamların hesaplarını heckliyorlar.

Yalan yok bu işin hack’kını da veriyorlar.

Gerçi hak yeme, hakka girme , çalma işlerinde bu derece ün yapmış olmalarını göz önünde bulundurursak  aksi de abes olurdu.

İşin acı kısmı ‘ itibar suikastlerinin’ kifayetsizliği karşısında ‘intikal suikastlerine’ başlanması.

 Savcımızın şehadetiyle başlayan ve ardından gelen saldırılar tacizler bu sefer topyekün ve en namert halleriyle hücum ettiklerinin göstergesi.

Ama bu sefer de başaramayacaklar evvelallah.

Biz yeter ki safları sıkı tutalım. Yes’e düşmeyelim

Öfkemize yenilip yapmaya çalıştıklarını besleyip büyütmeyelim.

..

Berkin için hayatı durdurun diyenlere gelince;

Gecikmeli de olsa durdurdukları hayatta, 2 militan daha kaybedip, sonunda ‘bir aziz ruhu’ almanın alçak mutluluğunu yaşayanlara belirtmek isterim ki;

Bu millet;  teröriste eylemci, terör saldırısına eylem diyenleri,

İktidar partisi rant elde eder diyerek ‘savcımızı kurtarma çabalarına’ katılmayan ödlekleri,

İçerdeki eylemcilerin kılına zarar gelirse daha büyük bir infial başlar diye halkı galeyana getiren legal görünüşlü illegal kişilikleri,

Terör örgütünün propagandasını hevesle paylaşan dna’sı değişikleri,

Savcımızın cenazesine katılmaya hevessiz olan ne idüğü belirsizleri,

Kravatlı teröristleri,

Medya tetikçilerini,

Ve onların temiz ve pak alınlarından öpen çarkçı kemalleri asla unutmayacaktır..


Şimdi biraz daha eğlenedurun,

Kokuşmuş vicdanlarınızla onayladığınız, o minicik sulu beyninizle yaptığınız planlarınızla eyleşedurun...

Rabbimin planının nasıl galip geldiğini elbet göreceksiniz.

 

İntikam almakta acele etmeyen Rabbimize hamd olsun.

 

vesselam

Devamını Oku

Saçmalama yarışı

Dünya saçmalama haftası mıydı?

Ya da en güzel zamazingo açıklama yapana ödül falan verileceğini mi söyledi birisi?

Bizim sazangillerin  hunharca saçmalama yarışına girmesinin başka izahatını yapamıyorum zira.

Eline noter imzalı bir kağıt alıp rüyasında bile göremiyeceği başbakanlıktan istifa vaadınde bulunan Kılıçdaroğlu mu dersiniz?

Esad’ı sevimli hale getiricem diye Atatürk’ün dna sarmallarına saran Perinçek mi?

Taksime inmeyi hac sayan, polis taşlayınca şeytan taşlama sevabı uman Onur Akın mı dersiniz?

Memura değil zam, ‘Ak partiye oy veren memura su bile vermeyeceksin’ diyen Yozdil mi?

Sandık başında durursak bu sefer kazanabiliriz diyen alımlı hayalperest Cumbul’u mu arasınız?

Akparti % 80’i bulursa ülkede kan gövdeyi götürür diye öngörü mü desek öntemenni mi desek bilemediğim açıklamaları yapan Laçiner’i mi?

Hepsi ve daha fazlası dakika dakika anasayfama düşüyor. Ben de sizin gibi okuyor okudukça gülüyor güldükçe düşünüyorum.

(Buarada ‘güldürürken düşündürmek’ eylemini gerçekleştirmemi sağlayan sevgili şapşikgillere de teşekkürlerimi bir borç biliyorum.)

Eğer 7 Haziran’da seçtiğimiz  ‘yönetici’ değil de ‘standupçı’ olsaydı, her biri birbirinden iddialı Solcu’larımızdan hangisinin ipi göğüsleyeceği konusunda fikir yürütür, açıklamaları hakkında bir kaç okkalı kelam ederdim elbet.

Ama malesef ben, hem neyi oyladığımızın , hem de onların neyi oyalamaya çalıştıklarının farkındayım.

Ucuz zihniyetlerinin bu toplumda  karşılığının olmadığını anlamaları için yüzeysel bir şuura bile sahip olamayan bu azgın azınlıkların (nesilleri kuruyana kadar) kronik muhalefet olarak kalacaklarını bal gibi  bildiklerinin de farkındayım.

Yazdırdıkları (dikkat edin yaptırdıkları demiyorum) anketlerle psikolojik oylara oynamaya çalışan ama rakamların abartısını görünce kendileri bile (ağızları olmadığı malum) başka bir organlarıyla güldüklerinin de farkındayım.

Düşündüğümüz  kadar aptal değiller,

Ancak düşünemediğimiz kadar, hatta havsalamızın alamayacağı dozda çaresiz ve onursuzlar. Sığ ve sorumsuzlar biliyorum.

Sadece tam olarak ne yapmak gerekli onu bilemiyorum.

 

Vatandaşın ‘bol kese vaadler’ istemediğini daha ayıkamamış bir siyasi lidere, noter tasdikli bir kagıtla ortalığa çıkmanın ‘güvenilmezliğimi kabul ediyorum’ demenin eylemsel karşılığı olduğunu anlatmak imkansızdır biliyorum.

Esed için ‘Emperyalizme karşı mazlum milletlerin direnişinde cephede savaşan ve dik duran ülkesine bağlı tek liderdir’ diyen Perinçek’e sıktığı eldeki sıcaklığın masum kardeşlerimizin kanı olduğunu anlatmak da imkansızdır biliyorum.

‘Hac kapıdadır’ gibi bir cümleyi ‘hac taksimdedir’ şekline evirmeyi başaran adama, bu halinin evrim teorisinde bile karşılığı yok desekte, birşeyleri anlaması imkansızdır biliyorum.

Soma faciasını, Ak partiye oy verdikleri için  ‘müstehak’ gören Yozdillinin ‘Memura su bile vermeyeceksin’ açıklaması da dahil , söylediği hiçbir sözün insanlık bağlamında bir çağrışım yapmadığını anlatmakta imkansızdır biliyorum.

Sandık başında dursan da, sandık üstüne amuda kalksan da, sandık sandık sahte oy taşısan da, ölü beyinlerinizi tarihe gömüp yeni bir vicdanla diriltmedikten sonra , sizden bir halt olmaz hanım kızım, desekte birşey anlamaları imkansızdır biliyorum.

Gayrısını size bırakıyorum.

Tüm  bu imkansızlıklar içinde imkan dahilinde olan o 1 oy hakkınızı, bu lüzumsuzları yeniden ve busefer daha ölümcül bir güçle sandığa gömmekte kullanacağınızdan emin olarak, yazıma son veriyorum.

Saygılar..

 

 

Devamını Oku

Fidan Süpermen midir?

7 Şubat Mit krizinin yıldönümü münasebetiyle

Başta paralel medya olmak üzere İsrail,

Dolasıyla Mossad

Akabinde Central Intellıgens Agency gibi,

Bizden öte, bizden ziyade yapıcıklara taziyelerimi bildiriyorum.

Zira siyasi suikastlerinin başarısızlık ve hezimetle sonuçlanmasının üstünden tam 3 yıl geçti.

Oysa herşey güzel planlanmış gibiydi.

Saatler, olanlar, olacaklar, iddialar, ifadeler...

Ah bir de Erdoğan’ın rotasını değiştirmesi gereksizliği olmayaydı iyiydi.

Mit’in yollarına 200 özel harekat polisini diz, paralel medyaya  haber ver,

Gelsin sansasyonel bir sorgulama merasimi,

Sarsılsın hükümet, boşalan koltuğa yerleştirilsin kriptolar.

Al sana anahtar teslim bir devlet.

Zaten polis teşkilatı jandarma kısmen cepte,

Tek nüfuz edilmesi gereken Mit’e de ayar verdik mi,

Kim tutar bizi ve sahte mehdi hareketimizi?

Bir tutan olurdu elbet, oldu da!

Çünkü kainatın sahte imamı varsa,

Bir de kainatın sahibi var evvelAllah.

Bilemediler işte…

Gelelim bu güne;

Hem içteki derinlere, hem de dıştaki densizlere korku salan, hedef haline gelen Hakan Fidan,

Sorgu komplosunun yıl dönümünde  Başbakan’a istifasını sundu.

Bir önceki seçimlerde Başbakanlık koltuğuna layık görülen isimlerin başında yer alan Fidan için aktif siyasetin başlama tarihi böylelikle belli oldu.

Verilen tepkiler çeşitli.

Akparti içinde bu haberle sevinenler olduğu gibi Mit’in öneminden dolayı müsteşar olarak kalmasından yana olan ciddi bir kitlede var.

Başkanlık sistemine fiilen geçtiğimizi farkeden ve bu yapıda Fidan’a aktif ve ciddi roller biçen insanlarınki de,

Mit’teki başarısı ve karizmasından sonra ‘ya yeri dolduralamazsa’ endişesi taşıyanların ki de

Hatırı sayılır analitikler, kritikler…

Tüm bu kritiklerin içinde dikkat çekici bir isim olan Bülent Arınç’ın Fidan hakkında kullandığı

'Süpermen görevi verilmiş birisinin parlementoya vekil olarak girmesini israf olarak görüyorum’ sözlerine gelecek olursak,

Denilmek isteneni anlamak için muhakkak sayın müsteşarın kabarık cv’sine bakmamız gerek.

Sizin için bir kuple paylaşmak istiyorum.

 

Fidan süpermen midir ?

''Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 15 yıl astsubay olarak görev alan, mecburi hizmet süresinin tamamlanmasından sonra askerliği bırakan Fidan, 

Universty of Maryland University College’den ‘Yönetim ve siyaset bilimi’ alanında lisans dereceleri almış. 

Mastırı ‘Dış politikada İstihbaratın yeri’ konulu teziyle tamamlayıp, 

‘Bilgi Çağında Diplomasi: Enformasyon teknolojılerının uluslararası antlasmaların doğrulanmasında rolu’  konulu teziyle de doktorasını almış. 

Viyana’da Cenevre’de Londra’da birçok akedemik çalışmalarda bulunan Fidan, Hacettepe ve Bilkent Üniversitelerinde uluslararası ilişkiler alanında dersler vermiş. 

2 yıl Avusturalya büyükelçiliğinde kıdemli siyasi ve ekonomik danışman olarak görev yaptıktan sonra TİKA başkanlığına atanmış.

2007’de dış politika ve uluslararası güvenlıkten sorumlu basbakanlık müsteşar yardımcılığı görevine gelen Fidan, 2008’de Uluslararası Atom enerjisi kurumu yönetim kurulu üyeliğinde de bulunmuş.Ayrıca birçok vakıf ve platforma başkanlık yapmış. Başbakanın özel temsilciliğini de yaptığı bilinen Fidan'ın 2009’da Mit müsteşar yardımcılığına getirildiğini, 2010 yılında ise emekli olan Emre Taner’in yerine Mit Müsteşarlığı görevine atandığını biliyoruz...'

Hakan Fidanın baş döndürücü ve dolgun kariyerinden bir özet.

Ben okudukça önümü ilikledim, Süpermen’den hallice olan bu dinamik hayatın sahibini takdir ettim,

Hakkında çıkan yıpratma kampanyalarının özel sebeplerini anlamış oldum.

Fidan bu birikimiyle birden fazla görevi üstelebilecek zeka ve yeteneğe sahip görünüyor.

Aldığı herhangi bir bakanlığın yanı sıra, Mit’ten sorumlu Başbakan yardımcılığı görevini de yürüterek Mit hakkındaki haklı endişelerimiz de giderilebilir diye düşünüyorum.

Özetle toparlarsam görünen o ki, yeni dönemde hem Türkiye hem de Ak parti yeniden şekillenmeye gebedir.

3 dönem kuralıyla boşalan koltuklara sağlam ve dinamik bürokratlar gelecektir.

Bunlar güzel gelişmelerdir.


Şimdiden hayırlı olsun

 


 

Devamını Oku

Hisli Savcı Kara

Hafta sonu sağlı sollu aralıksız gelen haberler …

Biri üzerinde kritik yapamadan, bir diğerinin etkisi altına girip, oradan da başka bir habere kulak kabartmakla geçen yoğun gündemler…

Ve onların arasında kalan ben…

Önce Erdoğan’ın Afrika çıkarmasına gururlanıp sevinirken sonra Mısır’dan gelen katliam haberiyle buruldum. Ardından sinirimi zıplatan ama aynı zamanda da ‘ biz dememiş miydik’ dedirten bir röportaj okudum..

Bahsettiğim, malum medyanın en önde silahşörlerinden olan Can Dündar’ın Celal Kara’yla yapmış olduğu röportaj.Gündeme bomba gibi düşen bu röportaj ‘karşı tarafı haklamaya çalışırken, anlamadan paklama’ olayına örnek niteliğindeydi. Ne demek istediğimi röpörtajdan bir kısmı alıntılarsam daha iyi anlayacaksınız diye umuyorum.

Can Dündar: Başbakan, “Asıl hedef bendim. Oğlum üzerinden bana ulaşacaklardı” diyor. Bu iş sonunda Bilal üzerinden Erdoğan’a uzanacak mıydı gerçekten?
Celal Kara: Bizim dosyamızda Bilal Erdoğan’la ilgili bariz bir şey yoktu. Ama Başbakan’la ilgili bir şeyler çıkardı. Zaten vardı tapelerde... Var yani, bunu inkâr mı edeyim? Var. Biz polis fezlekelerine de yazmamıştık, Meclis’e gönderdiğimiz bilgi notuna da eklemedik, ama bence işin içindeydi Erdoğan…

Soru makul de cevaba bakın hele! : “Bilal Erdoğan’la ilgili birşey yoktu, Erdoğanla vardı.. çıkardı yani. Bence Erdoğanda işin içindeydi.” Yani beyimiz sağolsun hem Bilal Erdoğan’ı temize çıkarıyor, hem de  hedefin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu ilan ediyor. Bunu da “BENCE” kelimesiyle delillendiriyor!

Bu soru - cevabın meali şudur.

-Savcı bey deliliniz ne?

- ‘Hissi kablel vuku’m.

Hisli savcımıza Dündar soruyor: Size yönelik çok suçlamalar oldu, ama sustunuz, konuşmadınız. Nedir son durumunuz?
Celal Kara: 16 Ocak itibarıyla açığa alınmış bulunmaktayım. İtiraz hakkımızı kullanabilmek için bu kararın gerekçelerini ve belgelerini istedik. Vermediler. Ancak bizden gizlenen müfettiş raporlarını, havuz medyasının gazetecileri ekranda okuyor. Ve korkutulan meslektaşlarım, açıkça suç oluşturan bu durumla ilgili hiçbir işlem yapmıyor.
Can Dündar: Neyle suçlanıyormuşsunuz?
Celal Kara: Henüz bilmiyorum. Daha önce Afyon’a da gerekçesiz tayin edilmiştim.

Peki sayın savcım adama sormazlar mı?

Halkbank ve yolsuzluk dosyalarını birleştirip “Bilal Erdoğan’la ilgili birşey yoktu” dediğiniz halde, onunla birlikte 96 kişiyi HİSSİ KABLEL VUKULARINIZLA içeri tıkmaya çalışırken, bir yandan da gizli olması gereken bilgi belge ve tapelerinizi medyaya servis eden kimdi?

Yani gerekçesiz bir tedbirden yakınması gereken en son kişi bile olamazsınız siz öyle değil mi?

Amirinizden gizlemeseydiniz,dosyaları keyfinizce birleştirmeseydiniz, ‘bence’ vardır öngörünüzle değil de elinizdeki kesin delillerle bir operasyona start verseydiniz, o zaman mazlum rolü üzerinizde 10 numara dururdu elbet! Ama şimdi bu mağdur edebiyatı size bir kaç beden bol malesef. Yani demem o ki; O tarafa oynamayalım lütfen.

Son olarak ‘bir numara Erdoğan’dı’ diye başlık atan Cumhuriyet gazetesine birkaç kelam edeyim.

Evet benim sol lobunu çalıştırmaya çalışırken sağlı sollu beynini yakan marjinal kalmış gazetece parçaçığım,

Atomu parçalamış, Amerika’yı keşfetmiş, uzaya uydu göndermiş edasıyla Erdoğan’ı haklamaya çalışırken, satır aralarında pakladığın ve akladığın için sana sonsuz şükranlarımı bildiriyorum.

''Hedefin Erdoğan olduğu, elde olan bölük pörçük delillerin mesnetsiz bir amaca yönelik şekillendirilmeye çalışıldığı'' kelamını, meridyenimsi bir paralel’in ağzından almak istesek,  bu kadar net alamazdık biliyorum.

Alan da yayınlayan da sağolsun diyorum!

‘Yolsuzluk vardı’ golü için kendi kalesine gol rekoru kıran top cambazı Can Dündar’da jubilesi bu röportaj olsun! Öneriyorum.

Eğer bir yolsuzluk vardıysa da, bunu siyasi bir dizayn uğruna hiç ettiyseniz, bu da sizin cürümünüzdür bay Kara, hatırlatmak istiyorum…

Bir numara Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Evet biz hep bunu dedik, hep de diyoruz,

Hadi gülümseyin çekiyoruz. 

 @yasemimsumer / https://twitter.com/yasemimsumer

Devamını Oku

papa'nın zokası

Charlıe Hebdo saldırısından sonra hepimiz terörü kınadık, bunu yapanların müslüman olmadığı, olamayacagı, bu işin içinde daha derin güçlerin ve planların olduğu konusunda anlaştık.

Murdock’a celallendik, ‘müslümanlar terörist değildir’ savunmasına girdik,

bazılarımız Charlıe bile oldu hatta,

yalan mı?

Buraya kadar herşey normal..

Peki sonra ne oldu?

Papa çıkıp;  ‘Eğer arkadaşım Gasparri anneme küfrederse bir yumruk yemeyi bekleyebilir. Bu çok normaldir. İnsanların inançlarıyla dalga geçemezsiniz." dedi.

Bu cümle tam da Cumhuriyet gazetesi’nin müslüman mahallesinde hebdo satması zırtapozluğunun üzerine gelince sanırım bi hoşumuza gitti.

Velhasıl  Papa’ya alkışlar kıyamet..

Peki nerde kaldı bizim ‘bunu yapanlar müslüman değil bu olaylarda başka bir şey var’ tezimize.

Bakın bir taşla iki kuş vuruyor Francis dikkat edelim.

Yani hem Hebdo saldırısı üzerinde ki şaibeleri ortadan kaldırıyor,

Hem de ‘müslümanlar yaptı’ mesajını onaylıyor onaylatıyor gizliden.

Zekice!

Ama ben bu  zokaya atlamadan önce, vicdanlı Papa cenaplarının bu yiğitliğini Gazze, Suriye, Arakan, doğu Türkistan gibi konularda da görmeyi bekliyorum. Belki o zaman yutmam kolay olabilir.

Gelelim satır arasında dokunduğum ama henüz hakkıyla kaşıyamadığım konuya.

Savcılığın emriyle aranan Cumhuriyet gazetesi, ve sorguya alınan yazarları meselesine.

Dengeler bu kadar hassas, sinir uçları gerginken topluma göndereceğiniz uyarıcı mesajlar beklenmedik tepkilere ve istenmedik olaylara yol açabilir. Nitekim geçtiğimiz 2 yılda yaşadığımız can kayıplı bir çok olayda bunu çok acı bir şekilde tecrübe ettik.

Yine dünya alevini harlamış, inançlar ve değerler üzerinden bir takım oyunlar kaynatılmaya başlamışken, Üst akıllar müslümanları kışkırtma konusunda yarışırken,

elbette Cumhuriyet Gazetesi’nin Hebdo dergisini ek olarak dağıtacagını söylemesi provokasyonun dik alası olacağı için savcı’nın 'gazetenin aranması' emrini doğru buluyorum.

Bunun yanı sıra Cumhuriyet Gazetesi’nin iki pehlivan yazarının  ‘düşünce özgürlüğü’  adına köşelerinde yaptıkları densizliğe karşı verilen tepkileri ise manasız..

Zira bunu yapanların Gezi’deki tutum ve söylemleri zaten meşreplerinin ne olduğunu bize göstermişti.

Zira kendi  gibi düşünmeyene, değil ifade özgürlüğü, yaşama özgürlüğü bile vermeyen zihniyetin amacı özgürlükler değil sadece tahrik, provakasyon ya da olsa olsa cami duvarına pisleme fantazisiydi, bu belliydi.

Tabi ki herhalukarda toplumu germenin ya da hassasiyetlere dokunmanın bir bedeli olmalıdır, bu konuda hemfikiriz. Sadece bu bedeli ödetecek olan devlet-i aliyyedir.

O kadar!

Devlet-i Aliyye demişken sözlerimi,

'Cumhurbaşkanlığı Külliyesindeki Muhafız Alayı’nda 16 Türk devletinin askerleriyle temsil edildiği'

uygulamayı ayakta alkışlıyarak bitirmek istiyorum.

Bu fikrin sahibine saygılarımı sunuyorum.

İçimizde ki ‘karışık dna’lıların da geçirdikleri cinnet haline şifalar diliyorum.

Er ya da geç uyanacaktık, uyanıyoruz da biliyorum..

Daim olsun ayık halimiz.

Zokalara dikkat.!

saygılar..

 

 

Devamını Oku