Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
  • Yaşadığı yer TR
  • Şehir İST
  • Doğum tarihi 09 June
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Yeşilçam Film Günleri Başlıyor

KÜLTÜR A.Ş.’nin düzenlediği Yeşilçam Film Günleri Topkapı Kültür Parkı'ndaki amfi tiyatroda başlamıştır.

 

Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri Yeşilçam filmlerinin ücretsiz gösterildiği etkinlik Eylül ayına kadar devam edecek.

 

Devamını Oku
Yavuz Demir

Malatya’da Festival Danışmanları Belli Oldu

 

 

Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından, 09 – 15 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 8. Malatya Uluslararası Film Festivali için çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor. Yüzü aşkın filmin yanı sıra, çok sayıda ulusal ve uluslararası konuğu Malatya’da ağırlayacak olan festivalin danışmanları da belirlendi.

8. yılında büyük yenilik ve sürprizlerle sinemaseverlerin karşısına çıkacak olan festivalin bu yılki danışmanları Mommo/Kızkardeşim, Meryem ve Arama Motoru filmlerinde imzası bulunan başarılı yönetmen Atalay Taşdiken ile sinema filmleri ve çok sayıda TV dizilerindeki rolleriyle dikkat çeken sevilen oyuncu İpek Tuzcuoğlu.

Atalay Taşdiken (Yönetmen)

Atalay Taşdiken, 1964 yılında Konya’nın Beyşehir ilçesinde doğdu. Selçuk Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu. Reklam sektöründe uzun yıllar çalışan Taşdiken, karanlık oda teknisyenliği, metin yazarlığı ve kreatif yönetmenlik yaptı. Üç yüzün üzerinde reklam filminin yönetmenliğini üstlendi. Otuza yakın kampanyada kreatif yönetmen olarak yer aldı. 2008 yılında At Yapım Film ve Prodüksiyon şirketini kurdu. İlk sinema filmi Mommo/Kızkardeşim’in (2008) senaryosunu yazdı ve yönetmenliğini yaptı. Mommo/Kızkardeşim filmiyle 16. Adana Uluslararası Film Festivali, 14. Nürnberg Türk – Alman Film Festivali, 23. Hamedan Film Festivali ve pek çok festivallerde ödüller kazandı. Mommo’nun ardından Meryem filmiyle bir kez daha yönetmen koltuğuna oturan Taşdiken, bu filminde de çeşitli festivallerden ödüller kazandı. Taşdiken, sinema filmlerinin yanı sıra televizyon dizilerinin yapımcılık ve yönetmenlikleriyle dikkat çekti. Son yıllarda Küçük Hanımefendi (2011) ve Böyle Bitmesin (2012) dizilerinin yapımcılığını üstlenen Taşdiken, 2015’te Arama Motoru isimli filmi yönetti.

İpek Tuzcuoğlu (Oyuncu)

İpek Tuzcuoğlu, 11 Kasım 1971 tarihinde İzmir’de doğdu. Üç yaşından itibaren 10 yıl boyunca İzmir’de Aynur Ressamoğlu Bale Stüdyosu’na gitti. Küçükken balerin olmak isteyen İpek Tuzcuoğlu, 16 yaşında İzmir Devlet Tiyatrosu’nda ‘Boy Friend’ adlı müzikalde dansçı kadrosuna alındı. Aynı yıl İzmir Devlet Tiyatrosunun stajyer oyuncular için açtığı sınavı kazandı ve İzmir Devlet Tiyatrosu’nda ‘Meddah’ adlı çocuk oyununda, bir yıl sözleşmeli oyuncu olarak çalıştı. Daha sonra, H.Ü Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümü sınavlarını kazandı. F.G Lorca’nın ‘Kanlı Düğün’ (Gelin), D.Durin / H.Prevost’un ‘Çamaşırhane’ (Rossine) oyunlarında görev alarak 1994-1995 yılında mezun oldu. Ankara Devlet Tiyatrosu’nun o yıl açtığı, ‘Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu’ bünyesinde ‘Sevimli Palyaçolar’ adlı oyunda bir yıl görev yaptı. TRT’nin yapmış olduğu çeşitli dramalarda rol aldı. 1995 yılında İstanbul’a geldi. Kırka yakın TV dizisi ve filminde yer alan oyuncu Asmalı Konak, Köpek, Avrupa Avrupa, Dürüye’nin Güğümleri, Diğer Yarım, Yalaza, Aşk ve Mavi gibi dizilerde çalıştı. Asmalı Konak Hayat ,Büyü, O…Çocukları, Kervan1915 ve Ankara Yazı; Veda Mektubu filmlerinde rol alan ünlü oyuncu, çeşitli kurum ve kuruluşlarca düzenlenen film festivallerinde jüri üyeliği yaptı. Tuzcuoğlu, oyunculuk ve TV programcılığına devam ediyor.

 

 

 

Devamını Oku

Zorla Oyun Olmaz

Bugüne kadar bir arada yaşamış, kader ortağı olmuş, kardeşlik akrabalık yapmış, Aynı ekmeği bölüşmüş Türkler, Kürtleri eziyor.

 

Aynı fıkraya beraber gülmüş, aynı yasta beraber ağlamış, beraber on sekiz ay askerlik yapıp gurbet tutmuş Kürtler, Türkleri eziyor.

 

 Aynı yasa ve kanunlara tabii olmuş, evlendirme dairesinde birbirlerine ömür boyu iyi günde, kötü günde sırt sırta birlikte hayat mücadelesi vereceklerine dair söz vermiş Türklerle, Kürtler birbirlerini eziyor.

 

Aynı camide kıyama durmuş, beraber kurbana girmiş, aynı ezanla orucunu açmış, Türkler ve Kürtler birbirilerini eziyor.

 

Nato, BM, ittifakına tabii olan başta ABD olmak üzere birçok ülkenin nerden aklına gelmişse;  bir anda Kürtlerin hamiliğine soyunmuş olması, kendi ürettikleri demokratlığın enteresan bir ‘’şüpheli hastalık’’oyunu başlamış yine.  

 

Militarize olmuş bir avuç Kürtün askere hakaret etmesi ve dahi silah çekmesi sonucunda karşılaştığı tepkiyi, Kürtlerin özelinde zulme uğruyor gibi göstermeleri tamamen siyasi oyunun zirvesidir. Hiçbir ülkenin bugüne kadar tanımadığı hakları Kürtlere tanımış, lütuftan öte, hak olarak saymış Türkiye, önemli derecede haksızlığa uğramakta, bütünlüğünün bozulması için kumpasa alınmaktadır.

 

Bir evladın bile babaya isyanı sonucunda şamar yemesinin olağan sayıldığı bir kültürün mensubudur bu millet.  Kendi sorunlarını kendi evi içinde çözebilecek güce de sahiptir ve muktedirdir. Türkiye’de yaşayan çoğu Müslüman Kürtler ABD, Almanya, İngiltere, İsrail’in cambazlıklarının farkındalar aslında. Böylesi gürültülü bir ortamda; nereden çıktı bunların koruma güdüsü sualini dahi soramadığımız kendimize bir an önce irfanımızla gelmeli, daha sınırımızdayken canımızı yakmaya başladıklarını görebilmeliyiz.

 

Aynı zamanda; ABD demokrasisinin yenecek bir meyve olmadığının da çoktan farkındayız. Bunu Afganistan’da da gördük, Irakta da. Bu meyveyi Kürtler kabul etmiyor ve reddediyor. Küresel oyunla ortaya attıkları fitneyi süsleyerek içimize taşıyan sözde bazı Kürtlerin, tüm Kürtleri temsil etmediklerini de biliyoruz. 

 

Onlar, saçtıkları zehirleri kendi çiftliklerinde soluyarak yaşamaya davet etmeliler.

Devamını Oku

Tayyip Erdoğan'ı Gönderin İngiltere kurtulsun

 

 

İngiltere liderlik düzeyinde AB’ye meydan okuyup; kardeşim biz sizin politikalarınızdan memnun değiliz, ya içinde olduğumuz bu gidişata bir dur deyin, ya da biz yokuz! Deseydi!

Hiçbir ülkenin tarihinde, mazlumun kanının üzerine keyfini sürebilen kimse olmadı, ancak düşmana karşı kendi kanını döken insanların toprakları verimlidir ve daimidir! Deyiverebilseydi!

Diyecektik ki; kendini hesaba çeken bir ülkenin zarara uğraması bizim de zararımızdır.

Diyecektik ki; bunlar yaptıkları hatanın farkına vardılar da yol yakınken dönme gayretindeler.

Diyecektik ki; Avrupa’nın içinde mazlumların sesi olan bir çığlık yükseldi ve artık müreffeh bir dünya bizi bekliyor...

O yüzden aman İngiliz krallığına bir halel gelmesin, biz yanmışız onlar yanmasın. Fakirken zengin olmak ferahlıktır,  lakin zenginken düşmek güçtür, der ve onlara politik tüm desteğimizi verirdik!

Diyemiyoruz, çünkü İngiltere’nin devlet politikasıyla böyle bir karar almışlığı yok.  AB’nin de sen yoluna, ben yoluma tribine girmişliği. 

Bunlar kendi halkının eliyle kendi bitiş startını verdiler. Allah’ın sopası yok.

Biz Türkiye’de şunu tecrübe ettik; halksız ve HAK'sız girişilen hiçbir işin bereketi ve ömrü olmuyor.

Bu bir kıvılcımdır, beklenen bir bitişin hiç beklenmeyen ve hesap edilmeyen biçimidir.

Dünya güçlülerin de malı olmuyor. Bumerang gibi dönüp haksızlığı bir gram önemsemeyen birine dönüp, döktüğü kanı kendisine mutlaka içiriyor.

Sonrasında ne AB kalıyor ne BM, çünkü Dünya beşten, Allah ise tüm dünyadan büyüktür. Yeter ki içimizdeki  ‘’dostlar’’ Avrupa’nın sarsılışını Tayyip Erdoğan’a bağlamasınlar. 

Bağlayacaklarsa da bundan sonraki mücadelelerini ağaç bahanesiyle değil, AB bahanesiyle versinler. Sokaklara çıkıp ortalığı talan etsinler. 

Yeter ki Tayyip gitsin de, İngiltere kurtulsun.

Devamını Oku

Erdoğan Neden Meydanlara Çıkıyor


Hepsi, paralelciler dahil tek ağız güç birliği yapmış, hükümeti ve Erdoğan'ı düşürmek için çırpınıyorlar, birde çok haklılarmış gibi üste çıkıp; Erdoğan niye meydanlarda diye yaygara yapıyorlar. 

Erdoğan sizin ona açtığınız savaşa karşı koymak için meydanlarda.

Tek derdiniz; "Erdoğan gitsinde ne olursa olsun" dediğiniz için meydanlarda.

Saray (külliye) üzerinden "kaçakçı" dediğiniz için.

Tüm politikalarınızı onun varlığı üzerine kurduğunuz için.

Her fırsatta o'na saldırdığınız için
Her gittiğiniz yerde, ilk cümlenizin başına onun adını koyduğunuz için

Dünya dengesini değiştirdi diye, bir çok ülke tarafından hedefe oturtulduğu bir zamanda, sizlerin desteğiyle Türkiye'nin kaosa sürüklediğini gördüğü için.
Bir çok kişinin gördüğünü gördüğü, sizin de görmediklerinizi gördüğü için

Kürtlere, ABD'nin itirazına rağmen Kobaniye destek vermesini kabullenemeyenlerin, mesnetsiz iftiralarına maruz kaldığı için meydanlarda. ...
Hiçbir Kürt vatandaşı kalkıp, bugüne kadar uğradığı zulümden daha çok zulme uğradığını iddia edemez/etmemeli.

Edecekse de elle tutulur, vicdanının da onay verdiği argümanları ortaya atması gerekir.

Aksi halde; Kürtleri onca yıldır vatandaştan saymayanlarla, gözün üstünde kaşın var diyip hırpalayanlarla, gizli ve açık kurnazlarla işbirliği yapanlarla; evet bunlarla aynı mühürü kullanırsa, kimse kusura bakmasın Kürtlerin hali çok daha kötü ve tehlikeli duruma düşecek. 

Kürtleri ilk kez tanıyan, temsilde vicdanı hayata geçiren, adaleti ve eşitliği insani normlar düzeyine getiren, onurla ve gururla Kürt olduğunu gerek medyada gerek meydanda çok rahat bir şekilde haykırmasına imkan sağlayan birine; hiçbir şey yapmadı, kürtlere esaret getirecek, ellerinde olanı geri alacak, yok hain, yok diktatör, yok padişah vs denirse çok büyük bir haksızlık olur. Bu durumda bilinmeli ki; vicdanımız dilimizden kopuk, aklımız başkasının diline esir düşmüş demektir.

Hadi CHP ve MHP seçmenini, hadi bunun üstüne paralelcileri de ekleyelim; bir yere kadar anlamak mümkün, Bu haksızca yapılan muhalefete Kürtlerin dahil olmasını anlamak inanın mümkün değil. 

Vefayı ayaklar altına aldığımız bu dönemi, tarih yarın karşımıza çıkaracak; "siz, size rahatlığı sağlayan, haklarınızı geri getirmek için büyük riskler alan bir hükümete/Erdoğan'a sırt çevirmiş insanlarsınız." diyip kürtleri öyle bir dışlayacaklar ki, neye uğradığımızı şaşıracağız ve o gün iş işten geçmiş olacak.

Nedense Ak Parti ve Ahmet Davutoğlu'nu, amacın başka olduğunu anladığı için yalnız bırakmayan Erdoğan hep suçlu, tek argümanla kardeş siyaseti yapan bütün partiler ve oluşumlar suçsuz.  ...
Hiç değilse, tüm yönünü ve hedefini tek noktaya yönelten savaşçı siyaset anlayışını görmezden gelmeyelim.

Gelmeyelim ki, yarın kafamızı taşa vurarak vicdan muhasebesi yapmak zorunda kalmayalım.

Devamını Oku

Gammaz Olmasa Tilki Pazarda Gezer

                            

Seçimi, yönetimde ehil olmayan ve hesabında şaibe şüphesi taşıyanlar kazanırsa memleket sadece onlara kalacak ve halk kaybedecek.  Geçmişte olduğu gibi; onlar söyleyecek halk dinleyecek.

Sıcak, samimi vaatlerle halka mesnetsiz umut verenler, onların günü geldiğinde verecekleri kararı içlerine sindiremeyecekler. Kimi ensesini kaşıyacak, kimi alnını açacak. Bu öyle olmuş, öyle de gidecek.

Gidecek çünkü bir yarışta vefa, çünkü bir yarışta sadakat, çünkü bir yarışta centilmenlik olmayınca. Ortalık kavgaya, kavgalar ise savaşa yer tutacak.

Ehil olmayan talip olmaya kalkarsa, o sadece kendi çıkarına yontmaktadır işi. Kendi çıkarına iş tutanın da elinden tutulmaz ve değmesin diye de tedbir alınır, fırsat verilmez.

Büyükler de zaman zaman bugünü şöyle dile getirmiş:

“Irmak Kenarına Çeşme Yapılmaz”

Bir yerde ihtiyacı karşılayan bir şey varsa, onun yanına yine aynı ihtiyaca yönelik ve üstelik de daha küçük bir şeyi yapmak gereksizdir; ayrıca bu, boşuna bir çabadır; geri durmak gereklidir.


“Irmaktan Geçerken At Değiştirilmez”

Yürütülmekte olan bir işin tam ortasında, işi tehlikeye düşürebilecek bir yöntem, bir araç-gereç değişikliği girişiminden kaçınılmalıdır. Yoksa işimizi büsbütün bozup büyük bir zararla karşılaşabiliriz. Bu tür girişimler için en uygun zaman kollanmalıdır.


“Gammaz Olmazsa Tilki Pazarda Gezer”

Gizli-saklı, kanunsuz yollarla çıkar sağlamayı iş edinen kimseleri, söz getirip götüren kimselerin varlığı korkutur. Dolayısıyla bunlar yakayı ele vereceklerinden çekinerek, herkesin içinde öyle uluorta dolaşamazlar.


“Şahin Sinek Avlamaz”

Yüce amaçlar peşinde koşan ve kendini ona lâyık gören kimseler küçük, önemsiz, değersiz şeylerin ardına düşüp de vakit geçirmezler.


“Tarlada İzi Olmayanın, Harmanda Yüzü Olmaz”

Emeksiz, çabasız verim düşünülemez. Tarlasını gerektiği gibi sürmeyen, işleyip çapalamayan, gübresini zamanında vermeyen, sulayıp yabancı otlardan temizlemeyen kişinin tarladan ürün beklemeye hakkı yoktur.

“Baş dille tartılır”

İnsan konuşurken sarf ettiği sözler akıl seviyesini ortaya koyar. Gerçek akıllı kimseler önce düşünür sonra konuşur, aklı kıt kimselerde önce konuşur sonra düşünürler. Böylece herkesin akıl seviyesi ortaya çıkmış olur.

“Acemi nalbant mesleği gâvur eşeğinde öğrenirmiş”

Mesleğini iyi öğrenememiş kimseler, müşterilerinin eşyalarına ve mallarına acımadan ve zalimce davranarak bu işi öğrenmeye çalışırlar. Daha nazik ve kibar olamamalarının sebebi, bu işi bilmemelerinden kaynaklanır. Bu yüzden hiçbir durumda değerli ihtiyaçlarımızı acemi insanlara bırakmamalı, onlara emanet dahi etmemeliyiz.

 

 

Devamını Oku

Saldırının Hedefi Yeni Bir İslam Karşıtlığı mı?

                             

 Haddinden fazla profesyonelce bir saldırı, haddinden fazla profesyonel askerler tarafından gerçekleşti.

Fransa’da sözde “mizah” dergisine silahlı saldırı yapılıyor ve 12 kişi öldürülüyor. (sayı artabilir de)  Bu sayı fazla da olabilirdi, az da, böyle denk gelmiş!

Ne hikmetse son dönemde ırkçılık ve basın özgürlüğü kavramları, İslamofobi etrafında tartışılır oldu.

Avrupa, üzerinde yakaladığı her bit’in nedenini kendi kirinde arayacağına, sebebini Müslümanlara mal etme konusunda oldukça mahir davranıyor.

Adamların başına yüzyılda bir böylesi bir olay gelir,  tutar ortalığı ateşe verirler, dünyayı ayağa kaldırırlar. On binlerce mazlum ve masum Müslüman’ın ölmesini de zerre kadar umursamazlar. Başlarlar Müslümanları karalamaya.

Sınırlı sayıda terörize duruma düşmüş “Müslüman” grupların dışında, İslam’ın; bir yeşilin bile ne kadar değerli olduğu konusundaki tavsiyesini Müslümanlar hep dikkate aldı. Bir insanı öldürmenin, bütün insanlığı öldürmekle eş tutulduğu gerçeğini de hep gördü.

Yalnız şunu da gördü; “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”

Zalimin mazluma yaptığı haksızlıkların üzerine kurulan bir dünya, yenidünya sisteminde kabul görmüyor artık.

Avrupa, İşlenen her cinayetten, patlayan her bombadan bir islamofobia senaryosu üretmekten artık vazgeçilmeli.

Biz antisemitizmin ne çirkince bir şey olduğunu anlatmaya çalıştıkça, karşımızda daha da güçlenen bir İslamofobiya oyununun içinde görüyoruz kendimizi.

Fransa’daki saldırı olayı buna son örnek oldu.

Nasıl ABD’nin 11 Eylü’ü İslam ülkelerine ve Müslümanlara kurulmuş bir tuzak olduysa, nasıl ‘İslami terör’ algısı oluşturulduysa, şimdide aynı oyunun sahneye konma gayreti var.

Daha failler ortada değilken bir El-Kaide ısmarlaması ortaya atıldı.

Daha saldırganlar kaçamamışken “Hz Muhammet (s.a.v) e hakaret eden karikatür dergisi” olduğu ısrarla haberleştirildi.

Duyan da Müslümanların değerlerine hakaret eden bu sözde mizah dergisi çalışanlarının yediği tek halt bu sanacak.

Oysa bunlar defalarca Hıristiyanlarla da buna benzer sorunlar yaşadı. Kimse de kalkıp bunların başına gelenlerden radikal Museviler, radikal Katolikler sorumludur demedi.

Dememeli de zaten, ortada net bir zanlı veya örgüt her neyse olmadıkça denmemeli. Ve bu saldırıyı yapanlar her kimse mahkûm edilmeli, gerek ölüme gerek mahpusa.

Ölüme bağışıklık kazanmış bir toplumu cinayetle korkutmak ahmaklıktır.

Avrupa, ortalığa saldığı terör virüsünü önce kendine bulaştırır, sonra döner sadece kendisini iyileştirmek için anti virüsünü arar.

…İnsanların birbirlerini öldürmeleri çirkincedir! İnsanlar ölmeli belki ama asla öldürmemelidir.  

Müslümanlar bunu bilir, bunu söyler.

 

 

 

Devamını Oku

Bu Tehdit Neyin Kafası

     Diyorsunuz ki; ülkenin, ekonomik kalkınma konusundaki çabasını onaylıyor ve destekliyorum! 

Hemen karşı bir hamle ile –Ülkeyi yiyip bitirdiler neyin gelişmesinden söz ediyorsun?

Diyorsunuz ki; çözüm sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi çok önemli, bu konuda çaba gösterenleri ve elini taşın altına koyanları takdir ediyorum!

Hemen arkasından; -bu oyuna gelme kendi saltanatlarının ön hazırlığını yapıyorlar!

Diyorsunuz ki; kutlu doğumlar sancılıdır, bu yüzden ateş düşmeyen ülke kalmamışken bizim hala dimdik ayakta duruşumuzun bir anlamı olmalı!

Hemen yapıştırıveriyor; - yakında kaçacak yer bulamayacaksın, Tayyip Erdoğan diktatörünü devirecek ve ona destek verenlerin hepsinden tek, tek bunun hesabını soracağız!

Bu neyin kafasıdır biliyor musunuz?

Dünyaya bir gözünü kapatarak bakan, bakarken de başı döndüğünden dolayı gerçeği kaçıran ahmağın kafasıdır.

Kendi ferasetini ipotek altına aldırmış, başkalarının söylemesiyle kendine yön verenlerin kafasıdır.

Size “koyun” derken, kendi benliğini kimin boyunduruğu altına verdiğini fark edemeyen körlerin kafasıdır.

Dahası, size siz olmadığınızı anlatmaya çabalarken, kendi gerçeğini, kimliğini ve geçmişini bir türlü görmeyen aklı kıtların kafasıdır.

Bir gün Ruslar, Almanlara saatte iki yüz doksan km hıza ulaşan bir tren yaptıklarını söyler. Almanlar buna inanmaz ve ispat etmelerini ister. Ruslar trene startı verir ve başlar tren hızla gitmeye. Varış noktasına iki yüz yetmiş km hızla ulaştığını gören Almanlar, alaycı bir tavırla Ruslara; hani iki yüz doksan km yapacaktı? Ruslar ise; e siz de Nazileri kestiniz! der.  (Bu fıkrayı aktaran Sermin Çakmak’a teşekkür ediyorum)

Bu kafa o kafa işte!


 

Devamını Oku

Yapılması Gereken Şey Şudur


Kalbimiz, nefsimiz ile aklımız arasında geçen kavgada kırılıyor.
 

 Kaderimiz, irademizle, aklımız arasında yaşanan mücadele sonunda şekilleniyor...

 ...Güç öne alınıp zayıf ihmal ediliyorsa!  'Mazlumdan dini  sorulmazken' tek ilaha iman etmiş insanlar birbirine düşürülüyorsa!  Asıl neden bir tarafa bırakılıp, detay icad etmek için çaba harcanıyorsa!  ''Ana, babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitler olarak adaletin gözetilmesi'' emrolnduğu halde,  çıkar için adalet ayaklar altına alınıyorsa!  Ekmeğini bölüşmüş insanlar arasına nifak tohumları ekenlere kurtarıcı umuduyla bakılıyorsa...!  Araya kalın bir çizgi çekmenin!  Derenin diğer tarafına geçmenin!  Safları belirginleştirmenin vakti gelmiş demektir.  Çünkü, herkes biraz taraftır.  Ortada kalmak karasızlık, kararsızlık ise yanlış akılın yolunda bertaraf olmaktır.

          Kendi ilkenle kaybet, başkalarının ilkesiyle kazanma! İnsanların, üzüntüsü üstüne kurulu olan sevinçler var; çünkü biri kazanırken diğeri hep kaybediyor.
  Kutsalı red eden insan topluluğunun içinde yaşıyoruz, birilerinden beşeri kanunları kabullenmelerini beklemek yanlış olur.
  "Meyveler bile sabırla olgunlaşırken" koca bir ülkeyi, bir sabah uyandığımızda sorunsuz görmeyi beklemek aceleciliktir. Sabırla olgunlaşmayan meyve tat vermez, sadece yok edicisine ulaşmanın tatsız azmini taşır.        Ortak farklar   Eğer biri bir olayı iki farklı şekilde anlatıyorsa, o kişi yalancıdır.

 Eğer biri o kişinin bir olayı iki farklı şekilde anlattığını fark edemiyorsa, o kişi dikkatsizdir.

 Eğer o iki kişi uzun süre sıkılmadan muhabbet edebiliyorsa ikiside yalnızdır.

 


 

Devamını Oku

Erdoğan bundan sonra ne yapacak?

                                                     

                                     

Tabi ki Başkan olacak. Milletin büyük çoğunluğu bunu ondan istediği için o da bunu istiyor. Onun istemesi ve gündeme getirmesi de bu yüzdendir. Çünkü atacağı her adımı halkın nabzına ve talebine uygun olsun istiyor. O da biliyor ki halkın istemediği bir eylemin üstüne gitmek kaybettirir, istediğine göre hareket etmek de kazandırır. Dokuz seçimi kazanması da birazda bu tutumundan dolayıdır.

Erdoğan’ı Özal’dan ayıran en önemli özellik

 Bu öyle bir farktı ki ne Özal’ın yaptıklarını ne de yapmayı düşündüğü projeleri inkâr ettirir.

Özal, Adnan Menderes’in, Erdoğan ise her ikisinin çizgisindeydi. Ve bu üç lider de siyasi birer yüreğe sahipti.

Yaptıkları icraatlarla ve değişimlerle tarihe adlarını hiçbir şartta unutulmayacak şekilde yazdırdılar. Onlar şereflerini, mallarını ve canlarını ölümsüz sandıkları bir dünyaya feda eden, uğursuz ve korkak despotların safından uzak durdular.

Bu yüzden birilerinin kinini üzerlerinde toplama pahasına, halkın sevgisine mazhar olmayı hep hak ettiler.

Ve şimdilerde yaşayan tarih olan Erdoğan, gücünü ve güvenini aldığı milletin tercihiyle,  on üç yıllık serüveninin farklı bir safhasına adımını attı.

Cumhurbaşkanı olmasının, kendi şahsından ziyade, Türkiye’nin dönüşümü ve değişimi açısından elbette çok önemliydi. Bu Türkiye için ikinci cumhuriyetin başlangıcı anlamına gelirken, Tayyip bey için halkın oyu ile seçilmiş ilk cumhurbaşkanı ve geri dönüşü neredeyse imkânsız olan yeni cumhuriyetin kurucusu sıfatını kazandırıyor.

Çünkü memleketi iç ve dış hainler çetesinden temizlemek, düşmanın sürekli üzerinde planlar yaptığı, askeri vesayetin başkalarının yumruğuyla istediği gibi dizayn edebildiği bir ülkeyi, Kürdü Türk’ü hemen her etnik kesimi ile birlikte toparlamak hatta yeniden inşa etmek kolay iş değildi. Tıpkı tarihte olduğu gibi, çünkü Türkiye sadece beyaz Türklerin çabasıyla kurtarılmış bir toprak parçası değildi.

Ama birileri sonradan araya siyah, beyaz çizgilerle ayrımlar koyup, halkı din, dil ırk, mezhep diye ayrıştırıp seçkin bir azınlık gücü kurdular kendilerine.

Her zalim kavme bir Musa mutlaka gelir          

Bu seçkin despot azınlık, on yıllarca Kürtlere ayrı, Müslümanlara ayrı eziyetler ettiler, Müslüman Kürtler ise bunlardan nasibini iki kat daha fazla aldı.

Güçlerinin yettiği her onlardan olmayanları, ya sürdüler, ya öldürdüler, kendi vatandaşlarını, sözde kendi dinine mensup milyonlarca insanı, gerek toplu katliamlarla gerek haince oyunlar ve işbirlikçilerinin elleriyle sokak ortasında infaz ettiler. Evleri yakıp yıkmaları, insanları topraklarından sürmeleri ve dahası tüm bu yaptıkları, İsrail’in Filistin’de masumlara yaptıklarından inanın çokta farklı değildi.

İşte bütün bu zalimce oynanan oyunları ve hesapları Allah bir şekilde başlarına yıktı.

Ferasetlerini bağladı akılları yerinden oynadı, doksan yıllık vesayetlerini ellerinden aldı, ezilen ve hakları gasp edilen masumları onlardan kurtarmak için bir Musa gönderdi.

 

Ak Parti ANAP’laşır mı?

Bu aşamada mümkün görünmüyor. ANAP’laşmaya uygun ne bir zemin var ne de geçmişi ve kuruluşu buna uygundur.

Bunu özellikle Tayyip Bey hiçbir şartta arzulamıyor ve Ak Parti’sinin daha güçlü bir meclis çoğunluğuyla kazanmasını ve varlığını devam etmesini hedefliyor. Çünkü amacı sadece cumhurbaşkanlığı koltuğu değil. Eğer öyle olmuş olsaydı bunu Abdullah Gül tercihini yaptığı dönem çok rahatlıkla ‘’ben’’ diyebilirdi.

O koltuğa çıkmanın ikinci bir kolay yolu daha vardı o da, ‘’cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine dair’’ referanduma götürüp büyük çoğunlukla EVET alması onun açısından meclis tarafından seçilmesinden çok daha riskliydi. Gül’ün görev süresinin bitiminden sonra mecliste aday olur her şartta oradan köşke gidebilirdi ama bunu da yapmadı.

Hiç bir şey eskisi gibi olmamalı, cumhurbaşkanı olarak dört duvar arasında yabancı devlet başkanlarını karşılayan, sadece imza yetkisi olan biri olmamalıydı.

Bunun için nasıl güçlü geldiyse, yoluna da aynı o güçle devam etmeliydi. Hükümetle uyum içinde çalışıp ‘tuzluk’ vekillerin önünü tıkamasına, onların Türkiye’nin büyümesine engel olacak hareketlerine karşı önlem almalıydı. O yüzden büyük ve güçlü bir hükümetin onun kurduğu partiden olması çok önemliydi.

Aksi halde Menderes ve Özal gibi sinmiş, sindirilmiş bir cumhurbaşkanı olarak kaybolup gidebilir ve bundan en çok yeni Türkiye zarar görürdü.

O’nun, Ak Partisini koruyup gözetmesi, Özal ile arasındaki farkı iyice belirginleştiriyor ve iyice ortaya koyuyor zaten.

Aralarındaki fark ise her ikisinin şu tarihi demecinde gizlidir; Özal partisi ANAP için: ‘’Bir çocuk doğar, büyür ve ölür. Partiler de böyledir. ANAP da ben cumhurbaşkanı olduktan sonra onu kaderine bırakmak en doğrusudur’’  demişti.
Erdoğan ise: ‘’İnsan hiç kendi evladını yabancılara teslim edip sahipsiz bırakır mı?’’ diyordu.

Bizce de bırakmamalı…

 

 

 

Devamını Oku