Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Yokoluşun Eşiğinde Dünya ve İnsanlık

 


Önceleri tertemizdi yeryüzü.. Yerden fışkıran berrak pınarlar, billur suları ile ırmaklar, yağmur bereket getirirdi.. Toprak en doğal ve besleyici haliyle sunardı bize meyve sebzeleri.. Hayvanlar özgürce otlamaktan mutlulardı. Her gıda en doğal, en nezih haliyle üretiliyor en zararsız en doğal, en faydalı nitelikte hazırlanıyordu.

Toprak temizdi, hava temiz, su temizdi... İnsan ne zaman daha fazlasına sahip olmak güdüsüyle hareket etti, kapitalist bir zihniyeti benimsedi, endüstriyel üretime geçti.. Sanayi Devrimi ile.. Kirlendi doğa, hor kullanıldı kaynaklar, tükenmeyeceği varsayılarak.. Oysa sınırlıydı hepsi.. İnsan ekosistemin içinde kendine biçilen rolün sınırlarını aştığında sistemin işleyişine de zarar veriyordu.. Ekosistemimizi en güzel biçimde dizayn eden, yaratan, yöneten Yüce Yaratıcı insana ‘haddi aşmamayı’* emrediyordu oysa içlerinden gönderdiği tertemiz Elçiler aracılığıyla..

İnsan, anayurdu olan cennet’ten kovulmasına ve yeryüzüne düşürülmesine neden olan şeytanın ve nefsinin yönlendirmesiyle kötülüğe yöneliyor, haddi aşıyor canlı cansız tüm varlıkların hukukuna tecavüz ediyordu.. Eşref-i mahlukat olan ve ahsen-i takvim üzere yaratılan insan a’lâ’yı illiyyin’e ulaşmak, nur üzerine nur olmak dururken, esfel-i safilin olmayı tercih ediyor, belhüm adall’e indirgiyordu kendini.. Nar üzerine nar olmayı seçiyordu... Bunu özgürlük olarak tanımlıyordu hem! Kendisini Yaratan Allah’a kulluğu reddetmeyi! Özgürlük sayarak..

Oysa özgürlük, ruhunu yeryüzünün ‘yer’çekiminden kurtarıp arş-ı âlâya ulaştırarak olabilirdi ancak.. Nur üzerine nur olarak... Yer çekimine kapılıp yeraltına bağımlı kalarak ancak şeytanın esiri olabilirdi, bu ise ateş diyarı olan cehennemi ebedi yurt olarak seçmek demekti...

Oysa şeytan apaçık düşmanıydı insanın ve kovulmuştu Hakk katından, kendisine uyanlarla birlikte yeraltına düşürülmüştü! İnsanın ana yurdu ise cennetti.. Dünya yaşamı, ruhunu Allah’a ulaştırması, yeniden cennet’e dönmesi için ona verilmiş bir fırsattı.. İnsan bu fırsatı da heba etti.. Yarattıklarının en üstünü, Yaratıcı’sına isyanda o kadar ileri gitti ki kendi türünün olduğu gibi bu güzel gezegende birlikte yaşadığı tüm varlıkların da sonunu getirmeye teşebbüs etti.. 

İnsanın yeryüzündeki imtihanı bir insan için çok uzun bir süreyi kapsıyorsa da Dünya’nın ömrüne göre çok çok kısa bir zaman periyodunu kapsıyordu.. Hele sonsuz bir yaşam için yaratılan insanın dünyada geçirdiği zaman sonsuzlukla karşılaştırıldığında bir göz açıp kapama süresi kadardı ancak... Fakat insan aldandı.. Bu fani dünyayı ebedi yurdu sandı.. Tevehhüm-ü ebediyet ile hırs ile dünyayı sahiplendi, kanaat etmedi, daha fazlası uğruna kendi türünü katletti.. 

Savaşlar, açlık, gözyaşları, İnsanın kendi türünden olanları ve ekosistemin ‘bir’ parçası olan dünyadaki varlıkları hiçe sayarak daha fazlasına sahip olmak hırsının tezahürü değil midir? Kötülerin atası Kabil’in soyundan türeyen insanlar kovulup alçaltılmış cinni şeytanların da verdiği ilhamlarla geliştirdikleri teknoloji ve medeniyet yeryüzünü tahrip etmiş, yaşam sona ermenin eşiğine gelmişti... Yüce Yaratıcı henüz İnsan’ın yeryüzü imtihanının sona ermesini dilemediği ve nurunu tamamlamayı murad ettiği için, yeni ve tertemiz bir başlangıç için sularla kaplamıştı yeryüzünü.. Haddi aşanlara, fıtratı bozanlara karşı Tertemiz bir elçi olarak gönderdiği Nuh’un o pâk neslinden türedi yeniden insanlık. Rahman, Rahim, Rezzak ve Muhsin olan Allah (C.C.) Yeryüzünü yeniden donattı, ilk yarattığı gibi bereketle doldurdu yeryüzünü, en güzel nimetlerini yeniden ihsan etti tüm canlılara ve en mühimi Yeryüzü Halifesi, Eşref-i Mahlukat olan İnsan’a.. Yeryüzünde Hukukun Adaletin Ahlakın İyiliğin velhasıl Fıtratın temsilcisi olması temennisiyle.. 

Bugün insan yeniden tufan öncesi dönemin eşiğinde.. Kaynaklar tükenmek üzere, var olanlar da adil paylaşılmıyor. Türler azalıyor, hayvan ve bitkilerin nesilleri tükenmek tehlikesiyle karşı karşıya.. İnsanlar küresel iklim değişikliklerinin de etkisiyle bir besin krizi yaşamakla yüzyüze gelmek üzere.. Buzullar eriyor.. Sular yükselecek, şehirler suya batacak. Dünya çölleşecek.. Adeta Mars gibi.. Hiç düşünüyor musunuz, gelecek kuşaklar nasıl bir dünyada yaşayacak?!

Oysa ne emretmişti Yüce Yaratıcısı İnsan’a?..

Bismillahirrahmanirrahim.

“Onlara, Allah'ın rızkından yiyin, için ama yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık çıkarmayın demiştik.”**

_________________

Kur'ân-ı Kerîm, Maide, 87
Kur'ân-ı Kerîm, Bakara, 60



twitter.com/yilmazada


Devamını Oku

Kalbin kılavuzluğunda 'bir' akıl ve hidayetin önemi


‘Bir’lik en büyük hakikattir. Tüm ilimler aynı hakikati anlatır bize.. Peki ya bu gerçek ortadayken bütünü parçalayarak ‘hakikati gizlemek’? Bu şeytanın işidir! ‘Bir’liğe düşmandır çünkü şeytan! Tek öteki olan şeytan! Oysa ‘bir’dir her ilim. Ve insan kainatın bir parçasıdır. 

İlk emri ‘oku’dur Yüce Yaratıcımız’ın. Alemlerin Efendisi’nin (S.A.V.) ümmi olduğu bilinmektedir. Peki o zaman Cebrail (A.S.) neden ısrar etmiştir ‘oku’ diyerek her defasında O’ndan? Kelamı mutlak doğru olan Kur’an’ın yanı sıra, bize Hakk’ı hakikati anlatan Kitab-ı Kebir-i Kâinat da aynı gerçeği haykırmaktadır. Çünkü Yüce Yaratıcı yarattıkları ile tanıtır Yüce Zâtını bize.. Yarattıkları O’nu bize gösteren birer ayine’dir. Tüm yaratılmışlar O’nun varlık ve ‘bir’liğini haykırır, İsim ve Sıfatlarını tanıtır. Bu İsim ve Sıfat’lar Kurân-ı Kerim aracılığıyla bize iletilmiştir. Allah (C.C.) Kur’an-ı Kerim’de kırk dokuz kez ‘akletmek’ten; seksen dört ayette de ‘düşünmek’ten söz eder, “akletmez misiniz”, “düşünmez misiniz” der Rabbimiz bizlere ve akledip hakikati bulmayı, öğüt almayı emreder. 

Neden şeytan’ın tek gözü kör denilir hiç düşündünüz mü? Çünkü şeytanın gözü mânâya kördür. Sayısal düşünür, mantıksal analizler yapar, stratejiler kurar; lakin bu yüksek becerisi onu Rabb’in Yüce Katı’ından kovulmaktan kurtaramamıştır. Zira Adem (A.S.)’a secde emri verilen şeytan, "Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!"* mealindeki Ayette de belirtildiği üzere O’na mânâ gözüyle bakmak, Yaratılışındaki Azim ‘Sır’rı görmeyi denemek ve Allah’ın secde emrini yerine getirmek yerine, onu salt maddesel olarak analiz etmiş, kendisini O’ndan üstün görerek yanılgıya düşmüş ve Alemlerin Rabbi’ne isyan etmiştir. İnsanın, şeytana benzer bir bakış açısıyla hareket ederek benzer bir akıbete uğramasını; Yaratılmışların en üstünü iken, tüm yaratılmışların hukukuna tecavüz eden ‘aşağıların en aşağısı’na dönüşmesini, O’nu en güzel surette yaratan Kerem Sahibi Yüce Yaratıcısı’na ihanet etmesini, sonsuz bir yaşamda azap içinde mutsuz olmasını kim ister? Şüphesiz Şeytan! “Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.”**

Allah (C.C.), Hz.Adem’i (A.S.) yarattığında tüm eşyanın isimlerini O’na öğrettiğini bildirmektedir Bize. Bugün geliştirdiğimiz bilimin temelleri işte Hz.Adem’e (A.S.) öğretilen bu kelimelerdir. İlim öğrenmek ve ilmi faaliyetlerde bulunmak Müslüman için mühim bir vazifedir. Bugün ilmi mânâda medeni dünyadan hayli geri kaldığı gözlemlenen Müslümanlar, geçmişte en parlak dönemlerini ilimde ilerlemeleri neticesinde yaşamış ve tüm insanlığa faydalı amellerde bulunmuşlardır. İlmi faaliyetlerde bulunmak mühimdir. Ancak bunu tüm insanlığın ve hatta doğanın faydasına sunmak lazımdır. İçinde yaşadığı biyosferin ‘bir’ parçası olan İnsanın o sistemin sıhhatli işleyişine zarar vermesi hatta parçası olduğu sistemin varlığını tehlikeye sokması ne büyük yanlıştır! Bugün salt maddi çıkar elde etmek amacıyla geliştirilen teknoloji ve üretim metodları insana zarar vermekle de kalmamış, tüm bir ekosistemin varlığını tehdit eder hale gelmiştir. Yaratılış gayesine aykırı hareket eden insanın yeniden fıtratına yönelmesi bir zorunluluktur. Salt maddi aklın yanıltıcı yönlendirmesi yerine kalbin kılavuzluğunda bir anlayışla kainatın mühim bir cüzü olan insanı ondan koparacak, ona zarar verecek, O’nu en büyük düşmanı şeytan gibi Yüce Yaratıcısı’na isyana sevk edecek eylemlerden alıkoyacak ve Yeryüzünde Allah’ın halifesi olan insanı bu vazifeye uygun davranmaya yönlendirecek bir Yüce Güç Sahibinin; “nefsleri kudret elinde tutan” Zat-ı Zülcelâl’in O’nu doğru yola kılavuzlamasına ihtiyacı vardır.

Öyleyse Ey Mü’minler! El-Hâdi olan Allah’a yönelelim ve O’ndan hidayet dileyelim! En büyük hidayet kaynağı olan Kur’an’a yönelelim. Allah’ın (C.C.) Yüce Kelamını okuyalım, Yarattıkları üzerinde tefekkür edelim, Allah’tan “bizi dosdoğru yola iletmesini”*** ayaklarımızı dosdoğru yol üzerinde sağlamlaştırmasını dileyelim.. Zira kalbin kılavuzluğundan yoksun, dolayısıyla mânâ gözü kör bir akıl, kişiyi doğru yola ulaştırmayacaktır. O’nun doğru yola kılavuzlaması olmasaydı, şeytanın vesvesesi ve nefsimizin yönlendirmesiyle hakikatten sapıp ebedi helakete düşerdik!

Not: Elbette bakmak ve görmek farklı olduğu gibi ‘oku’mak ile ‘an’lamak da farklıdır. Hatta anlamak da yetmez, zira okuduğu-anladığı ile amel etmeyenleri ‘kitaplar taşıyan merkeplere’**** benzetir Yüce Kitabımız Kur’an. “Allah’ım faydasız ilimden sana sığınırım diye dua eder” Allah Resulü...


______________________

* Hicr Suresi 29. Âyeti
** Yusuf Suresi, 5. Âyeti
*** Fatiha Suresi, 6. Âyeti
**** Cuma Suresi, 5. Âyeti



twitter.com/yilmazada


Devamını Oku

Gelin... Kendimizi bu hızdan kurtaralım



Teknoloji.. Hayatımızı kolaylaştıran, yaşam konforumuzu artıran, bize zaman kazandıran.. Her an kullandığımız.. Vazgeçemediğimiz.. Artık onsuz bir yaşamı düşünemediğimiz.. Her yaşa her kuşağa her zevke hitap eden Cilalı.. Şâşâlı.. Bir 'harikalar kumpanyası'.. Çok kolay ulaşabildiğimiz.. Her an her yerde erişebildiğimiz.. Şimdilik elimizin altında.. Yarın belki içimizde..

Her şeyi çok daha hızlı, çok daha kısa sürede gerçekleştirmeyi vaat eden, gün geçtikçe gelişimi daha da sürat kazanan teknoloji.. Bu kadar hız şart mıdır insana peki? Hem her yeni teknoloji ürünü ve çözümü ile daha mı fazla zaman kazanıyoruz? Yoksa hala ve hep zamansızlıktan, günlerin büyük ‘bir’ hızla geçmesinden, hayatımızın avuçlarımızın içinden kayıp gitmesinden mi şikayet ediyoruz.. En büyük ironisidir bu aslında çağın ve ona yön veren teknolojinin...

“İnsanın hızı kâinatın hızı ile birdir oysa, ‘Bir’ ağaçtan... Kendi çevresinde! Dönerek toprağa düşen bir yaprağın hızı"*... Cinlerden olan şeytan, kâinatın bir parçası insanı, kainatın o ‘bir’ hızı ve âhenginden koparmak ister... İnsan doğa ile 'bir’likteyken bir ağacın altında ayakları toprağın üzerinde, otlara çiçeklere bakarken, dağları bulutları seyrederken, geceleri yıldızlarla dolu gökyüzünü izlerken mutludur oysa... 

Şeytan insanı işte bu âhenk ve 'bir'likten koparmak ister... Sentetik zeminlere basan, sentetik hammaddeden üretilen giysileri giyen, suni gıdalarla beslenen, teknolojinin hızı içinde savrulup giden, her anını dijital olana bir bağımlılık içinde ‘sanal haz’larla geçiren bir varlık olmasını ister... Sonsuz bir hayatta akıbetinin ne olacağını düşünmeyen, Hakikati aramayı aklından bile geçirmeyen.. Sevdiklerine, hatta kendine dahi zaman ayıramayan... Anti depresanlarla saadet arayan.. Mutsuz...

Gelin.. Kendimizi bu hızdan kurtaralım.. Geçip giden yalnızca dünya zamanı değil, ömrümüzdür... En değerli ve geri dönüşümsüz tek sermayemiz... Onu da teknolojinin hızlı girdabında sürüklenerek heba etmeyelim.. Hızlı ve hırslı değil; kanaâtkâr, sakin ve huzurlu olalım. Kainatın geri kalanının ‘bir’ hızı ile.. Yalın yaşayalım, doğal beslenelim.. Sanal hazlara bağımlılığımızı terk edelim.. Nûr üstüne nûr olalım.. Nâr’dan yaratılan ve akıbeti cehennem nârı olacak olan şeytan bizi İnsanlığımızdan uzaklaştırıp dijital bir varlığa; aslı nâr olan kendi türüne dönüştürmeden, nâr üzerine nâr olmadan önce...

____________

(*) Hayati Sır


twitter.com/yilmazada


Devamını Oku

'Bir'liktir en büyük hakikat!

 
Medeniyetin ulaştığı noktada.. Teknoloji.. İnsan fıtratını bozmanın! Onu yaratılış gayesinden uzaklaştırmanın! ‘Bir’likten ayrı düşürmenin! En büyük aracı olmuştur...    

Şeytan! Teknolojiyi kullanarak insan üzerinden bir mevcudiyet kazanmanın peşindedir! 3. Tür! Cinlerle iç içe geçmiş insanlar.. Birlik yerine şirki seçenler! 

Nari’s-Semum.. Hücrelerin içine nüfuz eden elektromanyetik radyasyon! Seçkin’lerin atası şeytanın yaratıldığı ateş! Hücrelerinizi parçalar! Sizi kainatın ahenginden koparır! ‘Bir’ zikrinden ayırır! ‘Bir’liği bozar! Şirke düşersiniz! Sekar’a fırlatılırsınız! Nur üzerine nur olmak dururken nar üzerine nar olmak! Ah! Bilseniz hakikati!   

İnsan pek kolay aldanır! Oysa hilesi pek zayıftır şeytanın! Ölümsüzlük vaadi apaçık bir aldatmacadır.. Sonsuz mutlu bir hayat ancak Nur üzerine 'bir' nur olmakla mümkündür. Ey İnsanlar! Araya ‘öteki’yi almayın. ‘Bir’liği muhafaza edin! Cennet’te olduğu gibi... Atamız Adem ve Havva’yı da aldatmıştı şeytan.. Ölümsüzlük vaadiyle!   

Kulluk! ‘Ben’liğini yok etmektir Rabbinin varlığında! Sonsuzluk ancak bu şekilde mümkündür. Şeytanın sahte gerçekliğine kananları ebedi helaket beklemektedir. Cehennem! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem! Ebedi azap ve yalnızlık diyarı! Bilseniz oysa asıl yurdunuzun cennet olduğunu ve hatırlasanız neden dünyaya indirildiğimizi! Şeytanın yaldızlı vaadlerine kanmazsınız...   

Rabbinizin bunca nimetlerine rağmen! O’na isyan eden şeytanın durumuna düşmek! ‘Ben’liğini ilah edinmek! Şirk en büyük günahtır! Ey müminler! Akıl yanıltır Sizi.. Kalbinizi koruyun! Hidayet! Kalbinizin kılavuzluğuyla bulabilirsiniz ancak hakikati...   

Fatiha! Kur’anın fihristesidir.. Çekirdeğidir.. Tefsiridir! Ey Mü'minler.. Günde kırk kez okuduğunuz Fatiha’nın mânâsına yönelin!


twitter.com/yilmazada

 

Devamını Oku

Türkiye Kime Karşı Savaşıyor?


Yüz yıldan beri bu Milletin imanını yok etmek için uğraştılar, amaçlarına uygun düşecek ve kendileri açısından tehdit oluşturmayacak seküler yeni bir toplum yaratmaya çalıştılar. Başaramadılar, başaramayacaklarını gördüklerinde ise yeni bir planı devreye soktular; biliyorlardı ki tertemiz, vicdanlı bu Milleti ancak 'Allah' ile aldatabilirlerdi. Kırk yıldır bu planın altyapısını hazırlıyorlardı... Zira, Mesiyanik Proje aksamamalıydı, İlk İnsan Hz.Adem'den bu yana devam eden savaşın nihayete ereceği kıyametten önceki bu son dönemeçte hedef büyüktü... Kudüs'te Zeytin Dağı'nda Mescid-i Aksa yıkılacak, yerine Süleyman Tapınağı inşâ edilecekti. Dünya Kralı Mesih Deccal (Şeytan) orada görünecek, arz-ı mevud gerçekleşecek, dinler birleştirilecekti... Türlü metodlarla beyinlerini yıkadıkları Müslüman mensuplarını ise kim bilir ne ile kandırmışlardı? 'Dünya'da barışın sembolü olacak Üç Dinin Mensuplarının bir arada ibadet edebileceği bir Mabet' mi? Bir 'Okul-Üniversite' mi? kim bilir... Belki de bilmiyorlardı tabandaki Allah yolunda 'hizmet' ettiklerini düşünenler bu yalanların iç yüzünü... 'Yeni bir dünya' kuracağız diyorlardı ama 'Yeni Dünya'nın, 'Yeni Kudüs'ün gerçek anlamı neydi?.. Bacon'ın Yeni Atlantis'ini okumamışlardı... Ve anlamadılar Atlantis’i, 'Atlantis'in yetim çocukları'nı... 'Dul kadının oğulları' ile bağlantısını kuramadılar.   

Mesiyanik projenin kurgulayıcıları her şeyi belirli bir takvime bağlı olarak yapıyorlardı. Zaman daralmaktaydı Tapınağın inşâsı ve Mesih (Deccal)'ın bir an önce gelmesi için... Önce gezi ile denediler. Lakin 'diktatör'e karşı 'halk ayaklanması' başarıya ulaşamadı. Emniyet ve Yargıda kuvvetli örgütlenmişlerdi, 17-25 Aralık sürecinde iftiraya dayalı bir yıpratma kampanyası düzenlendi. Hedef, amaçları önündeki en büyük engel olan Erdoğan'dı... Bu hamleleri de başarıya ulaşamadı. Son çare olarak Darbe yolunu denediler. Yıllardır Millet'i hiçe saymış, ona makarnacı, koyun diyenler onu tanıyamamışlardı. Sokağa dökülenler aslan kesildiler bir anda... Vatanı, Devleti, Milleti, Dini, Namusu müdafaa yolunda gözlerini kırpmadan kendilerini tankların silahların önüne attılar, en yüksek mertebeye; şehadete ulaştılar. Tüm bu hain girişimleri sonuçsuz kalmıştı lakin 'toparlanamazlar' diyorlardı 'yıkım büyük', 'Onlar toparlanana kadar Arz-ı mev'udun altyapısını tamamlarız'. Öyle olmadı... Milletin öz sinesinden doğan Kahraman Ordumuz beklenmeyecek bir çeviklik ile toparlandı ve darbe girişiminin hemen ardından daha Şehitlerimizin kırkı geçmemişken müdahale etti şeytanın askerlerine...     

Yeni Dünya Düzeni'nin öngördüğü yeni toplumsal düzenin uygulandığı bir pilot bölgeydi aslında 'Rojava'... Bookchin, Devlet otoritelerinin olmadığı 'tahakkümsüz bir dünya', 'komünal bir yaşam' öngörüyordu ve ondan esinlenen Öcalan tarafından yapılmıştı ideolojik dizaynı. İslam Dünyası ile aramıza girecek bu kukla devlet ile hem Arz-ı Mev’udun Kuzey ayağı güvenlik altına alınmış olacak, hem de zamanı geldiğinde Türkiye’nin Kutsal toprakları ve Ortadoğu'da İslam topraklarını muhafaza ve müdafaa etmesi engellenecekti. Pkk'nin kurmayı hayal ettiği ateist Kürt devletinin Suriye ile olan 877 km.'lik sınırlarımız boyunca üslendiğini düşünelim... İşte bugün bu blokajı kırmak için girdik Suriye'ye: Bizi Anadolu'ya hapsetme ve orada iç sorunlarla uğraştırma ve hatta boğma...

Dünyanın en geniş hinterlandı Türkiye'nindir. Balkanlar'dan Okyanusya'ya kadar Türkiye'nin nüfuz sahasıdır. Bizim bu alanlarda etkisiz olmamız ve buralarda soydaş ve dindaşlarımıza ve hatta dünya mazlumlarına karşı gerçekleşen zulümlere kayıtsız kalmamız mümkün olamazdı. Esas mühim olanı hakikat şuydu; Türkiye şeytan’ilerin küresel egemenliklerine karşı savaşıyordu aslında tüm insanlık ve insanlığın geleceği adına... Ye’cüc Me’cüc’e karşı bir Sedd-i Zülkarneyn (A.S.) gibi...     
 

Allah (C.C.) Mâide Suresi’nin 54. ayeti’ne muhatap olan bu Milleti inşâAllah zafere ulaştıracaktır;  
 

Bismillahirrahmanirrahim.   

“... Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. ...”     

Kudüs'ü savunma hatta Fetih meselesine gelince o gün de gelecek inşallah. Bugün İsrail'le, Rusya ile anlaşmamız ilkelerimizden hedeflerimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelmez; içerisinin darbe sonrası bir restorasyona ihtiyacı var, ayrıca zaman kazanmamız gerek; bu süreçte bağımsızlığımızı pekiştirecek, Efendimiz (A.S.)’ın ‘Melhâme-i Kübrâ’ buyurduğu büyük savaş için hazırlık yapacağız Hz.Mehdi (A.S.) önderliğinde İslam Ordularının kazanacağı zafere...     

Sabredin, dua edin... Hudeybiye'yi hatırlayın... Ve getirdiği Fetih'i... 

twitter.com/yilmazada


Devamını Oku

Zafer Milletimizindir!


Yüz yıldır türlü yöntem ve araçlarla geldiler; üzerimizde nice projeler uyguladılar ama gördüler ki; Bu Millet esir edilemeyeceği gibi Millî bilinci de yok edilemez!
  

Atalarımız Bozkurt'u Milletimiz'e neden sembol seçmiştir dersiniz? Esir edilemeyen tek hayvandır Bozkurt! Yakalandığında; özgürlüğü için ölümü pahasına mücadele eder, başaramazsa kendini parçalar, ama asla boyun eğmez.  


Bugün yıldönümünü idrak ettiğimiz Malazgirt zaferi ile Anadolu’yu yurt tutmaya başlayan Türk Milleti, Büyük Taarruz ile de esareti ölüm pahasına reddetmiş, 'düşmanın yok ettik' dediği anda varlığını en gür biçimde bütün cihana haykırmıştır!  

Anadolu'yu Türk'lere Yurt kılan Allah (C.C.) Milletimize İslâm'ı muhafaza etme, Mekke-Medine-Kudüs'ü koruma vazifesini vermiştir. Suriye'nin kuzeyinde Ateist Kürt kuşağı oluşturmada amaç; Türkiye'nin Ortadoğu Arap-İslam ülkeleri ile bağını koparmak, Kutsal Toprakları korumasız bırakmaktır. Rusya eliyle oluşturulan Ermenistan bugün nasıl Orta Asya'daki Müslüman Türk Kardeşlerimiz ile aramızda adeta bir bariyer misâli engel oluşturuyorsa, Tapınakçı Küresel güçler eliyle oluşturulması amaçlanan Ateist Kürt koridoru da Türkiye ile Ortadoğu arasında bir bariyer teşkil edecektir.  

Türkiye, Kıbrıs Harekâtı ile Güneyden kendisini kuşatmayı ve Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da etkisiz kılmayı amaçlayan hamleyi neticesiz kıldığı gibi, bugün de 'Fırat Kalkanı' Operasyonu ile de Büyük İsrail projesini; Kudüs'ün ele geçirilip Mescid-i Aksa'nın yıkılarak yerine Şeytan Tapınağının inşâ edilmesini engelliyor!  

DAEŞ, Arz-ı Mev'ud'un gerçekleştirilmesi amacıyla oluşturulan ve kullanılan bir piyondur; ABD Ordusu ve CIA'nın kontrol ve koordinasyonunda; özel kuvvetlerden, profesyonel paralı askerlerden ve aldatılmış-cahil gönüllülerden oluşmaktadır.  

DAEŞ ve YPG'nin sahada Türk Ordu'su karşısında bir netice elde etmesi mümkün değildir. Türkiye karşısında Suriye'de sahada sonuç elde edemeyeceğini bilen maşalar, müdahalenin genişlemesini içerde terör ile engellemeye çalışmaktadır.  

Darbe girişimini Devlet-Millet el ele destansı bir mücadele ile atlatan, içerdeki hainlerden kurtulan ve Millî birliğini pekiştiren Türkiye, Fırat Kalkanı Operasyonu ile de Arz-ı Mev'ud hedefine fiilen engel olmuştur. Tapınakçılar için artık tek yol, Suriye'de amaçlarına uygun, görünürde bir çözüm ardından Arz-ı Mev'udun savaş eliyle gerçekleştirilmesidir. Peygamberimiz (S.A.V.)'in 'Melhâme-i Kübra' diye adlandırdığı bu savaş; Mehdi (A.S) önderliğinde Müslümanların büyük zaferiyle sonuçlanacaktır.  

Bize düşen Allah (C.C.)'ın ipine sımsıkı tutunmak ve ilahi buyruğuna râm olmaktır.   

Euzü billahi mine'ş-şeytani'r-racîm. Bismillahi'r-rahmani'r-rahim.   

“Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.” Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân, 160  



twitter.com/yilmazada


Devamını Oku

Büyük Savaşın Eşiğindeyiz!


Rusya, İran, Esed rejimi koalisyonu ile savaş sürerken, IŞİD'e karşı(!) ABD ve PYD'nin işbirliği içinde kurguladığı ve icra ettiği girişimde Bayırbucak-Türkmendağı, Halep'in kuzeyi ve Hatay kilit konumda. ABD'nin desteğiyle PYD Kuzeyde bir Kürt kuşağı oluşturma ve Hatay'ın Güneyinden Akdeniz'e koridor açma peşinde olduğu; bu gerçekleşmezse koridorun Hatay üzerinden oluşturulmasının da gündemde olduğu iddia ediliyor! 

Dışa karşı olası bir savaşa Türkiye madden ve manen hazır inşaAllah fakat içerde fitnenin bertaraf edilmesi de çok önemli; terörle mücadelede büyük aşama kat edildi ancak biz iç çatışmalarla meşgul olurken aleyhimize uygulanan plan en kritik sınıra dayandı! 

Hatay ve çevresinin dinsel ve stratejik açıdan büyük öneme sahip olduğu mukakkak;  

Yahudilerin, Tevrat'da Tanrı Yehova'nın İsrailoğulları'na vaat ettiğine inandıkları Arz-ı Mev'udun kuzeybatı sınır çizgisi Harput'tan 'Tarsus'a kadar uzanmaktadır. 

Tapınakçıların asırlardır aradığı, Tapınak için vazgeçilmez gördükleri Ahit Sandığı'nın Tarsus veya Antakya'da olduğu rivayet edilmektedir. 

Hristiyanlığı doğduğu topraklardan Batı'ya; Anadolu'ya, Roma'ya yayan Aziz Pol (St.Paul) de kendini 'Tarsus'lu Yahudi bir ailenin çocuğu olarak tanımlamıştır. 

Dünya'nın ilk kilisesi (St.Pierre) Antakya'dadır. Hz.İsa'ya(!) inananlara Hristiyan ismi verilmesi de ilk bu kilisede gerçekleşmiştir. 

Düşmanlarımızın Türkiye'yi bloke ederek güdümlerinde alternatif bir enerji güzergahı oluşturmak istedikleri tartışılmaz. Ancak bugün bölgeyi şekillendirmede ana motivasyon kaynağının Mesiyanik Proje** olduğu bir hakikattir. Bugün dünya politikasına yön veren küresel güçler, kısa vadeli çıkarlarını sağlama almaktan öte, Yeryüzü Kralı Mesih eliyle gerçekleşeceğine inandıkları bölgesel ve küresel egemenlik için bölgeyi kaos ve yıkıma sürüklemişlerdir. 

Müslüman Türk'lerin yüzyıllardır ifa ettikleri Kutsal Toprakları koruma misyonu doğrultusunda ilahi bir sevkle yerleştikleri ve savundukları Hatay ve Bayırbucak Türkmendağı, Haremeyn (Mekke-Medine) ve Kudüs'ün güvenliği için stratejik önemdedir. Bölgeyi kahramanca savunan Mücahidlerin "Türkmendağı Çanakkale'dir" sözü; Türkiye'nin güvenliği ve Kutsal toprakların korunması açısından bölgenin önemine vurgu yapmaktadır. 

Türkiye'yi Güneyden çevreleme projesi başarıya ulaşırsa Arz-ı Mev'ud'un gerçekleşmesine giden yolun-sürecin güvenliği büyük ölçüde sağlanmış olacaktır. Bölgeden el çektirilen ve iç sorunlarla boğuşturulan Türkiye Anadolu'da izole edilirken Kudüs'de Mescid-i Aksa'nın yıkılarak yerine Tapınağın inşa edilmesi bugün açıkça beyan edilmese de Küresel Siyonizmin amacı ve onun bölgede tecessüm etmiş hali olan İsrail'in resmi devlet politikasıdır. Üzülerek belirtmeliyim ki tehlike Kudüs'le de sınırlı kalmayacak; maazallah Mekke ve Medine de tehlikeye girecektir. 

Hedef Türkiye'yi Anadolu'ya hapsetmek, Hilafet Merkezinin İslam Dünyası ile bağını koparmak ve başsız-hamisiz-korumasız kalan İslamı yok etmektir.  

Geçmişte Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz'de kendisini boğma girişimini çok büyük bedeller ödemek pahasına önleyen Türkiye'nin bugün Azez-Cerablus hattında düğümlenen süreçte bir oldubittiyi gerekirse savaşı göze alarak önleyeceği şüphesizdir. 

Efendimiz (A.S.)'ın "Melhame-i Kübra" olarak isimlendirdiği; Mehdi komutasında Müslümanların zafer kazanacağı büyük savaşın yakın olduğu kanaatindeyiz. 

Velhasıl, tarihin son dönemecinde, büyük savaşın eşiğinde çok kritik bir dönemdeyiz; peki bu ahvâl ve şerait içinde ne yapmalıyız? 
“Bilin ki! Ülkemiz.. Savaş içindedir! İçerden dışardan kuşatılmıştır.. Kuşanın! Dua silahlarınızı! Uyanış başlamıştır.. Göklere bakın! Dua!”*  

 
___________________ 

(*) Ahmet Hamdi, twitter.com/ahmetham  

(**) Hayati Sır, http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=345252 

 
 

twitter.com/yilmazada



Devamını Oku

Millet, Egemenliğine sahip çıkmalı

Demokrasinin işletilmesi, Millet egemenliğinin tecelli edebilmesi için serbest seçimlerin yapılması; seçmenin iradesini hür olarak ortaya koyabilmesi için seçim sürecinde ve seçim sath-ı mahallinde güvenliğin sağlanması evrensel düzeyde tartışılmaz bir zorunluluktur. Devlet'in bu amaçla Anayasal çerçevede her tür tedbiri alma yetkisini kullanması ise gayet tabiidir ve meşrudur.

Yüksek Seçim Kurulu'nun ilçe seçim kurullarının sandıkların taşınması ve birleştirilmesi ile ilgili taleplerini oy çokluğu ile iptal eden son kararı bu bağlamda nazar-ı dikkatinizi celbetmiş olmalıdır. Anayasal bir kurum olan YSK'nın aldığı karar muhakkak bağlayıcıdır ancak bu kararı eleştirmek de demokratik bir hürriyettir.

Kararın Millet iradesinin özgürce tecellisi önünde engel oluşturacağı, çatışma ortamında seçmenin ve seçimlerin güvenliğini tehlikeye atacağı, bu kararın ancak devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne kast etmiş dış düşmanları ve onların güdümündeki terör örgütü ve yandaşlarını sevindireceği kestirilememiş olabilir mi?!

Siyasi tarihimize bakıldığında ekipler ve politik eğilimler değişiyor görünebilir ancak 31 Mart darbesi ile birlikte Devletin merkezine yerleşen, ve ne yazık ki hala etkinliğini sürdüren bürokratik elitist bakış açısı asla küçümsenmemeli!

Son 13 yıllık dönemde demokrasimizin yerleşmesi ve güçlenmesi anlamında büyük mesafeler kat edildiği muhakkaktır ancak yaşanan bu gelişmeler de gösteriyor ki; Millet, Egemenliğine sahip çıkma konusunda rehavete kapılmamalı, gevşeklik göstermemelidir.


twitter.com/yilmazada

Devamını Oku

Zaman birlik zamanıdır!

 
Bugün iç ve dış mihraklar topyekün ve işbirliği içinde Millet Egemenliğine ve Onun iradesinin tecellisi olan Yönetime karşı bir mücadele içerisindeler. "Postmodern bir darbe yapmaya yönelik" icraatleri alenen ortada olduğu halde Milletin oylarıyla seçtiği Cumhurbaşkanının Anayasal yetkilerini kullandığı, Devletin Organlarının terör başta olmak üzere Devletin ve Milletin varlığına ve bekasına yönelen girişimlerle mücadele ettiği bu süreci "sivil darbe" olarak niteliyorlar.   

Yalanı hakikat gibi göstermeye çalışan bu cephenin aktörleri çabaları ile seçmenin kararını etkileyeceklerini düşünüyorlar. Temennimiz seçimin sonucunu ve dolayısıyla Ülkenin kaderini olumsuz etkileme amacı güden manipülasyonlar başta olmak üzere tüm bu menfi girişimlerin neticesiz kalmasıdır. Burada anahtar rol Seçmene düşmektedir; elbette bu Necib Milletin evlatlarına güvenimiz tamdır ancak yine de son seçimden sonra yaşananlardan azami derecede ders çıkarılmış olması Ülkemizin kötü akıbete uğramaması açısından çok mühimdir. Beklentimiz aynı hatalara tekrar düşülmemesidir. Alemlerin Efendisi (S.A.V.) "Mü'min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz." buyurmaktadır. 

Milli meselelerde dahi birlikte hareket etmek yerine hala parti çıkarlarını üstte tutacak bir anlayışta ısrar etmek en hafif ifadeyle "gaflet" değil de nedir?! 
 

Zaman, bölünme-ayrışma zamanı değil birlik zamanıdır! Seçimin tekrarı fırsatını tefrika içinde zayıf düşmüş hak ehlinin çok iyi değerlendirmesi lazımdır.  

Fahr-i Kâinât Efendimiz biz Ümmetine hitaben: “Şeytan insanın kurdudur. Tıpkı sürüden ayrılan koyunu kapan kurt gibi. Sakın gruplara bölünmeyin. Cemaatten, toplumdan ve mescidlerden ayrılmayın.” buyurmuştur. 

Bakınız ne güzel ifade etmiş Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu birlik hakikatini;  

"Öz Gardaşlar olmaz dargın,   

 Dargın olsa, düşer yorgun". 

Satırlarımıza Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli'nin sözleriyle son verelim; 

"Bir olalım, diri olalım, iri olalım!". 

 


twitter.com/yilmazada

Devamını Oku

Mekân ve İnsan

İnsan vücudunun dörtte üçünün sudan oluştuğu söylenir. Su, içine konulduğu kabın şeklini alır. Peki vücudunun dörtte üçünün sudan oluştuğu söylenen İnsan? Elbette İnsan da içinde bulunduğu, yaşadığı mekandan hem fiziksel, hem de ruhsal açıdan etkilenir.

İnsanın, yaşamının büyük kısmını konutu ve yakın çevresinde geçirdiği gerçeğini göz önüne alırsak yaşanılan mekan ve nitelikleri daha da önem kazanmaktadır. Bu itibarla dar anlamda yaşadığı mekanların tasarımında olduğu kadar, geniş anlamda kentlerin de yapısal ve işlevsel açıdan planlanmasında insanı merkez alan bir yaklaşımın tercih edilmesi toplumun ruhsal sağlığı ve toplumu oluşturan bireylerin sağlıklı gelişimi açısından yararlı olacaktır.

Mimari, kuşaktan kuşağa aktarılan önemli bir kültür ve kimlik ögesidir. Bugün inşa ettiğimiz konutların, kurduğumuz kentlerin yapısal ve mimari özellikleri doğrultusunda geleceğimizi şekillendiriyoruz desek abartmış olmayız.

Günümüzde büyük kentlerde geçmişi kökten silecek şekilde hırsla inşa ettiğimiz konutlar hangi mimari anlayışın tezahürüdür? Ne yazık ki bu yapıların bir çoğunda Türk Mimarisinin izlerini görebilmek mümkün değildir. Kibrit kutuları gibi üst üste, sıkışık, küçücük balkonlarından ancak karşı binayı görebileceğiniz apartman dairelerinde vücutlarımız ve ruhlarımız hapsolmuş gibidir. Çocuklarımız sokaklarda özgürce oynayamadan adeta bir hapis hayatıyla ne kadar sağlıklı yetişiyorlar Sizce? Hem penceresi, balkonu ancak karşı daireyi görebilecek kadar önü açık binalarda ne kadar geniş ufuk, düşünce ve vizyon sahibi bireyler yetiştirebiliriz?

Bugün stresin etmen olduğu psikosomatik rahatsızlıklar toplum sağlığımızı tehdit eder boyutlara varmıştır. Geçmişe oranla giderek artan gelir düzeyine ve maddi refaha rağmen insanımız kendini eskisi kadar mutlu hissetmediğini belirtmektedir. Belki bir, belki bir kaç kuşak öncesi köyde yaşayan günümüz bireylerinin, kentin sağlıksız karmaşık ve kirli yaşamından uzakta yeniden doğayla iç içe müstakil ve bahçeli bir evde yaşamak istemesi kaderin ne garip bir cilvesidir.

Apartman dairelerinde fiziksel açıdan geçmişe oranla daha yakın mesafelerde olsak da aslında birbirimizden ne kadar da uzağız, ne yazık ki kalabalıklar içinde yalnızlaşmış mutsuz bireylerden oluşan bir toplum haline geldik ve adeta serada yetişen bitkiler gibi gerçek dünyadan uzak ve sosyal ilişkilerden yalıtılmış sanal dünyalarda yaşayan, yaşadığı topluma ve değerlerine yabancılaşmış sosyal anksiyete bozukluklarının esiri olmaya namzet sorunlu bir nesil yetiştiriyoruz.

Yaşadığımız mekanları, çevreyi, kentimizi daha yaşanılır kılmak ve iyileştirmek; önce aile bireylerimizden başlayarak komşularımız ve aynı kentin havasını soluduğumuz tüm hemşehrilerimizle olumlu bir toplumsal iklimi oluşturacak iyi ilişkiler kurmak elimizde.

Çözümü güç ama imkansız olmayan bu sorunları dile getirmek ve sorunlar konusunda farkındalık yaratmak da çözüm için önemli aşamalardır. İmkanlarım elverdiği ölçüde yaşamımızı etkileyen önemli meselelere dair konuları paylaşmaya devam edeceğim yeni yazılarımda buluşmak dileğiyle, esen kalınız.

 

twitter.com/yilmazada

 

 

Devamını Oku