Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Bir Ahkam Kesen Başörtülü ! Hazır mısınız?

 

Ben bu Müslüman erkeklerin kadınlar, Müslüman kadınların Müslüman erkekler üzerinden prim yapmaya çalışır gibi polemiklere girmesini artık gerçekten anlayamıyorum. Şimdi bu yazıyı okuyanlar benim de aynı şeyi yaptığımı düşünecek belki ama artık canıma tak etmiş şeyler var.

Ben mütedeyyin mi dersiniz, orta direk mi dersiniz ,ne dersiniz bilmiyorum ama öyle ortalama bir Türk ailesinin yetiştirdiği, bu ülkenin her türlü kahrını, vebalini kendi cürmünce çekmiş, bir de üstüne anne olmuş bir anneyim , daha ne olsun ?

 Elbette eğitim temelde ailede başlar. Ama etrafıyla şekillenir. Benim sanırım en belirgin özelliğim imam hatipli olarak hayata maddi eksi 10 , manevi artı 100 olarak başlamış olmam sayılabilir.

Ben çıkıp şu anda biz Müslüman hanımları sözde temsil eden köşe sahipleri gibi ne emsile,bina, maksud, ne medrese, ne fıkıh, ne tefsir, ne kıyam, ne akaid, ne de negatif ilimlerin, üzerine şu kadar çalıştım iddiasında bulunmaktan tenezzih olmak isterim.

Yahu sanki fakih olmuş her biri canı istedikçe, ya da meydanı boş buldukça çıkıp çıkıp kadının yeri neresidir? Kadın yok piyasaya düşmüş , yok olamaz itaat esastır gibi ahkam kesip duruyor. Birisi çıkıyor kendi üzerine kumayı düğün dernek getirmeden diğer hanımlara adeta  ikinci eş telkini veriyor.

 Kadınlar yani her zaman ki gibi en büyük kazığı yine kendi hem cinsinde yiyerek bir başka kadın tarafından , kendi aleyhine denilen, yazılan çizilenleri sür manşetlerden okuyor. Yetmez gibi sabah kahvesini yudumlarken zapladığı kanallarda yüzlerini görüyor. Bu nasıl bir görüntü ve bilgi kirliliğidir. Bu nasıl herkesin hesabını kendi vereceği hesap gününde başka kulların haklarına girmektir. Siz sanıyor musunuz Müslüman hanımlar arasında bütün bu pozitif-negatif ilimlere vakıf hanımlar yok ? Elbette bir dolu var . Onlar çıkıp konuşmuyorsa edeplerindendir.

Tevazu dinini bu gün Müslümanlar öyle bir hale getirdi ki eskiden ses haram diyen zihniyettekiler şimdi yandaş medyada boy gösterir durumdalar.

Öyle bir temsil halindeyiz ki bizim dediğimiz kanallarda kadının en ala teşhirleri en ala şekilde sömürülerek zaten yapılıyor. Ne yani kadınlar bu kadar kullanılırken sadece güç sahibi Müslüman erkekler evdekilere yada nikahındakilere mi ahkam kesmeyi bırakıp dışarıdakilere mi dil uzatıp talkım vermeye kalkıyorlar? Hayır birde bunların besleyip adam ettiği köşe verip yok aile danışmanı , yok hayat koçu diye meydana salıverdiği seksi ayakkabılarla , son derece şık giyimleriyle televizyonlarda boy gösteren başörtülü hanımlar var birde.

Beyler ve  hanımlar artık bu tür şeylerle talkım vermeyi bir kenara bıraksanız diyorum lakin eskisi gibi değil artık farkına varınız lütfen artık, herkes her bilgiye kolayca erişebiliyor.

 

 Bu konuda artık ben yazacağım neyim eksik. Hepsi var zaten saçları başına bela olmuş başörtüsü yüzünden itilip kakılmış yetmezmiş gibi her muhafazakar iktidarla önce arka bahçenin mahsulü,sonrada başörtülüyüz diye Ak Partili dayatması yemiş birisi değil miyim? Öyle ise bende köşedeyim bende ahkam keserim. Ve ben değil miyim ki en çok güvendiğim iktidarda bile güvendiğim dağlara kar yağmış kişi o zaman ne duruyorum, bakın ben de ahkam kesiyorum.

Bu arada:

Bakmayın siz izlediğimiz dizinin reklam sonrası 10 dakika geri alınıp son sahnenin değişmeyeceğini bildiğimiz halde bekleyip izlememize. Bunlar kadınca kararınca hareketler..

Devamını Oku

ARTIK GİŞE YAPMAYAN KOCAMIŞ KURT !

 

 

Ne günlere kaldık biz bir zamanlar pardösü ile dolaşan tiplerdik. Öyle değiştik ki bazılarımız çıkıp başörtüsü teferruattır diyecek az kaldı biz nelerin ne için mücadelesini vermişiz diyorum. Başörtüsü eylemleri yapardık biz bir zamanlar öyle ki el ele eylemlerinde Ahmet Hakan bile vardı. Şimdi o öteki mahalleye de yaranamadan bu mahalleden de kopamadan hayatını devam ettiriyor. Bodrum gecelerinin aranan adamı koleksiyonları ile anılır durumda cool takılıyor. O zamanlar sevmezdim ama şimdi seviyorum kimseyi umursamaz tavrını onu kıskanan diğer bizim mahallenin yazarlarını çatlamasını. Kimse onun gibi minnetsiz değil adam yazıyor okunuyor adam twitliyor olay oluyor. 

Asıl ben Yaşar Nuri den bahsedeyim sahi kimdi o adam ? Tarihe gömülmedi mi hala yok efendim 50 yaş üstü oruç tutmasa da olurmuş? Yahu kurt kocayınca el alemin maskarası olurmuş. Sen Zekeriyya Beyaz hoca’dan bile beter çıktın hocam etme eyleme. Seni bu millet vekil seçti Diyanet başkanı seçti hala doymadın mı ? Ne bu ucuz fetvalar yakışıyor mu sana insanlar teravih yoktu demek ? Sen bilmiyor musun, bu ülkede ramazandan ramazana namaz kılanlar var niye kurdun aklına kuzu düşürüyorsun. Yani illa bir imam hatip olarak bana da fetva verdirecek lakin benim okuduğum liseden de din adamı yetişiyor yani imam hatiplik okul bitince bitmiyor dimi? 

Zaten bu memleketin başına ne geldiyse bu cahil hocalardan geldi desem yeridir. Yahu bırakın yorumlamayı artık dinimizi herkes kendisi okuyup yorumlayabilir. Allaha şükür öyle bir nesil geliyor ki gümbür gümbür şahıslara takılmayıp dinini Kuran ve sünnet ışığından analiz edip yorumlayacak bir alt yapıya sahip. Yani artık ucuz fetva çıkaran Dubaili şeyhleri falan magazinsel görüyoruz biz. 

Ben iki gün evvel katıldığım mezunu olduğum Bakırköy İmam Hatip Lisesi iftarında gördüm ki artık imamlar her yerde evet İmam Hatip liselileri gerçekten korkulacak kadar varmış. Biz başbakan çıkarttık biz Ahmet Hakan çıkarttık .. Biz şarkıcı türkücü çıkarttık. Hatta biz ramazanda sokakta sigara içebilen cesur kadınlar bile çıkarttık. O yüzden bizim öyle gökdelenin tepesinde üç beş dakika geç oruç açılsın diye fetva verecek imamlara ihtiyacımız yok . Biz çok renkli mezunlar verdik. Dolayısıyla bir Yaşar Nuri vardı diye gülüp geçiyoruz sahi o kim?

 Ben tanımıyorum tanıyanınız varsa bir zahmet tanıtıversin ..

Her ne kadar bu yazıyı dün yazmış olsam da zat-i şahaneleri o benim fetvam değil demişmiş öyle duydum lakin izlemedim görmedim bilmiyorum. Öyle ise de kendisi yılların din adamı hatta siyasetçisi oldu hem de medyanın en yandaş olduğu zamanlar da. Hala öğrenememiş mi dedikleri çarpıtılabilir. Pes yani, bahaneniniz inandırıcı değil..Ben filmi daha önce de seyretmiştim. Artık gişe yapmıyor.

 

 

Devamını Oku

BENİM HALA UMUDUM VAR ..BİR DE KIRIK KALBİM..

   Bu bir adalet arayışıdır dedik çıktık yola ..Kırgınlıklarımızı elimizi vicdanımızı koyup rafa kaldırdık.Gittik sandığa.. Hayırlar getirsin dedik hayırlar getirdi sandık.. Kazasız belasız bitti nihayet 13 hazirana uyandık ..

   Bence bir koalisyondansa tek başına iktidar olabilmek güçlü Türkiye için gerekliydi. Referandumda çıkan “Evet” artık anayasa da kendini göstermeliydi. Ve daha öncesinde sandığa evet dediğimiz referandumdan sonra bir kere daha halk kazandı..Allah milletimize hayırlar getirsin.Yeni hükümeti ve seçim süresince tüm emek verenleri ve tabii ki de kıskananlar çatlasın diye atılan sloganlara biz herkesi kucaklamaya geldik diyerek balkondan tüm dünyaya selam gönderen Dünya Lideri sn başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etmek lazım. Kazanan her zaman millet olsun. 

   Meclis bu sene pek renkli olacak Ergenekon sanıklarından bağımsız vekillerine kadar herkes mecliste sadece bir tek kişi eksik olarak  ..

   Bu eksiği isterdim ki bağrımıza bastık sıra sizde denilerek giderilseydi.İçimde yarım kalmış bir sevinç var taa çocukluğumdan bu güne gelen benim çocuklarımın yaşamasından endişe ettiğim hala başımı ağrıtan hala benim her andığımda gözlerimi yaşartan.Eğitimim boyunca karşıma çıkmış ,kariyerimi zirveye taşımama engel olan bir eksiklik, bir eziklik,bir boynu büküklük,bir ayrımcılık, bir adaletsizlik, bir anlamlandırılamamış sonuç, bir hüzün.. 

   İçim buruk sevdiklerime gözlerim buğulu sevinç ve kızgınlık karışımında..Neydi suçumuz aday bile olamadım ben şahsen gönül verdiklerime kırılmamak için zamanı var dedikleri için ..

   Ama aday olan arkadaşlarıma destek olacaklarını düşünerek hep ümitliydim hala ümitli olmak istiyorum .Hala evet şansımız var demek istiyorum ama neden hala birileri çıkıp sabret zamanı var diyor benim zamanım yok ki benim yarına garantim yok ki evet biz halledeceğiz demek neden bu kadar zor..Ben kocamın kolunda protokolde oturmak istemiyorum ben kendim protokolü temsil etmek istiyorum. Ben artık aç kapa yaparak hastalarıma bakmak istemiyorum.

   Ben artık kendi işimi kendim halledip ben kendim olmak istiyorum. Madem oy kullanabiliyorum bende artık seçilmek istiyorum. Bende artık resmi statüde danışılan olmak istiyorum.Kimseye sitem değil bu yanlış anlaşılmasın ben ben olduğum için değer görüyorum ve inanın benim başımdaki örtü hep bana dünyevi anlamda zarar verdi kimseye zarar vermez endişeye mahal yok.Bir metrelik başörtüsü artık ne hükümet devirir ne irtica hortlatır,olsa olsa sadece eşitlik getirir.Lütfen artık bu adaletsizlik son bulsun ötekileştirildiğimiz için ötekileştiren nesiller artık olmasın..Artık insanlara kılık kıyafetleri ile değil işin ehli mi değil mi diye muamele yapılsın.Ve lütfen kimse artık demesin işin ehli yok henüz zamanı değil diye niye mi benim sabrım kalmadı zamanım da kalmadı.Yoksa sizin yarına dair garantiniz mi var?

Devamını Oku

Bu bir devrimin ayak sesleridir.. SARI EYLEM

 

        Biz bu yola çıktığımızda devasa bir başörtülüler ordusuyduk ve ezilenlerin yanında durmayı erdem sayan başı açık hemcinslerimiz de yanımızdaydı. Bugün bizimle kolkola yürüyerek ve her seçimde sayıları biraz daha katlanarak meclise taşınan kadınların arasında olmadığımızı görünce, “Neden?” diye soruyoruz.


            Neden biz yokuz?

            Neden çocuklarımızın rızkından keserek topladığımız paralarla kurulan televizyonların karanlık montaj odalarına yollanır, sayfalarında hala alnımızın teri parlayan gazetelerde horlanır, taşlanır ve aşağılanırız?

             Örtümüzü ve davamızın ateşini rant aracı yaparak kasasını dolduranların şirketlerindeki iş anlaşmaları neden ikinci kuma olma kaydıyla sürülür önümüze?

             Neden hep biz sabrederiz? Asırlık tabular ‘açılım’ paketi yapılıp kördüğüme dönmüş kurdeleleri kesilirken, bizim başörtümüz neden tozlu raflardan indirilmez?

            Sonra “sarışınlar başbakanla görüşecekler” haberi düşer önümüze

            Kullanma tarihi geçen konserveler gibi kenara köşeye kışkışlanırken, boşalan yerlerimize yerleştirilen yeni imaj aparatlarına sarışın kumaşlar giydirildiğini ve böylece  endişeli ahalinin oylarına göz dikildiğini farkediyoruz.

           Alınacak tepkiyi önceden kestirerek gösteri başlamadan perdeyi kapatan cin fikirli siyasileri, başörtüsü eylemlerinde ellerimize karanfil tutuşturan parmaklarından ve bir on yıl daha sabır telkin eden hastalıklı üsluplarından tanıyoruz.

          Ve sorular soruları kovalıyor..

          Sarı eşarp dolarsak başımıza veya boynumuza, bizi de alır mısınız yanınıza?

          Sarışın ve gürbüz üç çocuk doğurursak teslim eder misiniz işgal ettiğiniz emeklerimizi?

           On yedi yıl önce avucunuza bırakılan bileziğin sahibini hatırlar gibi yapmayıp hatırlar mısınız sahi?

            Ya da devam eder misiniz “evinin karısı, çocuklarının anası ol” siyasetine ve başı açık ama beyni kapalı sarışın afetlerle çevirip etrafınızı, gömülür müsünüz kırmızı koltuklu köşklerinize?

            Hanımlarınıza biçtiğiniz vazifelerin, mücadeleyle bileylenmiş sarı solgun ama eğitimli beyinlerimize dar geldiğini ve haklarımızı gerekirse söke söke alacağımızı geçirir misiniz aklınızdan?

             Siz bu deveyi gütmezsiniz ama biz de bu diyarlardan gitmeyiz! Çünkü biz Anadolu kadınlarıyız!

             Ninelerimizle aynı isimleri taşır ve altın başak ipliklerle danteller örmeyi biliriz. Erlerimizle omuz omuza tarlada başak dererek, halay çekerek büyüdük.

            Hanedanlar deviren harem kadınlarından değiliz biz. Size nasıl yeni şehzadeler doğuracağını düşünerek ve fitne fesat üreterek ömrünü tüketen saray kadınlarından olamayız biz.

            Nene Hatun öfkesiyle, “Sarışın 35 Kadın” kampanyası ekseninde ortaya dökülen şuuraltınızı kınıyor ve sizi derin bir muhasebeye davet ediyoruz

http://www.petitionbuzz.com/petitions/sarieylem

Devamını Oku

ŞEHIR NEDiR?

 

 

İstanbul’u Anlamak …..

 

  Şehir nedir?

        “Şehir küçük bir sahada, büyük nüfus kütlelerinin birlikte bulunduğu, geçimini temin ettiği yerleşmedir. Şehir resmi ve hususi binaları, cadde ve sokakları parkları ile insana topluluklarının coğrafi peyzaj üzerinde hak ettikleri beşeri tesislerdir.” Bu tanımlama prof .DR. Süha Günay’a ait.         

        Tanımlama özetle şöyle açıklayarak devam ettirilebilir, şehirleri bulundukları mekan içinde asla yalnız ele alamazsınız. Çünkü şehirler sınırları içerisinde etrafındaki yerleşim noktalarından ayırt edilemez, her zaman çevresini besler ve çevresindeki yerleşim yerlerinin yoğunlaşma noktalarıdır. Bu yüzden şehirlerin büyüklüğü önemi etrafının tesis sahasından, iktisadi idari etki sahasına kadar önemini arttırır.   

        Bazı şehirler vardır ki etkisi ekonomi ve iktisadi olarak düşünülemez etkisi kültürel ve tarihi alanı ile bütün bir dünyayı etkiler. İşte bu etkisel alana en iyi örnek İstanbul’dur.      

        İstanbul aşktır sevdadır. Uzakta olsa da kendisini tanıyana hep bir yârdir. Edebiyata aşka sanata tarihe ışık tutmuştur. 1700 senedir Dünya coğrafyasının özlemidir. O yüzden İstanbul’a sadece bir Türkiye şehri olarak bakmamak gerekir lakin İstanbul dünya şehridir. Cumhuriyetin yıldızıdır. Yüzyıllardır tarihe ışık tutmuş medeniyetlerin başladığı bir şehir olmuş asla medeniyetlerin bitirdiği şehir olmamıştır.

       İstanbul’u anlamak için orayı yasamak gerekir. İstanbul da yasamaksa her gün bir çile haline dönüşmektedir…

        Bir şehri  tek başına tabii ve toplumsal bir ünite olarak kabul etmemek gerekir. Zira şehirler; binaları caddeleri parkları gibi yerleşmeyi meydana getiren unsurları yanında içinde barındırdığı kültürel değerleri, örf ve adetleri, gelenek görenekleri ve bunların yerleştiği sahaları karşılayabilen merkezler olmalıdır

      İstanbul yüzyıllardır her anlamda taşıyabileceği anlamda en ağır yükü taşıyor. Nefes alıyor hala hayatta. Ama yaşanılabilir şehir anlamını yitirmek üzere akıl almaz bir şekilde kalabalıklaşıyor. Ve tüm bunun karşısında yine akıl almaz biçimde çaba sarf ederek yasamaya çalışıyor. İstanbul’u gördükçe bir insanin ailesine  gösterdiği yaşam sevincini görüyorum. Emektar bir aile reisi gibi. Ama artık çok yıprandı zedelendi. Bir nefes alması gerekiyor.

      Bu son zamanlarda çok söylenir oldu en sonunda da bir İstanbul sevdalısı olan Sn Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçim arifesinde Çılgın Proje olarak İstanbul üzerinde proje üzerinde çalışıldığı söyleniyor. Bunun üzerine birçok şeyler ortaya atılıyor birçok kişi ortaya çıkıp konuşuyor oldu. Projenin detaylarını bende çok merak ediyorum. Umarım İstanbul’u yaşayan kişiler tarafından bu proje planlanmıştır. Çünkü İstanbul’da yaşamayan İstanbul’u anlamayan İstanbul olmayan ne kadar çılgın olursa olsun İstanbul’u yaşatamaz. İstanbul narin bir sevgili gibi artik aşkı tükenmek üzere ilgi sevgi şevkat bekliyor onu anlayanların ellerinde yeniden yeşermek istiyor İstanbul yeniden hayata aşkla sevdayla bağlanmak istiyor. İstanbul onu yaşayanların elinde yaşanabilir mekânları yaşatmak istiyor.

      Yoksa bir projelendirme dillendirilip yeni İstanbul şuraya şu şekilde olacak demek İstanbul’u daha çok taşı toprağı altın yapar daha kalabalıklaştırır.

        Oysa Anadolu’yu inşa etmek Anadolu’ya İstanbul siz olmazsanız İstanbul, İstanbul olmaz demek İstanbul için en yaşanılabilir yaşatılabilir İstanbul demek olur. 

 

 

Devamını Oku

TOKİ, “Yeni Türkiye”de yerini alıyor

TOKİ, çağdaş kentleşmeyle doğal afetlere hazırlıklı Türkiye için 4-5-6 Mart 2011 tarihlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımlarıyla İstanbul Kongre Merkezi’nde 2011 Konut Kurultayı’nı gerçekleştiriyor.

2 gündür ben de bir mimar ve gözlemci, ayni zamanda bir öğrenme meraklısı olarak 2011 Konut Kurultayı’nı gururlanarak izliyorum . Türkiye değişen yeni yüzüyle şehirleşmenin de öncülüğünü yapacak; çok ümitliyim dedirten bir organizasyona şahit olarak hem de…

Organizasyonda dünyanın hatırı sayılır otoritelerine ev sahipliği yapmak, değişen ve gelişen şehircilik anlayışında Türkiye'nin önde gelen konut sektörü çalışanlarıyla feyizlenmek ayrı bir zevk doğrusu.

Kurultayın ilk günü devletin zirvesini İstanbul Kongre Merkezi’nde bir araya getirerek, İstanbul ve Türkiye’deki yaşam alanlarının ne kadar değiştirildiğini rakamsal değerler açısından katılımcıları bilgilendirdiler.

Amerika, Meksika, İsrail gibi ülkelerde önemli projelere imza atmış yerli-yabancı mühendis, mimar, şehir plancıları ve akademisyenler bir araya gelerek tecrübelerini, yaptıkları çalışmalarını paylaşıyorlar.

Türkiye'nin 249 farklı noktasında 483.287 konut inşa ederek dünya standartlarında yaşanılabilir alanlar oluşturan TOKİ , 81 ilde 500.000 konut hedefine ulaşan kurumsal ve işlevsel büyüklüğünün yanında akademik ve bilimsel çalışmalara da imza attığını şu an gerçekleşen kongre ile bir kere daha ispatlamış oldu.

Çevresel faktörler açısından bozulmuş, sosyo-kültürel açıdan geri kalmış, bölgelerde yaptığı dönüşümlerle 1. derece deprem kuşağında yer alan Türkiye için dönüşümün nasıl gerçekleştiğini bu işin öncülüğünü yapanlardan dinlemek ayrıcalık değil de nedir?

Sayın Başbakanımızın yaptığı muhteşem açılışta yaptığı konuşmada nerden nereye geldiğimizi gayet net anladım. AK Parti hükümeti öncesinde Türkiye’de 19 senede 43 bin konut yapan Emlak Konut, bugün TOKİ'nin hedeflediği ve ulaştığı 500 bin konut rakamlarıyla karşılaştırıldığında açık fark ortaya çıkıyor. Bu rakamsal değeri duyduğunuzda kıyas yapmak için ne bir inşaat sektörü çalışanı ne de bir akademisyen olmanız gerekiyor. Sadece “vay be!” diyorsunuz hayretler içinde…

Sanırım bu tür buluşmaların dünyada olup bitenlerden haberdar olmanın yanı sıra en güzel yanı da yıllardır görmediğiniz okul arkadaşlarınızı, eğitimini aldığınız, size ilk bildiklerinizi öğreten hocalarınızla karşılaşabilme ihtimali ve yeni insanlar tanıma fırsatı olsa gerek.. Benim kurultay esnasında yeni kişiler tanıma fırsatım pek olmadı, çünkü yıllardır göremediğim üniversiteden hocalarımla daha önce mesai harcadığım kişilerle görüştüm.

Ama en güzeli de şu an Maltepe Üniversitesi’nde akademisyen olan hocam Candan Özülke hanımla karşılaşmam oldu. En son ben öğrenciyken görüştüğümüz hocamın beni tanıması bizi yıllar öncesine götürdü. Sayesinde ömrünü üniversitelerde mimarlık fakültelerinin kuruluşuna adamış tam bir İstanbul beyefendisi, eşi-benzeri olmayan asırlık çınar olan ve şu an Maltepe Üniversitesi ve İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde akademisyen olan sevgili hocam Prof. Dr. Nihat Bindal hocamı telefonla arayıp hal hatırını sormama ve akabinde toplantı sonrasına randevulaşıp tatlı yiyip, cay içmeme bile vesile oldu. Neler konuşmadık ki; İstanbul Ticaret üniversitesi İç mimarlık Çevre Tasarım bölüm başkanı olan Prof.Dr Ayşen Akpınar hocamdan da haberdar oldum .En kısa zamanda planlarım arasında hocamı ziyaret olacak. Çok teşekkürler sayın hocam. Nihat Bindal iyi ki sizin gibi tasarım dehası hocam olmuş ve siz beni unutmamışsınız.

Ve teşekkürler TOKİ Başkanı sayın Erdoğan Bayraktar. Aslında sizinle de konuşmayı bir daha isterdim. Çünkü Kiptaş'ın yaptığı Başakşehir konutlarında ben de bir zamanlar sahada kontroloner olarak çalışmıştım. Sizinle aynı ortamlarda çalışmanın izini, şimdi de sizin yaptığınız organizasyonlarda teneffüs etmek bana ayrıca gurur verdi. Şimdi 2 günün oturumlarını Kentsel dönüşümde büyükşehir belediye başkanlarının neler yaptığını dinlemeye dönüyorum..  

Bir sonraki yazıma da bugünkü izlenimleri ve dünden kalan yabancı katılımcıların bana kattıklarıyla 2011 Konut Kurultayı’nı aktaracağım.


 

Devamını Oku

DALKAVUK

 

      Padişahın biri akşam yemeğinde sofraya konan patlıcan yemeğini pek beğenmiş ve 

- “Şu patlıcan ne güzel sebzedir.” demiş.

      Dalkavuğu hemen:

- “Haklısınız Sultanım. Bu patlıcan öyle lezizdir ki, kırk çeşit yemeği olur, yemeğe doyamazsınız.” diye methiyeler düzmüş.

      Beğendiği patlıcan yemeğini fazla kaçıran padişah karın ağrısından sabaha kadar kıvranmış. Sabah dalkavuğu görünce;

- “Bu patlıcan hazmı zor bir yemekmiş, mideme oturdu.” demiş.

      Dalkavuk da arkasından vermiş veriştirmiş patlıcana. Padişah şaşırmış bu defa:

- "Akşam yemeğinde patlıcanı öve öve göklere çıkran sen değil miydin? Şimdi niye yerin dibine batırıyorsun?" diye sorunca, dalkavuk meşhur cevabını vermiş;

- "Çünkü ben patlıcanın değil sizin dalkavuğunuzum." 

      Reich’in dediği gibi, “gerçekten büyük olmayan büyük adamlar çevrelerini küçük adamlarla doldururlar.”  Bu küçük adamların tek derdi makam sahibinden nemalanmaktır. Burada dalkavuğun yaptığı ne kadar aşağılık bir işse, etrafındaki dalkavuklara pirim veren makam sahipleri de o kadar cahil ve aptaldır. 

      Şeyh Sadi Şirazi bunların durumunu şöyle açıklar: 

      “Görmez ve bilmez misin ki, herkes makam sahibinin önünde el pençe divan durur ve onu över. Fakat talihi dönünce, bu göbek üzerindeki ellerin parmakları, önünde iki büklüm oldukları kişinin gözlerini oymaya çalışır: geçmişte yaptıkları utanç verici riyakârlıkların şahidi kalmaması için.” 

       Eşimin bana tavsiyesi:

      “Ayyaşa ve köpeğe bulaşma. Hele de atacağı bir kaç kemiğe tamah edip bodur çoban için havlayanlara. Nasılsa bir gün çoban gider, sürü dağılır, köpekler susar.” 

 

 

 

Devamını Oku

MUHALEFET NASIL YAPILIR?

      Çok düşük bir ihtimal de olsa Adalet ve Kalkınma Partisi birkaç seçim sonra CEP’in gerisinde kalıp muhalefet konumuna düşebilir. Bu durumda ne yapacak? Adalet ve Kalkınma Partisi tamamen yabancı olduğu bu alanda ne yapacağını tabiî ki bu konunun uzmanı, yılların muhalefeti CEP’ten öğrenebilir ancak.

      CEP’in geçmişte yaptığı siyasi hamlelerden yola çıkarak Adalet ve Kalkınma Partisine muhalefette şöyle bir yol haritasını önermek istiyorum:

a) Yargı:

      - Yargıda yapılacak mübaşir alımı, tokmak ihalesi dahil her türlü düzenleme, "yargıyı ele geçirmeye çalışıyorlar" şeklinde lanse edilecek,

      - Anayasa mahkemesinin yanına bir ofis açılacak. Bu ofisin tek görevi meclisten geçen her türlü karar için Anayasa Mahkemesine iptal başvurusunda bulunmak olacak.

      - Danıştay’ın yanına bir başka ofis açılacak. Bu ofisin görevi ise hükümetin otobüs, otoyol zammı, vergi oranı dâhil her türlü uygulaması için yürütmeyi durdurma davası açmak olacak.

      - Bir yandan hükümet yargıyı yıpratıyor propagandası yapılırken diğer yandan darbe yapmak veya hükümeti devirmek iddiasıyla yargılananlar konusunda adalete güvenilmeyecek, bu kişilerin avukatlığı yapılacak.

      - Bu kişileri kurtarmak için avukatlık becerisi yetersiz kalırsa, bunlar milletvekili yapılarak hapisten kurtarılacak,

b) Laiklik:

      - Dudağı geçen bıyık, uzun saç, yırtık kot, g-string vs. gibi objeler seçilerek bunlar laikliğe aykırı ilan edilecek ve bunlar üzerinden "laiklik elden gidiyor" propagandası yapılacak,

      - CEP hükümetinin ikinci haftasından itibaren mahalle baskısının arttığı propagandasına başlanılacak,

      - CEP hükümetinin içki, sigara, uyuşturucu, aşırı hız, kuş gribi, GDO, silah, çevre kirliliği vs. gibi alanlarda alacağı her türlü sınırlayıcı ve yasaklayıcı karar anti-laik ve hayat hakkına müdahale olarak lanse edilecek.

c) Milli Birlik:

      - CEP hükümeti ve Cumhurbaşkanının ulusal bayramlar ve diğer önemli günlerde düzenlediği hiçbir kokteyl ve kutlamaya gidilmeyecek.

      - Laikler önce törenle partiye üye yazılıp sonra bu projeyi ortaya koyan kişiyle birlikte partinin dışına atılacak,

      - Kürtler hakkında önce detaylı raporlar hazırlanacak sonra bu rapordaki çözüm önerileri yerine küçük düşürücü, aşağılayıcı ifadeler gündeme getirilecek.

      - CEP hükümeti başbakanına veya onun seçtiği Cumhurbaşkanına bu ülkenin başbakanı ve cumhurbaşkanı gözüyle bakılmayacak, onlara yapılan saygısızlığın halka yapılan saygısızlık olacağı göz ardı edilerek kendilerine lakaplar takılacak,

d) Seçimler:

      - Nasıl yapılacağını açıklama gereği duymadan, kaynak benim sloganıyla herkese iş, iş bulunamayanlara da maaş vaadedilecek,

     - Başörtüsü ve Kürt sorununu çözme girişimleri sabote edilecek diğer taraftan seçim meydanlarında "bu sorunları ancak biz çözeriz" denilecek,

      - Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur sözüyle, CEP’in geçmişte yaptığı gibi diktatörlük kurmak istediği propagandası yapılacak,

      - ADD (Adamakıllı Düşünenler Derneği) kurularak bu dernek aracılığıyla seçimler ve önemli oylamalar öncesinde Cumhuriyet Mitingleri düzenlenecek,

      - Bu yetmezse halk sokak sokak, mahalle mahalle direnişe çağrılacak (sorun çıkmaması için daha sonra çark edilerek buradaki direnişten "seçimi kazanmak için sokak sokak, mahalle mahalle çalışmak" kastedildiği söylenecek)

      - Bu da yetmezse ordu göreve çağrılacak.

      Evet yukarıda yazdığım önerilerin hepsi şakadan ibarettir. Kimseye bu yol haritasını takip etmesini tavsiye etmiyorum. Çünkü burada yapılan önerileri uygulamak partinizin kapanması, mensuplarının asılması veya hapse gönderilmesi demektir.

      Tabi partinizin adı CHP değilse…


Devamını Oku

Ulusalcı, Milliyetçi, Vatanperver

     Mısır’ı kim daha çok seviyor sizce? Muhalifler, askerler, Mübarek yanlıları mı, yoksa "Mısır’da ölmek istiyorum" diyen Hüsnü Mübarek’in kendisi mi? Sorsanız hepsi Mısır’ı çok seviyor. Kendileri dışında kalanlar ise sevgileri bir yalandan ibaret olan vatan hainleri.

     Bu durumda hangi grubun sevgisi gerçek?

     Siz de bu soruyu büyük ihtimalle hangi grubu kendinize yakın görüyorsanız ona göre cevaplayacaksınız. Gerçi aramızda popülist yaklaşımı benimseyip, kendisine asıl yakın olan grup başkası olduğu halde, mazlumdan yana görünmeyi seçenler de yok değil. En garibi ise Mısır'daki muhalifleri destekleyen statükocularımız.

     Tahrir meydanını dolduran, dinciler, solcular, liberaller, fakirler, açlar vs. hepsi değişim isteyen insanlar. 1952 yılında kurulan cumhuriyetlerinde, 59 yıldır süre gelen kurulu düzeni yıkıp, aslında çok da eski olmayan köylerine yeni adet getirmek istiyorlar.

     Tabi böyle söyleyince kulağa pek hoş gelmiyor, bir nevi anarşist. Oysa devrimci deyince akan sular duruyor. Nereden baktığınıza bağlı olarak bu insanlar aynı anda hem devrimci hem de anarşist görülebiliyorlar.

     Muhaliflere karşı duran, kendince Mısır’ı dâhili düşmanlara karşı koruyan, rejim yanlıları ise yine nereden baktığınıza bağlı olarak vatanperver veya diktatör yardakçısı olarak görülebilirler.

     Bu durumda gerçek vatanperver kimdir?

     Saldırı dışarıdan geldiği zaman vatanperverle vatan hainini ayırt etmek kolay oluyor da, saldırı içerden olduğu zaman bu ayrımı yapmak zorlaşıyor.

     Vatanperver kimdir sorusuna cevap verebilmek için önce sevgi kelimesinin ne olduğunu anlamak gerekiyor. Türkçemizde biliyorsunuz, sevgiyi anlatan ve sıklıkla birbiriyle karıştırılan dört kelime var. Bunlar, hiyerarşik olarak yazarsam; hoşlanmak, sevmek, alışmak ve aşk.

     Bu her vatanperver için böyledir demiyorum ama Türkiye’de vatanperver, milliyetçi, ulusalcı vs. isimlerle ortaya çıkanların büyük bölümü sevgi ile alışkanlık kelimesini karıştırmaktadır. Ha sevgi ha alışkanlık, ikisi de onsuz olamayacağımızı belirtiyor diyebilirsiniz. Ama alışkanlıkta, bağlanılan varlık için zihnimizde oluşturduğumuz berkemal bir resim vardır ve biz farkında olmayarak bu resmi korumaya, kaybettiğimizi hissettiğimizde yeniden yakalamaya çalışırız.

     Bu nedenle Türkiye’de ulusalcılar, laikler, Kemalistler her ne kadar kabul etmek istemeseler de zihinlerinde oluşturdukları mükemmel Türkiye resmini korumaya çalışan muhafazakârlardır.

     Muhafaza etmek her zaman yaşatmak anlamına gelmez. Bu büyüyen çocuğunuzu sizden uzaklaşmasın, başına bir şey gelmesin diye eve hapsetmek gibidir. Oysa gerçek sevgi sevdiğinizi özgür bırakmaktır. Bu özgürlük onun değişmesine, gelişmesine daha da önemlisi artık alıştığınız gibi olmamasına yol açabilir. Onu gerçekten seviyorsanız o değişse de ona beslediğiniz sevgi değişmez. Gerçek sevgi budur, "alıştığım, bildiğim gibi kalmasını istiyorum" demek ise öldürücü bir bencilliktir.

     Değişim hayatın vazgeçilmez bir unsuru olduğu için insan, devlet, kültür gibi yaşayan varlıkların hayat alanını sınırlamak onları yaşatmaz, bilakis öldürür.

     Bu gözle baktığınızda;

     Mısır’ı değiştirmek isteyen muhalifler mi, yoksa eskiyi korumak isteyen Hüsnü Mübarek mi gerçek vatanperverdir?

     Türkiye’de muhafazakâr laikler mi, yoksa liberal muhafazakârlar mı, gerçek vatanperverdir?


 

 

 

Devamını Oku

ÇOCUK ve KÜFÜR

Çocuklar farklı nedenlerle küfür ederler. Bunlar arasında;

      - Dikkat çekmek,

      - Etrafındaki büyüklerden duydukları sözleri anlamını bilmeden tekrar etmek,

      - Büyükler gibi konuşmaya çalışmak, 

      - Küfür kelimelerini kullanmanın onları daha büyük ve karizmatik göstereceğini sanmak,

      - Küfür kelimelerin incitici olduğunu bilmemek, 

      - Küfür kelimelerini kullanmanın kanunen hakaret suçu olduğunu bilmemek,

      - Ergenlik yaşına gelmemişse, henüz beynindeki prefrontal korteks’in tam olarak gelişmemiş olması,

      - veya değişik nedenlerle prefrontal korteks’te meydana gelen yapısal bozukluklar, 

sayılabilir. 

Yani çocukların konuşmalarında küfür kelimeleri kullanmalarının üç etkeni vardır.

Birincisi aile eğitimi:  

      Bazen aşırı liberal veya eğitimsiz aileler çocuklarının bu tür antisosyal ve edebe aykırı davranışlar geliştirmelerine göz yumabilmektedirler. Hatta kendileri bu tür davranışlar sergileyerek çocuklarına kötü bir rol model olmakta ve çocuklarını benzer davranışlar sergilemeleri konusunda cesaretlendirmektedir. “Hadi amcaya bir küfür et de görsün” gibi. 

      Bunların dışında çok yoğun veya nispeten ilgisiz aileler ise çocuklarının bu tip davranışlar geliştirdiklerini fark edememekte veya geç fark etmektedirler. Fark ettiklerinde yaptıkları etkisiz uyarı veya konuşmalar ise çocuğun bu kötü davranışını değiştirmeye yetmemektedir. 

      İkinci etken çevre ve arkadaşlardır. Anne ve baba her ne kadar kendileri böyle bir dil kullanmamak konusunda dikkat etseler ve çocuklarını bu yönde eğitseler de çevrede ve özellikle çocuğun akranları arasında yaygın bir küfür alışkanlığı varsa çocuğun benzer alışkanlıklar geliştirmesi kaçınılmaz olmaktadır. 

      Üçüncü etken ise biyolojik nedenlerdir. Yani insan beynin davranışları ve karar verme mekanizmasını kontrol eden bölümü olan prefrontal kortekste meydana gelen gelişim bozukluklarıdır.

      Peki bu sorunla nasıl mücadele edilmelidir?

      Her alanda olduğu gibi bu alanda da anne babaların ilk yapması gereken çocuğa iyi bir örnek olmaktır. Bu dilin yaygın olarak kullanıldığı program, film veya oyunların çocuklardan uzak tutulması bir başka adımdır. Çocukla kullandığı kelimenin ne anlama geldiğini, niçin bu kelimeyi kullandığını, bunun insanları incittiğini konuşmak gerekir. Bu alışkanlığın zararları hakkında hikâyeler okumak küçük çocuklar üzerinde etkili yöntemlerden biridir. Konuşmak işe yaramadığında yasaklamak ve cezalandırmak (büyüklerimiz bu konuda sabun ve biberi kullanırlardı) gerekebilir. 

      Tüm bunlar bir fayda vermediği taktirde bir uzmandan yardımına başvurulmalıdır. Çünkü dediğimiz gibi bazen sebep prefrontal kortekste meydana gelen gelişim bozuklukları olabilir. Bu bölgede meydana gelen sorunları tetikleyen bir etken de (tabi büyük çocuklar için) içki ve sigara tüketimidir. Son dönemde yapılan araştırmalar içki ve sigara kullanımının davranışları ve karar verme mekanizmamızı kontrol eden prefrontal kortekstin iyi çalışmamasına neden olduğunu ve uzun süreli içki ve sigara kullanımının bu bölgede kalıcı hasarlara yol açtığını ortaya koymaktadır. 

      Sonuçta küfür kullananı alçaltan, karşıdakini inciten ve insan ilişkilerine zarar veren kötü bir alışkanlıktır. Hele de İslami duyarlılığa sahipseniz küfrü önlemek konusunda size iki kat fazla sorumluluk düşmektedir. 

  “Müslümana sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür. (Buhârî, Îmân 36, Edeb 44) 

“Hiç kimse, bir başkasına fâsık veya kâfir demesin. Şayet itham altında bırakılan kişide bu sıfatlar yoksa, o söz onu söyleyene döner."  (Buhârî, Edeb 44)

 

 

Devamını Oku