Hakkımızda
Köşe yazıları, makaleler, yorumlar
  • Gündem
  • www.haberx.com
Üyeler
Henüz üye yok!

Prof. Cahit KURBANOĞLU : ASANSÖR VE UZAY ASANSÖRÜ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

 
ASANSÖR VE UZAY ASANSÖRÜ

Bugün toplum hayatının vazgeçilmez teknolojik imkanlarından birisi de tartışmasız asansörlerdir.

Bunlar insan, yük, inşaat, otomobil ve uzay asansörleri diye sınıflandırılmaktadır.

Bu görevi, yatay, eğimli ve düşey yol alarak gerçekleştirmektedir.

Bugünkü bu alanda çalışmaların en orijinali uzay asansörleridir.

Gezegenler arasına irtibat kurmak için projelerle ve küçük uygulamalarla yavaş yol almakta ve sınırlı yükselmektedir.

Bu tarz yolculukta daha çok uçan elemanlar kullanılmaktadır. Uzaya halat bağlamak ve kabinin yükselmesinde sürtünmeleri yenmek, büyük maliyetler gerektiriyor.

Bu asansörlerle hızlı yol almada, ivmenin insanın ergonomik yapısına zarar vermemesi gerekiyor. Hem yükselecek, çok hızlı yol alması gerekiyor ve hem de o hızdaki ivmeye dayanmak gerekiyor.

Bizim binalarımızda bir kat için kat edilen zaman, kulelerde iki nokta arasında geçen zamana eşit ve ivmesi de insanı rahatsız etmiyor.

Bir 15 katı 1-2 dakikada kat ediyorken Dubai’de, Münih’te ve Pekin’de 150-250 kat arası mesafe aynı zamanda alınıyor ve rahatsızlık vermiyor.

Asansörler nakilde kullanılırken, maliyetinin kendisini, bakım yapmadan amorti edecek şekilde projelendirilmelidir. Yoksa insan yürür ama asansöre binmez. İnsanın yürümesini ve enerji harcamasını keserek, aynı zamanda da yatay, eğik ve düşey hareket bağımsızlığını sağlamalıdır

Buna bu kadar yer vermemin sebebi bizim peygamberimiz, ahir zaman ve son peygamber, Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam Miraç’ta bu ulaşım vasıtalarının kullanacağına dair bir mucize göstermiştir.

Peygamberimiz ASV Miraç’ta önce Kudüs’e yatay, sonra Sidret-ül Müntahaya düşey yükselmektedir. Bunu asansör mekanı ile  bire bir bağlantı kuramayız. Ancak ümmeti için ilham kaynağıdır.

Başta demiştik ki peygamber mucizeleri tarihi hikayeler değil, ümmetine o alanda ilham kaynağıdır.

Neden uzay asansörü yapılamasın?

O asansörü kaldıracak, yürütecek ve durduracak Allah’ın adetullah kanunlarıdır. O halde bilime düşen bu kanunları iyi öğrenip uygulamaya koymasıdır.

(resim)
 
Uzay Asansörü

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

 09.08.2020

Devamını Oku
Prof. Cahit KURBANOĞLU :  ASANSÖR VE UZAY ASANSÖRÜ

Murat GÜLŞAN : MURAD-I HAYAL

MURAD-I HAYAL
Öğlen namazı çıkışı Devati hazretlerinin camisi avlusundaki çay ocağına girdim
__ Selamun aleykum, kardeş bana bir çay verirmisin? Diyerek masasında gazete olan yere oturdum. Türkiye gazetesiydi gazeteye öylece göz atıyordum mis gibi kokan taze çayımda geldi o an. Şekerini atıp karıştırırken gazetemi okumaya devam ettim. Ben öylesine dalmışım ki çayın nasıl bittiğinin farkına bile varamamışım.
__ Esselamun aleykum, diyerek bir yaşlı aksakallı bey amca, müsaade isteyerek oturmak istedi masama.
__ Estağfurullah buyrun efendim diyerek yer gösterdim.
Kendisi çaycıya seslendi __ Hacı bize iki demli çay.
___ Eee evlat ne okuyorsun ne var haberlerde, diyerek ilk sözü attı.
___ Valla amcacığım ülkenin durum sıkıntılı maalesef ki zorlu dönemden geçiyoruz dedim.
___ Nerelesin, ne iş yapıyorsun dedi.
___ İzmirliyim otomotiv fabrikasında çalışıyorum. İstanbul benim manevi başkentim.
Buralara o atmosferi solumaya, taa Osmanlıdaki o günlere geri gidecekmişim gibisine geliyorum.
Bu arada nefis çaylarımız gelmişti, amcanın tabağında limon gözümden kaçmadı. Belli ki buraya devamlı gelenlerden.
___ Maalesef ki dinimizi kullanıp çok sahtekarlar var piyasada diyerek konuya girdi ak sakallı amca.
___ Nasıl yani dedim,
____ Aç tavuğa Darı atarsan darıları yiye yiye düştüğü tuzağı fark etmez dedi.
_____ Doğru dedim,
____ İşte gençlerimiz ilim öğrenmek için ALLAH dostudur, onunla birlikte olayım duasına mazhar olayım düşüncesiyle bunların tuzaklarına bilmeden düşüyorlar. Dedi
Ve devam etti,
___ Kimi peygamber ile görüştüğünü kimi seçilmiş bir kul olduğunu, kimi de mana alemi’ nin sırlarına vakıf olduğunu söyleyerekten insanlarımızı maalesef ki kandırıyorlar. Dedi.
Ben şok şok Şok..
Adeta beni anlatıyordu..
Amcayı biraz daha açayım diyerek safizane olarak sordum,
___ Mesela amca nasıl yani dedim.
Başladı anlatmaya,
___ Mesela dedi adam ya kerametmiş gibi göstererek ilginç bir durum gösterir sihir yapar yada önceden tezgahlar yapacağını, yada bir kitap yazmıştır ayet ve hadisi kullanarak altını üstünü doldurup kelimelerle oynar. Bu dinleyene cazip gelir ve kendini ona kaptırır.
Vay be bu adam mübarek der etkilenir. Halbuki bilmez nereye çekildiğini.
Tam ben olayın akışına kendimi kaptırmış elim çenemde dikkatlice dinlerken çaycı,
___ Çayları tazeleyeyim mi Mustafa amca dedi.
Bu arada isminin Mustafa olduğunu öğrendim.
__ Tazele demli olsun dedi.
Anlatırken ne cemaat ne şahıs ismi vermiyor ama dinlemek istediklerimi anlatıyordu adeta.
Bu arada cep telefonunu sessize aldı herhalde yada bir şeye baktı, bende hemen aklıma geldi bu güzel muhabbet yarıda kesilmesin diye telefonu uçuş moduna aldım.
Çaylarımızda gelmişti yine tabağın kenarında dilimli küçük limon parçası.
___ Evlat dedi, kimi başlar rüyasını anlatmaya kimi yaşadığı garip olayı, işte o kişi için istenilen tüm malzemeler geliyordu bir bir ona ve anlatılanlar üzerinden ayetlerden, hadislerden karşı tarafın duymak istedikleri hoş sözleri mana yükleyerek onları överek başlar anlatmaya. Karşısındaki kişi dinlemekten mest olur adeta, teslim olurcasına iyiden iyiye kendini kaptırır kendinden bir şeyler bulur anlattığı hocasından. Diyerek anlatmaya devam etti.
____ Karşısındaki insana güler yüzlü iyi davranarak onu mest ederken, yalnız kaldığında da ucuz basit küçükte olsa ona hediye verir dedi.
Yahu bu adam bizi anlatıyor sanki dedim içimden.
__ İşte o hediyeyi alan kişi artık onun tamamen kontrolüne girmiştir artık dedi.
Çayından bir yudum aldıktan sonra devam etti,
__ Onların yanlarında mutlaka sağ kolları vardır ki asıl hurafi olayları onlar anlatır, hemde ne anlatır ballandıra ballandıra inanarak halle, kelamla..
Ve böylelikle müritleri yavaş yavaş oluşur. O insanlarda kullanılmaya hazırdırlar. Tam teslimiyetle. Diyerek beni derin düşüncelere salmıştı. Adeta şok yaşıyordum ben hiçbir şeyden bahsetmeden her şeyi anlatıyordu ak sakallı bey amca.
Tabi bu arada saatler geçiyor ikindi vaktine yaklaşıyorduk,
___ Eyvah dedim, İkindi Namazında Valideyi atik camisinde Ferhat ile buluşacaktım.
Kendisinden müsaade istedim çayların ücretini öderken ısrarla çaycıya çayları ben ödeyeceğim demesine rağmen zorlada olsa ben ödedim hesabı.
Vedalaşırken şu okkalı cümleler döküldü dudaklarından
_Evlat Darı’ dan örnek verdim sahte hocadan bahsettim, sakın ola ki bunlara aldanma sen var git yoluna yola çıktığın ER’ lerle muhabbeti kesme birlik ve beraberlik içinde olun Kadın erkek demeden
Hal’den anlayan, güvenli , her şeyi kaydeder gibi Kuddusi dedenin torunlarıyla asker gibi ol var git yolun açık olsun davan kutlu TÜRK’ lüğün MANEVİ’ yatlı olsun dedi.
Teşekkür ederek hızlıca oradan ayrıldım telefonumu normale almıştım ki telefon çaldı arayan Serkan Keleş’ ti daha cevap veremeden nasıl olduğunu bilmeden Valideyi atik camisi bahçesinde buldum kendimi. Tam ferhat’ a bakacaktım ki ak sakallı Mustafa amca Takım elbiseler içinde son derece şık vaziyette caminin önünden geçip gitti ben şaşkın bakarken ardımdan biri bağırıyordu
__ Murat murat kalk sabah oldu yataktan fırladım kan ter içinde sırılsıklamdım.
Meğerse gördüklerim bir rüyaymış. Vay be dedim o gün olayın etkisinden kurtulamadım çok etkiledi bu rüya beni.
Murat Gülşan

Devamını Oku
Murat GÜLŞAN : MURAD-I HAYAL

Eyüphan KAYA : Başkan Şentop’a Katılmıyorum!

Başkan Şentop’a Katılmıyorum!

Sevgili dostlar İstanbul Sözleşmesinden bahseden biri eğer “kadın erkek eşitliği sağlıyor veya kadına yönelik şiddeti önlüyor” gibi ifade kullanıyorsa onu pek dinlemeyin çünkü bu iki ifade sözleşmenin içeriğini kamufle ediyor.
Bakın içinde ne var?
1-Aile fertlerinin birbirine karşı sorumluluklarını reddediyor. Baba kızına ya da eşine nasihat edemez, yanlış yaparsa ona bağıramaz; psikolojik şiddettir, şikayet konusu olsa erkek evden uzaklaştırma alabilir.
2-18 yaşından küçük kız çocuklarını Kadın olarak tanımlayıp gayri meşru beraberliği onlar için bir hak olarak görüyor,
3-Evde karı koca dışında partner adı altında üçüncü bir yabancının bulunabilmesine imkan veriyor,
4-Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile kadın ve erkeğin insanlık tarihi boyunca yerine getirdikleri rolü değiştirmek istiyor, cinsel eğilimi kişiler için bir hak olarak kabul edip eşcinselliğe/pedofiliye kapı aralıyor.
5-Kadın erkek arasında bir sorun oluşmuşsa uzlaşmak için arabulucunun araya girmesini yasaklıyor,
6-Kadına yönelik şiddetle ilgili örf, adet, gelenek, namus ve din adına süre gelen normlara karşıdır, bu değerlerin kökünü kazmak lazım diyor.
7-Şimdiye kadar şiddeti fiziki müdahale olarak biliyorduk, buna ekonomik şiddet, psikolojik şiddet ve cinsel şiddet gibi sınırı nerde başlayıp nerede bittiğini bilemediğimiz bir hale sokuyor.
Daha içinde birçok sıkıntı var da ben bu kadarıyla yetineyim, bari midemiz bulanmasın.
Sadece bu sıkıntıları göz önünde bulundursak dahi bu sözleşmeden bir an evvel çıkmamız gerektiği gibi üstelik tamamen iptal edilip İstanbul ismiyle anılıp bu mübarek şehre leke sürmesi yüzünden kökten iptal edilmesi lazımdır diye düşünüyorum,
Gel gör ki TBMM başkanı Mustafa Şentop İstanbul Sözleşmesi konusunda şu talihsiz ifadeyi kullandı.
“Sözleşmeden çıkmayı zorunlu hale getiren bir durum olduğu kanaatinde değilim.”
Ben de Başkanıma soruyorum acaba bu toplumsal cinsiyet eşitliği neden 25 defa sözleşmede geçiyor?
Bunun kadına yönelik şiddeti önleme ile ne alakası var?
Bu sözleşmeyi savunanlar neden cinsel eğilim kavramını gizleme ihtiyacını hissedip mecbur kalmadıkça dile getirmiyorlar?
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile kadın erkek tuvalet ve banyo birliğine kadar olan taleplerini neden saklıyorlar?
Meclis meclisse halkın taleplerine kulak kabartmak durumundadır.
6284 numaralı yasa yüzünden milyonlarca insan birbirine girdi, yüz binlerce yuva dağıldı. Ne zamana kadar buna seyirci kalacağız?
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kafasını karıştırmak için niye birileri tereddütlü konuşuyor?
Macaristan, Rusya, Ermenistan, Azerbeycan bu sözleşmeyi kabul etmediklerine göre, Polonya bu sıkıntının farkına vardığına göre, bize ne oluyor ki bir ileri iki geri yapmak durumunda kalıyoruz?
Bence Başkan Şentop bu açıklamasını tashih edici bir açıklama yapması lazım. Yoksa tarihi bir gaf olarak kalacak bilmesinde fayda var.
Mehmet Akif Ersoy’un istiklal marşında dediği gibi;
“Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli,
değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.”
desek de şu anda düşman İstanbul Sözleşmesiyle sinsi bir tarzda hem mahremimize hem mabedimize müdahale ediyor.
Siz siz olun bu halka yanlış yapmayın, bu halk sandıkta bir hamle yapar, sizi sırt üstü düşürür haberiniz ola.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41.maddesi gereği Aile yapısını korumak ve kollamak devletin göreviyken vatandaş olarak bu sözleşmenin meydana getirdiği/getireceği tahribata karşı sessiz kalamayız.
Türkiye Aile Meclisi olarak bu konuda gerekli izahı yapıyor, sorumluluğu sözün sahibine bırakıyoruz.
Selam ve selametle kalın.

Eyüphan KAYA

Devamını Oku
Eyüphan KAYA : Başkan Şentop’a Katılmıyorum!

AYDIN BENLİ: EVİMİZDEKİ  SOSYAL MEDYA TEHLİKESİ

EVİMİZDEKİ  SOSYAL MEDYA TEHLİKESİ

Kıymetli okurlarım; 

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle, özelimiz bitti ve  genel oldu. Türkiye genel olarak internet kullanımında; Dünya da, nüfusa göre 46.395.000  kullanıcı ile on altıncı oldu. Dünyada Birleşmiş Milletlere üye Vatikan ile birlikte 193 ülke var, tanınmayan Ülkelerle 206 bulmaktadır. 


Dünyada internet kullanma sırasına göre, 206 Ülke arasında 16. sıradayız. İnternet bilgiye hızlı erişimin en kolay yolu ve yöntemidir, bütün bilgilere anında ulaşa biliyoruz ama sosyal medyalar bilgi kirliğinden geçilmiyor, nasıl reel hayatımızda çöpler toplanmazsa etraf pis koku ve kötü görünümde oluyorsa, sosyal medyada bu böyledir. 


Bizler sosyal medyaları gereği dışında kullanıyoruz. En popüler uygulamalara baktığımızda, tiktok , facebook, instagram, twitter, you tube ve diğer sosyal ağlar üzerinden bilinçsizce yaptığımız paylaşımlar hayatımızın her anını özelimizi ifşa etmekte, örf adet ve ananelerimizi yok etmektedir. Özellikle bu sosyal ağları gençlerimiz kullanmaktadır. 


Eskiden bir sofraya oturduğumuzda, Besmele çekerdik, şimdi hemen fotoğraf çeker olduk. İnsanlarımızın işi gücü Tiktok videosu çekip kendilerini sinema sanatçısı gibi tanınmayı, en çok beğeniyi almayı amaçlayarak kendilerini kılıktan kılığa sokmaktalar, bu video çekimlerinde yaşlı anneleri ve çocukları da gülünç duruma düşürerek izlenmeyi artırmak için her türlü rezilliği yapmaktalar. Meşhur olmak ve tanınmak için şarkı söyleyeninden tutunda, dans edenine, komedi diye kendilerini rezil duruma düşürenlere kadar, her şeyi bir like (Beğeni) uğruna her şeyi yapar olduk. 


Sanat ve sanatçı çok değerlidir ve kıymetlidir, bu sanat değil rezilliktir, bırakın sanatı sanatçılar yapsın. Bir birlerinin paylaşımlarını beğenmeyen olursa küs olup konuşmayanlar bile var. Yeni bir paylaşım yaptıklarında bir birlerini arayıp şu yorumu yap diye hazır yorum yaptıranlar bile var. Sosyal medyada bütün hayatlar çok zengin ve gösterişli, Herkes Evliya ve ilahiyat Profesörü, herkes bilim insanı ve siyasetçi olmuş. Herkes mükemmel ise kötü kim, bu kadar üzülen insanları kim üzüyor. 


Bu sosyal medya fenomenliği artınca asayiş olayları, kadına karşı şiddet ve diğer suçlarda artışlar oldu, aman dikkat evimizde büyük bir tehlike var!!! Her yerde sahte hesaplar var, kötü niyetli insanlar çok.  


Sosyal medyadan yazdıklarımıza, çizdiklerimize dikkat edelim yoksa başınız belaya gire bilir. Özellerimizi bir beğeni uğruna insanların gözüne sokmak için ifşa etmeyelim telafisi olmayan sorunlar açar, toplumsal yıkıma uğrarız. 


Siz kıymetli gençlerimiz Türkiye'mizin gururusunuz, geleceğisiniz bizler sizi beğeniyoruz, bırakın başkaları beğenmese de, like atmasa da olur, bir beğeni uğrunu özçekim uğruna ölen insanlarımız var, nereye gidiyoruz?
 Allah'a ısmarladık, hoscakin.

Aydın BENLİ

Siyaset Bilimci, Şair ve yazar

 


Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

Devamını Oku
AYDIN BENLİ: EVİMİZDEKİ  SOSYAL MEDYA TEHLİKESİ

Rukiye AYDIN : YİRMİ BEŞ KURUŞ’UN HİKAYESİ

“YİRMİ BEŞ KURUŞ’UN HİKAYESİ

Vatan...
Bayrak...
Mehmetlerimiz...
Dün...
Bugün..
Değişmeyen tek şey VATAN DUYARLILIĞI.

Dün ne ise...
Bugünde o VATAN DUYARLILIĞI büyük bir aşk, şevk ve heyecanla devam ediyor ve inşaallah ebediyete kadarda devam edecek.

Aşağıdaki yazı....
Yasanmış bir vaka...
Bunun perçinlemek bir ispatı.
Okuyun ve lütfen okutun.
Oyu okumalar...

Seferberliğin ilânıyla beraber, Ayvalık’taki 9. Tümen’e bağlı 23. Alay ağırlıklarıyla birlikte Soma’ya gelerek, trenle Bandırma üzerinden Tekirdağ’a sevk edildi. 23. Alay’ın Burhaniye’de bulunan bir piyade taburu, mesafenin daha kısa olacağı hesabıyla, Burhaniye–Edremit– Çanakkale yoluyla cepheye sevk edildi. Bu tabur yürüyüşe geçmeden önce, geçecekleri yollara yakın köylere, gönderdikleri çavuşlar vasıtasıyla, geçecekleri gün ve saat belirtilerek, köylülerden asker için yemek hazırlamalarını, misafir olarak geceleyecekleri yerleri hazırlamalarını istedi. Böylece yürüyüş sırasında, asker için iaşe ve ibate (yeme ve barınma) telaşından bir ölçüde kurtulmuş olunuyordu. Aynı şekilde, o yıllarda henüz bir köy olan Havran’a gelen çavuşlar, muhtardan kendilerine kaç kişilik, yemek ve yatak hazırlayabileceklerini sorunca. Muhtar;

“Burasının köy olduğuna bakmayın. Burası büyük bir köydür. Sizin
taburun hepsini ağırlayabiliriz, yedirir içiririz.. Merak etmeyin deyince askerler, köyden ayrıldı. Gerçekten de belirtilen günde Havranlılar, bir tabur askeri doyuracak kadar yemek hazırlamışlar, yatacak yerlerini hazırlamışlardı. Tabur Havran yakınlarına geldiğinde, Tabur Kumandanı, Edremit’in çok yakın olduğu ve çok daha büyük olduğunu düşünerek, Havran’a sadece bir bölük asker yollamıştı. Bir taburluk hazırlanan yemek, bir bölüğe göre çok çok fazla gelmiş, artmış, hattâ ertesi güne bile kalmıştı. Bir taburluk yatacak yer hazırlayan Havran Muhtarı, gelen askerleri sadece büyük evlere taksim ederek, küçük ve fakir evlere yük olmasın diye kimseyi göndermemişti. Bölük kumandanı şöyle anlatıyor:

“Ben her zaman, seferi durumlarda en geç yatar ve en erken kalkarım. Askerleri evlere dağıttıktan sonra, sokaklarda dolaşmaya başladım. Yavaş yavaş evlerin ışıkları sönüyordu. Asker yatmaya, uyumaya başlamıştı. Aydınlatma olmadığı için sokaklar zifiri karanlıktı. En son birkaç evde ışık kalmıştı. Onlar da sönünce ben de gidip yatacaktım. Sokakta, birden, iki büklüm, bastonuna dayanarak yürüyen, ihtiyar bir kadına rastladım. Neredeyse çarpışacaktık. Aklıma çeşit çeşit şeyler geldi. Kadına:

“Nene, sen bu saatte sokakta ne arıyorsun?” diye sordum.

“Evlatlarımı arıyorum… Oğullarımı arıyorum…”

“Kim senin evlâtların?”

“Dün bana muhtar, askerler gelecek, sana da misafir etmen için dokuz evlât vereceğim, dediydi… Onlara yataklar hazırladım… Yemekler hazırladım… Gelmediler… Onları arıyorum..”


Bir tabura göre hazırlık yapan muhtar, bir bölük asker gelince, ağırlık olmasın diye, bu ihtiyar nineye, misafir etmesi için asker yollamamış. O yıllarda, kadınların hiçbir sosyal güvenceleri yoktu. Kimsesiz kadınlar, çok zor durumda kalıyorlar, çok zor geçiniyorlardı. Hiçbir gelirleri olmayan, bu yaşlı ve yoksul insanlar, bazen zeytinler silkildikten sonra gidip yerlerde kalan zeytinleri toplayarak, biraz gelir elde etmeye çalışıyorlar, buna da “başakçılık” deniyordu. Bu nene de böyle birisi olduğu için, muhtar acımış, ona kimse göndermemişti. Ama nene büyük sevinç içinde dokuz kişilik yer hazırlamış, yiyecek hazırlamıştı. “Nenenin çok üzüleceğini anladığımdan, ışıkları henüz sönmemiş bir eve gidip, daha yatmamış olan dokuz askeri neneyle birlikte yolladım… Kadıncağız nasıl sevindi bir görseniz… Ertesi gün sabah erkenden bölüğü yol üzerinde topladım, yoklamayı yaptıktan sonra, tam yürüyüş emri verecekken, iki büklüm, yaşlı bir kadın, bastonuna dayanarak elinde bir torba yanıma geldi. Galiba akşam karşılaştığım nene idi.

“Kumandan oğlum, bu torbada, evdeki bütün zeytinleri ne varsa koydum. Üstüne de biraz çökeleğim vardı onu koydum… Bunları benim asker oğullarıma yedir emi…”

Almasam, nenenin çok üzüleceğini anladığımdan, çavuşlardan birine işaret edip, elindeki torbayı aldırdım. Nene bu sefer, sevinç içinde, avucunda sımsıkı tuttuğu bir mendili açtı. İçinden tek bir yirmi beş kuruş çıktı. Bana uzattı.

“Kumandan oğlum… biliyorum, çok az. Ama bütün param bu kadar… Bunu al, benim asker oğullarıma, hiç olmazsa bir çay içir, olur mu?..”

Şaşırdım..

Biliyordum ki, nenenin başka parası yoktu… Bütün servetini getirmişti. Yirmi beş kuruşu aldım. Kaldırarak bölüğe gösterdim..

“Bölük… Bakın neneniz, size bütün servetini bağışladı.. Bunu ona helâl ettirin..!” “Yürüyüş emrini verdim.. Nene arkamızdan el sallıyordu.. Bölüğüm.. O yirmi beş kuruşu helâl ettirdi… Yarısından çok fazlası Çanakkale’de, Gazze’de şehit oldu… Bu millet böyle bir millettir… Dün öyleydi… Kim ne derse desin, bugün de öyle…

Evet o sembolik 25 kuruşu helal ettirin ey ahali... Kendi cep ve çıkarınızı düşündüğünüzün onda biri kadar ülkenizi, devletinizi, bayrağınızı ve uğrunda can verenleri düşünerek hareket edelim. Eğer bu anıyı okurken içinizde duygu dalgalanması olmadıysa özünüzden çok uzaktasınız demektir, o halde yağmurlu bir günde mis gibi ecdad kokan vatan toprağını koklamanızı öneririm, haa gönlünüz minnet duygularıyla dolduysa, lütfen önce vatan duyarlılığınızı hiç yitirmeyin derim, zira yüzümüze bakıp hesap soracak Yaradan'dan önce ecdad var hatırlatırım...
Saygı ve sevgilerimle....
Alıntı

Rukiye AYDIN

Devamını Oku
Rukiye AYDIN : YİRMİ BEŞ KURUŞ’UN HİKAYESİ

EyüphanKAYA : Ölünün Arkasında Telkin Okumak

Ölünün Arkasında Telkin Okumak

Malum bir Müslüman vefat edince, farzı kifaye cinsinden her Müslüman’ın cenazeye karşı  birkaç sorumlulukları oluşuyor.

Farzı kifaye’nin fıkıhtaki hükmü şudur; söz konusu iş yapılmazsa tüm Müslümanlar Allah katında sorumludur, ancak bir kısım Müslümanlar o vazifeyi yerine getirmişse sorumluluk herkesin üstünden kalkar, katılmayanlar günahkar olmaz, ama sadece katılanlar ve katkı verenler sevap kazanır.

Farzı kifaye cinsinden yerine getirilmesi gereken vazifeler;

*Cenazeyi yıkamak,

*Kefenlemek,

*Namazını kılmak,

*Defin etmek.

Dikkat buyursanız bunlar arasında “telkin okumak” diye beşinci bir vazife yoktur.

Bazı fıkıh kitaplarında mevtanın defin işlemi tamamlandıktan sonra Kabir suali için gelecek meleklere cevap mahiyetinde bir hatırlatmada bulunulur denilmektedir. Pek sahih bir rivayet olmamakla birlikte manasından alınacak dersler vardır, belki sağlar ibret alır diye çok ciddiye alınmış ve nerdeyse farza dönüşecek kadar bir değer telkine ithaf ediliyor.

Memuriyet hayatımın ilk yıllarında İmam-Hatiptim, ben telkini okurken bir de anlamını açıklıyordum, belki sağ olanlar da kendince bir ders, ibret alırlar diye.

Ben kendim Allah rızası için yapılan her hayrın sağa da ölüye de faydalı olduğuna inanıyorum. Ama bu telkin sanki; “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” babından bir metin olduğu ağırlık basıyor.

Telkinin en can alıcı paragrafı soru-cevap faslıdır.

Hoca efendi derki;

“Şu anda iki melek yanına gelecek, onlardan korkma, onlar Allah tarafından görevlendirilen muhterem, muvazzaf meleklerdir.

Sana soracaklar;

*Rabın kim?

*Peygamberin kim?

*Dinin nedir?

*İmamın nedir?

*Kadın erkek kardeşlerin kimdir?

Sen de onlara fesih bir dille deki;

*Rabbım Allah,

*Peygamberim Muhammed,

*Dinim İslam,

*İmamım Kur’an,

*Kadın erkek tüm müminler kardeşlerimdir.

Ondan sonra da “Allah’ım cevap verebilmeyi kendisine nasip et” denilerek dua edilir.

Bu cevabı  verebilenlere  ne mutlu tabi.

Tabi bu cevapları verebilmek için hayattayken bu değerleri bilmek, tanımak ve ona göre yaşamak lazım.

“Telkinin asıl mevtayi ilgilendiren kısmı budur”, ama hocalarımız bazı faydalı dua ve tespitlerle öncesine ve sonrasına eklemeler yapması da yabana atılır cinsten değil.

Mesela ey Allahın kulları;

“Bilin ki hem eşraf hem ami üzerin ölüm haktır, sonunda herkes ölüme tadacaktır. 

Biliniz ki ölüm haktır, Kabir haktır, Kabirdeki sual haktır, Haşir haktır, Cennet ve Cehennem haktır…” Allah aşkına bu ölüye mi söylenir yoksa sağlara mı?

Kimisi diyebilir ki günahkar olan bir kimseye telkinin faydası var mı?

Özellikle dua edenlerin duaları makbul ise, mevtanın da imanında bir halel yok, amelinde sıkıntı varsa da katkısı olur, hatta kimi Allah dostu Münker ne Nekir adıyla bilinen sual meleklerine dahi müdahale edebilir.

Bununla birlikte telkin okunması ne fazdır ne sünnettir, olsa olsa bidayı hesenedir.

Bilinçli bir Müslüman’ın bunu böyle bilmesi ve kabul etmesi de lazımdır. Eğer kabirde mahcup olmak istemiyorsak sağken bu telkinin anlamını aklımızda tutup ona göre yaşamamız lazım.

Mesela kimler kardeşlerimizdir sorusuna hayatta cevap verip yaşayabilsek dünya ve ahretimizin ne kadar verimli olacağını düşünmek dahi insanı mutlu ediyor, hayali bile hoştur.

“Mümin erkekler ile mümine kadınlar benim kardeşlerimdir” cevabını hayattayken yaşamımıza tatbik edebilsek birçok sorunlarımız kendiliğinden ortadan kalkacak değil mi? bunun anlamını siz düşünün bunu açarak bu manidar yazıya siyasi renk katmak istemiyorum.

Eğer sual meleklerine şu cevabı verebiliyorsan ne mutlu sana;

-Hayattayken kime secde etmişsen RABBIM o dur.

-Hangi peygambere Salat ve selam getirip model almışsam PEYGAMBERİM o dur.

-Hangi dinin prensiplerini hayatıma uygulamışsam DİNİ o dur,

-Hangi İlahi kitabı okuyup ona göre yaşamışsam İMAMIM o dur,

-Hayattayken kimlere kardeşane duygularla muamele etmişsem KARDEŞLERİM o dur.

Üstüne üstük meleklere; “fazla sesinizi yükseltmeyin, burada sağır yoktur” diyebilsen ise işte adam gibi adam sensin diyebilirim.

Allah o dar vakitte insanı mahcup etmesin!

Allah cenneti İman edip, Salih amel işleyenler için hazırladığını söylüyor. Onun sözü söz, vadi haktır. Ama biz mümin miyiz, amelimiz Salih midir? O konuda kendimi yoklayalım olur mu?

Ne mutlu Mümin olana, Müslüman’ca yaşayana gerisi oyun ve eğlenceden ibarettir.

Selam ve selametle kalın.

Eyüphan KAYA

 


Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

Devamını Oku
EyüphanKAYA : Ölünün Arkasında Telkin Okumak

Engin AKYOL: SEVGİNİN YEŞERDİĞİ BAYRAMLARIMIZ OLSUN

SEVGİNİN YEŞERDİĞİ BAYRAMLARIMIZ OLSUN

Şükürler olsun Allah’u Teala bizi bu güzel mübarek günlere kavuşturdu.
Bayram, sevginin, umudun, insanlığın yeşerdiği ve taşıdığı günlerdir.
Gün bayram günü gün insanlık günüdür.
Toplumda insanlık adına ve insanlığın yeşerdiği günlerimiz ve bayramlarımız olsun.
Bırakalım artık zalimliği, husumeti, hainliği, küskünleri bırakalım ki adalet, sevgi, umut, insanlık olsun.
Bizler bu dünyada misafiriz ve gün geldi mi yol alıp gideceğiz. Herşey dünyada kalacak bi bize Miras kalacaklar hayır ve hayratlarımıdır.
Ne kadar mal varlığına sahip olduğun önemli değil ne kadar insanlığı yeşerttiğin önemlidir .
Birbirimizin kıymetini bilelim ki kaybettiğimizde ömür boyu ah vah ve vicdan azabı çekmeyelim...
Haksızlığın, zulmün, adaletsizliğin, zalimliğin, fitne ve fesatlığın olmadığı kardeşçe, sevgi ile, huzur İle, mutluluk İle, barış İle ve insanlığın yeşermesi dileğiyle nice güzel bayramlar diler;
Kurban bayramınızın en içten dileklerimle kutlar, sağlık ve huzur dolu bayramlar dilerlerim..
Bir avuç gönüllü
Engin Akyol

Devamını Oku
Engin AKYOL: SEVGİNİN YEŞERDİĞİ BAYRAMLARIMIZ OLSUN

Mücahit GÜLER: Bu Bayramda İsmail’lerimizden Hangisini Keseceğiz?

Bu Bayramda İsmail’lerimizden Hangisini Keseceğiz?

Kurban bayramları İsmail’leri kesme ve teslimiyet gösterme günüdür. Tıpkı Hz. İbrahim (as) ile Hz. İsmail arasında gerçekleşen hadise gibi bayram günlerini bu bakış açısıyla değerlendirmeliyiz. Büyüklerin imtihanı da büyük olurmuş. Bu iki büyük insan girdikleri imtihanı büyük bir teslimiyet göstererek kazandılar. Allah’ın cc hükmüne teslim oldular ve kazananlardan oldular.

Hz. İbrahim rüyasında oğlunu boğazladığını görüyor ve gelip bunu oğlu Hz. İsmail’e anlatıyor. Oğlu ise, “Ey babacığım! Sen emrolunduğun şekilde davran. Beni sabredenlerden bulacaksın inşallah” diyor.(1) Muhteşem iki insan ve muhteşem iki büyük davranış… Teslimiyetin zirvesi… Hakiki imanın göstergesi… Bu teslimiyet onların imtihanı geçmesini sağlıyor ve bunun üzerine Rabbimiz cc bir koç gönderiyor. Hz. İbrahim o hayvanı keserek bu imtihanı tamamlamış oluyor.

Onların bu teslimiyetlerinden dikkat etmemiz gereken birkaç husus var.

1- Allah’ın sevgisinin ve hükmünün önüne hiçbir şey geçirmiyorlar.
2- Hüküm ne kadar ağır olursa olsun yine de teslimiyet gösterdiler.
3- Zaafiyet göstermediler, şeytanın kendilerini yönlendirmesine izin vermediler.

Bu hususlar üzerinden kendimize ders çıkartacağımız başlıklar var. Bunlar:

1- Allah’ın cc sevgisinin ve hükmünün önüne geçirdiğimiz şeyler nelerdir?
2- Rabbimizden gelen hükme “yorum getirmeden” teslim oluyor muyuz?
3- Zaafiyetlerimiz nelerdir?
4- Şeytanın bizim zaaf yönlerimiz için hazırladığı tuzakların farkında mıyız?

Bu dört soruya bayramda cevap bulmalıyız ve kurbanımızı keserken, “Yarabbi zaafiyet gösterdiğim ‘şu konuları’ hayvanla beraber kesip atıyorum” demeliyiz. Çünkü kurban bayramı zaaf yönlerimizi kesip kilometre kilometre yükselme zamanlarıdır. Bu fırsat yılda bir defa geliyor. Onu da dikkatli kullanmalıyız.

Zaafiyet konularından birkaçını sıralayalım:

1- Nefis
2- Şeytan
3- İnsan sevgisi (eş, çocuk, ana-baba, akraba vs)
4- Mal sevgisi (Ticaret malları, ticari işler, evler, diploma vs)
5- Makam sevgisi

Nefis ve şeytan zaafları terbiye edilmeli, zira bu ikisi ‘gereği gibi kulluk yapmanın önündeki temel iki engel’ olan şeylerdir. Son üç başlıkta zaafımız olup olmadığını anlamak için Tevbe-24’üncü ayet kapsamında düşünerek şuna dikkat etmeliyiz: “Bu son üç madde Allah’ın, Resul’ünün ve onun yolunda cihad etmekten sevimli geliyor mu, gelmiyor mu?” Bu maddeler Allah cc yolunda mücadele etmekten sevimli gelmiyorsa problem yok ama bu üç madde Allah cc yolunda mücadele etmekten sevimli geliyorsa ortada çok ciddi problem var demektir. Bu problemi çözmek için Allah’ın cc hükmünün ve onun yolunda mücadele etmenin önüne geçirdiğimiz ne varsa hepsini listeleyip bunları bayramda kesmeliyiz ve teslimiyet göstermeyi unutmamalıyız. Yani önce hatalı yönümüzü kesmeliyiz, sonra da bu hatalı davranışı terk edene kadar Allah’a teslim olup sabredenlerden olmaya çalışmalıyız. Hepsini bir anda belki yapamayız ama en azından bir tane kötü ahlakımızı terketmeyi göze almalıyız. Rabbim bu bayramda İsmail’lerini kesenlerden (zaaf yönlerini terbiye edenlerden) olmayı bizlere nasip etsin. Allahumme amin.

Mücahit GÜLER

 

 

1- Saffet suresi 100-113

Devamını Oku
Mücahit GÜLER: Bu Bayramda İsmail’lerimizden Hangisini Keseceğiz?

Aydın BENLİ: YENİ SİYASİ ANALİZ:

YENİ SİYASİ ANALİZ:
Çok kıymeti okurlarım malumunuz, siyaset bilimciyim kendi bilim dalım ile alakalı bir çok makaleler ve analizler yayınladım bir analizimi de siz her şeyin en güzeline layık okurlarıma yapmak istiyorum; , CHP kurultayında sayın Kılıçdaroğlu'nun ilk seçimde dostlarımızla birlikte iktidar olacağız sözü ne anlama geliyor?
Pandemi sürecinde evde kaldığım sürede çok kitap okuyup filim seyrettim, bu filimlerin çoğunda yaşanan konuları siyaset meydanında yaşanmış gerçeklerle özdeştirdim. Filim sahnesinde bir polis timi koç başıyla kapıyı kırıyor, içeridekileri kelepçeleyip dışarı çıkarıyorlar, ekibinin başarısını ekibin başındaki genç Komiser kutlayarak, takım elbiseyle gururla ve kendinden emin içeriye giriyor, operasyon bitmiş, koç başı ile kapı kırılmış, içeridekiler etkisiz halde direnmeden teslim oluyor. Dışarıdan uzaklardan kürk giymiş bir hanım efendi gülücüklerle bu operasyonu izliyor, çok güçlenmiş ve kendinden emin bir hanım efendi. Bu operasyonu uydudan izleyen ABD ve İngiltere... Kırılan kapı Ak parti, koç başıyla kapıyı kıran Sayın Davutoğlu. Genç komiser ve hanım efendiyi siz tahmin edin.. Sayın Ahmet Davutoğlu Ak partide üst düzey çeşitli görevler yapması münasebetiyle konuşursam diyerek sürekli Ak partiye koç başıyla saldırıyor, nihayetinde hitamlarıyla kapıyı kırıyor ve Ak partinin radikal karar almasını sağlayarak, büyük yenilik ve değişime gitmesini sağladı. Bu değişime önümüzdeki günlerde tanık olacaksınız. Genç komiser Koçbaşıyla kırılan kapıdan giriyor!!
Ayasofya Camisi hamlesi erken seçim yatırımı olabilir, Siyaset gün geçtikçe ısınıyor, bütün bilgi ve emareler erken seçimi işaret ediyor, Cumhur İttifakına güçlü bir parti daha katılıp erken seçim açıklamasını her an yapa bilir. Önümüzdeki sene iki yeni parti daha seçime girmeye hak kazanıyor, bunlar seçime girerse Ak partiden oy böle bilir, bu büyük bir risk, seçime girmeyi hak kazanmadan, doğu ve güneydoğuya kar düşmeden seçim kararı alınması mantıklı geliyor. Millet ittifakı tarafından sayın Ekrem İmamoğlu Cumhur Başkanlığı için parlatıldı, tatil ve talihsiz açıklamalarıyla biraz geri çekildi, Onun yerine Bu işe layık olan milliyetçi Muhafazakarlarında sevdiği sayın Mansur Yavaş hazırlanmaya başlandı. İşte siyaset tam da buradan şekillenecek, sıkı durun bana göre Millet ittifakının Cumhur Başkanı adayı kim olacak ? Sürpriz bir isim ortaya çıkıyor, Güçlü bir parlamenter sisteme geçiş sözü veren ve kısa süreliğine parlamenter sistem kanun ve altyapıları T.B.M.M' de kanunlaşana kadar görev yapacak aday ,sayın Ali Babacan olacaktır. Bunlar benim kişisel fikirlerimdir, bakalım önümüzdeki günlerde ne olacak. Ak Partinin bundan sonraki süreci ne olacak, CHP yeni ittifaklar mı arıyor? Bunların cevabı yakın zamanda siyasetin gündeminde olacaktır. Türkiye ve Dünya siyaseti yeniden şekilleniyor..Küresel güç ve dengeler deşti ve değişmeye devam edecek buda Ülkemizi coğrafi konumu nedeniyle her türlü etkiliyor, ABD seçimlerinde Joe Biden'in kazanması yüksek olasılıkla görülüyor, Joe Biden açıkça Türk düşmanlığı yapıyor, bunun etkileri ne olacak, bunlar erken seçimde gizli. Fransa ve Avrupa'nın küresel güç olma konusunda, Ülkemize baskı yapması, Rusya'nın her cephede bizim karşımıza çıkması iç siyasetimizi ısıtıyor. Önümüzdeki günlerde ekonomik etkilerin sonuçlarıyla, bu etkileri çok net göreceğiz. Ak Parti acilen fabrika ayarlarına dönmeli yoksa sayın Babacan Cumhur başkanı...
Takipte kalın hoşçakalın.

Aydın BENLİ

Devamını Oku
Aydın BENLİ: YENİ SİYASİ ANALİZ:

Murat GÜLŞAN : KURBAN MESELESİ

KURBAN MESELESİ

Geçtiğimiz yıllarda şarlatan sanatçılar İslam ülkesi Türkiye de İnançları parçalama adına, kurban bayramları zamanlarında, almış oldukları talimatlarla, sırf kafalar karışsın diye, insan ibadetlerini bölük pörçük yapsın veya hiç yapmasın diye yaptıkları açıklamalar bu bayram geldiğinde de bu tip söylemlerle kafaları karıştırıp kulaklarda dolaştırıyor. İşte halkımızın poh pohlayıp zirveye çıkardığı inanç değerlerimize saldıran sanatçı zannettiklerimizin geçmişteki açıklamalarını okuyalım, sonrada kurban nedir onu açıklayalım.
Hülya Avşar, "Benim fikrimi sorarsanız; İslami değerlerimizi şimdiden korumaya başlarız. Asıl tehditkar pozisyonlar yolda geliyor. Size en ufak örnek veriyorum; çok sevgili bir ahbabımın 9 yaşındaki torunu, babaannesine şöyle bir soru sormuş, ’Hayvan keserek bayram yapan bir dini aklım almıyor!’ İşte bu soru bana da şok!!! Mantıklı gelen bu soru alttan nasıl bir jenerasyon geldiğini size de fark ettiriyor mu? Belki de beni etkileme sebebi, benim de son yıllarda kurban kesmek yerine daha hayırlı olacak bir şeyler yapmayı tercih ediyor olmamdır" dedi.
Leman Sam, Twitter hesabında şu ifadeleri kullandı:
"Benim için IŞİD ile bıçağını masum bir hayvanın boğazına dayayan aynı duygudadır, IŞİD beni şaşırtmıyor."
Oyuncu Pelin Batu, Kurban Bayramı ile ilgili çok tartışılacak sözler söyledi. Bir TV programına katılan Batu, "Hayvanların kesilmesi benim içimi acıtıyor. Hep gelenek, görenek deniyor, ama dinlerin ne kadar kullanıldığı ve herkesin kendi isteğine göre bir törpü çektiği de ortada. Geçen Hz. İbrahim üzerine konuşuyorduk. Benim en sevdiğim filozoflardan bir tanesi filozof Kierkegaard'dır. Onun bir kitabında, resmen Tanrı ile polemik açar. Çünkü nasıl bir Tanrı bir insandan oğlunu kurban etmesini ister, der. Çünkü biliyorsunuz hem Kur'an'da hem de İncil'de oğlu yerine o adak, koyun ya da kuzu verilmiştir. Ve böylelikle bu gelenek çıkar. Ama bana göre dinler belli zamanlarda belli şeyleri sembolize ettikleri için -Hz. İbrahim zamanında yaşamıyoruz- günümüzde çok fazla insan var. Ve bu çok fazla insanın da çok fazla ihtiyacı var.
Paris'e hem iş, hem gezi için gittiğini ifade eden Tarkan, Kurban Bayramı için bir de mesaj verdi.

Bayram öncesinde Türkiye'ye dönerek Antalya'da konser vereceğini ve aile ziyaretleri yapıp, annesinin elini öpeceğini söyleyen ünlü sanatçı, ''Herkesin bayramını gönülden kutluyorum. Çok güzel bir bayram olsun. Olabildiğince az hayvan öldürülsün inşallah... Ben hayata farklı bakıyorum, ama bazı gelenekler maalesef değişemiyor, keşke biraz değişse. Daha az hayvan öldürsek'' dedi.
Usta sanatçı Genco Erkal'ın kişisel sosyal medya hesabından yayınladığı kurban bayramı paylaşımı sosyal medyada yankı buldu.

Erkal'ın 'Hiç sevmem bu bayramı. Kanlı bayram, ilkel bayram, insanlığın karanlık dönemini kutsayan örümcek kafanın bayramı. Benden uzak olsun' mesajı tartışma yarattı.
Gülben Ergen, 'Önümüzde kurban bayramı var, bence kurban kesileceğine bunlarla depremzedelere yardım yapılması, oradaki çocukların ve kadınların boğazından et geçmesi önemlidir. Bizim dinimizde bunları yapmakta sevaptır.' şeklinde konuştu.
Sanatçıların bu söylemlerine katılan embesiller de var aramızda. Ve ben bunların boş inançlarına cevaben İslami öz kaynaktan cevap vereceğim. Yani yukardaki din düşmanlarının söyledikleri gibi kurban ne “örümcek kafalıların bayramı” ne işid benzetmesi, nede hayvan öldürülmesidir.
Kurban nedir?
Yaklaşmak anlamına gelen kurban; Allah Teala’ya yaklaşmak için kurban niyetiyle belirli vakitte kesilen özel hayvana verilen addır. Kurban kesme ve var olduğuna inanma her şeyden önce kulluk bilincidir.  Kulun kendisini Allah’a ifade etmesi, O’nu Rab olarak kabul etmesi, emrine âmâde olduğunun bilincinde olması.
Hz. İbrahimin oğlu İsmaili kurban etme olayından önceleri insanlar tapındıkları putlara, aya, güneşe, krallarına, çeşitli kurbanlar adamış. Bunların arasında insanları da kurban etmişler. Bu gelenek İslam öncesi cahiliye döneminde de sürmüş putlara çeşitli hayvanları kurban etmişlerdir. Hz İbrahimin kurban olayından sonra yüce yaradan kurban meslesine açıklık getirmiş insanlığı uyarmıştır. Daha sonraki yıllarda peygamberimize indirilen Kitabımız Kuranı kerimde de ayetle sabittir, “Şüphesiz biz sana bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” Kevser, 108/1-2.
‘’Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık…” (Hac 34)
Müslümanlar kalben birbirine yakınlaştığı gibi, yoksul kimseler de et yiyebiliyor. Allah-u Teala, Hac Suresi 37. Ayette şöyle buyuruyor: “Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; O’na ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır. İşte Allah onları sizin istifadenize verdi ki size doğru yolu göstermesinden ötürü O’nu tazimle anasınız. İyilik yolunu tutanları müjdele!.” Ayetten de anlaşılacağı üzere kurban ibadeti Allah rızasını kazanmak, ibadeti yerine getirmek ve de gerçek ihtiyaç sahiplerinin yararını ön planda tutmaktır.
“Âdemoğlu, kurban bayramı günü, Allah’a kurban kesmekten daha sevimli gelen bir amel işleyemez...”Hadisi Şerif.
İslam memleketinde insanların inançlarıyla alay edercesine yapılan bu açıklamalar, aslında kendilerinin İslam dinine ne kadar da soğuk baktığıyla ilgilidir. Yoksa “param var ama ben kesmiyorum. Zaten vacip bir ibadet diyebilir, yada param yok kardeşim bana düşmez de diyebilir.” Cümleleriyle de hareket edebilirler.  Ama böyle istinatsız Kurana kafa tutar gibi boş boş açıklamalar yapmazlar. Aslında Allahın emrettiği kurban öncesi nefislerimizi, kötü huylarımızı, bize yakışmayan alışkanlıklarımızı, fenalıklarımızı kendi içimizde kurban etmeliyiz.
Kurban bayramında kesilen kurbandan ayrı olarak yine ibadet niyetiyle kesilen başka kurban çeşitleri de vardır.

Buna göre kurban çeşitleri şöylece sıralanabilir: Kurban bayramında kesilen kurban, adak kurbanı, akîka kurbanı, kıran ve temettü haccı yapanların kestikleri ve hedy adı verilen kurban, hacda yasakların ihlâli halinde gereken ceza ve kefâret kurbanı.
Öte yandan kurban kesmeyi Hz. Peygamber hiç terk etmemiştir.
Ayrıca Hz. Peygamber'in birçok hadisinde hali vakti yerinde olanların kurban kesmesi emredilmiş veya tavsiye edilmiş, hatta “Kim imkânı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın” (İbn Mâce, “Edâhî”, 2; Müsned, II, 321),
“Ey insanlar, her sene, her ev halkına kurban kesmek vâciptir” (Tirmizî, “Edâhî”, 18; İbn Mâce, “Edâhî”, 2) gibi ifadelerle bu gereklilik önemle vurgulanmıştır.
Bu yazımı okuyan kardeşim Kurban kesersin kesmezsin bu senin inancın ile alakalı fakat uyduruk cümleler kurarak, katliam, kesmeye gerek yok, kan akıtma da neymiş gibi söylemler inancını sıkıntıya düşürür. Biz inancımız gereği ayet ve hadislerle yol alırız. Kurban kan akıtma ile olan ibadettir. Kurban parasını hayır kurumuna vereyim yardımım olsun farklı bir eylemdir sadaka yerine geçer lütfen karıştırmayınız. Bu bilinçle hareket ediniz Allah kesecek olan kurbanlarınızı kabul etsin. Mübarek Kurban bayramınız kutlu olsun. Sevgiyle saygıyla kalınız.

Murat Gülşan


Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

Devamını Oku
Murat GÜLŞAN : KURBAN MESELESİ