Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

HAYATIMIZDAKİ KARTLAR

HAYATIMIZDAKİ KARTLAR

 

Gellerle gitlerle heba olan ömre bakmaktayım, ne çabuk yaşlanmakta insan.

Bir sene içinde olan on iki aydan her ay, sadece dört hafta, her hafta yedi gün, her gün yirmi dört saat, her saat altmış dakika.

Çabuk geçiyor ömür, azizim, çok çabuk.

Ev sahibi dört haftada bir kira bekliyor, günü sektirmemek lazım.

Elektrik, telefon, su, doğalgaz, bankaya ödenmesi gereken ödemeler zamanın geçmesini affetmiyor. 

Eskisi gibi bakkaldan borç-veresiye söz konusu değil; banka kartı ile işlemler anında yapılmaktadır.

Gittiğiniz yola bilet alırken bile kartınız yeterlidir.

Büfeden alacağınız yarım litre su için para harcamanıza gerek yok.

Lokantada yemek yerseniz, para sanki geçerli değil, kartınız var.

Sinemaya giderken bilet için para istenmiyor, kart sahibisiniz.

Kitapçıdan kitap aldığınız, kucak dolusu. Takside bölüp alırsınız, küçük küçük taksitlerle ödeme imkanı tanınıyor.

Mevsim değişince elbise alma dönemi, para ile alışverişe gerek yok, kartınız yanındaysa.

Anlaşılan bankalar, dört yanımızı çevirmiş, ahtapot kollarıyla.

Alacak gücünüz yoksa tüketimi artırmak, hem kendileri hem başkaları kazansın düşüncesiyle alternatifler hazır.

Harcadıkça %00.1 Puan kazanıyorsunuz.

Uçağa binerken bu puanlar önemli.

İstediğiniz kadar harcama yapın, puan kazanıyorsunuz.

Her ay 2000 TL harcama sözleşmesini gerçekleştiriniz, ayda 50 TL bankanız size gönül rahatlığıyla hediye puan veriyor. Bir ay borcunuzu geç ödediğinizde zaten iki katından fazlasını alıyor.

Markete giderken kart, spora giderken kart, kahve içerken kart, elbise için kart, kundura için kart, dondurmaya, gazoza varıncaya kart.

Kefenlik malzemenizi bile kart ile alabilirsiniz, bu avantaj söz konusu.

Yurt dışına, yurt içine seyahatin her alanında kartınız yanınızda olmalı.

Paranız bitti mi imdada yetişen kartınız var.

Telefon kontürünüz biterse veya borcunuzu ödemek isterseniz kart varsa mesele değil.

Yıl sonunda alışveriş ettiğiniz kartlarınızla elde ettiğiniz puanları düşünürseniz, epeyce para kazanırsınız harcadıklarınızla.

Evinizde tek başına çalışan olsanız, elbette bu biraz sıkıntılı.

Düşünün evin üç çalışanı var ve hepsinde kart var.

Yıl sonunda neler yapamazsınız?

Aracınıza yakıt alsanız, ayrı indirimi var.

Sigortanızı yatırdığınızda kartınıza para puan gelir.

Çocuğunuzun servis parasını kartla yatırınız.

Pazardan aldığınız yumurtayı, peyniri, yoğurdu kartla aldığınızı düşünün, gelsin puanlar.

Para puanlar artıkça sizin kartınız kumbara gibi.

Acaba kumbara kum gibi küçük zerrelerden yola çıkarak, ufacık paralarla düşünülerek mi, isim olarak doğmuş: Kum-Para/ Kumbara

Siz, bu biriken puanlarınızla alışverişlerinizde en azından bir hafta boyunca bedava alışveriş edebilirsiniz.

Yalnız marketlerden alışveriş ederseniz- başka alternatif yok- satıcı market yine size vereceği malzemeden kâr edecek.

Neden para puanlar, sadece alışverişte geçerlidir?

Nerede insan hakları?

Ekonomi için çarklar dönmeli, market çalışanlarını işyerinde istihdam edenler kazanmalı, bankalar iyi semirmeli, sistemin çarkları nasıl dönecek, sen kart ile alışveriş etmediğin zaman?

Bu sistemi global hale endeksleyenler, her şeyi bankalara havale etmişler.

Sanal ortamdan alışveriş ettiğiniz zaman kart numaranız para yerine geçer.

Hastahaneye yolunuz düşse endişeye mahal yok, anlaşmalı bankalar sizin için emre amadedir, gereken taksitler yapılır, indirim oranları söz konusu.

Hayatımıza bu denli sirayet etmiş bankaların bir de ödeme güçlüğü geçenlere uyguladığı icra takipleri vardır, tedbirler vardır, borcunu faiziyle ödemediği zaman feleği şaşanları bir bilseniz…

Araba almak için kredi, ev almak için kredi, beyaz eşya için kart, mobilya için kart, falan ve filan için kart…

Yarın Hacc’a gitmeler için kart kullanılırsa şaşmayın, kurban kesimi için kart kullanılmıyor mu?

Faizin, çalışılmadan ve alın teri dökülmeden haksız kazanç olduğunu bilmeyenimiz yok.

Vicdana ters gelen faizi kabul etmenin ne derecede haklılık payı vardır?

Dünyaya insanı gönderen Yaratıcı, onu başıboş mu bırakacak? Öyle mi sanılıyor, beşer nazarında*

Veda Hacc’ında ayaklar altına alınan ve haram olduğu belirtilen faizi, günümüzde olmazsa olmaz niteleyenler, bankasız yapamayacağımızı iddia eder durur.

Ya Rabbi!..

Senin haram kıldığına helal demeyip zorunlu, yaşamın olmazsa olmazı haline getirenleri sana şikâyet ediyoruz.

Ya Rabbi!..

Bizi bu illetten kurtar, bize bunu kabul edecek idrak ver!..

 

 

Zulkufaras_33@hotmail.com

Devamını Oku

EVET HAYIRA HOŞ GELDİNİZ!..

 

Hangi yemeği yediğimize biz karar veririz. Lakin ekiple gittiğimiz gezide bizim kararımız sorulmaz:

-Sabah kahvaltısı bir yumurta, sekiz zeytin, bir dilim peynir, yarım ekmek. Öğle yemeği kuru fasulye, pilav ve salata. Akşam yemeği herkese bir porsiyon balık, çorba ve salata. Bunun dışında içilen çay, ücretidir.

Sıkıysa bu kuralın dışına çıkın ve itirazınız olsun.

Geziye katılacaksanız, “Hayır” deme şansınız olamaz.

“Evet””  derseniz, geziye katılmanızda problem yok. Diyabet hastasıysanız, bol bol salata yiyebilirsiniz, menü sizin için değiştirilebilir, sunulan yemek için yapılan anlaşmaya göre.

“ Ben, bu yemeği yemem.” Derseniz, pamuk eller cebe iner, istediğinizi yer, farkını verirsiniz. Kural böyle.

***

“Evet-Hayır” yarışmasını hatırlar mısınız? Erkan Yolaç’ın sunduğu programda sorulan sorulara her iki şıktan cevap vermeniz halinde elenmeniz mümkündü. Sunucu, maharetini ortaya koyar, yarışmacıların yüzde doksanından fazlasını elerdi, bir çırpıda. Kalanların yarısının elendiğini düşünün bir… Amacına ulaşan sunucunun zıplaması, kendisine hastı:

-Evet dediniz!..

-Hayır dediniz!..

***

Toplumda istenmeyen durumlar için “Evet” diyen vardı, önceleri:

-Bu toplumu değiştirmek isteyenlere dur deme adına ne dersiniz?

-Evet!..

Şimdi durum değişti:

-Referandumda ne diyeceksiniz?

-Hayır!..

Bu işte bir terslik var, gibi.

 

1982 Anayasasının değiştirilmesinden kim mutluluk duymaz?

Herkes şikâyetçi değil miydi, bu durumdan?

Neden “Hayır” deniliyor, referandum için?

Cumhurbaşkanının yetkileri artıyormuş, Başbakanlık kaldırılıyormuş. Ondandır, bu itiraz.

Bu Cumhurbaşkanını halk seçmedi mi?

Cumhurbaşkanı, partilerine daha önce bağlı değil miydi?

Bir ülke yönetimini, belli sürede yönetmek için çift başlılık olur mu?

Daha önce senatörler vardı, partilerin. Milletvekililerin üstünde bir oluşum.

1982’de Danışma Meclisi adı altında yaşatılmak istenmişti.

Şimdi milletvekilleri ne yapıyor?

Herkesin meclisinde her partili elini kaldırıyor, indiriyor.

Buna kimsenin itirazı var mı?

Referandumda anayasa ile cumhurbaşkanlığı bir arada olmaz imiş!..

Bu ülkenin çok parası mı var, ayda bir referandum için?

Cumhurbaşkanı, ülkenin başkomutanı mı değil mi?

***

15 Temmuz’da yapılan melaneti görenler, neden yan çiziyor?

Gezi olaylarının çıkış noktası belli değil midir?

Kalkışmanın olduğu dönemde başarılı olsalardı, ne olurdu?

Yeni Kapı Ruhu, uçup gitti mi?

Devlet içinde devlet olur mu?

Bu bankaların içini boşaltan kimdi?

Gazetelerin patronlarının bir kısmı halen banka sahibi değil midir?

***

Hadi soralım da içiniz rahat etsin.

Bir gazete patronunun dört kızı olsun.

Dört kızı da dört holdingin sahibi olanlarla ya da çocuklarıyla evli olsun.

Bu dört holdingin ayrı ayrı gazete çıkarmalarına gerek var mı?

Bu gazete sahibinin diğer gazetelerinde, televizyonlarında, dergilerinde kızlarının aktif görev aldıklarını düşünün.

Gazetenin ya da gazetelerin manşetlerini kim belirler?

Televizyonlarda haberleri kim istediği gibi verir?

O gazetede ya da gazetelerde çalışanlarla televizyon kanallarında bulunanların itirazı var mıdır, yapılana?

Hadi, çözün, bu muammayı!..

Bayram değil seyran değil, enişte neden manşete önemli haberi taşıdı, 367 Sabih’e nazire yapma ister gibi?

“401 El Kaosa Kalktı” diyen manşetini attıranlara yaranmak isteyen patron, sahibinin sesi değil miydi?

Ertuğrul Gazi’nin adını taşıyan Etekli Fotoğraflarla, şarab gurmeliği  yapan, bazen budizmi ele alan, bazen libido takılan isminden utanmaz Ertuğrul’un amacı neydi?

Referandumda Gandhi Kemal, istediği desteği bulamayınca işler değişti.

POAŞ Sorgusu zamanında ortaya çıkan iddia, hem de kalkışmanın yapıldığı zaman içinde cep telefonuyla canlı bağlantı  yapılan sunucunun imzasını taşıyor!..

Mesaj oldukça açık ve acemice…

Kurgu yapanlar, çuvallamış.

Bu sunucunun adının kullanılması, bir psikolojik baskı unsuru olarak seçilmiş. Mahalle Baskısı’nı dilimize kazandıran Şerif Mardin taktiği gibi.

İkinci gün özür dilemişler, bir karikatürle birlikte.

***

Siz Koç’un, Sabancı’nın, Boyner’in ve Faralyalı’nın gazete çıkarma, televizyon kanalı kurma teşebbüsünde bulunduğunu hiç duydunuz mu?

Siz, Doğan’ın Vehbi Koçun oğlu olduğu iddialarının halen cevaplanmadığını biliyor musunuz?

Kelkitten çıkan kamyon sahibin oğlu Doğan’ın lastik tamirciliğinden bu güne gelişini doğal karşılayanlardan mısınız?

 

-Evet mi Hayır mı?

Devamını Oku

EN BÜYÜK BAŞKAN BİZİM BAŞKAN

 

Arada bir kişinin bir şeyi tekrarlaması, tekrarladığını ezberlemesine yol açar, muhakkak.

Kişinin kırk kere söylediğine- yalan olsa dahi- kendisini inandırması söz konusu.

Bir ülkenin fıstık tüccarı seçilince, tanındı, dünyada. Herkes kendisine “Başkan” demeye başladı.

Bir Hollywood adı verilen sinema sektöründen de böylesi biri çıkarıldı, ona da “başkan” denildi. 

Baba ile oğulu, seçenlere sorulmaz mıydı, “Başka isim mi yok, seçmek için? Yoksa tamamlanmamış hizmetler mi, kaldı dünya coğrafyasında?”

Baba ile oğul da seçildi, “Başkan” diye çağrıldı, her yerde, kendilerini sevmeyenlerin kaleminde unvanları öyle kaldı.

Bir kazaya uğratılan, elinden saksafonu düşmeyen adamın biri, “Başkan” seçildi.

Başkan olmak öyle çekici bir özelliğe sahip ki çikolata tenli biri de baba tarafı Afrikalı olmasına rağmen, “Başkan” seçildi.

Onunla dengelerin insanlık lehine dönüşmesi beklenirken, hiçbir şey beklentileri gerçekleştirmedi.

Saksafoncunun aldatılan eşi, kocasının başkanlığından sonra ortaya çıkarıldı, bir emlâk imparatorunun karşısına.

Anketler, sarışını gösterirken, kendilerine başkan, dünyanın başına bela olarak beyaz tenli, sarışın yetmişinde bir adam seçildi, dünyaya özgürlük getireceğini vaat eden, içinde olan zencilere hayat hakkını çok gören sistem.

Hem, ülkemize ihanet eden bir paşanın torunu London Belediye Başkanı seçilince hop oturup hop kalkmıştık.

Bakıldı ki zat, hükümette bakan olmuş, sevindik durduk saf halimizle.

Her şey üzerine güneş batılmaz denilen, ahtapot kollarıyla dört yana ulaşan ülke için.

***

Biz, güne kadar karşısında durduğumuz başkanlarına, hiçbir şekilde başkan demedik, yazılarımızda. Onları eleştirenler, yerden yere vuranlar, “Başkan böle böle dedi!.. Başkan şöle falan filan dedi.” Diyerek, adamlarının başkanlığını peşinen kabul ediyorlar.

İsmi zinciri daima çağrıştıran ve bir türlü başkan seçilmeyen şahsın hakkında söylenenleri de unutmadık, bilinsin.

Kendi devlet başkanlarını öldüren ve yerine yeni başkanlar türeten, karşılıksız para basarak, dünyayı sömüren bu zihniyetin yeni imza atıcısı zatın, işe başlarken aldığı kendisine ezberletileni harfi harfine yerine getireceğini bilmeyen yok. “Dakka  bir gol bir!..” şeklinde icraatı, malumunun  izharıdır.

***

Malcolm X’i ortadan kaldıran anlayış, Nixson’u mu öldürmüştü, bir oldu, bittiyle?

Biz de başbakanımızı, kısacık tarihlerindeki meselelerden örnek alarak, bakanlarıyla birlikte en aşağılık durumları kendilerine yaşatarak asmamış mıydık?

Kendi seçeceğimize “Başkan” sıfatını çok görerek, onların seçtiğine koşulsuz “Başkan” diyenlere ne demeli?

Bu yeni başkan konumundaki zat, babanız mı?

Bu adam, size özgürlük mü getirecek?

“Gezi, Ekonomi, Darbe, Ayırma, Arkadan Vurma, Sağı-Solu Birbirine Kırdırma” olmak üzere, yediği naneler bitmekle kalmayan konu mankenlerinin ağababalarının temsilcisine “Başkan” demek, olanları tasdik değil de ne ola?

Bizim öküzgözü şarabı ile kendinden geçen bazı kişi ve kişiler, kendilerince kampanyayı başlatmış, şimdiden.

Kendilerine yeni başkanları hayırlı olsun.

Yeni seçilecek bu ülke başkanının –kim olursa olsun- vatana, millete, insanımıza yakışır derecede olması, temennimiz.

Sarayında  musluklar altındandı, hani.?

Bardakların her biri altınla işlenmişti, hani?

Bir yemek verişinde milyarlarca lira harcanıyordu, hani?

Yakılan-tüketilen elektrik ile şehirler aydınlatılırdı, hani?

En yanı başındaki adamların ihanetine uğrayan Başkan, daha iyisini düşünüyor, bu toprakları hain anlayışın eline düşmesini  istemiyorsa ne demeli?

Almanya’ya kaçan hain, sazlarına düzen vermek için çok uğraştı!..

Mesele ağaç meselesi değil diyen masum yüzlü artist, şimdi nerede?

Dememiz o ki, çobanın oyu ile kendi oylarının bir olmaması gerektiğini haykıran ve gazetelerinde, televizyonlarında bunu defalarca tekrarlayan, devlete rot balans ayarı vermekle iftihar duyanlar halen elleri boş mu duruyor?

Biz, kendi başkanımızı seçerken kendi başkanlarıyla övünenlere sözümüz ne ola?

 

        

Devamını Oku

İSLAM ÜMMETİNİN PROBLEMLERİ

Ümmet coğrafyasının yer altı ve yer üstü doğal zenginlik toprakları üzerinde farklı yönetim biçimleriyle idare edilen, çeşitli dil konuşan, yirmiden fazla Müslüman millet bulunmaktadır.           Ne yazık ki batılı emperyalist sömürgeci güçlerin denetimi altında olan doğal zenginlikleri ve yönetimleri cetvellerle çizilmiş ülke sınırlarıyla vahdet ve ümmet olma bilincinden uzak kavmiyetçilik, mezhepçilikle tefrika halinde bulunmaktadırlar.   Günümüz dünyasında dağınık halde bulunan Müslümanların akan kan ve gözyaşının durması, dinmesi ancak vahdet ve ümmet birliği olmasının gerektiği olmazsa olmazların esasları içerisindeki zaruri durumdur.   Kavmiyetçiliği ve mezhepçiliği esas alıp şekillenmiş ümmet olma yolunda yürümeyen Müslüman milletler globalleşen çağdaş küfür firavunları karşısında zayıf çer-çöp hezimet durumuna düşüp, dünyaları diyarları yakılıp yıkılıp, katledilerek esaret altına alınacağı kesinliğiyle kavmiyetçilik ve mezhepçilik tefrikasının ancak dünyevi azap vesilesi olacağı bilinmelidir ki dini yaşamada kolaylık ve rahmet olan mezhepler, İslam düşmanlarının planlı şekilde mezheplerin ihtilaflı meselelerini körükleyip inanan toplumu bölerek, birbirlerine düşman olacak Müslüman toplum oluşturmamayı istediklerini hatırlatıyoruz.   Birleşmiş haçlı kâfir milletleri işgal ettiği İslam ülkeleriyle hedefledikleri projelerini gerçekleştirmek istemekteler. ABD’nin işgali altında, Afganistan ile Irak, Rusya’nın işgali altında Çeçenistan, Çin’in işgali altında Doğu Türkistan, Yahudiler ‘in işgali altında Filistin, Hindistan’ın işgali altında Keşmir ve yanı başımızda yıkılıp viraneye çevrilmiş Suriye ve daha birçok İslam ülkesi…    İslam ülkelerindeki kavmiyetçilik, mezhepçilik sahte cemaat, tarikatlarla ve çatışmacı radikal İslamcı unsurlar işgal projesi için kurulmuş sinsi entrikalar olup Müslüman toplumları iç savaşla işgal ve teslim alma projesidir.   Süper güç olma yolunda büyüyen ve güçlenen Ülkemizin dev yatırımları ve silah sanayisiyle batılı haçlı güçlerin gözleri kamaşmış, ülkemizi boyunduruk altına almak için batı emperyalizminin hizmetinde olan FETÖ darbe girişim teşebbüsünü ve doğu vilayet il ve ilçelerinde taşeron PKK örgütünün özerk yönetim kalkışmasını gördük.   Oysa Allah’a, meleklere, kitaplara, Resullere, kaza-kadere, ahirete inanış ile farklı ırka mensup, farklı dili konuşan inanan müminlerin İslam dininde din kardeşi olduklarını tekrar hatırlatıyoruz ve seslenmek istiyoruz Türk ve Kürt kardeşlerimize;   Ey Türk ve Kürt kardeşlerim! Küfür düzenleri sizin Türklüğünüz veya kürtlüğünüz ile savaşmıyor üzerinde bulunduğunuz Allah’ın dini olan İslamlığınız ile savaşmaktadır.   Ey Türk ve Kürt kardeşlerim!   İşgal ile katledilmiş Müslümanlar.   Evleri başlarına yıkılıp göçe zorlanmış Müslümanlar.   Şehirleri talan edilmiş viraneye çevrilmiş Müslümanlar.   Tecavüze uğramış Müslümanlar.   Unutmayın ki sizin din kardeşlerinizdir.   Ey Türk ve Kürt kardeşlerim!   Fatih Sultan Muhammed Han’ın ve fatih Sultan Selahaddin-i Eyyubi Han’ın torunları olduğunuzu unutmayın.   Ey Türk ve Kürt kardeşlerim Türk ve Kürt Sultanlarınıza bakın!   Mısır ve Suriye Sultanı, Kürt Komutan Selahaddin Eyyubî, Kudüs'ü Haçlı kuvvetlerinden alarak kentte 88 yıl süren Hıristiyan egemenliğine son vermiştir. Hz. Peygamber'in müjdelediği Fetih’e nail olmak için İstanbul’u fetheden Türk komutan Sultan Muhammed Han 1100 yıl hüküm süren Doğu Roma İmparatorluğu’nu bitirip silmiştir.   Çözüm İman ile Ümmet ve Vahdet olma bilincidir.   Kuran-ı Kerim’de, Sünnet’te hiçbir milletin üstün olmadığı ancak tanışma ve kaynaşma vesilesi olduğu; üstünlüğün ancak takvada olduğu, farklı dil ve ırka sahip müminlerin iman dairesinde kardeş olduğu, ümmet ve vahdet yolunda kardeşlik tesisinin bilinci önemli rol oynayacağını bilelim.   Hristiyan Katoliklerin din merkezi Vatikan, Ortodoks Hristiyanların din merkezleri patrikhaneler olduğunu bilmeyenler yok herhalde.   Batılı gayr-i müslim ülkeler bütünlük içerisinde siyasi kültürel ekonomik alanda nasıl ortak strateji izliyorlarsa İslam ülke liderlerinin de birbiriyle dayanışmalı ve kapsamlı siyasi askeri ekonomik kültürel alanda birlik oluşturmaları,milletlerinin akıbetleri hususunda hayırlara vesile olacağıdır.   Çünkü “Allah’ın dini etrafında kenetlenme, ancak karanlıklardan rahmete doğru çıkıştır.” diyoruz. Doğal yer altı ve yer üstü zenginliği olup kullanamayan Müslüman milletler hem yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaktadır hem de öte yandan gayr-i müslim ülkelerin çizdikleri politikalar üzerinde borç esaretiyle mahkûm konumdadır.   Eğer sadece İslam’ın yüce ibadet ve kutsi değeri olan zekât, İslamî ülkelerde resmi statü olarak kurumsallaşsa yıllık üç yüz milyar dolarla ( Ne yazık ki küfrün parasıyla bunu belirtiyoruz.) hiçbir ülkede yoksul insan kalmayacağı gibi dış güçlere bağımlı borç ve politik esaret durumu ortadan kalkacaktır.   Görüldüğü gibi Kuran-ı Kerim’in sadece zekât farizasının hükmüyle formülü ile gelir dağılımındaki sosyal adaleti tesis edip yoksulluk belasını tümüyle ortadan kaldıracağı, toplumları tüketen değil, üreten toplum yapacağı da kuşkusuzdur.   Allah’ın ipi olan Kur’an’a sarılın ve sımsıkı tutunun,parçalanmayınız.  bir tarağın dişleri gibi olan müslümanın tevhid ve vahdet içinde olması, küfre karşı kazanılan ilk galibiyettir.   Çalışmak bizden, Tevfik Cenab-ı Zülcelalden.

Devamını Oku

KÜRESEL EMPERYALİZM TEHDİDİ ALTINDAKİ ÜLKE TÜRKİYE

Küresel Emperyalizm, ülkeleri  kendi hegemonyası altında tutmak için projelerine ve çıkarlarına uygun etnik köken, mezhep ve meşrep savaşlarını çıkarıp böl -parçala-yut politikasıyla “Yeni Dünya Düzeni” adını verdikleri düzen içerisinde dizayn etmek istemektedir.   Küresel Haçlı Batı(k) Ülkeleri İslam Coğrafyasında ve İslam ülkelerinde kendilerini “efendi” İslam Coğrafyası’nı ve İslam Ülke liderlerini kendi amaç ve çıkarlarına uygun hizmete amade kılınmış kullanılmaya müsait “köle liderler” ve “köle ülkeler” olarak görmektedirler.   Küresel Haçlı Emperyalist İblis ABD,  “Huzur ve Demokrasi Özgürlüğü” vaadiyle  ülkeleri yakıp yıkmış, her yeri talan ederek, Müslümanları katletmiş, halkları göçe zorlamaya mecbur bırakmıştır.   İblis ABD önderliğinde Küresel Batı(k) ülkeleri, Ülkemizde 15 Temmuz Darbe  Tşebbüs Plânının  uygulaması başarısız olunduğunda Küresel Haçlı Batı(k) Ülke medyaları  Cumhurbaşkanımız ve Milletimizi suçlu görüp karalamışlardır.   Ülkemizde Son yıllarda şer odaklı farklı terör örgütlerinin koordineli biçimdeki saldırılarıyla planlanan bir diğer husus Laik/İslâmcılar, Köken, Mezhep ve Meşrep savaşları ile  ülkemiz iç savaşa sürüklenme tehdidiyle  karşı karşıya kalındığını görmekteyiz.   İstanbul'un Ortaköy semtinde bulunan “Reina” adlı gece kulübüne yeni yıl kutlamaları sırasında düzenlenen silahlı saldırı kuşkusuz lâik- Muhafazakâr İslamcılar arası çatışma oluşturma projesiydi   Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Recep Tayip Erdoğan:    “Ülkenin ateş çemberinden geçtiğini Bugün hem bölgemiz hem de ülkemiz üzerinde çok sinsi, çok alçak, çok kanlı oyunlar oynanıyor.    Üst akıl dediğim şey, her gün yeni şeytanlıklarla karşımıza çıkıyor, köken, mezhep savaşlarıyla bölgemizin geleceğini karartmaya çalışıyorlar. Ülkemizi viraneye çevirmek isteyenlere izin vermeyeceğiz.   Suriye'de, Irak'ta, Libya'da, daha pek çok yerde bunu yaptılar ama bize yapamayacaklar.   Yıkıntıların arasında, kucağımızda çocuklarımızın, sevdiklerimizin cansız bedenleriyle, çaresizce ağlamamızı bekleyenlere, o günleri göstermeyeceği yöntemi ne olursa olsun, tüm terör örgütlerine karşı milli  seferberlik ilan ediyorum." dedi.   Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan’ın Milli seferberlik ilanı ile  Diyanet İşleri Başkanlığı Terör ve odaklarına karşı halkı tek vücut tutmak için ülkemizdeki cemaatler ve tarikatlar ile buluşma, görüşme kararı aldı.   Diyanet İşleri Başkanlığı, Cumhuriyet Tarihi’nde ilk defa “Cemaatler ve Tarikatlar Buluşması” beş ilke üzerinde duruldu:   1-TEKFİR ETMEYECEKSİN  Sadece kendini hak bilip, kendin gibi inanmayan, kendin gibi düşünmeyen ve kendin gibi yaşamayanları dinden çıkmakla suçlamayacaksın.   2-ÖTEKİLEŞTİRMEYECEKSİN Kendin gibi inanmayanı ve yaşamayanı ötekileştirmeyeceksin, azınlığa düşürmeyeceksin.   3-İSLAM'DAN AYRILMAYACAKSIN İslam ilminden ayrılmayacaksın, İslam'ı kendine göre yorumlamayacaksın.   4-ŞAHISÇI OLMAYACAKSIN Şahısları hakikatin yerine ikame edemezsiniz, baki hakikatleri fani şahsiyetler üzerine bina edemezsiniz. Biz irademizi bir faniye teslim edemeyiz.   5-ŞİDDETE KARŞI DURACAKSIN Kim olursa olsun şiddete başvurduğu zaman, toplum olarak, millet olarak hepimizi karşısında bulmalı.   Geçmişe dönüp baktığımızda  Kürt meselesi ve çözüm süreci hususunda HDP /PKK muhattap alınmış, Hükumetin çözüm ve barış için uygulanan politika, izlenen yol haritası HDP/PKK’yı güçlendirmiş.   Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan mütedeyyin Muhafazakâr / İslamcı kuruluşların bünyesindeki  yüzlerce İslami ilim tedrisat adı verilen medreseler, Kur’an-ı Kerim kurslarını yakıp yıkmış, yüzlerce mütedeyyin Müslüman vatandaşımız hunharca ve vahşice katletmişlerdir. (Şehit edilmişlerdir)   HDP Merkez Yürütme Kurulu'nun 6 Ekim 2014 te’ aldığı kararla ve “Halklarımızı süresiz sokağa çıkmaya çağırıyoruz” çağrısıyla  PKK/HDP yandaş çakal sürüleri Mütedeyyin vatandaşlarımızı tümden yok etmek için, Özellikle Doğu-Güneydoğu Anadolu  Bölgesindeki  il ve ilçelerinde vahşi olaylar tertiplemişlerdir. Kurban dağıtmakta olan Yasin Börü ve arkadaşları vahşice katledilip şehit edilmişlerdir.   Bu açıdan Ülkemizdeki sorun ve problemler hususunda Diyanet  Camiasının muhatap aldığı Cemaat ve Tarikatlar Buluşması’nı anlamlı ve değerli buluyor Ülkemize islâm Ümmeti’ne hayırlara vesile olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz.

zulkufaras_33@hotmail.com

Devamını Oku

ÜZERLERİNE GÖNDER YENİDEN EBABİLLERİ YA RABB

Son yıllarda ülkemizde terör örgütlenme ağlarının giderek yükseldiği ve örgütlerin ardı arkası kesilmeksizin  eylemler  zincirini müşahede etmekteyiz. Terör örgütleri ve arkalarındaki yabancı güçlerin  amaçlarının sadece korku salma veya yıldırmak  olmadığını yaptığı eylemler ile siyasi liderlere mesajlar göndermek istediğini düşünecek olursak,  terör olayları ve destekçilerinin mesajlarını  doğru okur ve doğru çözümler üretilebilir.

 

Mesela Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un  silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiği eylemde Rus büyükelçiyi öldüren polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş'ın Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu yönünde çok güçlü sinyaller olması sadece FETÖ eylemi miydi?  

  

 

1-FETÖ örgütünün gerisinde duran  ve destekçisi iblis Amerika’nın  Türk-Rus ilişkilerini krize sokup Suriye’de  dinmeyen ateşin Ortadoğu projesinin  çıkarlarına uygun devamını  istemesi olamaz mı? 

  

2-  Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un  silahlı saldırı suikastı siyasi liderlere  nefes kadar yakın olduğu emirlerine amade olunmadığın da kendilerine dönük suikast olacağı mesajı olamaz mı? 

Önümüzde ki günlerde elbet mesajın ne olduğu daha iyi anlarız 

 

3- 1 Ocak 2017'de yılbaşı gecesi   saat 01:15'te İstanbul'un  Ortaköy semtinde bulunan “Reina” adlı gece kulübüne yeni yıl kutlamaları sırasında düzenlenen silahlı saldırı ve Saldırı sonucunda 39 kişi hayatını kaybetti, 70 kişi ise yaralandı. Yıl başı gecesi meydanlarda bile her türlü olası tedbir alınmışken İstanbul'un en lüks, en pahalı, en iyi korunan ve karakola 150 metre uzaklıkta ki gece kulübünü basan silahlı terörist, içeride onlarca koruma güvenliği olmasına rağmen   saldırıyı yapan şahsa karşılık olarak  tek bir el  ateş edilmemiş  olması akıl alacak gibi değil.

 

Tek bir şahsın   gözcüsüz,  desteksiz  böylesine büyük eylem yapabilmesi ve eylem sonrası kaçabilmesi olasılık dahilinde bile değildir uluslararası haber ajansı Reuters'ın haberinde IŞİD'in saldırıyı üstlendiği yapılan açıklamada  "Hıristiyanların koruyucusu Türkiye'deki ünlü bir gece kulübünde şirk bayramlarını kutlayan Hıristiyanlara saldırıldığı" ifade edildi.

 

“İŞİD üstlendi” haberi pekte inandırıcı değil. Çünkü Diyarbakır'ın merkez Bağlar ilçesinde Emniyet Müdürlüğü'nün ek binası yakınlarında sabah saat 08.00 sıralarında meydana gelen patlamada   9 kişinin ölümü, 100'ü aşkın insanın yaralanmasıyla sonuçlanan bombalı saldırıyı İŞİD üstlendi haberini duyuran Reuters haber ajansının haberinin daha sonraki günlerde doğru olmadığı ve PKK terör örgütünün eylemi olduğu ortaya çıkmıştı

 

4-Reuters, dünya çapında gazetelere ve uydu yayınlarına yolladığı haber raporları ile tanınan, merkezi İngiltere’nin başkenti Londra'da bulunup küreseler emperyalizmin hizmetinde olan haber ajansıdır. 

 

Batık (k) Avrupa haber ajansları kara sakallı kara giyimli kara bayraklı adamları suçlamakla şeytani akıl ile kendilerini aklamak mı istiyorlar? Kanaatimce  Reina saldırısı işid ve PKK eylem tarzıyla bire bir örtüşmüyor ve Reina saldırısının küresel emperyal güçlerin  lâik/Muhafazakar İslamcılar arası çatışma projesi çıkarmak olduğu apaçıktır gözler, CIA-MOSSAD ta olması gerekir.

 

Batı-(k) Avrupa ve İBLİS Amerika’nın yarattığı İŞİD terör örgütü üzerinden tüm dünya ya korku salma amacının var olduğunu sayarsak Terör  İŞİD midir? yoksa İŞİD in arkasında Duran devletler mi terördür.

 

Aklımıza İŞİD’in insan yüreğine korku salan kafa kesme görüntüleri geliyor ve acaba gerçek mi? ABD’den Avustralya’ya, Japonya’ya kadar birçok ülkede yaşayan komplo teorisyenlerinin kafa kesme görüntülerinin Amerika stüdyolarında hazırlandığı ABD’nin ve İsrail’in Orta Doğu hâkimiyetini sağlamak için ortaya çıkarılmış bir yapay örgüt olduğu iddiası dillendiriliyor.

 

5- Emperyal Güçlerin Hedefinde Türkiye var.

 

Küresel haçlı emperyalizmin hedefinde olan Türkiye Son yıllarda terör örgütlerinin ve destekçilerinin koordineli biçimde silahlı saldırı intihar saldırısı ve suikastler ile  Türkiye’yi hedeflerine almış durumdalar.


Geçtiğimiz son bir yılın bazı olaylarını hatırlayacak olursak;


12 Ocak 2016'da İstanbul Sultanahmet meydanında intihar saldırısı 17 Şubat 2016'da Ankara'da bomba yüklü araçla saldırısı 

 13 Mart 2016'da Ankara Kızılay da bomba yüklü araçla düzenlenen saldırı

19 Mart 2016'da  İstanbul İstiklal Caddesi'nde intihar saldırısı

 

27 Nisan 2016'da Bursa  kent merkezinde Ulu Camii yakınında canlı bomba saldırısı

 1 Mayıs 2016'da Gaziantep Emniyet Müdürlüğü önünde bomba yüklü araçla saldırı 

 12 Mayıs 2016'daİstanbul Sancaktepe'de  Kara Havacılık Alay Komutanlığı kışlasının yakınında bombalı araçla saldırı  

 12 Mayıs 2016'da Diyarbakır Dürümlü mezrasında 15 ton patlayıcı yüklü kamyonunun infilak etmesiyle yapılan saldırı

8 haziran 2016'da Mardin'in Midyat ilçesinde Emniyet Müdürlüğü binasına bomba yüklü araçla düzenlenen saldırı


Emperyal güçler ülkemizde mezhep, ırk, laik ve muhafazakar İslam çatışması oluşturup iç savaş  senaryosunu başlatmışlardır.

 

6-Basiretli Cumhurbaşkanımız  "Milletimizi bölemeyeceksiniz, bayrağımızı indiremeyeceksiniz, vatanımızı parçalayamayacaksınız, devletimizi yıkamayacaksınız, ezanlarımızı susturamayacaksınız, bu ülkeye diz çöktüremeyeceksiniz, bu halka boyunduruk vuramayacaksınız. “ demiştir.

 

Bu sözleri özelde FETÖ ye Genelde ise küresel haçlı emperyal güçlere  tokat gibi cevaptı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Ülkemizi viraneye çevirmek isteyenlere izin vermeyeceğiz.

 

Suriye'de, Irak'ta, Libya'da, daha pek çok yerde bunu yaptılar ama bize yapamayacaklar.

 

Yıkıntıların arasında, kucağımızda çocuklarımızın, sevdiklerimizin cansız bedenleriyle, çaresizce ağlamamızı bekleyenlere, o günleri göstermeyeceğiz diyerek küresel güçlerin oyunlarının farkında olduğunun mesajını dik duruşla vermiştir.

 

Özetle dünyada yeni bir oluşum söz konusu ve İslamî ilerleyişin önünü kesmek için şer güçler, yok olmama adına ısrarla son güçleriyle saldırıya geçmekte birleşmiş durumda. 

 

Biz de deriz ki Yüce Allah'tan:  Üzerlerine gönder yeniden ebabilleri Ya Rabb!

 

Devamını Oku

İLAHLAR KAN İSTİYOR!..

 

Yeryüzünde yaratılan canlıların tümüne savaş açan ilahlar kan istiyor.

Yeryüzünde canlıların ortadan kaldırılmasından hoşnut kalan bu ilahlar, kendilerinden başka kimsenin yaşama hakkının olmadığını icraatlarıyla savunuyor.

Yeryüzünün nimetlerine adeta ambargo koyan, kendi icat ettikleri parayla hüküm süren, dünyayı bu şekilde yönetmeyi esas alan düşünceleriyle dünün nemrutlarına, firavunlarına, kisralarına rahmet okutan bu çağdaş ilahlar, kendilerinden başka kimseden memnun olmadıklarını iddia ediyor.

İnsanlığı köle, kendilerini efendi bilen, kıymeti kendisinden menkul bu zatlar, Yaradanın kendi işlerine karışmaya yetkili olmadığını iddia ediyor.

Yeryüzünü gözyaşına, kana, acıya, zulme, kedere, gama, sıkıntıya aşina kılan bu ilahların dayanak noktasını demokrasiyle özgürlükle adlandırması karşısında mazlum insanlık, ellerini havaya açarak, ilahları kabul etmediğini, Allah’a şikâyet ediyor.

Yeryüzünün lanetli ilahları kana doymak bilmiyor.

Yeryüzünün bozguncuları, fitneden fesattan geri kalmıyor.

Yeryüzünün ilahları, hiçbir şekilde merhametten hoşlanmıyor.

Yeryüzünün ilahları, var oluşlarını adaletsizlik üzerine inşâ ettiklerini ifade ediyor.

Yeryüzünün ilahları, atalarının insanlığa verdiği huzursuzluk belasının kendi saltanatlarının harcı olduğunu saklamıyor.

Yeryüzü ilahları, yaşamı ne denli cehenneme çevirirlerse o denli kendi cennetlerinin devamlılığının olduğunu belirtiyor.

Yeryüzü ilahlarının gölgesi altında hayatlarını idame eden halkalı köleler, bir gladyatör misali ayakta kalmak için insanlığın kasabı olma unvanından oldukça memnun görünüyor.

Yeryüzünün eli kanlı katilleri, ilahlıklarını kabul etmeyenleri can evinden vuruyor.

Çocuklara acımayan, yaşılılara kıyan, gençleri kabul etmeyen, kendi topraklarını savunma için eli silah tutan herkesi kendisine düşman görmeye devam ediyor.

Yeryüzünün ilahları, yer altı ve yer üstü kaynaklarını sadece kendi hakları olduğunu belirterek, yeryüzünde nerede olursa olsun, bunun kullanım hakkının istisnasız, şartsız kendi egemenlik alanları içinde olduğunu söylüyor.

Kurdukları beşli çeteyle dünyada son yüzyılın savaşlarını soğuk savaştan sıcak savaşlara çevirerek, kendi zulümlerini örtbas ederek, birleşmiş şekilde çaresiz bırakılmış, sahipsiz kalmış, nefes alıp vermeleri bile izne bağlı kabul ettikleri zavallı halkları, milletleri parya olarak görüyor.

Kendilerini dünyayı yönetme konseyi olarak gören bu kan içici, vampir ahlâklı, utanmaz, soysuz, şeytanî ilahlar, bozgunculuklarını icra etmedikleri zamanı, hayatın olumsuzlukları arasında görmeye devam etmektedir.

Petrolden madene, sudan taşa ne varsa üzerine temlik koyan bu gangester çetesi, Kızılderlileri ortadan kaldırırken, Afrika’yı çaresiz bıraktı.

Bu soysuz, veba iletli anlayış, Haçlı Savaşları ile İslâm Dünyası’nı uzak doğu, orta doğu, yakın doğu isimlendirmeleriyle kendisine köle yapma, ortadan kaldırma hesaplarının finalini başarı ile noktalamak istiyor.

Dünyanın birçok noktasını yakarak, İslâm Coğrafyası’nı ateşlere salarak, çıkan ısıdan soğuktan korunmaya çalışmaktadır.

Bu deyyus anlayış, deccal düşünce, katil hissiyat kendisinden olmayana yaşam hakkının yasak olduğunu deklare ederek, yeryüzünde sadece ve sadece global manada kendi imparatorluğunu ilan etmek istiyor.

Yeryüzünü kana bulayan ve utanmadan Allah’ın emirlerine ve yasaklarına karşı çıkmayı çağdaş düşünce olarak ilan eden, sekuler esaretle insanlığa hükmeden, üretmeyi kölelerine, satıştan elde ettiği kârı-kazancı kendi hakkı bilen bu çağdaş zalimler güruhu karşısında hak ve özgürlüklerinin talepkârı olanları ortadan kanlı baskınlarla kaldırmaktan başka çıkar yola sahip değildir.

Hilelerle, aldatmalarla ne zamana kadar varlığını sürdürecek olan eli kanlı bu zalimler, nasıl bir inkılâpla sarsılacaklarını, devrileceklerini bilir.

Onların ömürleri kısaldıkça zulümleri artacaktır.

Onların rezaletleri ortaya çıktıkça zulümleri devam edecektir.

Onların sefaletleri bilindikçe kendilerini destekleyeceklerin payandalığı sürecektir.

İnanıyoruz ve bilmekteyiz ki yerin ve göğün, dünyanın, kainatın yaratıcısı Allah, tarihte olduğu, bilindiği gibi zulmün devamına razı değildir.

Ateşe atılan İbrahim, kendisini gül bahçesinde bilmiştir.

Nuh’la alay edenler boğulmuştur.

Lût’a hayatı zindana çevirenler, yerin altına batmıştır.

Eyyûb’a karşı direnen şeytan, sabır sonucu hezimete uğramıştır.

İsa Peygambere zulmeden Roma’dan ve kitabı tahrif edenlerden kim kalmıştır?

Muhammed(s.a.v) Peygamber’e tuzak kuranlardan daha güçlü olduğunu belirten Allah, tuzakların en güçlü olanının sahibidir.

Sözün özü, zalimin yanında zulmü kâr kalmayacaktır.

Yar Rabbi, onları sana şikâyet ediyoruz.

Ya Rabbi, sana sığınıyoruz.

Ya Rabbi, onların eceli bizim elimizden olsun!..

Bilmem anlatabildik mi?

       

 

 

Devamını Oku

FİRAVUNDAN GERİ ADIM TALEBİ ve SIKINTILAR

 

Hayatın her alanında sıkıntılar yaşamaktayız. Çünkü dünyada insana rahat yok. İnsanın istediği biçimde güzelce, hayal ettiği, tasavvurunda olan bir yaşamın olması mümkün değildir.

Herkesin bir evin çatısı altında yaşama hakkı vardır. Açıkta kimsenin yaşam savaşı vermesi düşünülemez.

Herkesin dünya nimetlerinden karnını doyurma hakkı vardır. Kimse açlıkla imtihan edilemez.

Herkesin gökten yeryüzüne yağan rahmet pınarından içme hakkı söz konusudur.  Hiç kimse susuzlukla sınanamaz.

Herkesin eğitim ve öğretim görme hakkı vardır, kimse okumaktan, yazmaktan imtina edilemez.

Herkesin çoluk çocuk olma hakkı vardır, hiç kimsenin evlilik hakkı elinden alınmaz.

Sıralayabiliriz, birçok insanî hakkı.

Hiç kimse inancından ötürü dışlanamaz.

Hiç kimse düşünceleri, topluma zarar vermedikçe, genel değerlere karşı tavır takınmadıkça kendisine yönelik bir tedbire başvurulamaz, yasalarca kendisini bağlayıcı durumlar oluşturulamaz.

Hiç kimse cebren kendi düşüncelerini bir başkasına kabul ettiremez.

Hiç kimse hakkı olmayan üzerinde hak iddia edemez.

Hiç kimse alın teri dökmeden kazanç düşünemez.

Hiç kimse bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamakla kendisine yeni bir özgürlük alanı oluşturamaz.

Biliyorum, yazdıklarımızın tümünün okur tarafından bilindiğini. Fakat, doğru olanı tekrar etmekten bir zarar gelmez.

Her anne ve baba, çocukları ne kadar büyüse de aynı tavsiyelerde bulunur:

-Terli terli su içme!..

-Kötü arkadaşla dolaşma.

-Haram olana bulaşma.

Biz, küçükken bu uyarılardan, ikazlardan bıkar derecede hissederdik, kendimizi. Söylenen doğrulara kulak asmaz, büyüklerin sözleri karşısında içten içe nefrete dönüşen duygular geliştirirdik, içimizden:

-Yahu yeter! Ben çocuk muyum?

Sonrasında olanla bitenle karşılaşınca söylenen sözlerin doğruluğunu teyit ettik:

-Büyümek, olgunlaşmak olana ve bitene dair insanı tecrübeli kılamaz. Ağaçtan düşmedikçe kişi, düşenin acısını anlamaktan uzaktır.

***

Son dönemde coğrafyamızda, ümmet coğrafyasında olana ve bitene bakarken, annemizin, babamızın küçükken bize söylediklerini daha iyi anlar olduk.

Yılanın yavrusu zehirsiz değildir.

Kişinin etrafında olandan bitenden haberdar olması lazımdır.

“Yılan bana dokunmadıkça bin sene yaşasın.”  Demekle kandırılan bir neslin, kuşağın şimdi çektiği sıkıntılara dikkat çekmek istiyorum:

-Ülkemizde misyonerlik faaliyetlerini önemsemedik.

-İçimizdeki İrlandalıları küçümsedik.

-Her “Allah!..” diyeni Müslüman sandık, “Peygamber” diyene aldandık.

-Dost kisvesini giyenlerin eski düşmanlılarından uzaklaştığını sandık.

-Tarihte olanlardan ders almadık, içimizde yılanları besledik, durduk.

-İnancımıza ters düşenlere zeytin dalı uzatıp, hoş gürü dinini tesis ettik.

-Ahlâka dair ne varsa silip süpürenleri baş tacı ettik.

-içimizde başkasına benzemek isteyenlere artık “Gavur” demeyi yasakladık.

-Kendimizin üretebileceği yasalar yerine başka bir yaşama, kültüre sahip olan, inançlarımıza mugayyir yasalarla kendimizi sorumlu bildik.

-Yemeklerimizi değiştirdik, içeceklerimiz kendiliğinden yavaş yavaş değişti.

-Elbiselerimizi değiştirdik, onlara benzemeye çalıştık.

-İlacı üretmemize rıza göstermediler, onlardan aldık.

-“Uçak”, “Otomobil” derken her ulaşım aracını üretme isteğine set çekildi, dışardan almamız anlaşmalara bağlandı.

-Kendi kendimize yetecekken başkasına muhtaç hale getirildik.

-İstememiş olmamıza rağmen, onlar evimizde başköşelerde konakladı, biz kendimizi misafir hissettik.

-Kendi inanç tarzlarını gizleyerek çağdaşlık yaftası ile gençlerimizin boyunlarında istavroz işareti modalaştı.

-Mezarlıklarda ölülerine Fatiha okumasını bilmeyen bir kuşak yetiştirdik.

- Ölüm karşısında tedbiri elden bıraktık, dünyevileştik. Mezarlıktan çıkarken öleni hatırımızdan çıkardık.

-Gençlerimizde tarih şuuru budandı, geçmiş unutuldu.

-Onlar, bizim geçmişimizi gençlerine daima hatırlattı.

-İçlerindeki kin hiç dinmedi. Biz, onların gözünde İslâm’dık.

-Onlar, her Haçlı Seferleriyle tattıkları yenilgileri, 21. Yüz Yıl’a aktardı.

-İçimizdeki İrlandalılar, efendilerinin emirlerini ayet kabul etti, gereği için ellerinden ne gelirse eksiksiz yerine getirdi.

-“Allah rahmet eylesin, toprağı bol olsun” denilecekken alkışlarla ölenin arkasından gittik, “Işıklar içinde uyusun” denilerek, kara toprağa verilen cesede en büyük hakaretleri olağan karşıladık.

-Onlar, yaptıklarımızdan duyduğu memnuniyeti ifade ederken, aslında kendi kendimize ne denli düşman kesildiğimizi dile getirdi.

-Onların istedikleri dışında her hareket, kabul edilmez bulundu.

-Onlar, kendilerini dünyanın sahibi olarak kabul ederek, bize bunun tasdik yolunu göstererek, bunun dışında ikinci yolları tıkadı.

-Müslüman öldürülürken kimin yaptığı ve sattığı silahları sorgulamadık.

- Müslüman öldürülürken, işkence görürken bunu isteyenlerin ve destekleyenlerin kim olduğunu araştırmadık.

-BM adıyla dünyanın istilacı güçlerinin boyunduruğuna girmemenin ismi, terörizm oldu.

-Kendi vatandaşının canını kutsallaştıranlar, diğer insanları ikinci derecede köle olarak görüyor.

-İslam Coğrafyası’nda akan kanın müsebbibi kim?

***

Petrol, İslam Coğrafyası’nda Allah’ın dinine gereği gibi iman etmeyenler için adeta bir cezadır.

Yer altı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını demokrasya yalanıyla istila edenler, hangi milletlerdir ve inançları nedir?

Kardeşi kardeşe vurduran, kırdıran, her ikisi arasında olmayan ihtilafları gerçeğe dönüştüren,

bu horoz kavgasını alkışlayan ve daima kin, nefret tohumlarını mevsimine göre yeşerten kim?

***

Allah’tan korkmaz, Peygamberden utanmaz, kendisini Kur’an ve Sünnet çerçevesinde gören, öyle lanse eden ahlâksız-vicdansız katil ruhlular, asrın Lawrensleri olarak, efendilerinin emirlerine amadedir.

İçimizde münafık ruhlular, coğrafyamızda bizden biri olarak görünerek, saf-samimî duygularla yüklü insanımızı kendilerine kul-köle olarak görmedi mi?

Bu topraklarda doğan, havasını soluyan, ekmeğini yiyen, suyunu içen, kanıyla kemiğiyle, bedeninin etiyle bu topraklarda yetişen kimileri ruhlarını şeytana satarak, ihanetin merkezinde firavunun sihirbazı olmakla şeref duymaktadır.

Deşifre edilince soluğu kaçmada bulan ve bunu hicret maskesiyle gizleyen ihanet şebekeleri, yedi yüz yetmiş kere  Zemzemle yıkansalar, neticede Ebu Cehil’in komşusudur, bu biline.

Baş münafıklar, çömez köleleri hala savunuyor. Bu onların kendi haklarıdır. Şeytandan şeytanın çocuklarını “suç işledi.” Diye iade edilmesin, şeytandan talep ediyoruz.

Dünyada kim çocuklarını, bir başkasına iade etmiştir?

Bu eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur.

Biz, onlarla anlaşma yapmışız, gereğini zamanında yapmışız.

Peygamberî gelenekte suç işledikleri halde teslim edilen Mekkeliler var mıydı?

Durup düşünmek lazım.

Her kuş kendi sürüsüyle uçar.

Düşünmek lazım.

 

***

Nereden nereye!..

Sıkıntımız yok, sıkıntılarımız çeşit çeşit.

Hangisinden almak istersiniz?

Buyrun!..

***   

Devran değişir, firavunların, nemrutların, şeytanların kimlikleri değişmez.

İslâm Coğrafyası’nda değiştirilmek istenen ikinci plânı bozanlara selam olsun.  Müslümanca yaşamak mümkün değilse Müslümanca ölmenin elbette bir yolu vardır.

 

 

Devamını Oku

BAYRAM ve ACILARIMIZ ve TÜRKİYE

 

Sevinçle hüzün bir arada. Mutlulukla mutsuzluğun bir araya gelmeyeceğini kim iddia edebilir?

Yüzlerin mütebessim, kalplerin acıyla dopdolu olduğu günler.

Yeryüzünde bir yanda tekbirlerin getirildiği öbür yanda kurbanların kesildiği, öte yanda aç ve perişan halde, yuvasız, aşsız, susuz, kendi topraklarında, vatanlarında esarettin binbir katmerlisinin yaşandığı coğrafyalar.

2016 Kurban Bayramı.

Mekke’ye ve Medine’ye yolculuk başlatan Hacı olmak için gidenlerin topraklarına geri dönüşlerinin başladığı vakitler, onları bekleyen gözler, edilen duaların kabulünü bekliyor.

***

Çalınan kapı:

-Bayramınız mübarek olsun. 

Verilen şeker ve giden çocuklar.

Şeker, iyi bir marka (Ne demekse!) çocuklar, daha mutlu.

Bir poşete  ne  atılsa çocuklar öyle sevinir.

***

Dağıtılan kurban eti… Yılda belki bir sefer bu nimetten tadan insanlar. Yoksulluk diz boyu değil, gırtlak boyu. Dünyanın dört bir yanında kesilen kurbanlarla verilmek istenen mesaj.

Her bir kurum ve kuruluş, ismini taşıyan paketlerle hayır işleyenlerin sevabını kazanmak istiyor.

Eskisi gibi kurban derisine el koyan yok ve etler, gereksiz biçimde kullanılmıyor, paraya çevrilmiyor.

Balolarda, orada burada bu hayır işi, başkasının keyfine, eğlencesine meze olmaktan uzak.

En azından eskisi gibi değil.

Manzara bu.

***

Bi yanda kardeşin kardeşi, aynı marka silahlarla özgürlük adına, bağımsızlık adına vurması.

Kurban bayramında bu gidişat bozulmadı.

Aynı Kıbleye yönelenler, açılan eller, edilen dualar, huzur için ve barış için.

Ne yazık ki bu sözde bir eylem ve davranış.

İslam Coğrafyası’nda durum değişmiyor.

Düşman belli iken kuvvet ve güç, inançtan soyutlanmış. 

Edilen dualar ve havaya kalkan eller kadar, şuurlu davranış olmadığı için mi bayramlar hep acı içinde geçmektedir?

***

Hayatın şekl u şemailine baktığımızda çoğu bireyin sadece kendisine sekuler çerçevede biçilmiş bir inanç tablosu içinde yaşaması, dünya nimetleri için çalışması ve tevhid-i hakikatten soyutlanmış biçimiyle yaşam tarzı, sonuçta hayatını iman ettiği değerlerden arındırmış, laik biçimde batıya entegre olarak, kendi değerlerine yabancılaşmış, başka değerlere meftun halde doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı topraklara yabancı, insanına aşina olmayan doğrultuda yabancı değerlere gizli bir esaret dairesinde özgürlük adını verdiği köleliği icra etmekten başka bir şey yapmamaktadır.

Benimsediği değerler, özgürlüğü sadece kendi insanının hakkı bilir ve diğer insanları bu özgürlüğü yaşamada basamak kılar.

Benimsediği değerler, hakkı ve hukuku kendi insanı için geçerli kılar, başka insanların hak ve hukuku, mutlu azınlığın sürekliliği için bir şey ifade etmez.

Benimsediği değerler, tahrif edilmiş inançlar üzerine inşa edildiği için, Yahudi’ye ve Hıristiyan’a tanınan özgürlük, ancak İslam inancının mensubu olanların tutsaklığı artınca fazlalaşır.

Benimsediği değerler, kendisinin mutluluğunun böylelikle mutsuz hale getirilen insanlar üzerinde artar.

Benimsediği değerler, başkasına hayat hakkı tanımaz, sadece çizilen çerçevede insanların mesut olmasına imkân tanır.

Benimsediği değerler, acı ve gözyaşı üzerine inşa edilen dünya imparatorluğunun sarsılmaması için zulmün devamlılığını esas kılar.

Benimsediği değerler, kendi ülkelerinin yer altı ve yerüstü kaynaklarının tükenmemesi için başka ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarının sömürülmesine, ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri olarak görülen mazlum devletlerinin işgaline kapı aralar, her türlü haksızlığın haklılık esvabına büründürülmesine zemin hazırlar.

Benimsediği değerler, öldürmenin, yaralamanın, her türlü tecavüzün suç olmaktan çıkarılmasını sağlar ve “Demokrasi” adı verilen çağdaş sistemlerin ve düzenlerin işgal listelerin kabarık olmasına cevaz verir.

Benimsediği değerler, insanların açlıktan ve susuzluktan ölmelerini olağan karşılar.

Benimsediği değerler, insanların kendi topraklarından göçe, göçten sığınmacılığa geçişini ve zamanla tükenişine karşı çıkmaz.

Benimsediği değerler, mutsuz kılınan insanlar içinde dindaşları olanlar varken canlılık kazanır, onların ayıklanmasını ve el üstünde tutulmasını emreder. Çünkü onlar Yahudi ya da Hristiyan’dır.

Benimsediği değerler, bir Hindunun Müslümanları öldürmelerine karşı değildir. Öldürme, onların yabancı oldukları durumdur, aslında.

Benimsedikleri değerler, Irak’ta, İran’da, Suriye’de, Filistin’de, Kafkasya’da, Yemen’de ırkı-kavmî ne olursa olsun birbirine öldürtülenleri insan yerine koymaz. Onlar, benimsedikleri değerler silah tüccarlığını yapar, topraklara ve zenginliklere el koyar, horoz döğüşünden sonra yorulanları, ganimet karşılığı barıştırır, bir müddet dinlenen kuvvetleri tekrar kapıştırmak için dinlendirir.

Benimsedikleri değerler, İslam’a karşıdır, lakin kendi inançlarının sımsıkı takipçisidir. Kendisini kabul etmeyen İslam’a karşı misyonerlik faaliyetlerini hızlandırır.

Benimsedikleri değerler, yeryüzünü korku imparatorluğuna dönüştürür, kendi koydukları yasaları ve yönetmelikleri kendilerini bağlayıcı olmamak şartıyla evrensel ilan eder, dünyayı demoklesin kılıncıyla terbiye etmeyi ilk esas kabul eder.

Benimsedikleri değerler, üçüncü dünya savaşını çıkarmaz, sosyal algılarla, haberleşme araçlarıyla soğuk savaşı ortaya çıkartır, istemediklerini bu yolla yıprattıktan sonra kendilerini efendi bilenlere destek vererek, istediklerini egemenliklerinin devamı için başa getirir, itiraz edenler ortaya çıktığı zaman, “Kadife”, “Turuncu”, “Lacivert” ismini verdikleri ve bitmeyen kimi tezgâhlarla darbeye kalkışır, ekonomik yaptırımlarla kendisini istemeyenlere dişlerini gösterir, hırlar, etrafı dumana-toza karıştırır.

Ülkemizde Gezi Olayları, böylesi bir durumdu. Sonrasında hırsızlık şaîaları ile tutmayan hesaplar ve e-darbe çalışmaları, mevcut devlet kadrolarında kümeleşmeler, sanal ortamda atıp tutmalar, bu görüşlerin pekişmesi için çıkartılan gazeteler, değişen yayın yönetmenleri, Silah Tırları konulu haberler, sınırda olan durumlar…

15 Temmuz’da prematöre darbe hevesi, yaşaması mümkün olmayan mankurt anlayışın halk tarafından dize getirilerek reddi, sonrasında Rus Uçağı’nın kimler tarafından düşürüldüğünü, Halk Bankası ile ilgili oyunların kimler tarafından düzenlendiğini ortaya çıkardı.

Türkiye Finans’ın yerine Asya Finansın, Deniz Feneri Derneği yerine Kimse Yok mu Derneğinin neden kurulduğunu geç anladık.

Televizyon kanallarında gittikçe diziler furyasında insanları ahirette imiş gibi sorgulayan dizileriyle, adeta bu vatanın koruyucusu ve kollayıcısı kendileriymiş gibi yaptıkları kahramanlıkları konu alan ve adeta 15 Temmuz’da yaptıkları alçak darbe senaryolarının iz düşümü Sungurlar, neyin nesiydi?

Halktan zorla topladıkları, verilmeyince zorla alınan haraçlar, soru çalmalarla kadroları ele geçirmeler, salya-sümük sahneleri, iman ettiği ülkeleri dünya hakimi bilme anlayışı, lanetlenen anlayışlara hicret oyunu, bu alçakça oyunların kimin adına düzenlendiğinin açıkça göstergesi değil midir?

***

Müslümanlar, neden kendi ülkelerinde 3. Sınıf Vatandaş görülüyordu?

Şimdi anladınız mı?

Ağaçların sayısı elli değil bin olsa ne ki?.. Ağaç kesme bahanelerinin ardında yatan hakikat, anlaşıldı mı?

Faizin haram kılındığı bankaları için Cevşen okumanın hiçbir hükmü var mıdır?

Ustadı bildiği Kürd olduğu için kendisini ziyaret etmeyen, Komünizmle Mücadele Derneği Kurucusu o mel’ûn, altı oku benimseyen partiye o dönemde yüklü bağışı nasıl yapmıştı?

Hangi parti iktidarda ise, onlara yanaşan, onların ayakları altına önce turab, sonra taç olan anlayış, neden Millî Görüş’e düşmandı?

Bu kırk senelik melanetli anlayışın zor zaman için devşirilen bir kuşak oluşturma olduğunu hala anlayamadık mı?

Bu lanetli anlayışı başımıza bela eden anlayışların uzlaştığı merkez kim?

***

Bu ülkenin artık muz cumhuriyeti olmadığı anlaşılmış olsa gerekir.

Bu ülke insanının artık düşmanlarını tanıdığı biliniyor.

Bu ülke insanı artık diriliş içinde.

Bu ülke insanı, kendi yönetimini kendisi sağlıyor.

Bu ülke insanı, yabancıya kahve içirmeden kapıyı gösterecek olgunluğa erişti.

Bu ülke insanı, kimin dost kimin düşman olduğunu ayırt ediyor.

***  

Bayramınız bize bayramı bayram olarak hediye eden Âlemlerin Rabb’ının çizdiği doğrultuda mübarek olsun.

 

Zulkufaras_33@hotmail.com   

Devamını Oku

SURİYE VE KİRLİ DENGELER İLE CADI KAZANI OYUNU

Kaynayan cadı kazanına bir odun daha fazla atmak için can atana atana. Kadîm coğrafyada taşları yerinden oynatanların amaçları belli. Böl-Parçala-Yut politikasını yürütenlerin ismi belli, varlıkları aşikâr iken, dolaylı olarak ifade edilmeleri söz konusu.

Suriye’den, Irak’tan bahsettiğimizi, ülkenin içine düşürülmek istenen durumu okurlarımız biliyor. Bu hususta fikir belirtenler, hemen her gün olanları-bitenleri görünce söylenecek olanların neler olduğunu tahminden uzak değil.

Kaynatılan cadı kazanında kaynatılanlara baktığımızda kaynatılan da biziz, kazanın dibine yakılmak için sürülen de biziz.

Kendi dünya düzenlerini kendilerine verilen buyruk üzerine dizayn etmeye memur edilenlerin, kandan-gözyaşından-merhametten yana zerre kadar yüreklerinde ve inandıklarını söyledikleri demokrasilerinde kırıntı mevcut değil.

Girdiği her yerde rezil ve sefil konumda olduğu bilinen baş buyrukçunun yakıp yıktığı coğrafyalar ortada iken, halen kendilerini baş kurtarıcı bilenlerin haline, ahvaline acımak lazım.

Suriye’de kimin elinin kimin cebinde olduğuna akıl-sır erdirilmiyor, açıkçası. Haritaların adeta günlük değiştiği, kimin ne yaptığı belli olmayan ortamda, Allah’ın insana verdiği hayat, emanet edildiği insan için yük olmaktan başka bir şey değil. Ne zaman, nereden geleceği bilinmeyen saldırılara karşı eli-kolu bağlı olan mazlum insanın çare olarak bulduğu yol, kaçıştır. Fakat bu kaçış nereye?

Ülkemize sığınan bu mazlum insanların kendilerine çıkış yolu olarak açmaya çalıştığı Avrupa Kapıları, inanç farklılığı sebebiyle kapandı, bir bir.

Onlar, yaptıkları demokrasi hamlesiyle milyonların evini-ocağını başlarına yıkarken, kendi insanının tek kılına zarar vermeye itirazlarını bombarduman uçaklarıyla veriyor.

Ekmeğe-aşa muhtaç kılınan, şerefi-izzeti yerde sürüklenen Irak ve Suriye ve dahi diğer ülkelerde barış, daha fazla öldürülmek üzere düşman için dinlenme-istirahat anlamına geliyor.

Dün, bu toprakları parçalayanlara alkış tutan kırılası eller, bu gün efendilerinin emrinde olan torunlarıyla gittikçe küçülen lokmaları, daha da küçültmek isteyenler, marifet bildikleri köleliği, şeref madalyalarıyla taçlandırmak istiyor.

Dünyanın beşten büyük olduğunu haykıran, dün yapılan ihaneti su yüzüne çıkaranların suçlu addedildiği bu dönemde, hemen her şey ümmet coğrafyasına sahiplenmek isteyenlerin tekrar sindirilmesi üzerine kurulmuş.

Neden bahsettiğimizi açmaya gerek var mı?

Türkiye’yi kirli emellerine artık alet edemeyenlerin yapacakları şeytanî tuzakların bir bir boşa çıkması, 15 Temmuzun zeminini hazırladı.  Bir gecede halkın bu kirli oyuna karşı çıkmasıyla birlikte ne olduğuna anlam veremeyenler, ertesi gün şaşkınlıklarını gizleyemedi.

Her şeyini mazlum insanların mutsuzluğu üzerine kuranlar, ne kadar acı varsa, ne kadar göz yaşı dökülüyorsa, ne kadar kan akıtılıyorsa o derecede mutluluk duyarken, coğrafyamızda kendilerine artan öfkenin iz düşümleri, zamanla aksini göstermekte, bu yansıma ile ürkenler daha bir şaşırmaktadır.

11 Eylül’de  kurdukları kumpasla dünyayı kana bulayanlar, kendilerini mazlum göstererek, nerede menfaatleri varsa orayı işgal etme hakkını kendilerinde bulurken, yavaş yavaş gerçek yüzleriyle eskittikleri maskelerin düştüğünü artık gizleyemiyor.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan gözetilerek, bu ülkenin mutluluğuna, ilerleyişine darbe vurma hevesleri kursaklarında kalmış olanların gayya kuyusundan başka yeri olmamalı. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk etmek isteyenlerin durumu ortadadır-alenîdir.

Nice badirelerden geçen ve “İslâm” denilince, kendilerinin saltanatları sarsılan bu hilkat garibesi yaratıkların sonu ne mi olur?

Allah bes bakî nefes!...          

 

 

Devamını Oku