Coronavirus (Covid-19)

  • 244,382,328Coronavirus Vaka Sayısı
  • 4,963,061Ölü Sayısı
  • 18,026,085Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 00:15

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar

GÖZDE SULANMA VE ÇAPAKLANMAYA DİKKAT

Göz Hastalıkları Uzmanı OpDrHakan Yüzer konu hakkında  bilgiler verdi. 

Bebeklerden orta yaşlı kadınlara kadar birçok kişide görülebilen gözyaşı kanalı tıkanıklığı, tedavi edilmediği takdirde göz kanallarının mikropla dolmasına sebep olarak çok daha büyük sorunlara yol açabilir. Göz üstünde bulunan küçük kanallardan, gözün dışına doğru akan göz yaşı, korneanın kurumasını engeller, gözün istenmeyen maddelerle karşılaştığında kendini temizleyebilmesini sağlar, gözün sürekli çapaklı ve sulu olmasının önüne geçer. Göz yaşı kanal tıkanıklığı bu anlamda tedavi edilmesi gereken son derece önemli bir şikayettir.

Geçmişte göz yaşı kanal tıkanıklığı, genel anestezi altında, kişinin burun kemiklerinin kırılması ve gözyaşının akması için yeni bir kanal oluşturularak yapılsa da, günümüzde gelişen tıp teknolojisi ile birlikte artık riskli bir müdahale olmadan, kişinin aynı gün gündelik hayatına rahatça dönebildiği lazer uygulamaları çok daha fazla uygulanmaktadır.

Gözyaşı kanalı tıkanıklığı belirtileri nelerdir ?

Göz ve burun arasında konuşlanmış, gözyaşı atılımını sağlayan hassas bir dengeye sahip olan kanallar, tıkanma problemi yaşadığı zaman aşağıdaki belirtiler gözlemlenir

  1. Gözde giderek artan sulanma durumu
  2. Gözde sıkça tekrarlanan iltihap, enfeksiyon durumu
  3. Gözde şiddetli çapaklanma
  4. Gözde sürekli yaşanan akıntı problemi
  5. Gözde yaşanan ağrı
  6. Bunlara bağlı olarak, yaşam standartının düşmesi, kişinin gün içinde sıkıntılar çekmesi.

Gözyaşı Kanal Tıkanıklığı Teşhis Konulması

Kliniğimizi, gözlerde, sulanma, aşırı çapaklanma, gözlerde kırmızılık, iki göz arasında görülen asimetrik durumlardan şikayetle gelen kişilerde, lavaj adını verdiğimiz bir işlem uygulanır.

Lavaj;

Vücuda sokulabilen küçük bir tüp olan kanül yardımı ile gözlere sıvı verilmesi işlemidir. Lavaj işleminde sıvının ilerleyip ilerlemediği gözlemlenir ve eğer sıvı kişinin boğazına gelmiyor yani ilerlemiyorsa gözyaşı kanalları tıkalıdır. Bu teşhisten sonra tedavi sürecine başlanılır.

Gözyaşı kanalı tıkanıklığının tedavisi

Geçmişte ve günümüzde daha ciddi bulgularda yapılan ameliyatlı teknikler, kişinin kanama sorunları çekmesi ve iyileşme süresinin uzunluğu dolayısıyla daha pratik çözüm arayışına yöneltmiştir.

Öncelikle, cildin açılarak, gözyaşı kesesinin bulunup tıkanıklığın çözümlendiği işlemle DSR operasyonları olarak adlandırılmaktadır. Bu işlemin bir türü olarak, Endoskopik Dsr dediğimiz işlemlerde ise, burun içinden kemik ve kesenin açıldığı, dikişin gerekmediği işlemler mevcuttur.

Hem dsr hem de endoskopik DSR’nin bütünleştiği, kişinin konforuna yönelik geliştirilen Multiode DSR İşlemleri ise, lazer yardımı ile yapılan, kanama sorununun olmadığı ve kesi gerektirmeyen işlemler ise en gelişmiş uygulama olarak, risksiz ve diğer operasyonlara kıyasla çok daha kısa sürede gerçekleştirilebilmesi açısından en çok tercih ettiğimiz tedavi şekillerinden.

Gözyaşı kanalı tıkanıklığında lazerle tedavi 

Kanama, anestezi, gündelik hayattan geri kalmama gibi avantajları nedeni ile her geçen gün ameliyatsız çözümlerin geliştirildiği gözyaşı kanal tıkanıklığında, MultiodeDsr tekniği ile rahat uygulanan yöntemler mevcuttur.

Lazer ışınları, punktum olarak adlandırdığımız, gözlerimizin kenarlarındaki minik deliklerden içeri girerek gözyaşı kesesini geçerek  ışınların yardımı ile kanaldaki tıkanıklığı açar.

Özellikle gözyaşı ana kanalın tıkalı olmadığı durumlarda uygulanan Dsr tekniği, toplamda 8-10 dk gibi kısa bir sürede gerçekleştirebilir. Lazerle çok küçük ölçülerde kesilerin yapıldığı işlemde, tıkalı bölgelerin lazer atışlarıyla açılması işlemidir. Bu uygulamalarda kişi aynı gün hastaneden çıkabilir ve gündelik yaşantısına geri dönebilir.

Devamını Oku
GÖZDE SULANMA VE ÇAPAKLANMAYA DİKKAT

İSLAMCILARIN STATÜKOCULUĞU

İslamcılardan kastımız, daha önceki yazılarımda değindiğim üzere 'batı buhranı' sonrası ortaya çıkan üç farklı batılılaşma yaklaşımlarından birisidir.

Batı'nın belli bir süreçte özellikle kiliseye rağmen kotardığı çoğulcu, demokratik, algı, anlayış ve uygulamaya dayalı yeni yöntem dünya görüşü ve bunun getirdiği sanayi-teknoljoi atılımıyla gelen refah ve üstünlük tezahürleri elbette İslam dünyasını çok etkileyip büyülemişti. Bizim entelijansiyamız genel çoğunlukla, tüm bunları, Batı'nın dine karşı kotardığından hareketle İslam dininin Batı gibi olmada bizi engellediği görüşündeydiler.

Bunlardan İslam dinine, gelenek, örf ve adetlerine bağlı bir cenah diğerlerinin bu zehabını yanlış buluyor; ama batılılaşmanın da gerekliliği görüşünü taşıyorlardı. Dinden uzaklaşmadan, dine karşıt tavır almadan batılılaşma, Batı gibi güçlü olmanın mümkünlüğünden yanaydılar. Bu gruptan bir kısmı sonraki aşamalarda bunu siyasal yolla gerçekleştirme eğilimine girdiler. İslamcılar olarak bahsettiğimiz bu yaklaşımdır.

Ancak Batı'nın gerçekleştirdiği bu süreç, Batı'nın bugünkü durumu, yine üst düzey seçkin konumda bulunan bir grubun öncellikle kiliseye sonrasında kraliyete karşı mücadelesi neticesidir. Bilindiği üzere Batı sınıfsal bir toplumdur. Din adamları, senyörler, serfler, krallar, asiller, burjuvalar, derebeyleri, baronlar bu sınıflardan bazıları.

Bugün hala özgürlük belgesi, demokratik uygulamaların kaynağı olarak dillendirilen meşhur 'Magna Carta', halk topluluğunun bir girişimi değildi. Derebeylerinin, yanında kilisenin kralla yetki paylaşımıydı aslında. Kralın sonsuz yetkilerini sınırlamaktı. Halk için değişen bir şey olmamıştı. Cumhuriyetin, demokrasinin, laiklik gibi kavramların ortaya çıktığı Fransız ihtilali bile esasen benzer ögeleri barındırır.

Batı'daki mücadele sınıfsal, sosyal prestij ve ekonomik değildi. Mücadeleyi verenler zaten tüm bunlara sahiptiler. Onlarınki yönetim, güç paylaşımı ve birazda yönetimde adil pay almaydı.

Batıda gelişen bu süreçler esasen sınıfsal bir toplumda belli bir ekonomik güce sahip olan üst düzey sınıfı temsil eden zümreler arasındaki hak, hukuk ve özgürlük mücadelesiydi.

Osmanlı toplumu Batı gibi sınıfsal bir toplum değildi. Belli ayrımlar mevcuttu ancak hanedan dışında Batı'daki gibi doğuştan kotarılmış bir sınıfsal uygulama yoktu. Halktan herhangi bir kimse eğitim ve yeteneğiyle en üst yönetim konumuna gelebiliyordu. Ki bu doğru bir uygulamaydı.

Osmanlı hanedanı Cumhuriyetle birlikte artık yoktu. Önderliğini yaptığı istiklal mücadelesi sonrasında Mustafa Kemal Atatürk, 'Cumhuriyeti' kurmuştu. Artık 'Cumhuriyeti' kuran bir irade, bu iradeye sahip çıkanlar vardı. Böyle de olmalıydı.

İslamcılar diye isimlendirdiğimiz bu kesimin esasen kökeni geniş halk zümreleriydi. Tabandan gelecek böyle siyasal bir grup iktidar durumuna gelirlerse iktidarın imkan ve nimetlerine kavuşacaklardır. İnsanın doğasında maddi ve manevi doyuma ulaşmak esastır. Batıda kotarılan mücadeleyi zaten belli bir maddi doyuma ulaşanlar gerçekleştirmiştir. Böyle olunca onlar için doğrular, adalet, özgürlükler esastır. Kendi aralarında bunun mücadelesini verip gerçekleştirmişlerdir.

Tüm İslam dünyasında İslamcılar olarak isimleridirilen siyasal oluşumlar Batı'daki toplumsal olguları gerçekleştirme potansiyeline bizce sahip değillerdir. İktidara ulaştıklarında mevcut statükoya kavuşacaklar, bunun verdiği imkanları kullanma adına doğal olarak mevcut işleyişi, statükoyu devam ettireceklerdir.

Bu açıdan İslam dünyasında halk adına Batı'daki sosyo-toplumsal olgular gerçekleşmiyecektir. Gerçekleşse bile bu, Batı'nın yönlendirmesiyle suni olarak ortaya çıkarılan 'arap baharı' hareketlerine benzeyecektir.

Burada halk adına diye ifade ettiğimiz yeni bir sosyo-ekonomik atılım ve bunun doğal sonucu gerçekleşecek halkın refah ve mutluluğudur. Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde halk henüz bu konuma ulaşamamıştır.

Tüm İslam dünyasında 'batı buhranı' ve 'batılılaşma süreci' bugün hala devam etmektedir. Bu yolda da diğerlerine göre en önde ve öncülükte Türkiye Cumhuryeti olarak biz bulunuyoruz. Devlet yöneticilerimiz 'batılılaşma sürecimizi' doğru yönde bir an önce tamamlama çaba ve gayretinde olmalıdırlar. Bunun için de öncelikle bilim gereklidir. Baskının olmadığı, özgür demokrat ortamlarda bilim gelişir, devamında sanayi ve teknoloji çalışmaları gelir ve tüm bunlar belli bir süre sonra halka refah ve aydınlanma olarak yansır.

Devamını Oku

MÜMİN KİMDİR

Mümin...

Hayatını Kur’an mektebinde sulayan, mütevazı yaşayan.,

Ve Resulullah s.a.v’mi örnek alan kimsedir.

 

Mümin’in vatanı, dini hükümlerin iktidarda olduğu darul islam’dır...

Mümin yeryüzünde nerede olursa olsun, ister darul harb, isterse darul küfürde yaşıyor olsun, sancağı Tevhid’tir ve bundan taviz veremez.

 

Mümin soy, ırk, aile ve bölge farkı gözetmeyen, Allah için seven, Allah için buuz eden, Allah’tan razı olan ve Allah’ında kendisinden razı olduğu kimsedir.

 

Mümin Tevhid’in dışında olan boş şeylerden uzak duran, iyiliği emreden kötülüğü men eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı tam olarak veren, haksızlık karşısında boyun eğmeyen ve her şeyin Allah’tan olacağına inanandır.

 

Kur’anı kerimde,

O kimseler ki kendilerine iktidar ve mevki verecek olursak...

namazlarını kılar, zekâtlarını verir, iyiliği emreder, kötülüğü sakındırırlar buyrulmakta.

 

Mümin’ler özlerinde ve sözlerinde Tevhid’in dışında batıl olan her şeyi reddeder ve Kur’anı rehber, Hz.Muhammet s.a.v’i önder kabul eder.

 

Mümin’in tek bir ebedi hayat sistemi vardır oda islam'dır...

İslam’ın bir kısmını kabullenip, bir kısmını atamaz.

 

Çünkü insanların çoğunluğu Allah’a, islam'a, ahirete, kadere ve Allah’tan gelen her şeye inandıklarını sadece söyler, fakat yaşam tarzları ise tamamen söylediklerine zıttır.

 

Söylem ve eylemleriyle tamamen birbirine zıt olan bu kimselerin niyetleri, her şeyi yerli yerince yapıyormuş gibi görünmek ve insanları aldatmaktır.

 

Dolayısıyla bir çok insanın söylemleriyle eylemleri çeliştiğinden kendilerini şirke ve küfre götürebileceği gibi, inanıyorum demeleride ucuz kahramanlıktan öteye gitmez.

 

Gerçekten inanmış müminler ise söylemleriyle eylemlerini hayatına taşıyan, Allah’a kulluk ifadesini yaşayışıyla gösteren, riyadan, kibirden ve büyüklük taslamaktan uzak durandır.

 

Allah bir ayetinde,

Seni islam dini üzerinde görevli kıldık ve sapmışların arzularından uzak durmanı emrettik buyurmakta.

 

Mümin bir mesele olduğunda sükunet içinde Kur’ana ve sünnet’e göre halletmeye çalışır.,

Ey iman edenler Allah’a itaat edin, eğer bir şeyde anlaşamazsanız hükmü Allah’a bırakınız.

 

Ya Tevhid’le yükselir münin olarak izzet ve şereflenirsin..,

Yada batılla alçalır kafirce ölürsün. Vesselam. Hacc.41 Casiye.18 Nisa.59

Devamını Oku
MÜMİN KİMDİR

KOVİD-19 ALTINA ELİNİ SOKANLAR

Karşınızda görmediğiniz ve tanısı tam yapılamayan bir varlık var.

Adı Virüs Soyadı Kovid-19

 

Sayın Cumhurbaşkanımızın bir çok şeyde hassasiyet gösterdiği gibi.,

Korona virüsü karşısında bütün imkanları seferber ederek.,

Halkına verdiği değeri göstermiş ve Kovid-19 virüsünün altına elini sokmuştur.

 

Aynı hassasiyetle sağlık bakanımızdan tutun... İçişleri bakanına kadar.,

Halkımıza nasıl hizmet ederiz duygusuyla ellerini Kovid-19 virüsünün altına sokmuşlardır.

 

Gecelerinin ve gündüzlerinin nasıl geçtiğini tasavvur edemeyen.,

Doktorlarımız, Hemşirelerimiz, Polislerimiz, Askerlerimiz ve görevli Memurlarımız gerektiğinde kapı kapı dolaşarak Kovid-19 virüsünün altına ellerini koymuşlardır.

 

Ve buna rağmen Türkiye devletinin bir takım kusurları olabilir.,

Elbette ki kusursuzluk.,

Göklerin ve Kovid-19 virüsünün sahibi olan Allah'a masustur.

 

Türkiye devletini gerek dışarda gerekse içerde eleştiren afir insanlara soralım?

 

İçinde bulunduğunuz denizin ortasında ki geminiz delinmiş.,

Neden delindiğinin hesabını kaptanı huzursuz ederek mi sorarsınız?

Yoksa içinde bulunduğunuz gemi batmadan deliği kapatmak için tedbir mi alırsınız?

 

Afir insanlar muhalif olmak için, boş sloğan atmak, iftira etmek ve çamuru at yapışmassa izi kalır hesabıyla bu ülke için saçını başını sübürge eden insanları tekfir etmekteler.

 

Allah'tan korkmuyor, kuldan utanmıyorsunuzda... Yediğiniz içtiğiniz ve faydalandığınız., Türkiye sınırları içinde ki ayağınızı bastığınız topraktanda mı utanmıyorsunuz?

 

Sarıkamişten, Çanakkaleden, Kurtuluş savaşından tutun.,

Bu toprakların her karışında Dedelerimizin, Nenelerimizin kanları var.

 

Kanla alınmış bu topraklar, sizlerin çıkarcı zihniyetiyle satılacağını mı zannediyorsunuz?

 

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

 

Şu şiirin gizemini anlayacak ruhmu var sizde kanı bozuklar... Kiminiz avrupaya kaçar oradan anırır, kiminizde ekmeğini yediği Türkiye topraklarında anırır.

 

Dünyada görülmemiş hizmeti veren bu ülkede.,

Havaalanı, köprü, devlet hastaneleri yapılırda yapılır... Yinede her yapılana karşı çıkarsınız.

 

Kimin adamlarısınız, kimlere hizmet ediyorsunuz ve toplumu neden birbirine kırdırmak istediğinizi biliyoruz ama sineye çekerek... İt ürür kervan yürür diyoruz. Vesselam.

Devamını Oku
KOVİD-19 ALTINA ELİNİ SOKANLAR

AHLAKI SOYULAN SOYUT KİMLİKLER

Ahlaklar bozulunca utanma ve ar kavramı kalmamaya başlar.,

İnsanların büyük bir bölümü dinin, kültürün yaşayış tarzının mayasını bozmuş.,

Utanma kavramının içini boşaltmış ve ar'ın vicdanını delmişler.

 

Çünkü günümüzde erkek erkekle, kadın kadınla evlenmekte.,

Toplumlar ve aileler ise bu sapkınlığı meşru kılmakta.

 

Toplumlar bir eylemi veya bir söylemi çok çabuk algılayarak doğruluğunu yada yanlışlığını hiç önemsemeden ve irdelemeden benimsemekteler.

 

Bir Travesti'nin kız kardeşinin erkek çocuğu kendisine Teyze diye hitap etmesinden sonra.,

Travesti dayının kendisine dönüp Teyzeciğim demesinden kaynaklanan bir eylemi ve söylemi toplum ve aileler hiç irdelemeden hayat tarzı haline getirmekteler.

 

Bakınız önceden Babaya Baba dediğinizde, Babanız döner size evladım derdi.,

Abla, Abi, Teyze, Dayı, Amca, Hala dediğinizde efendim canım veya evladım derlerdi.

 

Fakat günümüz itibariyle bakıyorsunuz.,

Erkek çocuğu Anne dediğinde Annesi dönüp Anneciğim diye hitap etmekte.,

Abla dediğinde Ablası Ablacığım, Teyze dediğinde Teyzesi Teyzeciğim, Hala dediğinde halası halacığım diye hitap etmekte.

 

Veya bir kız çocuğu Babasına, Abisine, Dayısına yada Amcasına hitap ettiğinde alacağı cevap, Babacığım, Abiciğim, Dayıcığım ve Amcacığım olmakta.

 

Şimdi tasavvur edelim..,

Bir erkek çocuğuna kadına hitap edilecek Anne, Abla, Teyze, Hala, kavramını söylediğinizde o erkek çocuğunun bilinç altına yerleşen düşünceleri zamanla nasıl bir kimlik oluşturur?

 

Ya da bir kız çocuğuna erkeğe hitap edilen Baba, Abi, Dayı, Amca kavramını söylerseniz.!

O kız çocuğunun bilinç altına yerleşen düşünceleri zamanla nasıl bir kimlik oluşturacak?

 

Bilinç altına yerleştirdiğiniz kadınsı olgular erkek çocuğunda.,

Erkeksi olgularda kız çocuğunda zamanla travma oluşturacak ve Psikolojikmen erkek çocuğunu kadınsı, kız çocuğunuda erkeksi duygulara sürükleyecektir.

 

Nedense insanlar bu kavramları bilinçli veya bilinçsiz hayatlarında meşrulaştırarak moda haline getirmekteler.

 

Söylenecek en güzel söz.,

Her dinin bir ahlakı vardır.., İslamın ahlakıda hayâdır.

 

Bir toplumda hayâ yoksa... O toplumu utanma ve ar terkeder gider.

 

Başına her ne hal gelirse gönlünün arzu halindendir.

Gönül arzusunu dil anar, kalp bağlanır ve sen arzunun esiri olursun.

Allah asla zulmetmez. İnsanlar kendi nefislerine zulmederler. Vesselam

Devamını Oku
AHLAKI SOYULAN SOYUT KİMLİKLER

Galata Köprüleri

DSC_0673-2.jpg
Özellikle eski İstanbul fotoğraflarında karşımıza en çok çıkan görüntülerdendir Galata Köprüleri. Bunlar bugün Galata Köprüsü olarak bildiğimiz Karaköy-Eminönü arasında bulunan ile Unkapanı-Azapkapı arasında bulunan ve Atatürk Köprüsü olarak isimlendirdiğimiz Unkapanı Köprüsü‘dür. Yaya olarak her iki köprüden de geçiş mümkün olduğu halde Unkapanı Köprüsü’nde yaya geçiş alanı dar olup yürümenin keyifli bir yanı da pek yoktur. Galata Köprüsü ise hem geniş yaya yolu, hem köprü altındaki bar, kafe ve seyir alanları ile hem yayaların hem de olta balıkçılarının sıkça kullanımındadır. Ahh birde olta balıkçıları bu bölümleri bu kadar pisletmeseler çok daha güzel olacak.

1. Unkapanı Köprüsü (1836)

İlk köprü Unkapanı-Azapkapı arasında 3 Eylül 1836’da II. Mahmut devrinde açılan Hayratiye Köprüsü’dür. Sallar üzerine inşa edilmiş ahşap bir köprüdür.

1860'larda bir Sophus&Williams fotoğrafında Hayratiye Köprüsü

1860’larda bir Sophus&Williams fotoğrafında Hayratiye Köprüsü

1. Galata Köprüsü (1845)

19.Yüzyıl ortalarından itibaren ticari ilişkiler artmış, saray tarihi yarımadadan taşınmış ve kent içi ulaşımda Eminönü-Karaköy aksı yolcu talebi yoğunlaşmış, şehirde atlı binek arabaları da artmıştır. Dolayısıyla bu aksa da bir köprü lüzumu üzerine 1845 yılında Tersane’de ahşap bir köprü yapılmıştır. Sultan Abdülmecit’in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırılan köprü, Hayratiye köprüsüne benzemekle birlikte dubalar üzerine inşa edilmiştir. Konumuna göre 500 metre uzunluğundadır. Cisr-i Cedid, Valide Köprüsü, Yeni Cami Köprüsü olarak adlandırılan bu köprüden geçiş ücretlidir. 1853’de büyük çapta onarım geçirmiştir.

James Robertson'un 1854 tarihli panoramasında sağda görünmektedir

James Robertson’un 1854 tarihli panoramasında sağda görünmektedir

2. Galata Köprüsü (1863)

1863 yılına gelindiğinde aynı yerde yine ahşaptan, 96 duba üzerinde 504 metre uzunluğu ve 14 metre genişliğiyle ikinci Galata Köprüsü yapılır. Altından küçük deniz araçlarının geçebileceği 5 metrelik bir yüksekliği olan geçiş gözleri bulunur.

2. Galata Köprüsü  Felix Bonfils fotoğrafı, 1870

2. Galata Köprüsü  Felix Bonfils fotoğrafı, 1870

Ekim 1870’e gelindiğinde ikinci ahşap köprü sökülür ve Marmara’ya doğru birkaç metre çekilerek yeniden trafiğe açılır.

2. Unkapanı Köprüsü (1872)

Bu esnada Galata’ya yapılmak üzere Fransızlar’a sipariş verilen çelik köprü karar değişikliğiyle Unkapanı’na nakledilir ve Eylül 1872‘de Unkapanı’nda 2. köprü çalışmaya başlar.

2. Unkapanı Köprüsü

2. Unkapanı Köprüsü

3. Galata Köprüsü (1877)

Unkapanı’na yapılmak üzere İngilizler’e sipariş verilen köprü de Eminönü’ne konulmak istenir. Uzunluk ve yapı farkları ile hayli tartışmalı bir süreç geçer. Nihayet ilk plandan farklı olan kısımlardaki anlaşmazlıklar bir şekilde aşılır 1877‘de 3. Galata Köprüsü hizmete girer. 495 metre uzunluğu ve 14 metre genişliği vardır. Gemilerin de geçmesi için açılır kapanır özelliği bulunur.

3. Galata Köprüsü

3. Galata Köprüsü

 4. Galata Köprüsü (1912)

Tramvay artık şehir hayatına girmiştir. Köprü de yıpranmıştır. Çelik malzemeyle yapılan 4. Galata Köprüsü 27 Nisan 1912‘de açılır. Köprü 466,6 metre uzunluğu ve 25 metre genişliğindedir. 80 yıla yakın hizmet veren bu köprü en uzun süreli köprüdür. 31 Mayıs 1930’da köprü geçişlerinden ücret alımı kaldırılmıştır.

4. Galata Köprüsü

4. Galata Köprüsü

3. Unkapanı Köprüsü

Sökülen 3. Galata Köprüsü’de Unkapanı 3. Köprüsü olarak kurulur ve 1912-1936 arasında orada hizmete devam eder. 1936 yılında şiddetli bir fırtına da yıkılır.

3. Unkapanı Köprüsü (?)

3. Unkapanı Köprüsü (?)

 4. Unkapanı Köprüsü

1940 yılında 24 duba üzerinde 470 metre uzunluğu ve 25 metre genişliğiyle günümüzde Atatürk Köprüsü olarak bildiğimiz yeni köprü yapılır.

4. Unkapanı Köprüsü İnşaatı

4. Unkapanı Köprüsü İnşaatı

5. Galata Köprüsü (1992)

Bu arada 1980’lerden itibaren yeni köprü çalışmaları başlanmış ve ihalesi de yapılmıştır. Köprünün yapım çalışmaları sürerken 16 Mayıs 1992 günü 4. Galata Köprüsü’nde bir yangın çıkar ve kullanılamaz hale gelir. Kimi eksikliklerine rağmen 12 Haziran 1992 günü 5. Galata Köprüsü hizmete açılır. 80 metrelik kısmı açılıp kapanabilir olarak yapılmıştır. 490 metre uzunluğu ve 42 metre genişliği vardır.

4. ve 5. Galata Köprüleri

4. ve 5. Galata Köprüleri

Günümüzde Eski Galata Köprüsü olarak bilinen köprü Balat-Hasköy arasında her iki sahilin kenarında öylece durur. Bu köprünün bir kısmı Eyüp-Sütlüce arasında kullanılmakta, eksik parçaların da eklenmesi suretiyle yaya trafiğine de açılmıştır.

Galata Köprüsü, Haziran 2010

Galata Köprüsü, Haziran 2010

 

Kar Zamanı Galata Köprüsü, Ocak 2010

Kar Zamanı Galata Köprüsü, Ocak 2010

 

Unkapanı Atatürk Köprüsü, Ocak 2009

Unkapanı Atatürk Köprüsü, Ocak 2009

 

Balat'taki Eski Galata Köprüsü, Ocak 2009

Balat’taki Eski Galata Köprüsü, Ocak 2009

Not: Daha fazla eski fotoğraf için www.eskiistanbul.net sitesinde “galata köprüsü” olarak arayabilirsiniz.


Haberin tümünü okumak için tıklayın

Devamını Oku

Tophane ve Çevresi

Tophane, Galata ile Fındıklı arasında bulunan, Boğaziçi’nin başlangıcı da diyebileceğimiz bir semt. Fatih Sultan Mehmet devri ile birlikte top dökümhanesinin yapılmasıyla temeli atılan Tophane-i Amire’den ismi gelmektedir. Tophane-i Amire çeşitli devirlerde gelişmiş, kışlalar eklenmiş, yeni üretim alanları eklenmiş sonra bunlar yol genişletme çalışmalarında yıkılmış. Bugün kalan ve MSGSÜ tarafından kullanılan yapıların ikisi dökümhane, biri de kalıphane binasıdır.


View Tophane ve Çevresi in a larger map

Tophane-i Amire Dökümhane Binaları

Tophane-i Amire Dökümhane Binaları

Meydanı süsleyen Tophane Çeşmesi ise 1732 tarihli, I. Mahmut devrinden. Topkapı Sarayı önündeki III. Ahmet Çeşme ve Sebili gibi görkemli bir örnektir. Başlangıçta bugünkü gibi kubbeli olan çeşmeye kısa  süre sonra rokoko tarzı bir çatı yaptırılmış, daha sonrada aşağıda eski fotoğraflarda görebileceğiniz gibi tepesi tamamen açılıp parmaklıkla çevrilmiştir.

Çeşmenin batısında Ayasofya’nın bir benzeri cami: Kılıç Ali Paşa Camii bulunmaktadır. Devrin Kaptan-ı Deryalarından Uluç Ali Paşa olarak da bilinen Kılıç Ali Paşa’nın yaptırdığı cami ve külliye Mimar Sinan’ın eseridir. 1580-81 yılında tamamlanan eser Sinan’ın yaşlılık dönemine aittir. Caminin kıble yönünde yani deniz tarafında Kılıç Ali Paşa’nın türbesi, sağ tarafında tekli hamam olarak yapılmış bir hamam ve hamamın deniz tarafında muhtemelen Sinan’ın ölümünden sonra tamamlanmış medrese yapısı vardır.

Tophane Kasrı

Tophane Kasrı

Çeşmenin Beşiktaş yönünde şirin bir yapı bu bölgede ağaçların arkasında göze çarpar: Tophane Kasrı. Sultan Abdülmecit tarafından İngiliz mimar William James Smith’e yaptırılmıştır. 1851 tarihlidir. 22×10 metre ölçülerinde iki katlı dikdörtgen bir yapıdır.

Tophane Saat Kulesi

Tophane Saat Kulesi

Kasrın güneyinde, deniz yönünde Tophane Saat Kulesi bulunmaktadır ama geçiş İstanbul Modern’in içindendir. 19. yüzyılında ikinci yarısına tarihlenen saat kulesi zamanında deniz kıyısında iken, denizin doldurulması sonucunda bugün içerde kalmıştır.

Nusretiye Camii İç Görünümü

Nusretiye Camii İç Görünümü

Kasrın hemen ilerisinde ise selatin camilerinden olan ve Tophane Camii olarak da bilinen ince minarelerinin görünümü dikkati çeken Nusretiye Camii vardır. Daha önce 1823 yılındaki yangında yok olan Arabacılar Kışlası Camii yerine II. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. 1826’da bitirilen camii Krikor Amira Balyan tarafından yapılmıştır. Caminin bugün sol yanında bulunan sebil ve muvakkithane daha önce caminin karşısındadır. Eski fotoğraflarda aşağıda görülebilir. Bugün Maçka’ya bulunan R. D’aranco’nun eseri olan II. Abdülhamit Çeşmesi 1957 yılında buradan taşınmıştır.

Daha Fazla Tophane Fotoğrafları: http://www.canercangul.com/tag/tophane/

Eski Tophane Fotoğraflarıhttp://www.eskiistanbul.net/arama/tophane/


Haberin tümünü okumak için tıklayın

Devamını Oku

TABİAT YARATABİLİR Mİ!

Atomların bir araya gelmesiyle moleküller meydana gelir...

Kâinat ve içinde canlı, cansız her şey bu moleküllerden oluşum bulur...

Atomun kendi içinde hesaplı ilişkiler kurabilmesi için nükler, elektron, çekim kuvveti ve zayıf kuvvetten oluşan bir dengeyle işlemesi, kainatın içindeki istisnasız bütün varlığın oluşum bulmasına sebep olur.

 

Peki, nasıl olurda bu dizaynlı işleyiş hem kendisini yaratır ve hemde kanun koyup kendisinde uygular, bu yaratıcının kanununa aykırıdır...

Çünkü yaratıcı yaratır, yarattığına emreder ve emrettiğinede yaptırır.

 

Kur´anı Kerimde kâinatın iki hususta yaratıldığından bahsedilir...

Birincisi İbda, yoktan yaratmak...

İkincisi İnşa, yaratılmış olandan yaratmak.

 

Canlı olan her şeyi, ( Esir )yani Su maddesinden yoktan yarattık ifadesi kullanılırken...

Başka bir ayette, Yaratılmış olandan ( Cevheri, ferde ) yani atomlara kalp ettik buyrulmakta.

 

Görülüyor ki Kur'anda Elektron, Işık, Sıcaklık ve Çekim kuvveti gibi akışkan maddelerinde ( Esir ) su sıvısından inşa edildiği ve sonrada kâinata yerleştirildiğine işaret eder.

 

Yaratılan herşeye bakıldığında ne bir kusur nede bir lüzumsuzluk görülmemekte...

Her şey yerli yerine konularak sınırsız akıl dairesi içerisinde ne evrenin nede mahlukatın gücünün yapamayacağı bir olağanüstülükle dizayn edilmektedir.

 

Bütün tarihlerde insanların akıllarını çelmeye çalışıp yaratanın evren olduğunu, evrenin kendi kendisini yarattığını ve her şeyin değişime uğradığını savunarak kendi putlarını ve ilahlarını oluşturma çabaları, asla zerre miktarı kale alınmamalı ve itibar edilmemelidir.

 

Akıl ve irade sahibi olan herkes...

Mahlukata verdiği ğörevi milimetrik aksattırmadan sonsuz kudretiyle dizayn eden yaratıcının Allah olduğunu bütün mahlukatta görür ve bilir...

Aksi taktirde şeytan kibriyle isyan eden, nefsani istek ve arzularına kanan kimseler, fıtratlarıyla inatlaşarak yararlandığı bütün nimetlere nankörlük eder.

 

Hâlbu ki hiç bir şey kendi kendisini yaratamayacağı gibi, yaratıcı olmadan da küçücük incir çekirdeğinden kocaman incir ağacının çıkamayacağını...

Her baharda yeniden vücut bulan, bitki, şekil, renk ve kokunun kendiliğinden oluşamayacağınıda akıl sahibi herkes bilir ve idrak eder.

 

Aslında çok sözede gerek yoktur...

Çünkü yaratıcı her yarattığı mahlukata tecelli ederek varlığının delillerini göz önüne sermiş...

Akleden ve gören için anlamak mümkün, ancak kibrine kapılarak anlamak istemeyen isyancılar bilsin ki,

Bunları yapabilmek için sınırsız bir akıl, sınırsız bir kudret ve bütün canlı, cansız mahlûkatı yaratan, yarattığından da yaratan, her şeyi kuşatarak dengede tutan, başlangıcı ve sonu olmayan, Allah’a mahsustur.

 

Yunus Emrenin dediği gibi, Bir avuç toprak, Birazda suyum ben, Neyimle övüneyim, İşte buyum ben.   Enbiya. 30 Hud. 7 İşaretül-icaz

Devamını Oku
TABİAT YARATABİLİR Mİ!

26 Kasım 2018 Merkez Bankası Altın Fiyatları

  ALIŞ SATIŞ Gram Altın (has altın) 2.044.844 2.104.469 Çeyrek Altın (küçük altın) 3.353.320 3.460.807 Yarım Altın 6.706.640 6.921.614 Tam Altın (büyük altın) 13.510.691 13.550.691 Gremse Altın (iki buçukluk altın) 34.408.068 34.508.068 Reşat ve Hamit Altın (Osmanlı altını) 13.533.318 13.553.318 Cumhuriyet Altını (ata altın) 13.919.698 13.939.698 24 Ayar Altın (g) 2.044.844 2.104.469 22 Ayar altın fiyatı (g) 1.860.808 1.915.067 18 Ayar Altın (g) 1.533.633 1.578.352 14 Ayar Altın (g) 1.192.144 1.226.905

Devamını Oku

BAKIŞ AÇIN DEĞİŞMEDİĞİ SÜRECE SORUNLAR DEĞİŞMEZ

Kişinin boyutları, sorunun boyutlarından daha önemlidir.  İnsanlar için gerekli olan bakış açılarını değiştirmektir; sorunlarını değil.

Bir kartalın üstesinden gelmesi gereken tek sorununun daha hızlı uçmak olduğunu, havanın da bunu kolaylaştırdığını biliriz. Eğer hava akımı değişir ve kartal bir anaforun içine girerse, aniden uçamaz ve düşmeye başlar. Uçuş şartlarını aynı anda etkileyen bir çok faktör vardır.

Bir sürat teknesinin en büyük engeli, pervaneye çarpan sudur, yine de aynı direnç olmadan hareket edemez

Başarıyı oluşturan engeller şeklindeki aynı kural da insan hayatında geçerlidir. Tüm engel ve zorluklardan uzak bir yaşam, güç ve imkanları sıfıra indirecektir. Sorunların olmaması, yaratıcı gerilimi ortadan kaldırır. Cahillik sorunu, eğitimi anlamlı hale getirir. Sağlık sorunları tıbba anlam verir ve tıbbın gelişmesini sağlar. Sosyal sorunlar, hükümetleri var olmasını gerektirir.

 

*Politikalar çok çeşitlidir; prensipler ise birkaç tane, politikalar değişir; prensipler ise asla.

 

Güney’de Alabama’da pamuk “kral” iken, pamuk kurtları Meksika’dan Amerika’ya geçerek pamuk tarlalarını talan ederler. Çiftçiler soya, yer fıstığı gibi farklı ürünler yetiştirmek zorunda kalırlar. Sonuç olarak, birçok çiftçi eski günlerdekinden daha başarılı hale gelirler.

Alabamalı’lar , 1910’da pamuk kurtlarının yaptıklarından dolayı şükrederler. Tek ürünlü çalışma sisteminden çeşitli tarıma yöneldiklerinde, daha fazla zengin olurlar. Anıtlarında da şöyle yazarİ “Yaptıkları ve bereket müjdecisi oldukları için pamuk kurtlarının anısına.

Hayatlarımızda hep sorumluluklardan ve sorunlardan kaçma eğilimimiz vardır. Böyle bir davranışın cazibesine kapılan genç bilgeye : “ Hayattaki en ağır şey nedir?” diye sorar. Bilge üzgün bir tavırla cevap verir.” Hayatta üzülecek hiçbir şeyin olmaması.”

*Büyük insanlar hayatlarında büyük sorunlarla karşılaşırlar

Tarihe malolmuş insanların birçoğu, zorluklar içinde büyümüşlerdir. En büyük düşünürlerin en büyük fikirleri, daima ateşlerin içinden geçmek zorunda kalmışlardır.

Florance Nightingale, yatağından kalkamayacak kadar hastayken, İngiltere hastanelerini baştan düzenlemiştir. Apopleksi hastası, yarı felçli Pastör, hastalık nöbetlerinden yılmamıştır. Amerikan tarihçisi Francis Parkman, hayatının büyük bölümünde bir seferde beş dakikadan fazla konuşamayacak kadar hastaydı. Bir doküman üzerinde dev yazılarla yazılmış birkaç kelimeyi görebilecek kadar gözleri bozulmuş olduğu halde, tarih üzerine yirmi eser vermiştir.

Eğer gökkuşağını istiyorsanız, yağmura dayanmak zorunda olduğumuzu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor.

Twitter: @adalivildn

adalivildan@gmail.com

Devamını Oku