Coronavirus (Covid-19)

  • 784,381Coronavirus Vaka Sayısı
  • 37,780Ölü Sayısı
  • 165,035Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 03:05

HaberX Anket

Koronavirüs önlemleri yeterli mi?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar

TIPTAN UZAK SAĞLIKLI HAYAT

Ülke tv' de Derya Efe tarafından hazırlanan ve sunulan Memleket Meseleleri programında Tıptan Uzak Sağlıklı Hayat kitabım üzerinden beslenmeyi ve sağlıklı yaşamayı konuştuk.

Seyretmek için: https://www.youtube.com/watch?v=GCkv3c8aV0g

KORONA VİRÜSÜN NEDEN ÖLDÜRÜYOR

Habertürk' te yayınlanan ve Oylum Talu tarafından sunulan programda korona virüs salgını üzerine sohbet ettik.

Benim olduğum bölüm 50. dakikadan sonradır.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar

Seyretmek için: https://www.haberturk.com/tv/programlar/video/burasi-haftasonu-9-subat-2020-korona-virusu-neden-oldurucu/673329

Devamını Oku

EGZERSİZ LEPTİN VE LÖKOSİTLERİ AZALTARAK KALBİ KORUYOR

Egzersizin leptin ve lökositleri azaltarak enflamasyonu baskıladığı ve böylece kalp ve damarları koruduğu bildirildi. Kalp-damar hastalıklarının önlenmesinde egzersizin önemine dikkat çekmelerini beklediğim araştırmacılar, bu bulguların yeni tedavilerin geliştirilmesine imkân sağlayabileceğini söylemişler. Pes!

***

Yeni bir araştırmada egzersizin leptin ve lökositleri azaltarak enflamasyonu baskıladığı ve böylece kalp ve damarları koruduğu ortaya çıktı (1).

Araştırma iki grup fare üzerinde yapıldı. Bir grup fare bir gecede 6 mil koşacağı kafeslerde bir grup ise koşma bandı olmayan kafeslerde tutuldu.

6 hafta sonra koşan farelerde kemik iliği kök ve progenitör hücre (hematopoietic stem and progenitor cells=HSPC) aktivitesi ve lökosit seviyelerinin koşmayan farelere nazaran anlamlı derecede azaldığı tespit edildi.

Egzersizin farelerde yağ dokusu tarafından yapılan ve iştahı kontrol eden leptin yapımını azalttığı da görüldü. Leptin aynı zamanda HSPC hücreleri daha aktifleştirir ve lökosit üretimini artırır.

Araştırmada lökositlerdeki azalmanın koşan fareleri enfeksiyonlara daha duyarlı kılmadıkları da görüldü.

HSPC, lökosit gibi herhangi bir kan hücresine dönüşebilirler, enflamasyonu artırabilir, enfeksiyonlara karşı savaşabilir ve yabancı cisimleri ortadan kaldırabilirler.

Bu hücreler çok fazla aktif olduklarında arterlerin duvarı gibi olmamaları gereken yerlerde de enflamasyonu başlatabilirler.

Aynı araştırıcılar iki büyük çalışmada kronik enflamasyona bağlı kalp-damar hastalığı olan ve hareketsiz yaşayan insanlarda leptin ve lökosit seviyelerinin arttığını tespit ettiler.

Gelelim neticeye

Kalp-damar hastalıklarının önlenmesinde egzersizin önemine dikkat çekmelerini beklediğim araştırmacılar, bu bulguların yeni tedavilerin geliştirilmesine imkân sağlayabileceğini söylemişler (2).

Pes!

Kaynak:

1.https://www.nature.com/articles/s41591-019-0633-x

2.https://hms.harvard.edu/news/heart-guard

Devamını Oku

Kızlık Soyadını Kullanmak için Haklı Gerekçeye İhtiyaç Yoktur

Kızlık Soyadı Kullanmak İçin Haklı bir Gerekçeye İhtiyaç Olmaması-Emsal Yargıtay Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014/889 Esas, 2015/2011 Karar Sayılı Kararı

  • EVLİLİK SOYADININ İPTALİ İLE EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE KIZLIK SOYADININ KULLANILMASI İSTEMİ
  • KIZLIK SOYADINI KULLANMAK İÇİN HAKLI BİR GEREKÇEYE İHTİYAÇ OLMAMASI
  • EVLİ KADINLARIN KOCALARININ SOYADINI TAŞIMA ZORUNLULUĞIU
  • CİNSİYETE DAYALI FARKLI MUAMELE
  • TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN ULUSLARARASI BİR ANLAŞMA İLE BİR KANUN HÜKMÜNÜN ÇATIŞMASI

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “kızlık soyadının kullanılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. Aile Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karar davalı Nüfus Müdürlüğü Temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Bunun üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.02.2013 gün ve 2012/2319 E. 2013/4523 K. sayılı ilamıyla;

“Davacı, evlenmekle yasa gereği kocasının soyadını almıştır. Kocasının soyadı önünde evlenmeden önceki soyadını da kullanmaktadır. Mahkemece; davacının evlenmekle aldığı kocasının soyadının iptaline, kızlık soyadını kullanmasına izin verilmesine karar verilmiş, hükmü nüfus idaresi temyiz etmiştir. Verilen karar, evlenen kadının soyadı ile ilgili olduğuna göre, işin aile mahkemelerinin görevine girdiği kabul edilmiştir. Ve karar aile kütüklerinde değişiklik sonucunu hasıl edeceğinden nüfus idaresinin kararı temyiz yetkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır (5490 s. NHK. m. 37).

Evli Kadının Soyadı Değişikliği

Mahkemece verilen karar, evli kadının soyadında değişikliğe ilişkindir. Evli kadının soyadı, kocasına bağlı olarak değişebilir. Kocasının soyadında bir değişiklik olmadıkça evlenen kadın kocasının soyadını taşımak zorundadır. Yasal düzenleme böyledir (TMK. m. 187). Evlilik boşanma veya iptal kararıyla sona ermedikçe evli kadının yalnızca evlenmeden önceki soyadını kullanması yasal olarak mümkün bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin Bakışı

Anayasanın 10. maddesinde 5170 sayılı yasayla ve 41. maddesinde 4709 sayılı yasayla yapılan değişikliklere rağmen Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanununun 187. maddesinde yer alan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı görmemiştir. Bu hükmün iptali için yapılan itiraz başvurusunu 10.03.2011 tarihli E:2009/85, K:2011/49 sayılı kararıyla reddetmiştir (21.10.2011 tarihli 28091 sayılı Resmi Gazete).

Anayasa Mahkemesi kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar (Anayasa m. 153/son). Yasa hükmü yürürlükte bulundukça mahkemenin yasal düzenlemeye aykırı düşecek şekilde karar tesis etmesi olanağı yoktur. Anayasanın 90. maddesine 5170 sayılı yasayla ilave edilen, milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınacağına ilişkin düzenleme “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hüküm içermesi” hali için geçerlidir.

Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin başta İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile temel hak ve özgürlükleri düzenleyen diğer sözleşmelerde, evli kadının “evlenmeden önceki soyadını muhafaza edeceğine” ilişkin açık bir hüküm ve düzenleme bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile “aynı konuda farklı hüküm” söz konusu değildir.

AİHM Tekeli vs. Türkiye Davası

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi “Tekeli-Türkiye” kararında kişinin soyadını, özel hayatın kapsamında kabul etmiştir. Türk Medeni Kanununun 187. maddesindeki düzenlemenin “evli kadına kocasının soyadını taşımayı dayattığını belirtmiştir. Bunun da soyadını seçme ve evlenmeden önceki soyadını muhafaza etme hakkını ortadan kaldırdığını söylemiştir. Bu kapsamda, yasal düzenlemenin Sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen “özel hayata” müdahale oluşturduğunu kabul ederek ihlal kararı vermiştir. Burada ihlale yol açan, ulusal mahkemelerin uygulaması veya yasa hükmünü yorum tarzı değil; yasal düzenlemenin bizatihi kendisidir. Bu düzenleme değiştirilmedikçe mahkemeler yasaya uygun karar vermekle yükümlüdür. Bu bakımdan, yerel mahkemenin olayda uygulanma olanağı bulunmayan Anayasa’nın 90/son maddesinden hareketle ulaştığı sonuç, doğru değildir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılık etkisini de bertaraf edici niteliktedir.

Böyle bir yaklaşım “yürürlükte olan yasa hükmüne aykırı kararlar verilmesi” sonucunu hasıl eder. Bu ise Türk Medeni Kanununun benimsediği aile birliğinin ve bütünlüğünün kocanın soyadı üzerinden devamına ilişkin genel prensibi ve kamu düzenini bozar. Öyleyse davanın reddine karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin yasal olmayan gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı Nüfus Müdürlüğü Temsilcisi

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, evlilik soyadının iptali ile evlilik birliği içinde kızlık soyadının kullanılması istemine ilişkindir.

Tarafların İddia ve Savunmaları
Davacı H.. Y.. vekili 13/01/2011 harç tarihli dava dilekçesinde özetle;

  • Müvekkilinin araştırma görevlisi olarak “Yılmaz” soyismi ile birçok akademik eseri bulunduğunu,
  • Aynı zamanda uluslararası gemilerde üçüncü kaptan olarak görev yapan müvekkilinin uluslararası limanlardan “Yılmaz” soyismi ile defalarca giriş çıkış yaptığını,
  • Tüm bu başarılarının yanı sıra müvekkilinin kadın olarak soyadı gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı devredilmez bir kişilik hakkının kullanım hakkını haiz olduğunu,
  • Evlendiği eşinin soyadını kullanmak zorunda bırakıldığını,
  • Çoğu Avrupa ülkesinde eşitlikçi bir yaklaşımla bu sorunun aşıldığını,
  • Kadın kendi soyadını eşinin soyadına bağımlı olmaksızın evlendikten sonra da koruyabildiği gibi kendi soyadını eşine de çocuklarına da verebildiğini hatta aile adı olarak da kullanabildiğini

iddia ederek müvekkilinin evlenmekle edindiği “Yüksekyıldız” soyadının iptali ile sadece kızlık soyadı olan “Yılmaz” soyismini kullanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı N.. M.. cevap vermemiştir.
Dahili davalı E.. Y.. 18.04.2011 tarihli cevap dilekçesinde “davanın kişilik hakkının korunmasına yönelik ve haklı bir dava olduğunu kabul ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Mahkemece istem kabul edilmiş, davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisinin temyiz istemi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilerek ilk kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlığı Temeli

Uyuşmazlık, AİHS karşısında AYM kararlarının bağlayıcı olup-olmadığı; varılacak sonuca-göre TMK 187.madde-hükmüne-rağmen kadının evlilik-birliği içinde sadece kendi soyadını kullanıp-kullanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
1982 Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasında; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü yer almaktadır. Bu durumda mahkemelerin önlerine gelen uyuşmazlıklarda, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Hal böyle olunca, uyuşmazlığa ilişkin yasa-hükümleri ve Türkiye-Cumhuriyetinin taraf olduğu AİHS ve buna göre oluşan içtihatlarla diğer uluslararası-sözleşmelerin incelenmesi gerekmektedir.

Kızlık Soyadının Kullanılmasına İlişkin Türkiye’deki Süreç

İşin esasının incelenmesine geçilmeden önce kadının evlilik birliği içinde sadece kızlık soyismini kullanmasına dair ülkemizdeki süreç hakkında kısaca bilgi verilmesi gereklidir.

Mülga 743 sayılı Medeni Kanunun 153. maddesinde kadının, kocanın aile ismini taşıyacağı düzenlenmişti. 14 Mayıs 1997’de Medeni Kanun’un 153. maddesinin değiştirilmesinden sonra evli kadınların kızlık soyadlarını evlilikten sonraki soyadlarının önünde kullanabileceği kabul edilmişti.
22 Kasım 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK ile ailenin temsilinde, ekonomik etkinliklerde ve aileyi ve çocukları etkileyen kararların alınmasında kadını erkekle eşit bir konuma getirmiştir. Diğer bazı yeniliklerin yanı sıra erkeğin aile reisi olarak kabul edilmesinden vazgeçilmiştir. Erkek de kadın da aileyi temsil gücüne kavuşmuştur.
Ne var ki MK 2001’de yürürlüğe girmesine rağmen, evlilikten sonraki aile-ismine yönelik, kadınları kocalarının ismini almaya zorlayan hükümler değişmeden kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyetinin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen gerekli düzenleme yapılmamıştır. AİHM’nin ve Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği ihlal kararlarıyla evlilik birliği için kadının sadece kendi soyismini kullanmasına imkân tanınmıştır.

İşin esasına gelince;

AİHS’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” düzenlemesini içermektedir.
Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel yaşam” kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır.
Kişinin bireyselliğinin, yani bir kişiyi diğerlerinden ayıran ve onu bireyselleştiren niteliklerin hukuken-tanınması ve bu unsurların güvence-altına-alınması son derece önemlidir. Birçok uluslararası insan hakları belgesinde “kişiliğin serbestçe geliştirilmesi” kavramına yer verilmektedir. Ancak, Sözleşme kapsamında bu kavrama açıkça işaret edilmediği görülmektedir.

Bireyin Kişiliğini Geliştirmesi ve Gerçekleştirmesi

Bununla birlikte, Sözleşme’nin denetim organlarının içtihatlarında, “bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının, özel yaşama saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel-alındığı anlaşılmaktadır. Özel-yaşamın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında, kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu-hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu kapsamda dış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli olan isim hakkı da, Sözleşme denetim organları tarafından ön ad ve soyadını kapsayacak şekilde maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır.

AİHM, Sözleşmenin 8. maddesinin ad ve soyadı konusunda açık bir hüküm içermediğini belirtmektedir. AİHM’e göre; Kişinin kimliğini ve aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan bir araçtır. Bu nedenle, soyadı, mesleki bağlamın yanı sıra, bireylerin özel-aile yaşamında diğer insanlarla sosyal-kültürel veya diğer türden ilişkiler kurabilmesi için önemlidir. Onları dış dünyaya tanıtma fonksiyonunu üstlendiği, belirli bir dereceye kadar diğer kişilerle ilişki kurmayı da içeren özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkıyla ilgili olduğunu ve bir kamu hukuku konusu olarak toplumun ve Devletin adların düzenlenmesi konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile hayatı kavramlarından uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir. Bu kapsamda, soyadı değiştirme ile çocuğun-kadının soyadı bağlamında AİHM içtihatlarına konu edildiği görülen soyadının da Sözleşme’nin 8.maddesinin koruma-alanında olduğu anlaşılmaktadır. (Burghartz/İsviçre, B.No: 16213/90, 22/2/1994, § 24; Stjerna/ Finlandiya, B.No: 18131/91, 25/11/1994, § 37;Niemietz/Almanya, B.No: 13710/88, 16/12/1992, § 29).

1982 Anayasasına gelince;

Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
Belirtilen fıkraya göre, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan soyadının da kişinin manevi varlığı kapsamında olduğu açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 30.03.2012 gün ve E.2011/34, K.2012/48, 10.03.2011 gün ve E.2009/85, K.2011/49, sayılı kararı ile isim hakkı Anayasa’nın 17 maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

AİHS’nin “Ayrımcılık” kenar başlıklı 14.maddesi ise;

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” hükmünü içermektedir.
Sözleşmenin 14. maddesi, diğer bağımsız maddeler tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasında ayrımcılığa karşı koruma sağlamaktadır. Ancak her farklı muamele bu maddeye aykırı olmayabilir. Eşdeğer ya da benzer bir konumdaki başka insanlara imtiyazlı muamele yapıldığının ve bu farkın ayrımcılık teşkil ettiğinin kanıtlanması gereklidir. ( National & Provincial Building Society, Leeds Permenant Building Society ve Yorkshire Building Society/lngiltere, 23 Ekim 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VII, § 88).

AHİM İçtihatları

AİHM’nin içtihatlarına göre, bir farklı muamelenin 14. maddeye aykırı olması için nesnel ve makul bir nedeninin olmaması gereklidir. Böyle bir nedenin varlığı demokratik toplumlarda normalde geçerli olan ilkelere göre değerlendirilir. AİHS’nin belirlediği bir hakkın kullanımındaki farklı bir muamelenin meşru bir amacı olması da yeterli değildir. “Kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaç arasında makul bir oransal bağ olmadığı” kanıtlandığında da 14. maddenin ihlal edildiği kabul edilir. ( Petrovic/Avusturya, 27 Mart 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-H, § 30 ve Lithgov/ ve Diğerleri/İngiltere, 8 Temmuz 1986 tarihli karar, Seri A sayı 102, § 177).
Başka bir deyişle ayrımcılık kavramı, genellikle, AİHS’nin daha iyi muameleyi gerekli kılmadığı durumlarda da dahil geçerli bir neden olmadan bir kişi ya da gruba diğerlerinden daha kötü bir muamelede bulunmayı kapsar. ( Abdülazîz, Cabales ve balkandalı/İngiltere, 28 Mayıs 1985 tarihli karar, Seri A sayı 94, § 82).
Burada şunun ifade edilmesi gereklidir ki; 14. madde, temelde farklı olgusal durumların nesnel bir şekilde değerlendirilmesine dayanan; kamu çıkarlarına bağlı oldukları için topluluğun çıkarlarının korunması ile AİHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi arasında adil bir denge kuran farklı muameleleri yasaklamamaktadır. ( GMB ve K.M./İsviçre (karar), sayı 36797/97,27 Eylül 2001). Bu nedenle taraf-Devletler, benzer-durumlar arasındaki küçük farklılıkların hangi durumlarda yasalarda farklı muameleyi gerekli kıldığını belirlemede bir dereceye kadar takdir-hakkına sahiptir. Bu hakkın kapsamı durumlara, konuya ve konunun geçmişine göre değişebilir. (Rasmussen/Danimarka, 28 Kasım 1984 tarihli karar, Seri A sayı 87, § 40 ve Inze/Avusturya 28 Ekim 1987 tarihli karar, Seri A sayı 126, § 41). Ancak, yalnızca cinsiyete dayalı bir farklı muamelenin AİHS’ye uygun olduğunun kabul edilebilmesi için çok geçerli nedenler sunulması gereklidir (Schuler-Zgraggen/İsviçre, 24 Haziran 1993 tarihli karar, Seri A sayı 263, § 67).

Somut Olay

Somut olayda; davacının iddiası, evli erkeklerin evlenmeden önceki soyadlarını kullanabilmelerine karşın evli kadınların evlendikten sonra yalnızca kızlık soyadlarını kullanamamaları hakkındadır. Bu durumun, benzer konumdaki kişiler arasında cinsiyete dayalı “farklı muamele” teşkil ettiği şüphesizdir. Hemen ifade edilmelidir ki; farklı muameleyi haklı çıkartacak ikna edici gerekçeler gösterilmediği müddetçe 14. maddenin ilkesel olarak, erkek ve kadına eşit şekilde uygulanmasını zorunludur.
Hukuk Genel Kurulunca, kızlık soyisminin kullanılmasının aile birliğinin sağlanmasında olumsuz etkisi olacağı savunulmaktadır. Buna karşın, aile birliğinin sağlanmasında ortak bir soyadın kullanılmasının etkisinin bulunmadığı kabul edilmiştir. Ortak soyadın bu konuya geleneksel yaklaşım dışında bir katkısının bulunmadığı ortak bir aile ismi ile aile birliğinin yansıtılmaması halinde, evli çiftlerin ve/veya üçüncü tarafların somut ya da önemli bir sorun ile karşılaşmayacağı, nüfus hizmetlerinin yürütülmesinde çıkabilecek bir takım aksaklıların da teknik düzenlemeler ile aşılabileceği kabul edilmiştir.

Evli Kadınların Kocalarının Soyadını Kullanmasının Makul Bir Nedeni Olmadığı

Ayrıca Hukuk Genel Kurulunca, evli kadınların aile birliği adına kocalarının soyadını taşımak zorunda bırakılmalarının -önüne kendi kızlık soyadlarını ekleyebilseler de- nesnel ve makul bir nedeni olmadığını kabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, geleneksel kocanın soyadına dayalı aile ismi sisteminden, evli çiftlerin kendi soyadlarını kullanabilmelerine izin veren başka bir sisteme geçişin doğum, evlilik ve ölüm kayıtlarının tutulması konusunda yaratacağı sorunların önemini göz ardı etmemiştir. Ancak bireylerin seçtikleri isme göre, saygınlık ve itibarla yaşamalarını sağlamak için toplumdan bir miktar sıkıntı çekmesini beklemek de makul olacaktır. (Mutatis mutandis, Christine Goodwin/lngiltere [GC], sayı 28957/95, § 91, AİHM 2002-VI).

Bu nedenle yukarıda belirtilen ve ülkemizin de taraf olduğu uluslararası metinlerde aralarında soyadı seçiminin de bulunduğu birçok konuda cinsiyete dayalı ayrımcılığı yok etme yükümlülüğü dikkate alındığında aile birliğini ortak bir aile ismi aracılığıyla yansıtma amacı, cinsiyete dayalı farklı muamele için yeterli bir gerekçe oluşturmamaktadır. Dolayısıyla, söz konusu farklı muamele 8. maddeyle beraber düşünüldüğünde 14. maddeye aykırı olduğu açıktır.

Görüşmeler sırasında tartışılan bir diğer mesele de şu olmuştur:

Anayasa Mahkemesi önüne iptal istemiyle götürülen ancak iptal edilmeyen TMK 187 maddesinin yürürlükte olduğu dikkate alındığında, yürürlükte olan bir maddenin Anayasa’nın 17, AİHS’nin 8 ve 14. maddeleri karşısında uygulanmasının gerekip gerekmediği tartışma konusu olmuştur. Yapılan görüşme sonunda şu sonuca varılmıştır:

Anayasa’nın 90.maddesine göre usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarda yer alan düzenlemeler kanun hükmündedir. 7/5/2004 tarihinde yapılan değişiklikle fıkraya eklenen son-cümleyle hukukumuzda kanunlarla temel-hak-ve-özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar arasında bir çeşit hiyerarşi ihdas edilmiştir. Ayrıca aralarında uyuşmazlık bulunması halinde antlaşmalara öncelik tanınacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenleme uyarınca, temel-hak-ve-özgürlüklere ilişkin uluslararası bir antlaşma ile bir kanun hükmünün çatışması halinde, uluslararası antlaşma hükmünün öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda başta yargı mercileri olmak üzere, birbiriyle çatışan temel hak ve özürlüklere ilişkin bir uluslararası antlaşma hükmü ile bir kanun hükmünü önlerindeki olaya uygulamak durumunda olan uygulayıcıların, kanunu gözardı ederek uluslararası antlaşmayı uygulama yükümlülükleri vardır.

Belirtilen düzenleme uyarınca, uluslararası insan hakları hukukunun temel belgelerinden olan ve Türkiye’nin usulüne uygun olarak onaylayıp taraf olduğu Sözleşme iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyetini haizdir. Sözleşme’nin 8. maddesi özel hayata ve aile hayatına saygıyı ifade ederken, 14. maddesi cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklamaktadır.

AİHM’in, kişinin soyadını özel hayat kapsamında değerlendirerek evli kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğunu özel hayata müdahale olarak kabul ettiği birçok kararında, soyadı kullanımı ile ilgili başvurular, Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan “özel hayatın ve aile hayatının korunması” ilkesi kapsamında incelenmiş ve kadının evlendikten sonra yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanmasına ulusal mercilerce izin verilmemesinin, Sözleşmenin özel hayatın gizliliğini öngören 8. maddesiyle bağlantılı olarak, ayrımcılığı yasaklayan 14. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. (Ünal Tekeli/Türkiye, B. No: 29865/96, 16/11/2004; Leventoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye, B. No: 7971/07, 28/5/2013;Tuncer Güneş/Türkiye, B. No: 26268/08, 3/10/2013; Tanbay Tüten/Türkiye, B. No:38249/09, 10/12/2013).

Anayasa’nın 90. maddenin beşinci fıkrası uyarınca,

Sözleşmeler hukuk sistemimizin bir parçası olup, kanunlar gibi uygulanma özelliğine sahiptir. Yine uygulamada bir kanun-hükmü ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin olan sözleşme hükümleri arasında bir uyuşmazlığın bulunması halinde, sözleşme-hükümlerinin-esas-alınması zorunludur. Bu kural bir zımni ilga kuralı olup, temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümleriyle çatışan kanun hükümlerinin uygulanma kabiliyetini ortadan kaldırmaktadır.
Direnmeye konu yargılama kapsamında verilen kararın 4721 sayılı Kanun’un 187. maddesine dayanarak verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, yukarıda yer verilen tespitler ışığında ilgili Kanun hükmünün sözü edilen Sözleşme hükümleri ile çatıştığı görülmektedir. Bu durumda, uyuşmazlığı karara bağlayan ilk derece Mahkemelerinin, AİHS ve diğer uluslararası insan hakları antlaşmaları ile çatışan 4721 sayılı Kanun’un 187. maddesini kararlarına esas almayarak, başvuru konusu uyuşmazlık açısından Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca uygulanması gereken uluslararası sözleşme hükümlerini dikkate alması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Değerlendirme

Somut olaya gelince: sebep önemli olmaksızın davacı evlilik birliği içinde sadece kızlık soyismini kullanmak istemektedir. Kızlık soyisminin kullanmak istemek için haklı bir gerekçenin bulunmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu hak AİHS 8 ve Anayasanın 17. maddeleri kapsamında bir insan hakkıdır. Cinsiyete dayalı olarak bir ayrıma tabi tutulmaksızın erkek ve kadın arasında eşit şekilde uygulanmalıdır. Aksi durum AİHS’nin 14. maddesine aykırılık teşkil edecektir. Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

Sonuç

Davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, 30.09.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Kızlık soyadı konusunda ayrıntılı bilgi için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Kızlık Soyadını Kullanmak için Haklı Gerekçeye İhtiyaç Yoktur

SAÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan 1 aylık maaşını bağışladı

Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan Biz Bize Yeteriz Türkiyem kampanyası için 1 aylık maaşını bağışladı.

Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ‘Ben de #BizbizeYeterizTürkiyem diyor, bir aylık maaşımı kampanyaya bağışlıyorum. Allah zor günleri en az hasarla geçirmeyi nasip etsin’ dedi.

Kaynak: https://sakaryamilat.com/2020/03/30/guncel/rektor-savasan-1-aylik-maasini-bagisladi/137473/sakaryamilat/

Devamını Oku
SAÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan 1 aylık maaşını bağışladı

Başkan Ekrem Yüce 6 aylık maaşını bağışladı

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce Biz Bize Yeteriz Türkiyem kampanyası için 6 aylık maaşını bağışladı.

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce sosyal medyadan yaptığı paylaşımda ‘Milletimizin birliği ve beraberliği için Cumhurbaşkanımız Sn. @RTErdogan ‘ın çağrısına uyarak 6 aylık maaşımı Milli Dayanışma Kampanyasına bağışlıyorum’ dedi.

Kaynak: https://sakaryamilat.com/2020/03/30/guncel/baskan-yuce-6-aylik-maasini-bagisladi/137476/sakaryamilat/

Devamını Oku
Başkan Ekrem Yüce 6 aylık maaşını bağışladı

Başkan Mutlu Işıksu 1 aylık maaşını bağışladı

Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu Biz Bize Yeteriz Türkiyem kampanyası için 1 aylık maaşını bağışladı.

Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ‘Cumhurbaşkanımız @RTErdogan liderliğinde başlayan MİLLİ DAYANIŞMA KAMPANYASI’na bu ay ki maaşımızı bağışlayarak bismillah diyoruz. Bereket, kardeşlik ve dayanışmanın şehri Adapazarı’mız, yardımlaşmanın en güzel örneklerini yine gösterecektir’ dedi.

Kaynak: https://sakaryamilat.com/2020/03/30/guncel/baskan-isiksu-1-aylik-maasini-bagisladi/137478/sakaryamilat/

Devamını Oku
Başkan Mutlu Işıksu 1 aylık maaşını bağışladı

Başkan Yusuf Alemdar 3 aylık maaşını bağışladı

Serdivan Belediye Başkanı Yusuf Alemdar Biz Bize Yeteriz Türkiyem kampanyası için 3 aylık maaşını bağışladı.

Serdivan belediye Başkanı Yusuf Alemdar sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ‘Bugün birlik ve dayanışma günü. Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan ın başlattığı #MilliDayanışmaKampanyası na hepimiz destek olalım. Ben de üç aylık maaşımı bağışlıyorum. Unutmayalım #bizbizeyeteriz …’ dedi

Kaynak: https://sakaryamilat.com/2020/03/30/guncel/baskan-alemdar-3-aylik-maasini-bagisladi/137482/sakaryamilat/

Devamını Oku
Başkan Yusuf Alemdar 3 aylık maaşını bağışladı

Başkan Fevzi Kılıç ve yardımcıları 1 aylık maaşlarını bağışladı

Erenler Belediye Başkanı Fevzi Kılıç ve başkan yardımcıları Rahmi Şengül, Serkan Cerrahoğlu Biz Bize Yeteriz Türkiyem kampanyası için 1 aylık maaşını bağışladı.

Erenler Belediye Başkanı Fevzi Kılıç sosyal medyadan yaptığı paylaşımda ‘Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan konuşmasında tüm vatandaşlarımızı kapsayan çok sayıda müjdede bulundu ve #BizBizeYeteriz mesajını verdi. Şahsım ve Belediye Başkan Yardımcılarımız Rahmi Şengül ve Serkan Cerrahoğlu ile birer maaşımızı Milli Dayanışma Kampanyasına bağışlıyoruz’ dedi.

Kaynak: https://sakaryamilat.com/2020/03/30/guncel/baskan-kilic-ve-yardimcilari-1-aylik-maaslarini-bagisladi/137480/sakaryamilat/

Devamını Oku
Başkan Fevzi Kılıç ve yardımcıları 1 aylık maaşlarını bağışladı

73 merkez Covid-19 Tanı Laboratuvarı olarak yetkilendirildi

Sağlık Bakanlığınca, ülke genelinde 44 ilde 73 merkezin "Covid-19 Tanı Laboratuvarı" olarak yetkilendirildiği bildirildi.

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tanı laboratuvarı yetkilendirilmesine ilişkin resmi yazı, 81 ilin valiliklerine gönderildi.

Yazıda, ilk kez aralık 2019'da Çin'in Vuhan kentinde görülen Kovid-19 ile ilişkili vaka sayısının kısa süre içerisinde ciddi bir şekilde artarak pandemi haline dönüştüğü vurgulandı.

Türkiye'de de hızla yayılmaya devam eden Kovid-19 kaynaklı enfeksiyonların tanısının Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü (HSGM) Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarı ve Biyolojik Ürünler Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütüldüğü belirtilen yazıda, "Bu amaçla ülke genelinde laboratuvar tanı kapasitesinin artırılmasına yönelik Kovid-19 Tanı Laboratuvarlarının yetkilendirilme çalışmaları başlatılmıştır." ifadesine yer verildi.

Yazıda, şu bilgilere yer verildi:

"Bu kapsamda ilk aşamada ülke genelinde hizmet vermek üzere 37 Kovid-19 Tanı Laboratuvarı HSGM tarafından resmi olarak 21 Mart 2020 tarihi itibarıyla yetkilendirilmiştir. Bu laboratuvarlara ilaveten yetkilendirilmiş 36 Kovid-19 Tanı Laboratuvarı listesi yer almaktadır. Ülke genelinde toplam 44 ilde, 73 merkez Kovid-19 Tanı Laboratuvarı olarak yetkilendirilmiştir. İlgili laboratuvarlara Kovid-19 yetkilendirme ve protokol formları e-posta aracığıyla gönderilmiştir. Yetkilendirme ve protokol formları imzalanıp tarafımıza ulaştığında merkezler aktif olarak çalışacaklardır.

HSGM tarafından resmi olarak yetkilendirilmemiş kamu, üniversite hastaneleri ve özel laboratuvarların Kovid-19 tanısına yönelik herhangi bir test yapma yetkileri bulunmamaktadır. Yetki verilmediği halde Kovid-19 tanı testlerini çalıştığı tespit edilen merkezler hakkında yasal inceleme ve akabinde cezai işlem başlatılacaktır."

Devamını Oku
73 merkez Covid-19 Tanı Laboratuvarı olarak yetkilendirildi