Coronavirus (Covid-19)

  • 33,495,838Coronavirus Vaka Sayısı
  • 1,005,118Ölü Sayısı
  • 7,685,813Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 01:05

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar

Zimmet Suçu, Cezası Ve Nitelikli Halleri

Zimmet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247 ve devamı maddelerinde düzenlenmektedir. Buna göre, görevi gereği zilyetliği kendisine devredilen ya da koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı zimmetine geçiren kamu görevlisi 5 ila 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılacaktır.

Suçun faili ancak bir kamu görevlisi olabilir. Kimlerin kamu görevlisi sayılacağı hususu Türk Ceza Kanunu’nun md.6/1-c’de belirtilmektedir. Bununla birlikte mevzuatımızdaki bazı özel kanunlarda “kamu görevlisi sayılır” ya da “kamu görevlisi gibi cezalandırılır” şeklindeki düzenlemeler de suçun niteliğini belirlemede dikkate alınmalıdır (Örnek olarak 399 sayılı KHK md.11/b).

Taşınır ya da taşınmaz mallar suçun konusu olabilir. Ayrıca malın kamuya, özel hukuk tüzel kişisine veya özel kişiye ait olmasının önemi yoktur.

Zimmete geçirmek, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade etmektedir. Bu tasarruf farklı şekillerde olabilir. Eylem icrai ya da ihmali davranışla işlenebilir. Fail ya kendisi adına malikmiş gibi tasarrufta bulunmalı ya da başkasının mülk edinmesini sağlamış olmalıdır.

Fail kamu görevlisi değilse ya da kamu görevlisi olup zilyetliği devredilen mal görevi gereği devredilmemişse ya da mal üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü yoksa şartların oluşması halinde TCK md.155 de düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu oluşur.

Özel hüküm-genel hüküm ilişkisinden dolayı, özel düzenleme olan zimmet suçu söz konusu olduğu durumlarda, ayrıca genel düzenleme olan görevi kötüye kullanma suçundan (md.257) cezalandırma söz konusu olmaz.

Zimmet Suçu İle İlgili Nitelikli Haller

Maddenin 2. fıkrası, suçun nitelikli halini düzenlemektedir. Buna göre, zimmet suçu, eylemin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. TCK’nın 212. maddesi uyarınca, hileli davranışın belgede sahtecilik suretiyle işlenmesi durumunda ise, sadece TCK’nın 247/2. maddesi uyarınca cezalandırma yapılmaz. Burada her iki suçtan ayrı ayrı cezalandırma yapılacaktır. Hilenin, basit bir incelemeyle ortaya çıkarılamaz boyutta ve nitelikte olması gerekmektedir. Aksi halde suçun temel şekli söz konusu olacaktır.

Zimmet Suçu İle İlgili Cezayı Azaltan Sebepler

Zimmet suçu için iki tane cezayı azaltan sebep düzenlenmiştir:

  • Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, ceza yarı oranına kadar indirilebilecektir.
  • maddeye göre ise zimmet suçunun konusu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilecektir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, ilk durumda mahkemeye takdir hakkı tanındığı halde ikinci durumda cezanın mutlak olarak indirilmesi öngörülmüştür.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık (md.248)

Malın aynen iade edilmesi ya da uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde etkin pişmanlık durumu söz konusu olacaktır. Bu maddeye göre etkin pişmanlık durumu 3 zaman dilimine göre düzenlenmiştir.

  • Soruşturma başlamadan önce ise verilecek cezanın üçte ikisi,
  • Kovuşturma başlamadan önce ise verilecek cezanın yarısı,
  • Kovuşturmadan sonra fakat hükümden önce ise, cezanın üçte biri, indirilir.

İade koşulları bakımından, kullanılan malın ya da paranın aslı ile birlikte nemasının da tamamen iade edilmesi veya tazmin edilmesi gerekmektedir. Suçun iştirak halinde işlenmesi halinde de iade ya da tazmin tam yapılmalıdır. Şeriklerden birinin tam iade ya da tazminde bulunması halinde, diğer şerikler TCK’nın 40/1. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamazlar.

Zimmet suçunda, soruşturma izni alınmasını öngören 4483 sayılı kanun hükümleri uygulanmaz ve Cumhuriyet savcıları doğrudan soruşturma yapabilmektedirler(3628 SK md.17/1).

Görevli mahkeme 5235 sayılı kanunun 12 ve 14. maddeleri uyarınca ağır ceza mahkemesidir. Zimmet suçundan beraat kararları ve zimmet suçu yargıtay kararları emsal kararlar başlıklı bölümümüzde yayınlanacaktır. Zimmet suçunun özel nitelikli yapısı ve kamu görevlisi açısından aynı zamanda disiplin cezası da gerektirmesi nedeniyle alanında uzman bir Ceza Avukatı ve İdare Avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

 

Devamını Oku
Zimmet Suçu, Cezası Ve Nitelikli Halleri

FETÖ/PDY hükümlüsü eski asker ile öğretmen yakalandı

Samsun'da düzenlenen FETÖ/PDY operasyonunda FETÖ/PDY hükümlüsü eski asker ile öğretmen yakalandı.

İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, "terör örgütüne üye olmak" suçundan hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan hükümlülere yönelik çalışma yürüttü.

 

Ekipler, Atakum ilçesinde belirlenen adrese düzenledikleri operasyonda meslekten ihraç edilen FETÖ/PDY hükümlüsü eski asker S.Y. ile İlkadım ilçesinde eski öğretmen A.B.İ'yi yakaladı.

 

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen hükümlüler, işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi.

Devamını Oku

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Nasıl Yapılır?

1. Giriş

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru, 2010 yılında Anayasa değişikliğiyle hukuk sistemimize girmiş, 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasal yargı denetimi başlamıştır.

12 Eylül 2010 tarihinde halkoylaması ile 1982 Anayasası’nda bir kısım değişiklikler yapılmıştır. Değişiklikler kapsamında 5982 sayılı yasanın 18. maddesi ile Anayasanın 148. maddesine eklenen ek fıkrayla;

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

denilmek suretiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hak ve imkanı getirilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 5. maddesinde “Devletin temel amaç ve görevlerini;

“Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” olarak belirlemiştir.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yolu anayasa yargısının bir parçası olarak kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun nasıl yapılacağına dair usul ve esaslar ise;

– 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 ila 51. Maddeleri ile

– 12/7/2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 59 ila 84. maddelerinde düzenlenmiştir.

2. Bireysel Başvurunun Niteliği ve Başvuruya Konu Olabilecek Haklar

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, temel hak ve özgürlükleri kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edilen bireylerin diğer başvuru yollarını tükettikten sonra başvurdukları istisnai ve ikincil nitelikte bir hak arama yolu, bir dava türü ve son hukuki çaredir. Kişiler, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak-özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki birinin ihlal-edilmesi durumunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapabilirler. Bu bakımdan ihlal edildiği öne sürülen temel hakkın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kapsamında bulunması bir zorunluluktur ve son derece önemlidir.

Bireysel Başvuru yoluyla hak arama yolu sonuçları itibarıyla diğer hak arama yollarından farklıdır. Bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi nezdinde kullanılabilir olmasının nedeni, öncelikle Anayasada güvence altına alınan temel hak-özgürlüklerin ihlali gerçekleşmişse ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Ayrıca; verilen bireysel başvuru kararlarının etkisiyle emsal oluşturarak hakların ihlal edilmesini hak ihlali gerçekleşmeden önlemektir.

Bireysel başvuru kural olarak kamu gücü işlemlerine karşı yapılır. Dolayısıyla bireysel başvuruda kamu gücü karşısında korumasız durumdaki bireyin haklarının garanti altına alınması temel amaçtır. Kamu gücü kullanan Devlet tüzel kişiliği içinde yer alan yasama, yürütme ve yargı organları ve bu organlara bağlı olan merciler ile yerinden yönetim kuruluşlarının (belediyelerin) ihlale neden olduğu ileri sürülen işlemlerine karşı bireysel başvuruda bulunulabilir. Tüm idare ve yargı mercileri İnsan hakları ihlallerinin önlenmesi hususunda öncelikli görevlidirler. Bu nedenle söz konusu şikâyetlerin Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmesinden önce ilgili mercilerin bu ihlalleri gidermeleri beklenir.

Bireysel Başvuru Ek Bir İtiraz, İstinaf Ya Da Temyiz Yolu Değildir

Bireysel başvuru, ek bir itiraz, istinaf ya da temyiz yolu değildir. Kanun yolunda ortaya çıkan her türlü hukuka aykırılığın giderilmesi bireysel başvuruya konu olmaz. Ancak Anayasa’da işaret edilen haklardan birinin ihlal edildiği iddiası, bireysel başvuruya konu olabilmektedir.  Anayasanın Temel Hak ve Ödevler başlıklı ikinci kısmında düzenlenen;

  • Yaşama hakkı,
  • İşkence ve eziyet yasağı,
  • Zorla çalıştırma yasağı,
  • Kişi hürriyeti ve güvenliği,
  • Hak arama hürriyeti,
  • Suç ve cezaların kanuniliği,
  • Özel hayata, aile hayatına, konut ve haberleşmeye saygı,
  • Düşünce, din ve vicdan hürriyeti,
  • Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti,
  • Toplantı ve örgütlenme hürriyeti,
  • Mülkiyet hakkı,
  • Serbest seçim hakkı,
  • Temel hak ve hürriyetlerin korunması,
  • Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi,
  • Eşitlik ve etkili başvuru hakkı bu kapsamda sayılabilecek haklardandır ve bireysel başvuruya konu edilebilirler.

Ancak bilinmelidir ki; yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamaz. Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.

3. Kimler Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yapabilir?

Anayasanın 148/3. Maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. ve devamı maddeleri uyarınca; Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü (devlet organları) tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla herkes Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Buna göre gerçek kişiler de özel hukuk tüzel kişileri de bireysel başvuru hakkını haiz bulunmaktadır. Velayet altında bulunan küçükler velileri veya yasal temsilcileri, vesayet altında olanlar da vasileri/yasal temsilcileri tarafından bireysel başvuru hakkını kullanabilirler.

Bir kimsenin bireysel başvuru hakkını haiz olabilmesi için;

İdarenin, kamunun veya devletin ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem veya ihmal nedeniyle güncel-kişisel bir hakkının doğrudan etkilenmiş olması veya zarara uğraması gerekir.

Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir. Bu bakımdan dernekler, vakıflar, ticari ortaklıklar vb. özel hukuk tüzel kişileri de örgütlenme hürriyeti, hak arama hürriyeti, mülkiyet hakkı gibi sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilirler.

Öte yandan, yabancılara tanınan haklarla sınırlı olarak yabancılar da bireysel başvuruda bulunabilirler. Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan bir hak söz konusuysa, bu durumda yabancılar anayasal bir haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapamaz.

4. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Süresi

Bireysel başvuru,

  • Kanun yolu öngörüldüyse bu yollarının tamamının tüketildiği tarihten,
  • İdari veya adli başvuru yolu öngörülmediyse ihlalin meydana geldiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır.

Bu süreyi aşan başvurular, başka bir deyişle süresinde yapılmayan başvurular başka bir inceleme yapılmaksızın reddedilir. Süreler nihai kararın tebliği öngörüldüyse tebliğ tarihinden, tebliğ şartı öngörülmediğinde başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihten başlar.

Başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Mahkeme yazı işleri tarafından eksikliğin giderilmesi için başvurucu veya varsa vekiline on beş günü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği bildirilir.

Başvurucu 30 günlük süreyi mücbir sebep veya haklı bir nedenle kaçırırsa mazeretin ortadan kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde başvuru formu, ekleri ve mazereti belgeleyen delillerle birlikte başvuru yapabilir. Mazeret haklı görülürse başvuru hakkında kabul edilebilirlik incelemesi yapılabilir. Aksi durumda başvurunun reddine karar verilir.

5. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Şartlarıa) Usule İlişkin Şartlar

İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

Bireysel başvurular, ilgili kanun ve içtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan Anayasa Mahkemesine veya diğer mahkemeler veya yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılabilir. Usulünce hazırlanan başvuru formu, harç tahsil makbuzuyla birlikte ilgili mercilere teslim edildiğinde başvurucu ya da temsilcisine alındı belgesi verilir ve bu tarih, başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilir.

Başvurular, Anayasa Mahkemesi İçtüzük ekinde örneği bulunan ve Mahkemenin internet sitesinde yayımlanan bireysel başvuru formu kullanılarak resmî dilde yapılır.

Başvuru formunun;

a) Başvurucunun T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, anne adı, baba adı, doğum tarihi, cinsiyeti, uyruğu, mesleği ve adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi,

b) Başvurucunun tüzel kişi olması hâlinde; Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) numarası, unvanı, adresi ve tüzel kişiliği temsile yetkili kişinin adı, soyadı ve T.C. kimlik numarası, MERSİS numarasının bulunmaması hâlinde tüzel kişinin vergi numarası veya kayıtlı olduğu sicil ve numarası ile varsa telefon numaraları ve kayıtlı elektronik posta adresi,

c) Başvurunun;  Avukat vasıtasıyla yapılması hâlinde; avukatın adı, soyadı, kayıtlı olduğu baro ve sicil numarası, yazışma adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi; Avukat olmayan kanuni temsilci vasıtasıyla yapılması hâlinde; kanuni temsilcinin T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, anne adı, baba adı, doğum tarihi, uyruğu, yazışma adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi,

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti,

d) Bireysel başvuru kapsamındaki güncel ve kişisel haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar,

e) İhlal edildiği iddia edilen temel haklar ve bunlara ilişkin açıklamaların birbirleriyle ilişkilendirilerek ayrı ayrı yapılması,

f) Başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların tarih sırasına göre yazılması,

g) Başvuru yollarının tüketildiği veya başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih,

ğ) Başvuru mazeret nedeniyle süresi içinde yapılamamışsa buna dair açıklamalar,

h) Başvurucunun talepleri,

ı) Başvurucunun Mahkeme önünde devam eden bir başka başvurusu varsa numarası,

i) Varsa kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması talebi ve bunun gerekçeleri,

j) Kısa mesaj (SMS) veya elektronik posta yoluyla bilgilendirme yapılmasını isteyip istemediği,

k) Başvurucunun veya avukatının ya da kanuni temsilcisinin imzası,

l) Varsa İçtüzüğün 73 üncü maddesi kapsamında maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik tedbir talebi ve bunun gerekçeleri gibi bilgi ve belgeleri içermesi ve kapsaması gerekmektedir.

Başvuru formuna;

a) Kanuni temsilci veya avukat vasıtasıyla takip edilen başvurularda başvurucuyu temsile yetkili olduğuna dair mevzuata uygun belge,

b) Harcın ödendiğine dair belge,

c) Başvuru bizzat yapılmış ise başvurucunun kimliğini tespite yarar resmî belgenin onaylı örneği,

ç) Tüzel kişi adına kanuni temsilcinin başvurması hâlinde, başvuru tarihi itibarıyla temsile yetkili olunduğunu gösteren resmî belgenin onaylı örneği,

d) Nihai karar ya da işlemi öğrenme tarihini gösteren belge,

e) Başvuruda ileri sürülen hak ihlali iddialarını temellendirecek belgelerin onaylı örnekleri,

f) Tazminat talebi varsa uğranılan zarar ve buna ilişkin belgeler,

g) Olağan ve olağanüstü kanun yolu başvuru dilekçelerinin onaylı örnekleri,

ğ) Başvuru süresinde yapılamamışsa varsa mazereti ispatlayan belgeler,

h) Adli yardım talebi varsa başvurucunun yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeler ile mevzuatta adli yardım talebinde bulunabilmek için öngörülen diğer belgeler eklenmek durumundadır.

Başvurucu, başvuru formunun ekinde sunduğu belgeleri, tarih sırasına göre numaralandırarak her bir belgeyi tanımlayıcı başlıklar hâlinde dizi pusulasına bağlamalıdır.

Bireysel başvuru, bizzat başvurucu, kanuni temsilcisi ya da avukatı tarafından yapılabilir. Avukat veya kanuni temsilci aracılığıyla yapılan başvurularda temsile dair yetki belgesinin sunulması zorunludur. Başvurucunun avukatı ya da kanuni temsilcisi varsa onunla yapılan yazışmalar ya da ona yapılan tebligatlar başvurucuya yapılmış sayılır.

Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği belgeleri başvuru formu ekinde sunmakla yükümlüdür. Başka bir anlatımla, başvurucu Mahkemeyi ihlal iddiasının gerçekliği konusunda ikna etmek yükümlülüğü altındadır. Bunun için de iddiasını ispata yarayan belgeleri başvurusuna eklemek zorunluluğundadır. Ne var ki, başvurucunun dayandığı belgeler bir resmî kurumun elinde bulunuyor ve başvurucu bunları temin için her türlü hukuki girişimlerini yapmasına rağmen bu bilgi ya da belgeler kendisine verilmiyorsa, başvurucunun bunlara erişememe nedenlerini delilleri ile birlikte formda belirtmesi gerekmektedir. Mahkeme, başvuruyu sonuçlandırmak için belirtilen bilgi ya da belgelerin temin ve incelenmesinin gerekli olduğuna karar verdiği takdirde ilgili kurum ya da kuruluştan söz konusu bilgi ve belgeleri resen talep edebilir.

b) Esasa İlişkin Şartlar

Bireysel başvuru yoluna yalnızca güncel-kişisel bir temel hakkı ihlal edilen ve bu ihlalden doğrudan etkilenen veya zarar gören mağdur başvurabilir.

Bireysel başvuruya konu olan ihlalin anayasamızda düzenlenen anayasal bir hak olması ve AHİS veya ek protokollerinin kapsamında bulunması gerekmektedir.

İhlalin giderilmesi için öngörülen tüm idari ve yargısal başvuru yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi başvuru yapıldığı tarih itibariyle başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğini kendisi değerlendirir. Eğer diğer idari ve yargısal yollar tüketilmediyse başvuru ‘erken başvuru’ olarak adlandırılıp başvuru kabul edilmez. Anayasal başvuru ikincil kanun yolu olduğundan ihtilaf ilk derece mahkemeleri ve yüksek mahkemeler önünde görülmüş olması şart koşulmuştur. Başvurucu ilk derece mahkemesinden aldığı kararı temyiz etmeden kesinleştirirse kesin hale gelen kamu işlemi aleyhine anayasa mahkemesine gidilmez.

Başvurunun anayasal açıdan önem taşıması da şarttır:

  • Bir olayın ortaya çıkardığı mesele hakkında henüz anayasa mahkemesinde karar verilmemiş olması,
  • Anayasa mahkemesinin yerleşik içtihatlarına rağmen diğer yargı mercilerin sistematik biçimde bu içtihadı göz ardı etmesi,
  • Başvuruya sebep olan ihlalin ciddi boyutta olması veya
  • Başvurucuyu esaslı şekilde etkilemesi gerekir.

6. Anayasa Mahkemesinin İncelemesi ve Kararları

Anayasa Mahkemesi; Genel Kurul, iki Bölüm ve altı Komisyondan oluşmaktadır. Komisyonlar kabul edilebilir veya kabul edilemez kararı verir ya da oybirliği sağlanmadığını belirtir ve başvuru dosyasının Bölümlere gönderilmesine karar verir. Komisyon kabul edilebilirlik kararı üzerine Bölümler esas incelemesi yapar; temel hakkın ihlal edildiği veya edilmediği yönünde iki şekilde karar verebilir.

Başvuru formunda veya eklerinde herhangi bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde, bunların tamamlattırılması için başvurucuya, varsa avukatına veya kanuni temsilcisine on beş günü geçmemek üzere kesin bir süre verilir. Eksikliklerin tamamlattırılmasına dair yazıda başvurucuya geçerli bir mazereti olmaksızın verilen kesin sürede eksiklikleri tamamlamadığı takdirde başvurusunun reddine karar verileceği bildirilir. Başvurunun; süresinde yapılmadığı, yasal şekil şartlarına uygun olmadığı ve tespit edilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmadığı hâllerde Komisyonlar tarafından başvurunun reddine karar verilir ve karar başvurucuya tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların verdiği kararlar kesindir.

a) Kabul Edilebilirlik veya Kabul Edilemezlik Kararı

Anayasa Mahkemesi önüne gelen dosyada ilkin kabul edilebilir olup olmadığı yönünden inceleme yapar. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine öncelikle, bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartlarını taşıyıp taşımadığını inceler. Bu bakımdan başvurunun süresinde, hak sahibi yahut yetkili temsilcisi tarafından yapılıp yapılmadığı, usul ve şekil şartlarına uyulup uyulmadığını, bireysel başvuruya konu edilebilecek bir hakka ilişkin olup olmadığı gibi hususlar detaylı şekilde tetkik edilir. Bir eksiklik olmaması durumunda bireysel başvuru için kabul edilebilirlik kararı verilebilir.

Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.

Kabul edilebilirlik incelemesi bölümler nezdinde kurulan komisyonlarca yapılır. Kabul edilebilirlik şartlarını taşımadığına oy birliği ile karar verilen başvurular hakkında, kabul edilemezlik kararı verilir. Oy birliği sağlanamayan dosyalar ise bölümlere havale edilir ve karar bölüm tarafından verilir.

Kabul edilebilirlik şartını taşımayan başvurular başka bir inceleme yapılmaksızın ret edilir. Kabul edilemezlik kararı verilmesi durumunda bu karar kesindir. Bu karar ilgililere tebliğ edilir, ancak bir itiraz veya kanun yoluna tabi değildirler.

Süre ve şekil şartına uygun olarak yapılmış olan bireysel başvurular için kabul edilebilirlik kararı verilir. Bu başvuruların esas incelemesi bölümler tarafından yapılır. Kabul edilebilirlik kararı verilmiş olması başvurucunun haklı görüldüğü veya başvurucunun hakkının ihlal edildiği anlamını içermez. Kabul edilebilirlik kararı üzerine bölümler tarafından esas hakkında inceleme yapılacağı sonucu ortaya çıkar.

b) Esas Hakkındaki İnceleme

Kabul edilebilirliğine karar verilen bireysel başvuruların esas incelemesi bölümler tarafından yapılır. Kabul edilebilirliğine karar verilen başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekli gördüğü hâllerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.

Komisyonlar ve bölümler bireysel başvuruları incelerken bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine yönelik her türlü araştırma ve incelemeyi yapabilir. Başvuruyla ilgili gerekli görülen bilgi, belge ve deliller ilgililerden istenir. Mahkeme, incelemesini dosya üzerinden yapmakla birlikte, gerekli görürse duruşma yapılmasına da karar verebilir. Bölümler, esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verebilir. Tedbire karar verilmesi hâlinde, esas hakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir. Aksi takdirde tedbir kararı kendiliğinden kalkar.

Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.

Bölümler esas incelemesi sırasında kabul edilebilirliğe ilişkin bir engelin varlığını saptarsa esas incelemesi hangi aşamada olursa olsun kabul edilemezlik kararı verebilir.

Anayasa Mahkemesi Yerindelik Denetimi Yapamaz:

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine yaptığı ihlal incelemesinde yerindelik denetimi yapamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar veremez. Anayasa Mahkemesi sadece hakkın ihlal edilip edilmediğine dair tespit yapar ve bunun gerekçesini belirtir. Bir ihlal varlığını tespit etmişse bu durumda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere de hükmeder. Fakat ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak işlemi, ihlale sebebiyet veren kamu gücünü kullanan organ yerine getirir.

Anayasa Mahkemesi, kamu işlemi, eylemi, ihmali ile temel hakkın ihlal edildiğini tespit ederse, önce bu ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına gerek olup olmadığına karar verir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar yoksa başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilebilir. Tazminat miktarının belirlenmesi ayrıntılı bir incelemeyi gerektiriyorsa Bölüm kendisi konuyu karara bağlamadan genel mahkemelerde dava açılması yolunu da gösterebilir. Yeniden yargılama hukuki bir gereklilikse Anayasa Mahkemesi başvuru dosyasını ilgili mahkemeye gönderir. İlgili mahkeme, Bölümün ihlal kararında açıklandığı ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeniden yargılama yapar.

Bölümlerin esas hakkındaki kararları gerekçeleriyle birlikte başvurucuya, ilgililere ve Adalet Bakanlığına tebliğ edilir ve Mahkemenin internet sayfasında yayımlanır. İhlal söz konusu olduğunda ve yeniden yargılanma kararı verildiğinde kararın bir örneği ihlale neden olan kararı veren mahkemeye de gönderilir. Başvurucunun temsilcisi veya avukatı varsa, tebligatlar onlara yapılacaktır.

Davadan feragat hâlinde, düşme kararı verilir. Yine Mahkeme, başvurunun takipsiz bırakılması, başvuruya konu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması ya da başvurunun sürdürülmesi için haklı bir sebep olmadığı kanaatine varması durumunda başvuruyla ilgili düşme kararı verebilir.

Bölümler ve Komisyonlarca verilen kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin kararlar kesindir, bunlara karşı itiraz yolu kapalıdır.

7. Anayasa Mahkemesi Kararlarının Sonucu ve Bağlayıcılığı

Anayasa m.138/1’e göre, Anayasa ve kanunlar tüm hakimleri bağlar ve hakimler, Anayasa ve kanunlara göre kararlar vermek zorundadır. Yine, normlar hiyerarşisinin tepesinde olan Anayasaya ve ilgili kanunlara göre, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğu, yargı mercileri dahil herkes tarafından uyulması gerektiği tartışmasızdır.

Anayasanın 153.maddesinde, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama/yürütme/yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı husus kesin bir şekilde belirtilmiştir. Sayılan tüm bu kurumlar Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar doğrultusunda gereğini yapmakla yükümlüdür. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcı olması çerçevesinde kararların yerine getirileceğinden şüphe duymamak gerekir.

Bu bağlamda; Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru sonucu tespit edilen ihlal şayet bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya-üzerinden karar verir.

Başvurucu ihlal tespiti yapılan yargılamada verilmiş karara istinaden infaz görmekte ise, ilgili yargı mercii tarafından yeniden yargılama sonuçlanıncaya kadar telafisi imkansız olacak bir mağduriyetin ortaya çıkmaması için derhal infazın durdurulması kararı verilecektir.

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ihlal kararı Yasama organının bir yasal düzenleme yapmasını gerektiriyorsa Yasama organı derhal bu düzenlemeyi yapmalıdır. Yine ihlal kararı Yürütmenin, İdarenin veya kamu gücünü kullanan herhangi bir merciinin eylem veya işleminden kaynaklanmışsa, ilgili birimin ihlal sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeni bir eylem veya işlem tesis etmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine verilen ihlal tespitiyle birlikte başvurucuya verilmek üzere maddi ve manevi tazminata da hükmedilebilir. Bu durumda belirlen meblağ hazineden tahsil edilerek başvurucuya ödenir.

8. Sonuç

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru müessesesi hukukumuzda yeni ve oldukça teknik bir konudur. Kimlerin bu haktan yararlanabileceği, başvuruya konu olabilecek hakların hangileri olduğu, başvurunun süresi ve taşıması gereken şartların neler olduğu, başvuru sonrasında ihlal kararı verilmesi durumunda bunun ne gibi hüküm ve sonuçlar doğuracağı ve kararın gereğinin icrası için izlenmesi gereken yollar 1982 Anayasası, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve 12/7/2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nde düzenlenmiştir.

Süresinde ve kabul edilebilir nitelikte, doğru argüman ve anlatımlarla desteklenmiş, etkili ve sonuç doğurabilecek bir bireysel başvurunun yapılabilmesi için hukuki yardım almak son derece önemlidir.

Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamındaki bir hakkın ihlali dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde hak arama yoluna başvurmak için de öncelikle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuş olması şarttır. Zira AİHM Anayasa Mahkemesini etkili bir iç hukuk yolu olarak görmekte ve bu yol tüketilmeden kendisine yapılan başvuruları reddetmektedir.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Nasıl Yapılır?

İlham Aliyev'den Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in, Ermenistan'ın saldırılarına karşı Azerbaycan'a destek açıklamaları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür ettiği açıklandı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev, Erdoğan'ın "Uluslararası Deniz Hukuku ve Doğu Akdeniz Sempozyumu"ndaki konuşmasında Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında yaşanan gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamaların Azerbaycan'da memnuniyetle karşılandığını belirtti.

 

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Erdoğan'a teşekkürlerini ilettiğini aktaran Hacıyev, "Ermenistan'ın gerçekleştirdiği saldırının ilk saatlerinde başta Erdoğan olmakla Türkiye saldırıyı şiddetle kınadı ve kesin desteğini gösterdi. Azerbaycan halkı bu desteği takdir ediyor." dedi.

 

Tovuz bölgesine yapılan saldırıda da Ermenistan'ı ilk dakikalarda en şiddetle kınayan ülkenin Türkiye olduğunu hatırlatan Hacıyev, "Cumhurbaşkanı Aliyev de Azerbaycan'ın her zaman Türkiye'nin yanında olduğunu kaydetti. Azerbaycan ve Türkiye 'bir millet, iki devlet' ilkesine uygun olarak tüm konularda dayanışma sergiliyor ve daima birbirini tereddütsüz destekliyor." ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku
İlham Aliyev'den Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür

Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınına füze saldırısı

Irak Savunma Bakanlığı, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında bir eve 2 adet katyuşa füzesi atılması sonucu 2'si kadın 3'ü çocuk 5 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 çocuğun yaralandığını açıkladı.

Savunma Bakanlığına bağlı Ortak Operasyonlar Komutanlığından yapılan yazılı açıklamada, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında Rıdvaniyye bölgesinde bir eve 2 adet katyuşa füzesi ile saldırı düzenlendiği belirtildi.

 

Evin tamamen yıkıldığı saldırıda 2'si kadın 3'ü çocuk 5 kişinin yaşamını yitirdiği, 2 çocuğun yaralandığı ifade edilen açıklamada, füzelerin Bağdat'ın batı kesimindeki Cihad mahallesinden atıldığı aktarıldı.

 

Açıklamada, Başbakan Mustafa el-Kazımi'nin füzenin atıldığı bölgeden sorumlu tüm emniyet birimleri hakkında görevlerini gerektiği gibi yerine getirmemeleri nedeniyle soruşturma açılması talimatı verdiği, bu tür güvenlik ihlallerine yol açanların cezalandırılacağı ifade edildi.

 

Açıklamaya göre olayla da ilgili soruşturma başlatılması ve saldırıyı düzenleyenlerin cezalandırılması talimatı veren Kazımi, tüm emniyet birimlerinden vatandaşları korkutan bu suçları önlemek için istihbarat çalışmalarını arttırmasını istedi.

 

Irak Emniyetinde Komiser Ahmed Halef, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında bir eve katyuşa füzesi düşmesi sonucu ilk belirlemelere göre 3 kişinin yaşamını yitirdiğini, 2 kişinin yaralandığını belirtmişti.

Devamını Oku
Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınına füze saldırısı

Irak'ın kuzeyinde 4 terörist etkisiz hale getirildi

Milli Savunma Bakanlığı, Irak'ın kuzeyindeki Haftanin ve Metina'da 4 PKK'lı teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Sağlık Bakanı Koca'dan TRT'ye teşekkür

Sağlık bakanı Fahrettin Koca TRT WORLD'ün hazırladığı Türkiye’nin COVID-19’la başarılı mücadelesinin anlatıldığı belgeselle ilgili TRT'ye teşekkür etti.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, TRT World'de yayınlanacak Türkiye’nin COVID-19’la başarılı mücadelesini anlatan belgesel sebebiyle teşekkür mesajı yayımladı.

 

TRT WORLD, BU ÇARŞAMBA yayınlanacak belgeseliyle, Türkiye’nin COVID-19’la başarılı mücadelesini dünyanın dikkatine sunuyor. Çekimler, salgınla mücadelede rolü büyük iki hastanemizde 2 ay sürdü. Belgeselde dünyaca önemli isimlerin tanıklığı da yer alıyor. TRT’ye teşekkür ediyoruz

Devamını Oku
Sağlık Bakanı Koca'dan TRT'ye teşekkür

TBMM'DE DÖRT SİYASİ PARTİDEN ERMENİSTAN'A KINAMA

AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti Grup Başkanvekillerinin imzasını taşıyan kınama metni şöyle:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu bulunan siyasi partiler olarak Ermenistan silahlı kuvvetlerinin 28 Eylül 2020 tarihinde Yukarı Karabağ'da ateşkesi ve uluslararası hukuku ihlal ederek ağır silahlarla Azerbaycan sivil yerleşim yerlerini ve askerlerini hedef alan saldırılarını en güçlü şekilde kınıyoruz.
Bu son saldırı, Tovruz'daki saldırılardan sonra Ermenistanın, bölgede barışın ve istikrarın kalıcı tesisi önündeki en büyük engel olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Bizler uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde halkını korumak ve toprak bütünlüğünü tesis etmek amacıyla Azerbaycan'ın gerçekleştirdiği savunmasını desteliyoruz.
30 yıla yakın süredir Yukarı Karabağ, Ermenistanın işgali altındadır. Bu haksız işgalin sona erdirilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve AGİT kararlarına uygun şekilde barışçıl çözümüne desteğimizi tekrarlıyoruz. Uluslararası camiayı, bugüne kadar Ermenistanın işgali ve sorumsuz saldırıları sebebiyle zarar gören Azerbaycanın yanında olmaya davet ediyoruz.
Bu vesileyle, Gazi Meclisimizdeki siyasi partiler olarak, şehit düşen Azerbaycanlı kardeşlerimize Allahtan rahmet, gazilere acil şifa ve can Azerbaycana başsağlığı dilerken, milletimizin dayanışma iradesini bir kez daha güçlü bir şekilde vurguluyoruz."

Devamını Oku
TBMM'DE DÖRT SİYASİ PARTİDEN ERMENİSTAN'A KINAMA

Bakan Pekcan, Türkiye-Hollanda JETCO Anlaşmasını İmzaladı

Bakan Pekcan, video konferans yöntemiyle Türkiye-Hollanda Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) Toplantısı İmza Töreni'ne katıldı. Pekcan ile Hollandalı mevkidaşı Sigrid Kaag eş zamanlı olarak mutabakat zaptını imzaladı.
Buradaki konuşmasında, Hollanda ekonomik ve ticari ilişkilerin uzun vadeli olarak görüldüğüne dikkati çeken Pekcan, "Hollanda ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizin önümüzdeki dönemde ivme kazanacağını değerlendiriyoruz. 2019 yılı itibarıyla 9 milyar dolara ulaşan karşılıklı ticaret hacmimizi, 15 milyar dolar seviyelerine dengeli bir şekilde çıkarmayı hedefliyoruz." diye konuştu.
Pekcan, iki ülke arasındaki JETCO mekanizmasının tüm ekonomik ilişkilerin derinlemesine ele alındığı ve ticari ilişkilerin önündeki engellerle sorunların, özel sektör temsilcilerinin de katkılarıyla tartışıldığı etkili bir mekanizma olduğunu ifade etti.
Söz konusu mekanizmanın toplantılarının düzenli olarak gerçekleştirilmesinin ve sonuçlarının dikkatli bir şekilde takip edilmesinin önemine işaret eden Pekcan, şunları kaydetti:
"Gerçekleştirdiğimiz Türkiye-Hollanda JETCO 3. Dönem Toplantısı’nda, ikili ilişkilerden karşılıklı yatırımlara, müteahhitlik hizmetlerine, ticaretten sanayi alanındaki iş birliğine, teknolojiden özel sektörler arasında iş birliğine, ulaştırmadan çevreye kadın girişimciliğine kadar pek çok farklı başlıkta görüştük ve az önce imzaladığımız mutabakat zaptına bunları yansıttık."
Pekcan, mutabakat zaptında yer alan tüm hususların hayata geçirilmesi için gerekli tüm çalışmayı göstereceklerini ve Hollanda heyetinin de aynı kararlılığı göstermesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Salgın koşullarının yüz yüze toplantılara izin vereceği ilk fırsatta, iki ülkeden özel sektör ve iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla bir iş forumu yapılması hususunda karara varıldığını ifade eden Pekcan, bugün ayrıca sanal ortamda iki ülkeden iş insanlarının katılımıyla yuvarlak masa toplantısına iştirak edeceklerini belirtti.
Pekcan, toplantıya iki ülkenin özel sektörlerinin göstermiş oldukları yakın ilginin Türkiye-Hollanda ticari ve ekonomik ilişkilerinin gelecekte çok daha ileri seviyelere ulaşacağı konusunda kendilerine güven verdiğinin altını çizdi.- "Karşılıklı yatırımlar yeni fırsatlar yaratarak artırılmalı"
Türkiye ile Hollanda arasındaki somut ve önemli iş birliği alanlarından birisinin yatırımların karşılıklı teşvik edilmesi olduğunu vurgulayan Pekcan, şöyle devam etti:
"Hollanda bugüne kadar ülkemize 25,7 milyar dolar doğrudan yatırım gerçekleştirmiş olup yüzde 15,9 pay ile ülkemizde doğrudan yatırımı bulunan ülkeler arasında birinci sıradadır. Türkiye’den iş insanlarımızın da Hollanda’da yaptıkları yatırımın tutarı 14 milyar doları bulmuştur. Bu rakam da Türk iş insanlarının yurt dışında en çok Hollanda’da yatırım yaptığını göstermektedir. Karşılıklı yatırımlarımızı yeni fırsatlar yaratarak daha fazla artırabileceğimizi değerlendiriyoruz."- İş birliği alanları
Pekcan, bu çerçevede, salgın sonrasında piyasa araştırmaları ve karşılıklı avantajların tespiti için ticaret heyetleri düzenlemenin ve iş çevrelerimizi ticaret, yatırım ve turizm fuarları ve organizasyonlarında bir araya getirmenin son derece önemli olduğunu belirterek, "Özellikle liman inşaatı ve yönetimi, müteahhitlik, denizcilik, ileri tarım teknolojileri, organik tarım ürünleri, çevre ve atık yönetimi, kimyasallar, enerji, yenilenebilir enerji, lojistik ve sağlık hizmetleri alanlarında Türk ve Hollandalı firmalar arasında yoğun iş birlikleri gerçekleştirilebileceğini öngörmekteyiz." ifadesini kullandı.
Türk müteahhitlik firmalarının Hollanda’da bugüne kadar 548 milyon dolar tutarında 6 proje üstlendiğini belirten Pekcan, Türkiye'den firmaların gelecek dönemde Hollanda’da daha fazla proje üstlenmelerini beklediklerini, Türk ve Hollandalı müteahhitlerin üçüncü ülkelerde iş birliği yapabileceğini öngördüklerini söyledi.
Pekcan, toplantıda AB ile Türkiye'nin ekonomik ilişkilerindeki gündem konularını da aktardıklarına değinerek, "AB’nin çelik ithalatında uyguladığı koruma önlemleri hakkında şikayet ve taleplerimizi, Türkiye-AB Gümrük Birliği güncellemesi yönündeki beklentilerimizi her fırsatta AB’li muhataplarımızla paylaşıyoruz." dedi.
Gümrük Birliği kapsamına dijitalleşme, e-ticaret hizmetler ve kamu alımlarının dahil edilmesi talebini aktardıklarını anlatan Pekcan, buna ilişkin müzakerelerin bu yıl içinde başlatılması yönündeki isteklerini ve vizelerin kolaylaştırılması konularını gündeme getirdiklerini bildirdi.
Pekcan, JETCO kapsamında, kadın girişimciliği konusunun da görüşüldüğünü, bunun somut bir örneği olarak da kasım ayında iki ülkeden iş insanlarının ve STK’ların katılımıyla ortak bir kadın çalıştayı yapmayı öngördüklerini sözlerine ekledi.
Pekcan daha sonra mevkidaşı Sigrid Kaag ile iki ülkeden iş insanlarının katıldığı yuvarlak masa toplantısına iştirak etti.

Devamını Oku

“Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin içinde adil şekilde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz barışı çıkmaz”


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tarih, Siyaset ve Ülkelerarası İlişkiler Bakımından Uluslararası Deniz Hukuku ve Doğu Akdeniz Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada, “Akdeniz’deki sorunları birbirimizi dışlayarak değil bölgedeki tüm aktörleri aynı masa etrafında buluşturarak çözebiliriz. Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin içinde adil şekilde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz barışı çıkmaz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde, TBMM Başkanlığının katkılarıyla İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi tarafından düzenlenen Tarih, Siyaset ve Ülkelerarası İlişkiler Bakımından Uluslararası Deniz Hukuku ve Doğu Akdeniz Sempozyumu’na katıldı.

“TÜRKİYE TÜM İMKÂNLARIYLA AZERBAYCAN'IN YANINDA OLMAYI SÜRDÜRECEK” Sempozyumda katılımcılara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'a yönelik Ermenistan saldırıları bir kez daha kınadığını vurgulayarak, Türkiye'nin tüm imkânları ve tüm kalbiyle dost ve kardeş Azerbaycan'ın yanında olmayı sürdüreceğinin altını çizdi.
Dağlık Karabağ'ın işgaliyle başlayan krize artık bir son verilmesinin vaktinin geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ermenistan'ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarını derhal terk etmesiyle bölge yeniden barışa ve huzura kavuşacaktır. Bunun dışındaki tüm dayatmalar ve tehditler sadece haksız ve hukuksuz olmakla kalmayacak, Ermenistan'ı şımartmaya devam edecektir” uyarısında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yaşanan son gelişmeler, bölgede nüfuz sahibi tüm ülkelere gerçekçi ve adil çözüm yöntemlerini devreye sokmaları konusunda bir fırsat tanımıştır. Bu fırsatın en iyi şekilde değerlendirilmesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.
“AZERBAYCAN, İSTER İSTEMEZ KENDİ GÖBEĞİNİ KENDİSİ KESMEK ZORUNDA KALMIŞTIR”
Minsk üçlüsü olarak anılan; ABD, Rusya ve Fransa’nın 30 yıldır sorunu çözmediğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Âdeta bu sorunu çözmemek için de ellerinden geleni yapmışlardır. Şimdi ise akıl veriyorlar, zaman zaman da tehdit ediyorlar. Nedir bu tehdit? 'Türkiye burada mı? Türk askeri burada var mı?' Bunu söyleyenler güneyimizde, özellikle Suriye'nin kuzeyinde binlerce tır silahı oraya taşıyanlardır. Bunu söyleyenler, Suriye'nin kuzeyini parselleyen, orada üsleri kuranlardır. Bunu söyleyenler, koalisyon güçleriyle Suriye'de cirit atanlardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar şimdi gelmişler 'Türk askeri burada var mı? Türkiye buraya silah naklediyor mu?' Şu mantığa bak, şu akla bak. Âdeta İlham Aliyev kardeşimiz sanki bunlara hesap verecek. Zaten 30 yıla yakındır size hep hesap verdi, 'Bu işi çözelim. Bunu artık uzatmayalım.' dediler. İşgale uğrayan topraklar kimin toprakları? Azerbaycan'ın toprakları. Bunu hepiniz kabul ediyorsunuz. Dağlık Karabağ'ı kabul ediyorsunuz. Buradaki insanlar, 1 milyonu aşkın topraklarından uzak, şu anda Azerbaycan'da yaşıyor. İşgalciler ise orada. Bunun hesabını kimse sormuyor. Artık hesap vakti geldi diyen Azerbaycan, ister istemez kendi göbeğini kendisi kesmek zorunda kalmıştır” diye ekledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, istişareye verdiği önemin dile getirerek, sempozyumdaki konuşmacılardan vicdanları ve fikirleriyle sözleri arasına sütre çekmeden kanaatlerini açık yüreklilikle paylaşmalarını isteyerek, “Unutmayınız, ülkeyi yönetme sorumluluğunu omuzlarında taşıyan devlet adamları olarak bizim burada dile getirilecek önerilere çok ihtiyacımız var. Sizlerin samimiyetle ortaya koyacağı her alternatif bizim için değerlidir, yol göstericidir. Sempozyumun sonuçlarının sadece bilim insanlarımızın, tarihçilerimizin, diplomatlarımızın, öğrencilerimizin değil biz siyasetçilerin de ufkunu genişleteceğine inanıyorum” diye konuştu.
“TÜRKİYE BİR AKDENİZ ÜLKESİDİR”
Akdeniz’e dair konuların son dönemde birçok devletin ana gündem maddesini oluşturduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel siyasetin son birkaç aydır Akdeniz eksenli gelişmelerle şekillendiğini söyledi.
Akdeniz’de yapılan her hamlenin, atılan her adımın Türkiye’nin güvenliğine, hak ve menfaatlerine doğrudan etkisi bulunduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, değerlendirmelerine şöyle devam etti: “Şüphesiz bunların başında Doğu Akdeniz’de var olduğu düşünülen zengin hidrokarbon kaynakları geliyor. Yapılan bazı araştırmalar bölgedeki çıkarılabilir doğal gaz miktarının 3,5 trilyon metreküpün üzerinde olduğuna işaret ediyor. Tüm Avrupa’nın yıllarca doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek bu rakam hiçbir ülkenin göz ardı edemeyeceği büyüklükte bir ekonomik güçtür. Son günlerde bazı ülkelerin provokasyonlarının arka planında işte bu ekonomik potansiyel vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Uluslararası enerji şirketlerinin de devreye girmesiyle Doğu Akdeniz petrol ve doğal gaz jeopolitiğinin merkezine oturmuştur. Tabii burada bir gerçeğin altını özellikle çizmek gerekiyor; Türkiye’nin bölgeye yönelik ilgisini sadece enerji kaynaklarıyla sınırlamak sığ bir değerlendirme olacaktır. Her şeyden önce Türkiye bir Akdeniz ülkesidir. Biz burada tarih boyunca olduğu gibi bugün de misafir değil ev sahibiyiz. Dün 482. Yıl dönümünü kutladığımız Preveze Deniz Zaferi, Akdeniz’deki köklü varlığımızın en görkemli sembollerindendir. 1538 senesinde Barbaros Hayrettin Paşa’nın komutasında kazanılan bu şanlı zaferle Akdeniz’deki Türk hâkimiyeti tesis edilmiştir. İnsanlık tarihi boyunca pek çok medeniyete beşiklik etmiş bu coğrafya asırlarca sürecek bir barış, huzur ve istikrar iklimine kavuşmuştur. Literatüre Osmanlı barışı olarak geçen bu dönem aynı zamanda Akdeniz’in ticari ve siyasi bakımdan altın çağıdır. Bu asırlar Akdeniz havzasıyla beraber Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın da en huzurlu dönemidir” ifadelerini kullandı.  “TÜRKİYE, AKDENİZ’DE GERİLİMDEN DEĞİL BARIŞTAN VE ADALETTEN YANADIR”
Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla Akdeniz’de tesis edilen Osmanlı barışının büyük yara aldığını ve sömürgecilik faaliyetlerinin hız kazandığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir damla petrolü, bir gram altını oluk oluk akan insan kanından çok daha değerli gören sömürgeci zihniyet Akdeniz’i bir barış ve medeniyet denizinden kan ve gözyaşı deryasına dönüştürdü. Emperyalistlerin hükümranlığı altında Akdeniz maalesef istikrarsızlıkla, çatışmalarla, son yıllarda ise sahile vuran mülteci cesetleriyle anılmaya başladı. Osmanlı barışının yerini günümüzde petrol, doğal gaz ve menfaat için insanlığın rafa kaldırıldığı vahşi bir düzen aldı. Medeniyetler beşiği Akdeniz’i devasa bir mülteci kabristanına dönüştüren işte bu çarpık anlayıştır” şeklinde konuştu.
“Batılı insanı yücelten, diğer tüm toplumları değersizleştiren bu zihniyet medeniyetimizin en büyük düşmanıdır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, son günlerde Akdeniz’de gerilimi tırmandıranların da yine aynı zihniyetin temsilcileri olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Akdeniz’de huzur ikliminin yeniden tesis edilmesini istediklerinin altını çizerek şunları söyledi: “Türkiye Akdeniz’de gerilimden değil barıştan, iş birliğinden, hakkaniyet ve adaletten yanadır. Doğu Akdeniz’de emperyalist yayılmacılığa nasıl karşıysak tek taraflı emri vakilere de aynı şekilde karşıyız. Akdeniz bizleri ayıran değil bizi birbirimize yakınlaştıran, birleştiren, iş birliğimizi güçlendiren bir denizdir, öyle olmalıdır, öyle kalmalıdır. Cezayir’den Mısır’a, Libya’dan Tunus’a, Filistin’den İsrail’e, Türkiye’den Yunanistan’a, İtalya’dan İspanya’ya kadar tüm ülkeleri ve halklarıyla Akdeniz büyük ailemizin çatısıdır, yuvasıdır.”“DOĞU AKDENİZ MESELESİ ÇOK BOYUTLU, GENİŞ BİR PERSPEKTİFLE ELE ALINMALI”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Akdeniz’deki sorunları birbirimizi dışlayarak değil bölgedeki tüm aktörleri aynı masa etrafında buluşturarak çözebiliriz. Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin içinde adil şekilde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz barışı çıkmaz. 19. yüzyılın sömürge paylaşım masalarını andıran suni projelerle, saçma haritalarla Akdeniz’e barış ve istikrar gelmeyeceğini artık herkes görüp kabul etmelidir” dedi.
Doğu Akdeniz meselesinin çok boyutlu, geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu meselenin son 20 yılda nasıl çıkmaza sürüklendiğine bakmadan doğru ve hakkaniyetli bir çözüme ulaşılamayacağını söyledi.
Kofi Annan’ın Kıbrıs konusundaki çalışmalarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönem Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ve KKTC’ye verdiği sözleri de yerine getirmediğini kaydetti.
“AVRUPA DAYANIŞMASI ADI ALTINDA ULUSLARARASI HUKUK AYAKLAR ALTINA ALINDI”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunlar her zaman yalandan yana olmuşlardır, dürüst davranmamışlardır ve bundan sonra da dürüst davranmayacaklardır, çünkü bu bir karakter meselesi böyle bir yapı meselesi. Bu konu her ne kadar şimdi Türkiye’yle Yunanistan bağlamında tartışılsa da çok açık, net söylüyorum meselenin temelinde Yunanistan’ın ve Rum Yönetiminin 2003’ten bu yana devam eden haksız ve maksimalist deniz sınırı iddiaları vardır. Kıbrıs meselesi çözülmeden Avrupa Birliğine üye yapılan Rum Kesimi Kıbrıs Türklerini yok sayarak 2003’te Mısır’la, 2007’de Lübnan’la ve 2010’da İsrail’le anlaşmalar imzalamıştır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rumlar kanunla da yetinmemiş, 2007 yılında ruhsat sahaları belirlemiş, uluslararası ihaleler açmış ve 2011 yılında ilk sondajı gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin bu süreçte gösterdiği iyi niyetli çabalara gereken önem verilmedi. Özellikle Avrupa Birliği diplomasi fırsatlarını değerlendirilmediği gibi Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum Kesiminin şımarıklıklarına boyun eğdi.  Avrupa dayanışması adı altında uluslararası hukuk ayaklar altına alındı. Bu tablo karşısında biz de 2018 yılından itibaren kendi yolumuzda ilerlemeye başladık. Özellikle Libya ile imzaladığımız deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşmasıyla ülkemizin ve Libya’nın Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini koruduk, uluslararası deniz hukuku açısından ülkemizin elini daha da güçlendirdik” açıklamasında bulundu.
“ÜLKEMİZİ DENİZDEN KUŞATMAYA DÖNÜK HAMLELERİN HEPSİ BOŞA ÇIKMIŞTIR”
“Anlaşmazlıkların diyalogla, uluslararası hukuk temelinde ve hakkaniyete uygun biçim biçimde çözümü öncelikli tercihimizdir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu amaçla Yunanistan ile ön şartsız olarak diyaloğa hazır olunduğunu vurguladıklarını hatırlattı.
Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Türkleri dâhil tüm tarafları bir araya getirecek bir enerji bir iş birliği forumu kurulmasının yararlı olacağını dile getirdiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz bu meselede hem uluslararası hukuk hem de deniz hukuku açısından haklı olmanın getirdiği öz güvenle hareket ediyoruz. Yunanistan’ın ve Rum Kesiminin kışkırtmaları karşısında itidalli tavrımızdan taviz vermedik. Doğu Akdeniz’de tehdit, baskı ve şantaj diline boğun eğmeyeceğimizi tüm dünyaya ilan ettik. Ülkemizi denizden kuşatmaya dönük hamlelerin hepsi boşa çıkmıştır. Türkiye kendi haklarıyla beraber Kıbrıs Türklerinin hakkını sonuna kadar savunacağını açık ve net ortaya koymuştur” diye konuştu.
Diplomasi ve müzakerenin asla bir zayıflık emaresi olmadığını, diplomasinin ortak faydaya ulaşabilmenin en kestirme yolu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başta Yunanistan olmak üzere Akdeniz’den komşumuz olan tüm ülkeleri Doğu Akdeniz meselesini sıfır toplamlı bir oyun olarak görmekten vazgeçmeye davet ediyorum. Gelin hep beraber Akdeniz’i bir barış havzasına çevirelim. Gelin yeni husumetlerle Akdeniz’in ak sularını kirletmeyelim. Gelin enerjiyi çatışmanın değil iş birliğinin vesilesi kılalım” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak şimdiye kadar uzatılan barış elini asla havada bırakmadıklarına vurgu yaparak, sözlerini şöyle tamamladı: “Bize bir adım atana biz hep koşarak gittik. Bugün de Almanya Şansölyesi Sayın Merkel’in yürüttüğü diplomatik çabalara gereken her türlü desteği verdik, veriyoruz. Sağduyu, samimiyet ve aklıselimle hareket edildiğinde herkesin hakkını koruyan, kazan kazan temelli bir formül bulacağımıza özellikle inanıyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha sempozyumun başarılı ve verimli geçmesini diliyorum. Sempozyumun düzenlenmesinde katkısı olan herkesi tekrar tebrik ediyorum.”

Devamını Oku
“Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin içinde adil şekilde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz barışı çıkmaz”