Coronavirus (Covid-19)

  • 33,084,572Coronavirus Vaka Sayısı
  • 999,088Ölü Sayısı
  • 7,642,993Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 12:10

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Ermenistan'ın saldırı sonrası kameralar karşısına geçti: Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan'ın ülkesine düzenlediği saldırı sonrasında kameralar karşısına geçti. Aliyev, yaptığı açıklamada "Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak" dedi.

Ermenistan'ın sabah saatlerinde Azerbaycan'a düzenlediği saldırı sonucu Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, kameralar karşısına geçti. Aliyev yaptığı açıklamada "Ateşe Ermenistan başladı. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak" ifadelerini kullandı.

Aliyev, canlı yayında yaptığı açıklamada şunları söyledi "Ateşe Ermenistan başladı, şehitlerimiz ve yaralılarımız var. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak. Ermenistan ordusuna ait askeri araçları imha ettik.

"DAĞLIK KARABAĞ AZERBAYCAN TOPRAĞIDIR"

Ermenistan gerekli cevabı aldı ve alacak. Ermenistan'la Karabağ müzakereleri şu an devam etmiyor. Karabağ Azerbaycan'dır. Dağlık Karabağ tarihi, ezeli ve ebedi Azerbaycan toprağıdır. Ermenistan işgal ettiği topraklarımıza yasa dışı şekilde yerleşmeye çalışıyor.

"BİZİM TOPRAĞIMIZDA NE İŞİ VAR?"

BM'de Ermenistan'ın yeni savaşa hazırlandığını söyledim. Ermenistan askerinin bizim toprağımızda ne işi var? Azerbaycan ordusu toprağında düşmana darbe indiriyor. Karabağ Azerbaycan'dır."

 

Devamını Oku
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Ermenistan'ın saldırı sonrası kameralar karşısına geçti: Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak

AFRİKA’ DAKİ DÜŞÜK ÖLÜM ORANLARI YOKSULLUKLA BAĞLANTILI OLABİLİR Mİ?

Kalabalık şehirler, kötü hijyen şartları, sağlık hizmetlerine ulaşmanın zorluğu, çok sayıda aile üyesinin aynı odayı paylaştığı mekanlarda fiziki mesafe kaidesine uymanın imkânsız olması gibi olumsuzluklara rağmen KOVİD salgınında Afrika’ da hem vaka hem ölümlerin tahminlerin çok altında olmasının sebepleri üzerinde dikkatle durulması gerekir.

***

KOVİD salgında Afrika' da hem vaka hem ölümlerin tahminlerin çok altında olmasının sebepleri üzerinde dikkatle durulması gerekiyor.

Bir taraftan kalabalık şehirler, sağlık hizmetlerine ulaşmanın zorluğu, kötü hijyen şartları, çok sayıda aile üyesinin aynı odayı paylaştığı mekanlarda fiziki mesafe kaidesine uymanın imkânsız olması…

Şu hususların önemi olabilir:

BİR: Nüfusun nispeten genç olması

İKİ: Diyabet, obezite, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların daha az olması

ÜÇ: İşlenmiş yiyecek ve içeceklerin az tüketilmesi

DÖRT: Solunum yolları viral enfeksiyonlarının fazla olması

BEŞ: Genetik faktörler

Gelelim neticeye

KOVİD' in Afrika' da az görülmesi ve ölüm oranlarının düşüklüğünün altında yatan sebeplerin aydınlatılması tüm dünya için önemlidir. 

KOVİD' den korunmada ve kayıpların azaltılmasında önemli ipuçları elde edilebilir.

***

BBC' nin haberi:

Koronavirüs salgınında Afrika'da şaşırtıcı bir şekilde düşük düzeyde seyreden vaka ve ölüm sayıları ile yoksulluk ve kalabalık ortamlarda yaşama koşulları arasında bir bağlantı olabilir mi?

Güney Afrika'da vaka sayılarının hızla düşmesi ve kıta çapında da düşük seyretmesi nedeniyle uzmanlar şaşırtıcı bir hipotez geliştirmeye başladı

Kalabalık kentler, kötü hijyen koşulları, çok sayıda aile üyesinin aynı odayı paylaştığı koşullarda sosyal mesafe kurallarına uymanın imkânsız olması…

Bu koşulların Afrika'da koroanvirüsün hızla yayılmasına neden olacağına dair uyarıları uzmanlar aylardır yapıyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Sağlık Bakanlığına bağlı Covid-19 kurulunun başkanı Profesör Salim Abdool Karim, "Nüfus yoğunluğu çok önemli bir faktör. Sosyal mesafeyi koruyamazsanız virüs yayılır" diyor.

Peki ya bunun tersi de doğruysa? Bu koşullar aynı zamanda kıtadaki uzmanların aylardır kafasını kurcalayan muammaya çözüm de sunuyorsa? Yani yoksulluk Covid-19'a karşı savunma sağlıyorsa?

'Bu bir muamma'

Salgının ilk dönemlerinde tüm uzmanlar ve salgınla ilgili istatistiksel modellemeler Afrika'nın sorun yaşayacağı konusunda hemfikirdi.

Güney Afrika'nın en ünlü virüs uzmanı Prof. Shabir Madhi, "Tam bir felakete doğru sürükleniyoruz" diye düşündüğünü söylüyor.

Afrika En iyimser tahminler bile ülkedeki hastanelerin ve kıtanın en gelişkin sağlık sisteminin hızla çökeceğini öngörüyordu.

Oysa Güney Afrika, salgındaki ilk dalgada, İngiltere'deki ölüm oranından 7 kat altında bir oran kaydetti.

Burada ölümlerin kayda geçmesinde sorun yaşandığını düşünsek bile Güney Afrika ve kıtadaki diğer ülkelerde hastaneler boş kaldı, dünyanın diğer ülkelerindeki koronavirüs grafiklerinde görülen keskin iniş ve çıkışlar yaşanmadı.

Afrika

Prof. Karim, "Afrika ülkelerinin çoğunda zirve noktaları görmüyoruz. Nedenini anlayamıyorum" diyor.

Prof. Madhi de aynı kanıda: "Bu bir muamma. İnanılmaz bir durum."

Uzmanlar bugüne dek, Afrika'da salgın oranının düşük seyretmesinde nüfusunun genç olmasını etken olarak görüyordu. Zira kıtadaki yaş ortalaması, Avrupa'dakinin yarısı kadar.

Afrikalıların 80'li yaşlardaki nüfusu çok az olduğundan, virüsün olumsuz sonuçlarından etkilenme ihtimali de azalıyor.

Tony Blair Küresel Değişim Enstitüsü'nün bölge temsilcisi Tim Bromfield, "Yaş en büyük risk faktörü. Afrika'nın genç nüfusu onu koruyor" diye açıklıyor bu durumu.

Ancak salgın uzadıkça istatistik verileri artıyor ve uzmanlar Afrika'daki durumu sadece genç nüfus ile açıklamaktan kaçınıyor.

Prof Karim 

Prof. Karim'e göre "yaş çok büyük bir etken değil".

Güney Afrika'da ve diğer birçok ülkede salgına karşı erkenden sert önlemlerin alınması önemli bir rol oynadı. Maske konusunda kamuya net mesajların iletilmesi, oksijen tedarikinin etkisi de önemliydi.

Bazılarının dile getirdiği yükseklik ve sıcak iklim etkisi pek rağbet görmedi.

Bazı uzmanlar ise kıtanın büyüklüğü ve ulaşım bağlantılarının gelişkin olmamasını zaman kazandırıcı etkenler olarak görüyor ve gelecek aylarda salgının artacağını öngörüyor.

Prof. Karim ise "Afrika en kötü dönemi atlattı diyemem. Ama salgının bir gün burada korkunç bir şekilde yayılacağından emin değilim" diyor.

Diğer koronavirüsler koruma sağlamış olabilir mi?

Güney Afrika'nın Soweto kentindeki bir hastanede Aşı ve Bulaşıcı Hastalıklar Analiz Birimi'nden araştırmacılar, kıtanın pandemi muammasının, gribe yol açan diğer koronavirüslerle bağlantılı olup olmadığını araştırıyor.

Bunun için Johannesburg'da -180 derece saklanan beş yıllık kan örneklerini incelemeye karar vermişler.

koronavirüs 

'Gribe yol açan koronavirüs türlerinin nüfus arasında hızla bulaşması yoluyla Covid-19'a karşı bir tür bağışıklık kazanmış olabilirler mi?' sorusuna yanıt arıyorlar.

Prof. Madhi, "Bu bir hipotez. Geçmişten gelen belli bir düzeyde bağışıklık, salgının burada neden (diğer ülkelerdeki gibi) yayılmadığını açıklayabilir" diyor ve ABD'deki araştırmalarda elde edilen verilerin bu tezi destekler göründüğünü söylüyor.

Nezle ve grip dünyanın her yerinde oldukça yaygın.

Ancak Güney Afrikalı araştırmacılar, bu hastalıklara yol açan virüslerin kalabalık ortamlarda daha iyi yayılması nedeniyle, yoksulluğun yaygın olduğu yerlerde yaşayanların bu virüslere daha fazla maruz kalıp Covid-19'a karşı daha fazla bağışıklık kazanmış olup olmadığı ihtimali üzerinde duruyor.

Prof. Madhi  Benzer sorunların yaşandığı Hindistan gibi ülkelerde de aynı durum söz konusu olabilir.

Prof. Madhi, "Afrika'da nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde Covid-19'a karşı korunmanın daha yoğun olabileceğini, çoğu insanın hiçbir belirti göstermemesi veya hastalığı hafif geçirmesinin bundan kaynaklı olabileceğini" söylüyor.

Semptomsuz ve hafif vakaların sayısı fazla

"Karşılaştığımız bu kadar çok semptomsuz insanı başka türlü açıklayamam. Rakamlar inanılmaz boyutta" diyor.

Ancak bu teoriye kuşkuyla bakanlar, gecekonduların yaygın olduğu Brezilya'da salgın rakamlarının yüksek seyretmesini örnek gösterebilir.

Bu arada, eski kan örneklerinin incelendiği laboratuvarda bir sorun çıkıyor.

Örnekler üzerinde yapılan kontroller, bunların saklandığı konteynerlerin sıcaklığında zaman içinde dalgalanmalar olduğunu gösteriyor. Bu ise böylesine titiz bir araştırmayı olanaksız kılıyor.

Çalışmayı yürüten doktor Gaurav Kwatra, "Büyük bir hayal kırıklığına uğradık. Hazırlığımızı yapmıştık, ama bu olay oldu" diye anlatıyor durumu.

Ekip, yeni numuneler için araştırmaya devam ediyor. Ancak bu aylar alabilir. Bu arada Afrika'daki göreceli hafif salgın muamması devam edecek.

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54010987

Devamını Oku

RUSYA VE ÇİN AŞILARINDA BÜYÜK TEHLİKE

Hürriyet: “Çin ve Rusya geçtiğimiz ay koronavirüse karşı aşı geliştirdiklerini açıklamıştı. Çin’in aşısı askeri kullanıma açılırken Rusya da aşısını önümüzdeki ay kullanmaya başlamaya hazırlanıyor. Dünya bu aşı haberlerine sevinmiş ancak aşıların güvenirliği ve etkinliği konusundaki şüpheler yüzünden temkinli yaklaşmıştı. Bilim insanları bu iki ülkenin aşıları için korkutacak bir açıklama yaptılar”.

***

Tüm dünya koronavirüslere karşı geliştirilecek aşıyı beklerken aşı ile ilgili endişe veren haberlerin de ardı arkası kesilmiyor.

Bu da Hürriyet' in "Son dakika haberi: Bilim insanlarından korkutan uyarı! Rusya ve Çin aşılarında büyük tehlike" başlığıyla duyurduğu haber:

Koronavirüs salgını tüm dünyayı etkisi altında tutmaya devam ediyor. Covid-19 vaka ve ölüm sayıları artmaya devam ederken yaklaşan kış ayları salgında ikinci dalga endişelerini artırıyor. Dünyanın gözü kulağı virüsü yenebilecek bir aşı haberinde. Rusya ve Çin koronavirüs aşısı geliştirdiklerini iddia etmiş, dünya ise bu gelişmeyi temkinli karşılaşmıştı. Bilim insanları bu iki koronavirüs aşısıyla ilgili korkutan açıklamalar yaptılar.

Yeni tip koronavirüs salgınında vaka sayısı dünya genelinde 25 milyon 644 bini geçti, bu sayı önümüzdeki birkaç gün içinde 26 milyona ulaşacak.

Çin'in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyaya yayılan yeni tip koronavirüsün (Covid-19) görüldüğü ülke ve bölgelerdeki yeni vakalara ilişkin verilerin derlendiği "Worldometer" internet sitesine göre, dünya genelinde virüs nedeniyle 854 bin 860 kişi öldü.

Bu korkutan rakamlar her geçen gün artmaya devam ederken dünya bir an önce koronavirüsü alt edecek bir aşının kullanılmaya başlamasını bekliyor.

Çin ve Rusya geçtiğimiz ay koronavirüse karşı aşı geliştirdiklerini açıklamıştı. Çin'in aşısı askeri kullanıma açılırken Rusya da aşısını önümüzdeki ay kullanmaya başlamaya hazırlanıyor.

Dünya bu aşı haberlerine sevinmiş ancak aşıların güvenirliği ve etkinliği konusundaki şüpheler yüzünden temkinli yaklaşmıştı. Bilim insanları bu iki ülkenin aşıları için korkutacak bir açıklama yaptılar.

Yapılan araştırmaların sonucuna göre Çin ve Ruya'nın geliştirdiği aşılar grip aşılarında da yaygın olarak kullanılan ve bir virüs baz alınarak geliştirildi ve bu durum aşıların etkisini azaltacak bir durum teşkil ediyor.

Çin'in CanSino tarafından geliştirilen ve askeri kullanım için onay alana aşısı (6185.HK), adenovirüs tip 5 ya da Ad5 adı verilen virüsten modifiye edildi.

Şirketin geniş katılımlı denemeleri tamamlamadan birçok ülkeden acil durum onayı almaya çalıştığı biliniyor.

Öte yandan Rusya’nın ağustos ayının ortasında duyurduğu ve Moskova’daki Gamaleya Enstitüsü tarafından onaylanan aşı Ad5 bazlı. Bu aşının da üretimine başlandığı duyurulmuş, geniş kapsamlı aşılamaya da kısa süre sonra başlanacağı iddia edilmişti.

Rusya'nın aşısında Ad5 ile birlikte daha nadir görülen Ad26 da bulunuyor. Gamaleya'daki yetkililer bu çift bazlı olma durumunun bağışıklık konusundaki sorunları aşacağını düşünüyor.

Gerek Rusya gerek de Çin yıllardır Ad5 bazlı aşıları Ebola virüsü için onaylanmış bir şekilde kullanmak konusunda deneyimli olmalarına rağmen koronavirüs aşısı konusundaki bu sorulara cevap vermekten kaçınıyor.

Johns Hopkins Üniversitesi'nde aşı araştırmacısı olarak çalışan Anna Durbin, Ad5 ile ilgili olarak kaygılarını aktarıyor. "Amaçları nedir bilmiyorum, bu Ad5 beni endişelendiriyor çünkü birçok insanın buna bağışıklığı var."

"Bu durum aşıların etkisini azaltacaktır. Etkisi %70 bile olur mu bilmiyorum. Belki %40 olur. ancak bu elimizde hiçbir şey olmamasından daha iyidir."

Bilim insanları Ad5 bazlı aşıların on yıllardır kimi enfeksiyonlar için kullanıldığını ancak çok yaygın olmadığını söylüyor. Ad5, zararsız taşıyıcıları hücrelere taşıyor ve vücudun gerçek virüsle (örneğin covid-19) savaşmasını sağlıyor.

Fakat birçok insan Ad5 antikoru bulunduğu için uzmanlar, bağışıklık sisteminin koronavirüsle savaşmak yerine bu zararsız hastalık taşıyıcılarıyla savaştığını açıklıyor. Bu da aşıların etkisini azaltıyor.

Oxford Üniversitesi ve AstraZeneca’nın birlikte geliştirdiği Covid-19 aşısı şempanzelerdeki adeno virüsünü baz alırken Johnson & Johnson’ın geliştirdiği aşı ise Ad26 isimli daha nadir bir yapıyı baz alıyor.

Kanada’daki McMaster Üniversitesi'nden Dr. Zhou Xing, 2011 yılında CanSino firmasıyla Ad5 bazlı tüberküloz aşısı için çalışmış. Xing, şu anda solunum yoluyla alınan ve bağışıklık sorunlarının giderileceğini iddia ettiği bir Covid-19 aşısı için çalışmalarını sürdürüyor.

Xing'e göre Oxford'un geliştirdiği aşı CanSİno'nun aşısına göre daha avantajlı durumda. Xing'e göre yüksek dozda Ad5 vektörü kişilerde yüksek ateş görülmesine yol açabilir ve bu da asla istenmeyen ve aşının güvenirliğini düşüren bir yan etki.

Philadelphia'da bulunan Wistar Aşı Enstitüsü direkötrü Dr. Hildegund Ertl ise bu aşıların antikor geliştirmemiş kişilerde etkili olacağını ancak çoğu insanda bu antikorların zaten bulunduğunu söylüyor.

Çin ve ABD'de nüfusun %40'ında yüksek düzeyde maruz kalmaktan dolayı Ad5'e karşı antikor bulunduğu biliniyor. Uzmanlara göre Afrika'da bu oran %80'e kadar çıkabiliyor.

Bazı bilim insanları ise Ad5 bazlı aşıların HIV riskini artırabileceğinden endişe duyuyor.

2004 yılında Merck & Co. tarafından yapılan Ad5 bazlı HIV aşı denemelerinde önceden bağışıklığı yüksek olanların AIDS’e sebep olan HIV virüsüne yakalanmaya daha elverişli hale geldiği ortaya çıkmıştı.

2015 yılında yayınlanan ve yazarları arasında Anthony Fauci'nin de olduğu bir makalede bu yan etkinin sadece HIV aşılarında görüldüğü belirtilmişti.

Ancak aynı makalede HIV riskinin Ad5 bazlı aşılar geliştirilir ve uygulanırken riskli bölgelerde mutlaka gözlenmesi gerektiği uyarısı da yapılıyor.

Rusya'da Gamaleya Enstitüsü'nün geliştirdiği koronavirüs aşısı iki doz olarak uygulanacak. İlk doz Ad26, ikinci doz ise Ad5 bazlı olacak.

Enstitü Direktörü Alexander Gintsburg, bu iki fazlı uygulamanın sorunları çözeceğini iddia ediyor.

Gintsburg'e göre aşı uygulanan kişilerde önceden Ad26 ya da Ad5 vektörlerinden birine karşı antikor varsa aşılar koronavirüse karşı başarılı olacak.

Ancak uzmanlar tüm bu açıklamalara rağmen Rusya ve Çin'den gelen aşı güvenli açıklamalarına katılmıyor ve uzun bir deneme süreci olmadan kullanılmaya başlanacak bu aşılar için yaptıkları uyarıları sürdürüyor.

Kaynak: https://www.hurriyet.com.tr/galeri-son-dakika-haberi-bilim-insanlarindan-kritik-uyari-rusya-ve-cinin-asilari-guvenilir-degil-41600601/16

Devamını Oku

“Evliliği bir ibadet olarak değerlendirmek lazım”

Diyarbakır Aile Meclisinin paydaşlarıyla birlikte organize ettiği “Aile Paneli” alanında uzman konuşmacıların katkılarıyla gerçekleşti.

Eğitimci Yazar Hasan Yosunkaya,                                           

Ben evlilik öncesini ele alacağım, evlilik sünnettir bazen de fazdır, haramdan korunmak için.

Cahiliye toplumunda gelişi güzel cinsel birliktelik olduğu halde İslam bunu daha yaralı usullere bağlamış, tanışmayı kuytu köşelerde değil, yakınlarının gözetiminde tanışırlar konuşurlar, evlenmeye karar verirler. Unutmayalım evlilik öncesi namahrem kimselerin baş başa kalması sakıncalıdır, dinen haramdır.

Görüyoruz evlilik öncesi aşırı birliktelikler af buyur flört vesaire evliliğin ömrünü kısaltıyor. karı koca eş olarak birbirinin tamamlamak amacı ile evlenmeliler.

Bu konuda aileye sıkıntı veren yasalarımızı düzeltmemiz lazım. Ne yazık ki şimdiki yasalarımıza göre  belli yaşlarda evlilik yasak, zina serbesttir. Zinaya bulaşmış kadın erkek sağlıklı aile kuramazlar.

Dindar insanların evlilikleri daha sağlam olduğunu unutmayalım. Evliliğe bir ibadet niyetiyle bakmak lazım.

Bir kadın ya da erkek eş seçerken, malı, zenginliği, güzelliği için değil güzel ahlakı ve dindarlığı için seçmelidir.

İslam toplumu olarak Siyerünnebi, Kur’anı kerim ve Temel Fıkhi bilgiler mecburi ders olarak okul müfredatında okutulmalıdır. Israrla dersi aldırmak istemeyen varsa dilekçe versin, muaf tutulsun. Dedi.

Eğitimci yazar Abdurrahman Sevgili,

Aile insan için güven ve huzur kaynağıdır. Evlilikte hünkufiyete dikkat etmek lazım, farklı düzeydeki insanların evlenmeleri zamanla ailede sıkıntı oluşmasına sebep olabiliyor.

Maalesef “kadının beyanı esastır” safsatasında dahi çifte standart vardır, aileyi dağıtmak için dikkate alınıyor ama evliliğin huzuru için işe yaramıyor.

Eğer kadının beyanı iyi niyet için esas kabul edilseydi bu gün 8 BİN insan Allah’ın emri peygamberin kavli ile evlendiği için cezaevinde olur muydu?

Kutsal kitabımız olan Kur’anı Kerimde eşlerden kadın ya da koca biri diğerinden darılması durumunda barışmaları daha hayırlıdır denilmektedir.

Nisa suresi 35.ayet gereği eğer karı koca aralarında geçimsizlik varsa her ikisinin ailelerinden birer hakem belirleyip onların verdiği karara razı olsunlar demesine rağmen, ne yazık ki İstanbul Sözleşmesinin 48.maddesi karı koca arasına bir uzlaştırıcının girmesini yasaklıyor.

Şimdi soruyorum bizler Müslüman/Mümin kimseler olarak Allah’ın emrine mi kulak vereceğiz veya beşer ürünü olan İstanbul Sözleşmesine mi uyacağız.

Peygamberin sünneti diye evlenmek lazım, birbirini tamamlama, mutluluklarını büyütmek niyetiyle evlenmek lazım.

Bizim bildiğimiz iki peygamber hariç tüm peygamberler evlenmişlerdir.

Maalesef son yıllarda evlenen gençlerimizin 1/5’i, 1/4’ü boşanıyor, bu boşanmalar toplumsal huzurumuzu bozuyor, çocuklar mutsuz kalıyor.

Aile birinci derecede eğitim yuvasıdır, Aileyi güçlü tutmak bunun için ne icap ediyorsa yapmak lazım. Aileye sıkıntı veren yasaları düzeltmek vazifemizdir.

Aile danışmanı Ahmet Yoldaş,

Aile temelini ilahi kaynaktan alan bir kurumdur. Dolayısıyla İlahi tavsiye ve talimatlara göre devam ettirilmelidir.

Aile mutluluğu için 6-S formülümüz var,

1-Sorumluluk, aile fertleri birbirine karşı sorumluluğu vardır; Baba, Anne ve çocuklar ailelerine karşı sorumluğunu bilecek.

2-Samimiyet, yapmacık olmayacağız, olduğumuz gibi görüneceğiz, öyle ki samimiyetimiz yüzümüze yansıyacak.

3-Sadakat, bir birimizi beğeneceğiz, açık ve net olacağız, iyi huylarımızı seveceğiz, eksik yanlarımızı hoş görmeye çalışacağız.

4-Sabırlı olacağız, birbirimizi hoş göreceğiz, başkasına gösterdiğimiz sabrı aile fertlerimize de göstermeliyiz, ne yazık ki bir çoğumuz aile fertlerimize karşı daha sert davranıyoruz.

5-Saygı, bir ailede karşılıklı saygı olmazsa o ailede huzur olmaz.

6-Sevgi, aile mutluluğunun yakıtıdır, bir arabanın yakıtı biterse araba durduğu gibi ailede de sevgi olmazsa o ailede hayat durur, her insanın sevgiye ihtiyacı var hata hayvanların bile sevgiye ihtiyacı var.

Peygamberimiz(sav) ne diyor? “Nefsim yedi kudretinde olan birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız, mümin olmadıkça cennete giremezsiniz” ben cennete gitmek istiyorum arkadaş, ailemi de cennete taşımak istiyorum. dedi

Eğitim yöneticisi Abdülkerim Kaya;

Eğitim üç ayak üzerinde yürüyor; Okul üstü; bürokrat, bakanlık, müfredat, Okul; öğretmen, rehber öğretmen, okul idaresi ve Aile.

Dolayısıyla kaliteli bir eğitim için aile ile iş birliğine gitmek lazım.

Aile ile sağlıklı bir iletişim kurulursa hem çocuğa, hem öğretmene hem aileye faydası olur.

Dolayısıyla aileyi  eğitimin içine almak lazım.  Ancak bu şekilde sağlıklı nesiller yetişebilir.

Onun için mümkün olduğu kadar öğrencilerin velileriyle hatta öğrencilerin akrabasıyla dahi tanışmak lazım.

Veli okula güvendikçe, öğrenci okulu sevdikçe, öğretmen okulda mutlu oldukça oradan daha sağlıklı insanlar yetişebilir.

Dolayısıyla manen güçlü, şahsiyet sahibi bir gençlik yetiştirmek istiyorsak aile ile iletişimizi güçlendirmemiz gerekir.

Bunun için de Okul aile birlikleri çok önemlidir, malum her yıl ilk iki ayda aile birliği yönetimi oluşuyor, bilinçli bir şekilde bu birliklerde yer alıp okula fayda sağlamalıyız. Dedi.

Türkiye Aile Meclisi Güneydoğu Bölge Başkanı Eyüphan Kaya, mevcut yasaların toplumun inanç ve kültürüyle bütünleşmediğini belirterek, "Maalesef, inanç ve kültürümüze zıt düşen yasalardır. Biz vatandaş olarak bu konuda yetkilileri uyarmakla yükümlüyüz ve bir vatandaş olarak doğrunun en doğrusunu isteme hakkımız vardır. Bunların başında şu anda aileye sıkıntı çıkaran yasalar geliyor." dedi.

 

Aileyi toplumun kimyası olarak tanımlayan Kaya, "Biz toplumu huzur içinde, verimli bir yapı olarak görmek istiyorsak aileye önem vermemiz lazım. Aileye sıkıntı verecek nerde bir sorun varsa muhakkak onu gidermemiz gerekiyor." ifadelerini kullandı.

"Aile kurumuna zarar veren unsurların yasaklanmasını istemek vazifemizdir"

 

Aile içi sorunların ana sebeplerinden birkaçına değinen Kaya, "Mesela faiz, tefecilik sistemi veya bahis. Bunlara bakıldığında sonuç olarak aile bağlarında şiddetli geçimsizlik yaşanıyor ve dağılmalara neden oluyor. Alkolün trafik kazalarına sebebiyet verdiği gibi, aile yapılarına da zarar veriyor. Maalesef, zinanın serbest olması da irade sahibi olmayan insanların yanlış yapmalarına fırsat veriyor. Bunların yasaklanmasını istediğimizde ise 'Dur bakalım' diyen karanlık sesler var. Biz o karanlık sesleri istemiyoruz. Gerçekten de aile huzurumuza sıkıntı verecek uyuşturucu ve içkinin yasak olmasını istiyoruz. Bu bizim hakkımız ve vazifemiz." şeklinde konuştu.

İstanbul sözleşmesine değinen Kaya, İstanbul gibi tarihi ve mübarek bir şehrin bu sözleşme ile anılmasını doğru bulmadıklarını belirterek söz konusu sözleşmenin reddinden ziyade tamamen iptal edilmesi gerektiğini ifade etti.

"İstanbul sözleşmesini bir çok ülke reddederken biz kabul ettik"

Diğer ülkelerin İstanbul sözleşmesine olan yaklaşımlarını takdirle karşılayan Kaya, "Özelikle Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin ve Macaristan Parlamentosu'nun bunu ret etmesini, Ermenistan halkının bu sözleşmenin uygulanmaması için imza kampanyasını başlatmasını, Azerbaycan'ın da hiç imza bile koymamasını taktir ediyoruz." diye belirtti.

 

Türkiye Aile Meclisi ve paydaşları olarak 3 bin dernekle seslerini yükselttiklerini söyleyen kaya, "Hakikaten İstanbul sözleşmesi bizim örf, adet, inanç ve kültürümüze meydan okuyor. En büyük değerimiz olan Kur'an'ımıza müdahale ediyor. Bilindiği üzere Diyanet İşleri Başkanı Ramazan ayının ilk cumasında okuduğu hutbe dahi gelip bu İstanbul sözleşmesine takıldı." ifadelerini kullandı.

 

İstanbul Sözleşmesi'ni destekleyen kurum ve kuruluşlara da vurgu yapan Kaya, "Bakıyorsunuz gerçekten bu halkla barışık olmayan Tabipler birliği Belediyeler birliği ve Barolar birliği gibi kurumlar İstanbul Sözleşmesi'nin arkasında duruyor. Dolaylısıyla hükümetin bu barolar birliğine müdahale etmesini de hayırlı görüyorum, dedi

 

Devamını Oku
“Evliliği bir ibadet olarak değerlendirmek lazım”

Koronavirüs karantinasından kaçanlar için yeni önlem: Elektronik kelepçe geliyor

Türkiye'deki koronavirüs salgınında test sonucu pozitif çıkan ve evde karantinada olması gereken kişilerin dışarıya çıkmalarının önüne geçmek için elektronik kelepçe benzeri bir uygulama getiriliyor.

Sağlık Bakanlığı,koronavirüs hastalarının evdeki karantinadan kaçıp dışarıya çıkmalarının önüne geçmek için yeni bir proje hazırlığında. Buna göre bakanlık elektronik kelepçe benzeri bir sistem getirerek hastalara bileklik takacak ve evlerinden dışarı çıktıklarında sistem uyarı verecek.

Habertürk'ten Muharrem Sarıkaya'nın haberine göre; pozitif olup evinde karantinada kalması gerekirken dışarı çıkanlara yönelik yeni bir uygulamaya gidiliyor. Kesinlikle bileklik uygulaması yapılacak.

1. MODEL: MERKEZDEKİ ALARM ÇALACAK

Ancak bunun için iki farklı model var ve bunun hangisinde karar kılmaları gerektiği konusunu tartışıyor. İlki pozitif olan ve evinde karantinada kalması gereken her kişiye bileklik takılması ve olması gereken yerden ayrıldığında merkezdeki alarmın çalması…

2. MODEL: ÖNCE EVDEKİ SONRA MERKEZDEKİ ALARM ÇALACAK

İkinci model yine aynı mantıkla çalışıyor, ancak eve bir cihaz konuluyor, kişiyi bu cihaz takibe alıyor. İlkinde kişi dar bir alanda çıksa dahi alarm çalabildiği dikkate alınarak, eve bir kutu halinde ikinci cihaz konuluyor.

Daha bu kutudan belirlenen sınırlar aşıldığında cihaz alarmını çalarak uyarı veriyor, daha uzağa gittiğinde ise merkezdeki alarmı çalıştırıyor. Ayrıca bu kutu yerinden hareket ettirildiğinde de merkezi uyararak kişinin yerinden kıpırdatmasının önüne geçiyor.

Bakan Koca hangisinin daha faydalı olduğunu tespit ettiklerinde hazır olan uygulamanın kullanılmaya başlanacağını da açıkladı.

Devamını Oku
Koronavirüs karantinasından kaçanlar için yeni önlem: Elektronik kelepçe geliyor

Rukiye AYDIN: SİZ, AKINTIDAMISINIZ YOKSA AKIŞTAMISINIZ?

SİZ, AKINTIDAMISINIZ YOKSA AKIŞTAMISINIZ?

Dünya...
İki nehir...
Birinin adı AKINTI...
Diğerinin adı AKIŞ...

Akış’ın döküldüğü yere
Cennet, Akıntı’nın döküldüğü yere Cehennem denir.

Akışta olan insan, yolu bulmuş, nefs mücadelesinde başarı elde
etmiş, dolayısı ile Şeytan tarafından zihni ele geçirilememiş
insandır. Akışta olan insan, nefsini ve zihnini arındırarak
nurlu üst akla bağlanabilen insandır.

Akışta olan insanla akıntıda olan insanı şöyle tanıyabiliriz. Akıntıda olanlar ise dünyadan sonsuz yaşama bir yol olduğunu dahi bilmezler.

Akıntıda olanlar kendilerini insanlara beğendirmek için elinden geleni yaparlar.

Akışta olanlar ise kendilerini Allah’a
beğendirmek için uğraş verirler. Akış’ta Allah’a tevekkül
edenler bulunur, akış; doğal olan, insanın fıtratına uygun olandır. Örneğin yağmurun yağması doğaldır. İnsanların Allah’a tevekkül etmesi, itaat etmesi, erdemli olması
fıtratlarına uygun bir davranıştır ve doğaldır.

Tevekkül sahibi, itaatkâr, şükür sahibi bir insan “akış’’ tadır ve hayatta
çok zorlanmaz, akıntıya, girdaplara kapılmadığı için çok yorulmaz, akış onu çok yormadan hayatta ilerletir hatta akış ve hayat onun için yorulur desek yeridir.....
Sağlıcakla kalın...(ALINTI)

Rukiye AYDIN

Devamını Oku
Rukiye AYDIN: SİZ, AKINTIDAMISINIZ YOKSA AKIŞTAMISINIZ?

Ukrayna günlük koronavirüs rakamları: 3,130 yeni vaka, 56 can kaybı (27 Eylül)

Ukrayna Halk Sağlığı Merkezi tarafından açıklanan Ukrayna günlük koronavirüs rakamları: 27 Eylül günü sabah itibariyle önceki gün içerisinde 3,130 laboratuvar onaylı yeni koronavirüs vakası görüldü. Toplam vaka sayısı 198,634...
Haberin tümünü okumak için tıklayın

Ermenistan'dan Azerbaycan'a geniş çaplı saldırı

Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermenistan'ın geniş çapta saldırı düzenlediğini açıkladı. Saldırının sivil yerleşim birimlerine yönelik olduğu belirtilirken, ölü ve yaralıların olduğu açıklandı. Azerbaycan ordusu da cephe hattında karşı saldırı başlattı.

Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında, Ermeni güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine çatışmalar başladı.

Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Ermenistan ordusu saat 06.00 sıralarında cephe hattı boyunca geniş kapsamlı provokasyonda bulunarak Azerbaycan ordusunun mevzilerine ve sivil yerleşim birimlerine büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla ateş açtı.

ÖLÜ VE YARALILAR VAR

Açıklamada, Terter'in Gapanlı, Ağdam'ın Çıraklı ve Orta Garvand, Fuzuli'nin Alhanlı ve Şükürbeyli, Cebrayıl'ın Çocuk Mercanlı köylerine Ermenistan ordusunun yoğun bombardımanı sonucu sivillerden ölü ve yaralıların olduğu bildirildi. Bu bölgelerde sivil altyapının da ciddi şekilde hasar gördüğü aktarıldı.

Sivil ve askeri kayıpların netleştirildiği, Azerbaycan ordusunun da düşmanın provokasyonunu önlemek ve cepheye yakın bölgelerde yaşayan halkın güvenliğini sağlamak için misilleme tedbirlerinde bulunduğu bildirildi.

AZERBAYCAN: 12 UÇAKSAVARI İMHA ETTİK

Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Azerbaycan ordusu komutanlığının sivil halkın güvenliğini sağlamak için tüm cephe boyunca bir karşı saldırı başlatmaya karar verdiği bildirildi.

"Kara birliklerinin, tank birimlerinin, füze ve topçu birliklerinin, insansız hava araçlarının desteğiyle cephede ve savunmanın derinliklerinde bulunan çok sayıda Ermeni askerini, tesis ve askeri araçlarını tespit ederek imha ettiği" aktarılan açıklamada, cephe hattının farklı yönlerinde Ermenistan'a ait 12 adet OSA uçaksavar füze sisteminin de imha edildiği belirtildi.

Açıklamada, Azerbaycan Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş helikopterinin Ermenistan ordusu tarafından Terter yönünde düşürüldüğü, mürettebatın hayatta olduğu bilgisine de yer verildi.

Devamını Oku
Ermenistan'dan Azerbaycan'a geniş çaplı saldırı

Türkiye’nin aşı projesinde son durum! 3 projede insan denemeleri aşamasında

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye’nin koronavirüs ile ilgili aşı çalışmalarında hayvan denemelerinin tamamlandığını, insan denemeleri kısmına gelindiği müjdesini verdi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, korona virüse (Covid-19) karşı ‘Covidsera’ isimli antiserum çalışması yapan Adıyaman Organize Sanayi Bölgesindeki Vetal Aşı Fabrikasında incelemede bulundu.

Atlardan antikor elde ederek Covid-19’a karşı Covidsera isimli antiserum çalışmasında sona gelen Vetal’i gezen ve laboratuvarları inceleyen Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, firmanın alt yapısıyla ilgili yetkililerden bilgi aldı.
Fabrikadaki incelemenin ardından aşı çalışmaları ile ilgili önemli açıklamada bulunan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye’nin aşı çalışmalarında diğer ülkelerden geri kalır bir yanı olmadığını, 3 aşıda insan denemeleri seviyesine gelindiğini kaydetti.

'AŞILARI ÜLKEMİZDE ÜRETMEK İSTİYORUZ'

Bakan Mustafa Varank, “Hem aşı geliştirme hem de ilaç geliştirme projelerimiz büyük bir kararlılıkla, bilim insanlarımızın üstün gayretleriyle devam ediyor. Aşı geliştirme çalışmalarında 2 projede hayvan denemelerini tamamladık. İnsan denemeleri kısmına geldik. Osman Erganiş hocamız burada, oda bizimle beraber. Oda inaktifvirüs aşısında, çalışmalarında son noktaya geldi. Dosyalarını Sağlık Bakanlığına teslim etmek üzere. Yani 3 aşı projemizde sona geldik diyebiliriz. Tabi ki bu aşıların geliştirilmesi yanında bunların üretimi de önemlidir. Bunları Türkiye’de üretebilmek için alt yapıya sahip bütün şirketlerimizi geziyoruz. İşte burada Vetal bizim önemli bir adayımız. Buradaki tesislerin Sağlık Bakanlığımızın sertifiye etmesinden sonra buradaki tesisler insan aşısı üretmek için de çok rahat bir şekilde kullanılabilecek. Biz Sağlık Bakanlığımız ile görüşmelerimizi yapıyoruz. Ekipler geldi bu tesisleri ziyaret etti. İnşallah buradaki sertifikasyon çalışmalarından sonra insan denemesi aşamasına gelen çalışmalarımızın burada üretimini yapıp Faz1 aşamasına geçmek istiyoruz” dedi.

'ÇALIŞMALARDAN SON DERECE MEMNUNUZ'

Adıyaman’da böyle bir önemli tesisin bulunmasından gurur duyduğunu belirten Bakan Varank, “İnşallah bu tesislerle ülkemize şifa olacak aşıları kendimiz üretebileceğiz ve vatandaşlarımızın hizmetine sunabileceğiz. Tabi Türkiye’de diğer ülkelerle yapılan faaliyetlerde var. Onlar ilgili de klinik çalışmalar devam ediyor. İnşallah bütün amacımız bilim ile bu hastalıktan kurtulmak ve biz burada bilim insanlarımızın çalışmalarından son derece memnunuz. Yurt dışı ile karşılaştırdığımız da onlardan eksik kalır hiçbir tarafımız yok. Hatta birçok inovatif aşı denemelerini, ilaç denemelerini bizim insanlarımız yapıyor. İnşallah buradaki tesislerle de netice almak için son surat çalışmalarımıza devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Aşı çalışmalarından çok kısa sürede Faz1 seviyesine geçileceğini aktaran Varank, “Aslında hayvan denemeleri tamamlanmış aşılarımız var. Sağlık Bakanlığına dosyalarımız teslim edildi. Sağlık Bakanımızın öncülüğünde, onlarda gerekli değerlendirmeleri hızlı bir biçimde yapıyorlar. Çok kısa bir süre içerisinde Faz1’e geçebileceğimize biz inanıyoruz. Yeter ki bu süreçler biran önce tamamlansın. Bunun gibi önemli tesislerde de en azından Faz1, Faz2 aşamalarında kullanılacak aşılar üretilebilsin. Biz kısa bir süre içerisinde insan denemelerine başlayabileceğimize inanıyoruz” açıklamasında bulundu.

Ortadoğu başta olmak üzere bir çok ülkeye serum ihraç eden Vetal, Adıyaman Üniversitesi ile TÜBİTAK destekli proje kapsamında antiserum çalışması yürütüyor. Vetal’in 12 tane biyogüvenlik seviyesi 2 olan ve 5 tane biyogüvenlik seviyesi 3 olan labaratuvarı bulunurken, biyogüvenlik seviyesi 4 olan laboratuvarın inşaatına başlanıldığı ve bunun Türkiye’de ilk ve tek laboratuvar olacağı öğrenildi.
Bakan Mustafa Varank’ın programına Adıyaman Valisi Mahmut Çuhadar, Milletvekilleri Ahmet Aydın, İbrahim Halil Fırat, Muhammed Fatih Toprak, Yakup Taş, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Turgut ve Vetal Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Tutak eşlik etti.

Devamını Oku
Türkiye’nin aşı projesinde son durum! 3 projede insan denemeleri aşamasında

İBB büfe kiralarına % 560 zam yaptı! Tepki büyüyor: “Bu paraları ödememizin imkânı yok"

İBB, gazete satış büfelerinin kiralarına ortalama yüzde 560’a varan zam yaptı ve yenileme için büfelere 300 bin liraya kadar maliyet çıkacağını bildirdi. Yeni sözleşmeye imza atmayan gazete bayilerine ise 1 Ekim’de ihaleye çıkılacağı belirtildi. İstanbul Tekel ve Gazete Bayileri Odası Başkanı Ferihan Karasu, “Bu paraları ödememizin imkânı yok. İmamoğlu’ndan 1 aydır randevu talebim var. Onu yanılttıklarını düşünüyorum. Ama bunu anlatamadık” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) bağlı gazete ve ürün satış büfelerinin yetkisi, İBB Meclisi'nin aldığı kararla İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret AŞ'ye verildi. İBB, yeni sözleşmede İstanbul'daki gazete satış büfelerinin kiralarına yüzde 560'a varan zam ile büfeleri yenileme ücreti olarak da 80 bin ile 300 bin liraya kadar fatura çıkacağını bildirdi. 21 Eylül'e kadar yeni zamlı sözleşmeye imza atmayan bayiler için ise 1 Ekim'e kadar ihaleye çıkılacağı belirtildi. Büfe işleten esnaf, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yanlış bilgilendirildiğini belirterek bu ücretleri ödeyemeceklerini ve bu uygulamadan vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

YÜZDE 560'A KADAR ÇIKTI

Hürriyet'in haberine göre, İstanbul Tekel ve Gazete Bayileri Odası Başkanı Ferihan Karasu konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "İstanbul'da 176 tane gazete bayimiz var. İBB'nin iştiraki Kültür AŞ ile sözleşme imzalıyoruz biz. Karar 17 Ağustos'ta geçti. Bu karardan sonra Kültür AŞ'nin genel müdürüyle toplantı yaptık. Kendisi bize buralardaki büfeleri değiştireceğini, ürün skalasını genişletileceğini söyledi. Gazete ve AKBİL'den para kazanmadığımızı kabul etti. Bundan bir hafta sonra da bütün bayileri çağırıp taslak sözleşme verdi. Sözleşmede 6 ile 15 bin TL arasında kiraları yükselteceklerini söylediler. Zammın yüzde 560'a kadar çıktığını görüyoruz" ifadelerini kullandı.

Yeni büfeleri yapılması ile ilgili olarak da konuşan Karasu, yeni büfelerin yapılmasının ardından kazançların görüleceğini ve yeni kiraların bu şekilde belirlenebileceğini dile getirdi. Ferihan Karasu, "Bizim tek talebimiz bu. En kötüsü de şu: Size bir hafta süre veriyorum, ödeyemezseniz büfeleri ihaleye çıkaracağım diyorlar. Bayiler ortada kaldılar. Ya kırk satır ya kırk katır diyorlar. Ya 'Bırak git işsiz kal, aç kal, yaz boyu çalışmadın, kredi çektin onları ödeyeme ya da nereden bulursan bul beni ilgilendirmez, bu paraları bul bana getir' diyorlar. İmkânsızı istiyorlar" diye konuştu.

3 BİNDEN 15 BİN TL'YE...

Kendilerinin gazete bayisi olduklarını, yiyecek-içecek satan bayiler olmadıklarını ifade eden Karasu, "Biz gazete bayisiyiz. Yiyecek içecek döner satan o bayiler değiliz. Ama basına verdikleri bu açıklamada konulan fotoğrafların hepsi döner, sosis satan büfeler. Kiralarımız 2 bin ile 3 bin TL arası değişiyor. Ama 3 bin lira ödeyen büfeden 15 bin isteniyor şu an" dedi.

Büfe binalarının yenileme bedeli olarak da 80 bin TL ile 300 bin TL arasından fiyat belirlendiğine dikkat çeken Karasu, "Yeni büfelerin parası için de 12 aylık taksit belirlemişler. Ama büfeleri 12 ay sonra teslim edecekler. 12 ay sonra teslim edeceğiniz, ürün skalasını genişleteceğiniz 200 bin TL'lik bir büfenin taksitini biz şimdiden nasıl ödeyeceğiz? Biz bu kârlara geçmeden bu yüksek kiraları nasıl ödeyeceğiz?" dedi.

Devamını Oku
İBB büfe kiralarına % 560 zam yaptı! Tepki büyüyor: “Bu paraları ödememizin imkânı yok"