SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

MOBİL UYGULAMALARIMIZ

HaberX

Paylaş
veya
aşağıdaki bağlantıyı paylaşın:

Çanakkale’de Bilim İnsanları Kalpli Göl’deki Mikroorganizmaları İnceliyor

Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyünde yılın bazı günlerinde pembe renge bürünen "Kalpli Göl"de araştırma yürüten bilim insanları, yeni tür mikroorganizmalar keşfetmeyi amaçlıyor.

Yayınlanma:
ABONE OL

Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyünde yer alan gizemli “Kalpli Göl,” yılın bazı günlerinde pembe renge bürünüyor ve bu doğal olay, bilim insanlarını cezbetmeye devam ediyor. Pembe Göl olarak da bilinen bu eşsiz su kütleleri, Alexandria Troas Antik Kenti’nin iç limanında bulunuyor ve 2 ila 3 metre derinliğe sahip.

Alexandria Troas Antik Kenti’nin iç limanında yer alan, derinliği 2 ila 3 metre olan ve “Pembe Göl” olarak da bilinen “Kalpli Göl”de yoğun tuz oranı nedeniyle gözle görülür canlı yaşamıyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı’nda görevli Dr. Öğretim Üyesi Tülay Bican Süerdem ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Hizmetler ve Teknikler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Gülçin Özcan Ateş, dünyada bu renkteki 8 gölden biri olduğu belirtilen “Kalpli Göl”deki mikroorganizmaları araştırmak üzere 2021’in ekim ayında ön çalışmalara başladı.

İLGİLİ HABER Vakıflar Bölge Müdürlüğünden Edirne ve Kırklareli’nde Her Gün 500 Kişiye İftar
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyünde yılın bazı günlerinde pembe renge bürünen "Kalpli Göl"de araştırma yürüten bilim insanları, yeni tür mikroorganizmalar keşfetmeyi amaçlıyor.

“Küf Çeşitliliğinin Araştırılması” adlı Bilimsel Araştırma Projesi’ni (BAP) hazırlayarak araştırmalara yeni boyut kazandıran Süerdem ve Ateş, 2022’nin mart ayından itibaren “Kalpli Göl”den her 3 ayda bir su, toprak, hava örnekleri alıyor.

Gölün içinde barındırdığı mikroorganizmaların, hangi mikrobiyolojik çeşitliliği gösterdiğini araştıran bilim insanları, proje kapsamında gölden aldıkları örneklerden yaklaşık 1000 izolat (mikrobiyal veya viral saf numune) kütüphanesi oluşturdu.

Laboratuvar çalışmalarına devam eden Süerdem ve Ateş, Türkiye mikrobiyotası (kişisel ekosistem) için önemli katkı sağlayacağına inandıkları potansiyel yeni tür mikroorganizmalar keşfetme yolunda ilerliyor.

Tülay Bican Süerdem, AA muhabirine, inceledikleri mikroorganizmaların bazılarını cins düzeyinde tanımlamasını yapabildiklerini, tür bazına inebilmek için moleküler bazı identifikasyon (kimlik belirleme) yöntemlerine ihtiyaç olduğunu söyledi.

Moleküler düzeyde tanımlama yaptırabilmenin finansal destek gerektiğini belirten Süerdem, “BAP bütçesi dahilinde basit bir izolasyon çalışması yapabildik ama bunu daha ileri basamaklara götürmek istiyoruz. Mikroorganizmalarla ilgili küf ve maya çalışıyoruz. Bakterileri de ilave ederek hangi mikroorganizmaların nasıl bir enzim profilleri var ona bakıyoruz.” dedi.

“Yeni bir antibiyotik keşfinden bile söz edebiliriz”

İzolatlar neler üretir, hangi alanlarda yararlanılabilir, gıda, sağlık ve biyoteknolojik anlamda bu mikroorganizmalardan nasıl fayda sağlanır düşüncesiyle öğrencileri de bu çalışmalara entegre ettiklerini dile getiren Süerdem, yaptıkları çalışmalarda potansiyel yeni tür, yeni kayıt olma özelliğinde mikroorganizmalar gözlemlediklerini söyledi.

Süerdem, “Göl niçin pembedir?” fikriyle yola çıkmadıklarını ancak yaptıkları literatür çalışmalarında “dunaliella salina” adlı bir fitoplanktonun buna neden olduğu bilgisine ulaştıklarını ifade etti.

Gölün rengiyle ilgili ayrı disiplinlerle çalışma yapılabileceğini belirten Süerdem, şöyle konuştu:

“Finansal destek bulduğumuzda ya da daha az sayıdaki izolatlarımızla moleküler identifikasyon yaptığımızda bu işin çok daha derinine yani gen seviyesine inilmiş olup, yeni tür çıkma olasılığı yüksek potansiyel mikroorganizmalar olduğunu söyleyebiliriz. Buna nereden vardık? Bu tanımlama işlemlerini yaparken morfolojik, kültürel tanımlamalardan hareket ediyoruz. Tür bazında ise çok daha zaman alıcı çalışmalara ve moleküler düzeydeki çalışmalara ihtiyaç var. Yaptığımız çalışmada farklı olarak gözlemlediğimiz, ilk defa görüyoruz dediğimiz birden fazla türümüz var. Yeni bir tür keşfi yapılırsa Türkiye mikrobiyota çeşitliliği için çok önemli katkı olacak. Bu mikroorganizmalar bünyesinde enzim üretebiliyor. Ürettikleri enzimler gıda sanayisinde, sağlık sektöründe, aşı, hormon eldesinde gıda koruyucu katkı maddeleri olarak kullanılabiliyor. Yapılarında neler varsa o tespit edilen türde bunlar ortaya konulduğunda yeni bir antibiyotik keşfinden bile söz edebiliriz.”

Avrupa Birliği projesine dönüştürmeyi hedefledikleri çalışmada örnekleme alırken siyah tabaka oluşumunu gözlemlediklerini ve bozulmuş yumurta kokusu aldıklarını kaydeden Süerdem, üzerine basıldığında çamurun balçık gibi içine çektiğini, bu nedenle ziyaretçilere gölün suyuna dokunmaları halinde ellerini yıkamaları uyarısında bulundu.

“Bu mikrobiyolojik yaşam alanı, özel bir alan”

Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Alexandria Troas Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Erhan Öztepe de “Kalpli Göl”ün son yıllarda çok popüler hale geldiğini, bunda sosyal medyanın gücünün de etkili olduğunu belirtti.

“Kalpli Göl”ün Alexandria Troas Antik Kenti’nin iç limanı olduğuna değinen Öztepe, “Roma limanı olarak inşa edilmiş ve 400-500 yıl kadar da çok aktif kullanılmış. Özellikle önemli ihraç kalemi olan devasa granit sütunların ihracatının durmasından ve kentin ekonomisinin değişmesinden sonra kentin kıyısındaki bu önemli ticaret noktası, gerekli desteği bulamadığı, belki de temizlik, bakım işleri yapılamadığı için karalaşmış.” değerlendirmesini yaptı.

1520’li yıllarda Piri Reis’in bölgedeki haritalarında hem Alexandria Troas’ın yerinin hem de bugün göl halinde olan iç liman bölgesinin görülebildiğini bildiren Öztepe, 18. yüzyıl haritalarında da alanın şeklinin bugünkü gibi olduğunu dile getirdi.

Gölün deniz suyu ve tuzu içermesi, yaklaşık 1000 yıldır bu halde kalması neticesinde kendi içerisinde bir yaşam alanı oluşturduğunu ifade eden Öztepe, “Pembe Göl” olarak bilinse de asla şeker pembesi bir tona bürünmediğini, kiremit kırmızısı gibi olduğunu anlattı.

Genelde eylülün ikinci yarısı ve ekimin başlangıcında, bir de martta gölün görüntüsünün kiremit kırmızısına dönüştüğü, yılın diğer bölümünde daha açık renkte olduğu bilgisini veren Öztepe, şunları kaydetti:

“Bu mikrobiyolojik yaşam alanı, özel bir alan. Türkiye’deki antik kentlere, özellikle limanı olan kentlere baktığımızda içinde su hapsolmuş kent sayısı çok az, belki yok denilecek kadar az. Bu açıdan bu durum, Alexandria Troas’ı özel bir Roma kenti, bir sahil kenti haline getiriyor. Bu alanla ilgili birtakım çalışmalar yapmaya başladık çünkü son 3 yıldır ciddi bir ziyaretçi sirkülasyonu oluşmaya başladı. İnsanlara bu alanın önemini anlatacak bilgilendirme levhaları oluşturulması, alanda birtakım düzenlemelerin yapılması zorunluluk haline geldi. Balçık bir zemine sahip olan gölün derinliği 2-3 metre arasında değişiyor. Gelecek yıl, antik liman çevresinde su altının taranmasını ve haritalandırılmasını bugünün bize sağladığı teknolojik imkanlarla yapacağız. Bu kapsamda Kalpli Göl’ü de taramayı düşünüyoruz ama bize ne kadar sonuç verir. onu zaman gösterecek.”

Prof. Dr. Öztepe, gölü 2011’den beri her yıl fotoğrafladıklarını belirterek, “Gördüğümüz kadarıyla küresel iklim değişikliği de etken çünkü sıcaklık değişimleri göldeki renk değişimini tetikliyor. Bu yaz inanılmaz sıcaklıklar yaşıyoruz. Eylül ayının sonuna geldiğimiz şu günlerde bile güneşin etkisi oldukça fazlasıyla hissediliyor. Belki son 10 yıldır, biz geldiğimizden bu yana da değişim oldu.” ifadelerini kullandı.

author avatar
HaberX Editör Haber Editörü
Haberx.com için başta gündem ve siyaset olmak üzere, ekonomi, spor ve son dakika haber akışının sağlanmasını üstlenmektedir. Haberx.com için başta gündem ve siyaset olmak üzere, ekonomi, spor ve son dakika haber akışının sağlanmasını üstlenmektedir.

İlgili Haberler