ZELZELE

ZELZELE

 

 

17 Ağustos Sakarya Depremi Münasebetiyle

 

Isparta’da Süleyman Demirel Üniversitesi’nde görev yaptığım zaman 01.10.1996 tarihinde Dinar depremi olmuştu. Bir ikindi vakti, oğlum Mehmet Halit ile Isparta’da evimizin karşısındaki Yedişehitler Camiinde ikindi namazı kılıyorduk. O esnada sallanmaya başladı. Cemaatin bir kısmı dışarı kaçtı. Ben yerimde duruyordum ancak Mehmet Halit heyecanlanmaya başladı. Sağa sola koşturuyordu, yanıma çağırdım, tuttum elinden, dedim ki sakin ol beraber çıkarız.  Şu anda kaçmanın bir faydası yok, her şey, Allah’ın elindedir. Biraz sonra artık sabır sınırını zorlamaya başladı. Ondan sonra Mehmet Halit’in elinden tuttum, caminin kapısına doğru geldik. Bir de ne görelim caminin minaresi bir sağa 45° yatıyor bir sola 45° yatıyor. Anlaşılıyor ki şiddetli bir şekilde sarsılıyoruz, ikaz ediliyoruz. Elhamdulillah Rabbim nasip etti merdivenlerden aşağı indik, kendimizi boşlukta bulduk. Sarsıntı azaldı,  çok şükür o zaman camide de Isparta’da da herhangi bir hasar veya can kaybı olmadı ama Hayırlar Vakfı Camiinin minaresi yıkılmıştı.

Dinar ve çevresinde bütün binalar yerle bir olmuştu.

O zaman Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden bir profesör bu depremden sonra üniversitemize bir konferans verdi.  O zaman şunu söyledi, bu deprem seçici bir depremdir.

Bakınız nasıl seçici bir deprem anlatayım: bir parselin içerisine dört blok oturtturulmuş. Zemin etüdü dört blok için aynı yapılmış, temel aynı çimento ve demirle, aynı malzemeden yapılmış. Hepsine aynı proje uygulanmış, ama aynı parselde iki blok zelzele tarafından yıkılmış.

Evet kullanılan metot ve malzeme aynı fakat ne var ki dört bloktan çapraz iki tanesi yıkılıyor, iki tanesi ayakta.

İşte onun için bu deprem seçici bir depremdir diye anlatınca, ister istemez salonun sağından salundan sorular gelmeye başladı.

Hocam nasıl bir seçici deprem?

Bütün şartları aynı iken dört bloktan çapraz iki blok neden yıkılıyor da diğerleri yıkılmıyor?

Böylece yıkılan blok meskunları cezalandırılmış mı oluyor, sebebi nedir?

Anlatmış olduğunuz seçici deprem ifadesi bundan sonra literatüre girecek mi, çünki yeni bir tabirle karşı karşıyayız. Bunu anlamlandırmak,  ya da konudan ders çıkartmak gerekiyor mu?

Depremin meydana geliş sebepleri; tektonik hareketler,  fayların kırılması, volkanik olaylar vb. şeklinde anlatıyorsunuz. Bu sebeplerden hangisi bu parseldeki iki bloku, hangi hesapla ve gerekçe ile seçti?

Onu anlatmamızın imkanı yoktur diye cevap veriyor bilim adamı. Biz sadece maddi sebep arıyoruz ve ancak böyle isimlendiriyoruz.

Ben üniversite öğrencisiyken başımdan geçen bir olayı hatırladım.

Genel Jeoloji dersini veren bir hocamız dersinde, depremin meydana geliş sebeplerini anlatıyor ve yukarda bahsedilen maddeleri sıralıyordu.

Ben de ister istemez sordum, hocam bu maddi sebepler mi zelzeleyi yapıyor?

Hocamızın hemen cevabı hazırdı:

Hocalar, müftüler diyor ki açık saçıklık çoğalmış da ondan deprem oluyormuş. Bunlar safsata diye cevap verdi.

Biz de dedik ki hocam müsade eder misiniz? Size depremin maddi  sebeplerinden başka sebepleri de var mı? Biz hazırlayıp sunalım.

Konuyu biz anlattıktan sonra hem siz, hem de arkadaşlar değerlendirsin kabul edip etmemekte serbestsiniz.

Sağ olsun hocamız centilmenlik gösterdi ve kabul etti. Biz ilgili metni hazırlayıp kendisine verdik. Bir ay kadar kendinde kaldı. Bir gün sınıfta, size bir şey okuyacağım dedi.

Arkadaşlarınız depremin meydana gelişi ile ilgili bir metin hazırlamışlar. Şimdi bakalım nedir? Okumaya başladı, metinde başlangıçta Allah’ın azameti, tasarrufu, her şeyin idaresi ve hükmü onun elinde olduğu, delilleriyle ortaya koyuluyordu.

Sonuçta tabi ki bu anlatım,  biraz uzun cümle ile devam ettiği için hocamız tarafından “yarım sayfa, bir cümle” diye tenkide uğradı.

Bu esnada sınıftan dinleyen öğrenci arkadaşlar;

Hocam o yazarın üslubudur. Siz ona takılmayın, manaya gelin, lütfen biz dinliyoruz, dediler. Hocamız da sonuna kadar okumak zorunda kaldı.

Okuduğu metinde diyordu ki; kurulu bir tüfeğin kendi kendine ateş edip karşısındaki adamın vurulmasını eğer tüfeğe verirseniz, bu adama zulum etmiş olursunuz.  Oysa kurulu tüfek sebeptir. Tetiği çeken adamı hesaba çekerseniz haksızlık ortadan kalkar. Bu takdirde öldürülenin hakkını aramış olursunuz. İşte aynen öyle de sizin saymış olduğunuz maddi sebepler kurulu tüfek hükmündedir. Onu harekete getiren, fayları kıran, tektonik hareketlere vesile olan, yeraltı volkanlarını patlatan nedir? Bunu dikkate almaz, yaratıcıyı nazara vermezseniz, o zaman bu kadar ölenlerin hakkı, hukuku ne olacak. İşte oradan bir cümlede şöyle diyordu:

“Fakat Kadîr-i Mutlak hikmetinin muktezasıyla (gereği) zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bazan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor. Haydi madenî inkılabat (değişiklikler) dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlahî ile olur; başka olamaz.

Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip (dikkatini oraya toplayıp), bîçare maktûlün (öldürülenin) büsbütün hukukunu zayi' etmek; ne derece belâhet (ahmaklık) ve divaneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelal'in müsahhar (emir dinler) bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen (depolanan) bir bombayı, ehl-i gaflet (düşüncesiz) ve tuğyanı (inkar içinde olanları) uyandırmak için "ateşlendir" diye olan emr-i Rabbanîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın (ahmaklığın) en eşneidir (çirkinidir).”(Sözler/174)

O zaman hocamız; “durun,  durun yanlış anladınız. Yerin derinliklerine indikçe, mineralleri ve kristalleri inceledikçe yaratıcıyı daha çok seveceksiniz” demişti.

"Şu sure kat'iyen ifade ediyor ki: Küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bazen de titriyor. "(Zilzal Suresi 1-5)

Şimdi bu kadar anlattıktan sonra 17 Ağutos 2009 Sakarya depremi de ibretlerle doludur. Bir defa bu deprem dere ve deniz yataklarını, yer kazanmak düşüncesi ile değişikliğe uğratmanın bedelinin çok ağır olduğunu dünyaya ilan etti.

Sakarya depreminde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde bir öğrencim babasının üç çorap fabrikası varmış. Deprem olduğu günün sabahı, fabrikalarının tamamı yerle bir olmuş. Zengin adam çorap kuyruğuna girmiş. Bunu bu genç anlatmıştı.

Sakarya depreminde bir diğer kız öğrencim de anneannesiyle beraber kalıyorlar. Öğrencim depremi şöyle anlatmıştı.

Deprem 3,5 dakika sürüyor ve oldukça da uzun bir süre devam etmişti. Aklımda kaldığı kadarı ile bana dediki hocam o 3,5 dakika inanırmısınız bize 35 sene veya daha uzun geldi. Yaşayarak geçirdiğim ömürden daha uzun geldi. Dakikalar değil saniyeler ilerlemiyor  ve geçmiyordu. Korku içerisindesiniz, hareket edemiyorsunuz, ne dışarı çıkabiliyorsunuz ve ne içeri girebiliyorsunuz. Artık işte böyle bir durumda ben ölümü çok istedim, ama o da gelmedi.

Size sorarım kainatın yaratıcısı ve bizim de yaratıcımız Cenab-ı Allah, merhametiyle, adaleti ile, rahmetiyle, rahimiyetiyle muamele etmese, halimiz ne olurdu. Hayattan lezzet alabilir miydik?

Her gün zelzele olmasına biz ve teknolojimiz mi mani oluyor? Bizi top güllesinden bile 70 kere hızlı giden bu dünyamızda, rahatsız etmeden, el bebek, gül bebek besleyen kimdir?

Yapmış olduğumuz isyan ve yaramazlıklar karşısında kainat isyan etse de bizi üzerinden atmak istese ne yapabiliriz? Sahi bizim halimiz nice olur?

Sakarya depremi yöresel bir deprem, ancak dünyamızda mevcut olan sistemlerle, yani dağlarıyla, ırmaklarıyla, nehirleriyle, ağaçlarıyla, hayvanlarıyla, bitkileriyle elbetteki alakası vardır.

Peki bunu ne için söylüyorum, bunu şunun için söylüyorum; yani dünyanın bir tarafı sarsılacağı zaman, dünyanın diğer taraflarıyla  alakalı ve ilgilidir. Nasıl ki; insanın bir uzvu hasta olsa, hemen anında diğer uzuvları da onunla meşgul oluyorlar ve hasta oluyorlar. Aynen öylede, işte bana göre dünyanın bir bölgesinde meydana gelen depremden, bütün kainatın haberi var. Titremesinden sistemlerin,  gezegenlerin haberi var. O halde ey insan, Allah CC sana bu kadar çok önem veriyor ki; bütün kainatı seninle alakadar ediyor ve senin hizmetine sunuyor.

O halde Halık-ı Zülcelal’i  düşün de ölüm uyandırmadan önce uyan. Gafleti at, kulluk ve şükür ibadetini yap!

 

Prof. Dr. Cahit kurbanoğlu.    

 

 

 

 

Popüler Kullanıcılar