Popüler Kullanıcılar

Soma faciasının 5. yıldönümü

Bugün, 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasının beşinci yıldönümü.

13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesindeki kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle 301 madenci hayatını kaybetmişti. Bu olay Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan “iş ve maden kazası” olarak tarihe geçti. Vardiya değişimi sırasında meydana gelen yangın patlamaya neden olduğunda 787 işçi yer altındaydı.

Soma faciası davasının 11 Temmuz 2018 günü görülen karar duruşmasında maden patronu sanık Can Gürkan’ın, taksirle öldürme suçundan 15 yıl hapsine ve 3 yıl maden işletme işinden men edilmesine karar verildi.

Sanıklardan Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan 15 yıl hapsine ve 3 yıl maden işletme işinden men edilmesine karar verildi.

Genel Müdür Ramazan Doğru 22 yıl 6 ay, İşletme Müdürü Akın Çelik 18 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Dava daha sonra istinafa taşındı. İstinaf Mahkemesi Can Gürkan’ın serbest bırakılmasına, maden işletmeme cezasının da kaldırılmasına karar verdi.

Soma faciasının yıldönümü nedeniyle sosyal medyada #Soma ve #SomaKatliamı etiketiyle pekçok paylaşım yapılıyor.

Devamını Oku
Soma faciasının 5. yıldönümü

Yaşar Hoca'nın Soma yazıları

Galiba geçen seneydi, Orhan Pamuk öğretmenlerle ilgili bir tartışma başlatmıştı.
Robert'te okurken öğretmenlerden bir şey öğrenmedim, diyordu mealen.
Bunun üstüne birçok isim kendi öğretmenleriyle yaşadıklarını anlatmışlardı.
Selim İleri, Vedat Günyol'la; Hilmi Yavuz, Behçet Necatigil'le ilgili birşeyler söylemişti.
Hoca, her anlamda çok önemli.
İnandığın, bilgisine güvendiğin, sana birşeyler katan, doğruyu göstermeye çalışan gerçek bir "hoca" mutlaka öğrencinin hayatında derin bir iz bırakır.
Düşünüyorum da, acaba o soruyu bana sorsalar ben kimin adını söylerdim...
Herhangi birini şak diye söyleyebilir miydim?
Sanıyorum, evet.
Kesinlikle, evet.
O hoca, benim üniversitede karşıma çıkan, "sol taassuptan" kurtulmamı sağlayan, öğrencisi olmaktan tarifi mümkün olmayan bir gurur duyduğum Yaşar Erdinç'tir.
Yaşar Hoca, bir ekonomist.
Bugün Gazetesi'nde birbirinden güzel ekonomi yazıları kaleme alıyor.
Sadece ekonomi yazmıyor köşesinde, aklıselimin ve vicdanın karşılıklı kamplarda unutulduğu bugünlerde hala bazı değerlerin savunulabileceğini de gösteriyor.
Soma faciasının ardından yazdığı ilk yazıda şöyle diyordu:
"Olayın olduğu önceki gün akşam saatlerinde ölü sayısı henüz 15 kişi olarak açıklanmıştı. O ailelerin ne durumda olduğunu, nasıl bir acı yaşadıklarını gözyaşları içinde ve elimden hiçbir şey gelememesi nedeniyle çaresizlik içinde, diğerlerinin hayatta kalabilmesi için sadece dua ederek izlemeye çalıştım. Hele ki sedyeyi kirletmeyeyim diye çizmelerini çıkarmayı teklif eden yaralı maden işçisinin o sözleri ve görüntüleri sadece benim değil, herhalde bunu izleyen herkesin boğazında düğümlerin atılmasına ver ardından gözyaşlarına boğulmasına neden olmuştur."
Devamında muhteşem bir analistin gözlemlerini okuduk:
"Olayı sorguladığınızda ölü sevici oluyorsunuz. Mutlaka ya o taraftansınız ya da bu taraftansınız. Ortası yok. Üzerinizde öyle bir baskı oluşturuluyor ki, asla bu konuda sorgulama hakkınız yok. Vatandaş olarak soru soramazsınız. Hükümeti veya bakanı sorgulayamazsınız. Eleştiri yapma hakkınız da yoktur. Her eleştiriniz Milli İrade'ye karşı yapılmış bir darbe girişimidir. AK Parti'yi eleştirmek vatana ihanet ile eş değerdir.
Öbür tarafta ise durum farklı değildir. Bu olay tamamen AKP'nin suçudur. Hükümet istifa etmelidir, bakan istifa etmelidir. Hatta bu olay üzerine gösteriler düzenlenmelidir. Çünkü diğer ülkelerde bir feribot batışında bile başbakan istifa etmiştir..."
Bunların çıkmaz yol olduğunu, bu kamplaşmanın hiçbir sorunun çözümüne yardımcı olamayacağını söyleyerek yazısını bitiriyor; ama üst üste birkaç gün Soma'ya eğilmeyi ihmal etmiyordu.
"Yanıyor!" başlıklı ikinci yazı şu paragrafla başlıyordu:
"İçimiz yanıyor, hem de için için yanıyor. Üç gündür karın bölgemde hissettiğim yanmayı herhalde bu satırları okuyan herkes aynı şekilde hissediyordur. Ölen işçinin cebinden çıkan 'Oğlum hakkını helal et' notunu görüp de ağlamayan, 'Çizmelerimi çıkarayım, sedye kirlenir' diyen işçinin görüntüsünü görüp de boğazı düğümlenmeyen varsa mutlaka insanlıktan çıkmış demektir.
Nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Başta Başbakan olmak üzere, yönetenler nasıl bu kadar acımasız olabiliyor? Nasıl bir ruh halidir bu? Nasıl bir öfkedir? Başbakan müşaviri, halktan birini (kim olursa olsun) yerde nasıl tekmeler? Bunun bir cezası yok mudur? Yarın bir gün bu kişinin ödüllendirildiğini ve daha önemli bir mevkiye getirildiğini görürsem artık hiç şaşırmayacağım."
Fırsat bilip ortalığı ateşe vermeye çalışanlarla arasına kalın bir çizgi çekmeyi de ihmal etmiyordu yazısının devamında:
"Ama demokrat olmaya ve demokrat kalmaya devam edeceğim. Sorgulayacağım, tepkimi yazılarımla ortaya koyacağım fakat sokaklara çıkıp, döküp kırıp bu zihniyetin ekmeğine yağ sürmeyeceğim. 'Keşke sokaklara çıksalar vursalar kırsalar da, bu görüntüleri göstersek' demelerine sonra da 'işte bunlar darbeci' damgası vurulmasına izin vermeyeceğim. Sandığa gidip oyumu kullanacağım ve her daim olduğu gibi, halkın verdiği karara saygı duymaya devam edeceğim. Ama 'Sadece bana oy veren kesim milli iradedir' iddiasını asla kabul etmeyeceğim. Bu güzel ülkemin halkı kendisini cumhurbaşkanı seçerse halkın kararına yine saygı duyacağım."
"Büyük acının ardından" yazısında herkesin sorumluluktan kaçıyorken bu faciadan bir köşeyazarı olarak kendini de sorumlu buluyordu:
"Konuşan, yazan herkes suçsuz. Herkes akıl hocası oldu. Ben suçlu muyum diye kendi kendime sordum. Cevap 'evet.' Neden bu olaylar olmadan önce, bu işin maliyetlerinin bu kadar düşürüldüğünü gidip yerinde araştırmadım? Neden bir rapor ya da köşe yazısı yazmadım? Buna birçok mazeret uydurabilirim ama sadece kendimi kandırırım. Vahap Munyar'ın Soma Holding'in patronu Alp Gürkan ile yaptığı röportajı daha önce okumadım. Ama okumuş olsaydım acaba maliyetleri 130 dolardan 28.3 dolara nasıl düşürdüklerini araştırmaya gider miydim? Hiç evirip çevirmeden söyleyeyim ki; çok çok yüksek bir olasılıkla gidip araştırmazdım.
Bu nedenle benim de suçum var. İnanın bu durum vicdanımı çok rahatsız ediyor. Bizler orada yakınlarını kaybetmiş insanların acısını görüp üzülüyoruz. Herkes seferber oldu, Soma'ya gidip aileleri teselli etmeye ve yardım etmeye çalışıyor ama birkaç ay sonra yine hepimiz unutmuş olacağız. En azından bu sefer elimden geldiğince unutmamaya çalışacağım. O kareleri sürekli hatırlayıp, bu konuda atılacak yasal adımları da dikkatle izleyeceğim ve herkesin unuttuğunu, gündemden tamamen kalktığını düşündüğümde Soma'ya gitmeyi ve o ana kadar nelerin yapıldığını Allah'ın izniyle yerinde görmeye çalışacağım." 
Yaşar Hoca gibi bitireyim yazıyı:
"#Somayı unutmuyoruz, atılacak adımları izliyoruz."
Twitter: @bilgehanucak

Devamını Oku