İnsülin direnci sendromu son zamanlarda küçük büyük birçok kişide görülen sinsi bir rahatsızlıktır. Midemizin arka tarafında bulunan pankreasta üretilen hormona insülin adı verilir. Vücut metabolizmamızın doğru bir biçimde çalışabilmesi adına insülin oldukça önemlidir. Yemek yedikten sonra besinlerin içinde yer alan büyük yapılı karbonhidratlar daha küçük şekerlere parçalanır ve emilerek kan dolaşımına geçer. Glikoz, karbonhidratların yapı taşıdır ve kan şekeri olarak adlandırılır.
İnsülin hormonu sayesinde kan dolaşımındaki şeker hücreler tarafından alınır ve enerji üretimi için kullanılır. Kan şekerinin yükselmesi halinde vücut insülin hormonu aracılığıyla uyarılır ve fazla şeker karaciğer ve kas gibi organlarda depolanır. Bazen kan şekeri çeşitli nedenlerden dolayı düşebilir. Böylesi durumlarda depolanmış olan şeker vücut tarafından kullanılır.
Kaslarda, karaciğerde ve yağda yer alan hücreler insüline karşı doğru şekilde tepki veremediğinde kandaki glukozu kullanamaz ve enerji elde edemez. Bu duruma insülin direnci denir. Sonucunda da kandaki glukoz seviyesi artar ve pankreas da bu durumu düzeltmek, hücrelerdeki direnci kırmak adına daha çok inslülin üretir. Zamanla kan seviyesi yükselir.
İnsülin direnci sendromu belirtileri nelerdir?

İnslülin direnci sendromu ortalama 3 kişiden birinde mevcut olan bir problemdir ve yüksek tansiyon, obezite, yüksek kolesterol, tip 2 diyabet gibi sağlık problemlerine de davetiye çıkartır. Peki insülin direnci varlığı kendini hangi belirtiler ile belli eder.
- Ciltte lekelenmeler ortaya çıkması ve renk pigmentlerinin artış göstermesi ile birlikte ciltte koyulaşma,
- Bel çevresi ölçülerinin olması gerekenin üzerinde olması,
- Tansiyon değerlerinin 130/80 ve üzerinde olması,
- Deride yumuşama hissedilmesi,
- Kolay kilo verememe,
- Hızlı şekilde ve çok fazla kilo alma durumu,
- Açlık trigliserit seviyesinin 150 mg/dL’ nin üzerinde olması,
- Açlık glukoz şeker seviyesinin 100 mg/dL üzerinde olması,
- Adette düzensizlik ve vücutta anormal tüylenme,
- Sabah yorgunluğu ve enerjisiz hissetme hali,
- Konsantrasyon güçlüğü,
- Ani gelen tatlı yeme isteği ve baygınlık hissi,
- Açlık halinde el ve ayağın titremesi,
- Yemek yedikten sonra uyumak isteme,
- Soğuk şekilde terleme ya da üşüme olması,
- Çabuk acıkma ve hızlı yemek yeme,
- HDL kontrol seviyesinin olması gerekenden düşük olması.
İnsülin direnci teşhisi nasıl koyulur?
Kişide insülin direnci olup olmadığının teşhis edilebilmesi için aile bireylerinde de bu durumun olup olmadığı sorgulanır. Doktor daha sonra bireyin şikayetlerini dinler, boy ve kilo ölçümlerini yapar. Kişinin vücut kitle indeksi hakkında fikir sahibi olduktan sonra da tansiyonunu ölçer ve bir takım kan testleri ister. Hemoglobin A1c testi, açlık plazma glukoz testi ve oral glukoz tolerans testi, kişinin yaptırması gereken tetkiklerdir.
Açlık plazma glukoz testi için hasta en az 8 saat hiçbir şey yememelidir. Sekiz saatin sonunda kan şekeri değerleri ölçülür. Ardından oral glukoz tolerans testine geçilir. Hasta şekerli bir çözelti içer ve iki saat sonra kan testi yapılır. Hemoglobin A1c testi ise hastanın son 2-3 ay içindeki ortalama kan şekeri düzeyini belirtir. Bu test prediyabet ya da dibayet tanısı koymak için oldukça önemlidir. Kişide diyabet mevcutsa bunun ne durumda olduğu hakkında da hekime bilgi verir.
İnsülin direnci tedavi edilebilir mi?

İnsülin direnci problemi yaşayan birinin ilk yapması gereken şey yaşam tarzında bir takım değişiklikler yapmasıdır. Beslenme düzeninin dikkatli şekilde ayarlanması, tüketilen yiyeceklerin kalori miktarlarına dikkat edilmesi, glisemik indeksli olan yiyeceklerin tüketilmemesi ve egzersiz tedavide en öne çıkan noktalardandır. Gazlı ve şeker oranı yüksek içecekler, fazla tuzlu yiyecekler ve abur cuburlar kesinlikle uzak durulması gereken yiyeceklerdendir.
Lifli besinlere daha fazla yer açın
İnsülin direncine sahip olan hastalar; kan şekerini yükseltmeyecek ve özelikle lif bakımından zengin olan besinleri tercih etmelidir. Kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi baklagiller, tam tahıllı ve esmer ekmekler, muz, elma, şeftali, portakal, armut, incir gibi meyveler ile patates, mısır ve havuç haricindeki bütün sebzeler sağlıklı lif kaynağı besinlerdir. Ancak meyve tüketimi sırasında suyu yerine meyvenin kendisinin tüketilmesi gereklidir.
Trans yağdan uzak durun
Trans yağ asidi, insülin direncini arttırma ve diyabet oluşumunu sağlamada etkilidir. Bu nedenle yiyecekleri yağda kızartmak yerine haşlama ya da ızgara yöntemlerinden faydalanmak gerekir. Paketli olan tüm ürünlerden uzak durmak, işlenmiş et, ya da tereyağı tüketmemek de dikkat edilmesi gereken noktalardandır.
Ayrıca protein tüketimi sırasında da yağ oranı yüksek besinler yerine daha hafif olanlar tercih edilmelidir. Örneğin; dana, koyun eti yerine; tavuk, balık ve hindi gibi hayvanların eti tercih edilmelidir. Yoğurt ve peynir tüketimi sırasında da az yağlı olanlardan yana olunmalıdır.
Bol bol Omega-3 tüketin
İnsülin ile savaşma konusunda kalkan görevi gören omega-3 yağ asitlerini bol şekilde tüketmek sizin için faydalı olacaktır. Ceviz, keten tohumu tüketerek, haftada 3 defa balık yiyerek ihtiyacınız olan omega-3 miktarını alabilirsiniz. Balık yiyemeyenler için de balık yağı alternatifi sunulabilir.
Düzenli egzersiz yapın
Düzenli şekilde yapılan egzersiz ile vücudunuz hızlı şekilde yağ yakacak ve kan şekeri de düşecektir. Her gün en az 30 dakika yürüyüş yaparak, yüzerek, koşarak ya da dans gibi aktiviteler ile vücudunuzu insüline karşı daha duyarlı hale getirebilirsiniz. Düzenli beslenme ve egzersiz ile birlikte insülin direnci ciddi şekilde düzeltilebilir. Ayrıca düzenli uyku da insülin direnci ile mücadele etmede önemli bir yer tutar.

