Popüler Kullanıcılar

Nöropazarlama Programı, Pazarlama İletişimi Profesyonelleri Yetiştiriyor

 

 Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı Hakkında

Nöropazarlama Programı, Pazarlama İletişimi Profesyonelleri Yetiştiriyor

img-1785.JPG

Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı Nedir?

İlk olarak 1990 yılında Harvard Üniversitesinden Prof. Gerry Zaltman’ın Fonksiyonel Manyetik Görüntüleme (fMRI) cihazını pazarlama araştırmalarında kullandığını duyurmasıyla gündeme gelen Nöropazarlama, dünyada büyük şirketler tarafından pazar araştırmaları kapsamında kullanılmaktadır.

Nörobilim ve Pazarlama bilimlerinin etkileşiminden doğan Nöropazarlama’nın bir disiplin olarak pazarlama iletişimi sektörünce tercih edilmesinin önde gelen nedeni; geleneksel araştırma yöntemlerinin yanıltıcı olabilen sonuçlarını ortadan kaldırarak, tüketici davranışlarını şekillendiren nedenleri somut veriler ile sunabiliyor olmasıdır.

Nöropazarlama, Fonksiyonel Manyetik Görüntüleme (fMRI), Elektrobeyin Grafiği (EEG) ve Eyetracking gibi son teknoloji beyin görüntüleme araçları ile uzmanlık gerektiren istatistiksel analizler sonucunda elde edilen verilerin, pazarlama ve nörobilim uzmanlarıyla birlikte yorumlandığı bir araştırma alanı olarak literatürde yerini almıştır.

Nöropazarlama, yalnızca tüketicinin ihtiyaçlarının ve seçimlerinin belirlenmesinde yardımcı bir alan olarak değil aynı zamanda insan sosyal davranışının biyolojik temellerini gerçek yaşamda test edebilmemize izin veren çok kıymetli bir araştırma platformudur.

Üsküdar Üniversitesi, Türkiye’de Bir İlke İmza Attı

Türkiye’nin davranış bilimleri ve sağlık  odaklı ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi tarafından 2007 yılında kurulan NPİSTANBUL Beyin  Hastanesi, Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikiyatri hastanesidir.

Üsküdar Üniversitesi sahip olduğu üst düzey teknik donanımları, psikoloji, nörobilim ve biyomedikal uzmanları ve İletişim Fakültesindeki İletişim ve Pazarlama bölümünün uzman akademisyenleri ile Türkiye’de bir “ilk”e daha imza atarak Nöropazarlama Yüksek Lisans Programını 2014 Şubat ayı itibarıyla eğitime açmış bulunmaktadır.

Nöropazarlama Bölümünde Alınan Dersler Nelerdir?

Programda Temel Nörobilim, Nöropazarlamada Araştırma Yöntemleri,  Nöropazarlamaya Giriş, Nöropazarlama Laboratuvarı gibi temel dersler ile Beyinde Yapısal ve İşlevsel Süreçler,

Nöropazarlamanın Davranışsal Temelleri, Pazarlama, Kişilik Kuramları ve Nöropazarlama, İletişim, Algı ve İmaj Yönetimi, Bütünleşik Pazarlama İletişimi ve Marka, Dijital Pazarlama ile Yaratıcı Pazarlama İletişimi Stratejileri gibi konuları kapsayan seçmeli dersler verilmektedir.

Nöropazarlama Yüksek Lisans Programına Kimler Başvuruda Bulunabilir?

Nöropazarlama programına, dört yıllık lisans eğitimi almış herkes başvuruda bulunabilmektedir. Program için ayrıca bir bilimsel hazırlık eğitimine gerek duyulmamaktadır. Programa başvuru için herhangi bir alan kısıtlılığı söz konusu değildir. Tezli program için ALES koşulu bulunmaktadır.

noropazarlama.JPG

Nöropazarlama Programı Mezunlarının Çalışma Alanları Nelerdir?

Nöropazarlama İletişimi Yüksek Lisans Programı, profesyonel pazarda yoğun bir taleple aranan Nöropazarlama uzmanlarını yetiştirerek, pazarlama iletişimi sektörüne nitelikli insan kaynağı sağlama amacını taşımaktadır. Program, pazarlama ve işletme yönetiminden farklı bir yaklaşımla, bu alandaki profesyonel ihtiyaca karşılık verecek, Nöropazarlama iletişimiyle ilgili tüm karar süreçlerinin paydaşı olan, bu alandaki tüm stratejik karar süreçlerinde söz sahibi olan profesyonelleri yetiştirecektir. Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Programı Türkiye’de bir ilk ve tek olup, iş olanakları açısından oldukça avantajlıdırlar.

Nöropazarlama Yüksek Lisans Programının Süresi Nedir?

Program tezliler için dört, tezsizler için üç dönemdir. Tezli program öğrencilerinin asgari sekiz, tezsiz program öğrencilerinin ise asgari on ders alma zorunlulukları vardır. Programa ön kayıt yaptıran adaylar, üç kişilik jüri tarafından mülakat sınavına alınarak kesin kayıt hakkı kazananlar programa devam edebilmektedirler.

Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı

Tanıtım Filmi uskudar.edu.tr Program Bilgileri (BBS) Online Başvuru Online Başvuru – Uluslararası Öğrenciler Öğrenci Bilgi Sistemi (OBS) Student Teacher Information Exchange (STIX) Öğrenci Mail Servisi Üniversite Tanıtım Kataloğu [pdf] Enstitü Tanıtım Broşürleri Akademik Takvim Formlar Burslar Programlar Öğrenci Klavuzu Enstitü Kadrosu İşbirlikleri Faaliyet Raporu SSSSosyal Bilimler Enstitüsü Akademisyen VideolarıPsikoloji, Sağlık Yönetimi, İş Sağlığı ve Güvenliği ile Sağlık Bilimleri Enstitüsünde Lisansüstü Eğitim FırsatlarıTürkiye'de lisanüstü eğitim ve bilim, AR-GE çalışmalarıLisanüstü Eğitim İmkanları ve Bilimsel Çalışmalarıyla Türkiye'nin KarnesiTüm Liste

Üniversitemizle ilgili “AKLINDA NE VARSA” bize sor!Gönder

© 2019 Üsküdar Üniversitesi / Her Hakkı Saklıdır.info@uskudar.edu.tr

Geri bildirimSayfadaki bir alanı seç.

Devamını Oku
Nöropazarlama Programı, Pazarlama İletişimi Profesyonelleri Yetiştiriyor

DAEŞ'in 'Türkiye Vilayeti' belgesi ne anlama geliyor?

ABD kuklası DAEŞ'in sözde lideri Ebu Bekir el Bağdadi'nin yeni görüntülerindeki "Türkiye Vilayeti" detayı dikkat çekmişti. Günlerdir konuşulan o belgenin ne anlama geldiği ortaya çıktı.

2019-05-03 21:01:00DAEŞ'in 'Türkiye Vilayeti' belgesi ne anlama geliyor?DAEŞ'in sözde lideri Ebu Bekir el Bağdadi, Temmuz 2014'ten bu yana ilk videosunu yayımlayarak hayatta olduğu, örgütün küresel varlığını ve saldırılarını yoğunlaştırmak için uğraştığı mesajını verdi. İslam adı altında toplanan DAEŞ'in İslam coğrafyası üzerindeki kirli emellerini artırmak için çalışmalar yürüttüğü öğrenildi.

Son ses kaydı Ağustos 2018'de yayınlanan Bağdadi, yeni videosunda "halifeliğine" yeni katılanları kutluyor. Bunların arasında Mali, Burkina Faso ve Sri Lanka'daki bağlantılı örgütlerin adını sayıyor.

Video ayrıca DAEŞ'in Türkiye'de ilk defa "resmi" bir varlık sağlamayı hedefleyebileceğine işaret ediyor. Bağdadi, elinde "Türkiye Vilayeti" yazan bir belgeyi incelerken görülüyor.

 

İlişkili haber:Bağdadi'nin yeni görüntüleri ortaya çıktıBağdadi'nin yeni görüntüleri ortaya çıktı

'Türkiye Vilayeti'

İlginç bir şekilde, videonun son sahnesinde Bağdadi, aralarında "Türkiye Vilayeti'nin" de bulunduğu çeşitli DAEŞ kollarının dosyalarını incelerken gözüküyor. Terör örgütü DAEŞ daha önce Türkiye'de "resmi" bir varlık ilan etmemişti. Örgütün destekçileri teröristler bu gelişmeden özellikle heyecan duyan paylaşımlarda bulundu.

Dosyalarda Tunus ise sonunda "Vilayeti" ifadesi olmadan yer alıyor. Yıllardır orada bir taban edinmekte zorlanan örgüt, Mart ayından beri Tunus'taki varlığını güçlendirmeye çalışıyor.

Bağdadi yanındaki üç kişiyle konuşurken bir altyazı ile DAEŞ liderinin "Çabaların iki katına çıkarılması, haçlıları, kafirleri ve onlara yardım edenlere yönelik saldırıların yoğunlaştırılması" emirlerini verdiğini anlatan bir altyazı gözüküyor.

DAEŞ, Suriye'de kontrolünde bulunan son toprak olan Bağuz'u Mart ayında kaybetmişti. Örgüt o günden beri küresel etkisini artırmaya çalışıyor ve Mali, Burkina Faso, Demokratik Kongo ile Sri Lanka referansları buna yönelik bir adım olarak görülüyor.

Videonun yayınlandığı gün de örgüt Bangladeş'teki bir saldırının sorumluluğunu üstlendi. DAEŞ 2016'dan beri Bangladeş'te herhangi bir saldırı düzenlemiyordu.

Bağdadi videoda stratejik olarak, DAEŞ militanlarına "düşmanlarla" uzun bir savaşa hazırlanmaları, onların imkanlarını tüketecek bir yıpratma savaşını başlatmaları emrini verdi.

Mesajdan anlaşıldığı kadarıyla DAEŞ eskisi gibi bir toprağı ele geçirip orada kontrolü sağlamaktansa küresel anlamda bir "terör dalgası" yaratmaya odaklanmış durumda.

Devamını Oku
DAEŞ'in 'Türkiye Vilayeti' belgesi ne anlama geliyor?

Melih Gökçek'ten zehir zemberek sözler: Derhal dokunulmazlığı kaldırılmalı

Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek, YSK üyelerini tehdit eden CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'a tepki gösterdi. Gökçek, "Derhal dokunulmazlığı kaldırılmalı ve yargı önüne çıkarılmalı" dedi.

2019-05-03 19:32:00Melih Gökçek'ten zehir zemberek sözler: Derhal dokunulmazlığı kaldırılmalıCHP Grup Başkanvekili Engin Altay'ın Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyeleri için yaptığı"Kızılay'da sizi yürütmezler" tehdidine Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek, tepki gösterdi.

Engin Altay, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi durumunda, YSK üyelerinin insan içine çıkacak hali kalmayacağını ileri sürerek "Kızılay'da sizi yürütmezler, sizin yüzünüze tükürürler" diye tehditler savurmuştu.

Bu sözler üzerine sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan Melih Gökçek, "Derhal dokunulmazlığı kaldırılmalı ve yargı önüne çıkarılmalı" ifadelerini kullandı.

 

İlişkili haber:Melih Gökçek'ten olay görüntülere tepki: Beni şok ettiMelih Gökçek'ten olay görüntülere tepki: Beni şok etti

İşte Gökçek'in Twitter'dan yaptığı o açıklamaları:

Bu kada aleni bir tehdit olamaz. Yüksek Seçim Kurulunu resmen tehdit ediyor.

Derhal dokunulmazlığı kaldırılmalı ve yargı önüne çıkarılmalı...

Şimdi İstanbul için CHP lehine bir karar çıksa, vatandaş "Seçim kurulu çekindi ve bu kararı verdi" dese ne olacak?

İşin içinden çıkılır mı?

Devamını Oku
Melih Gökçek'ten zehir zemberek sözler: Derhal dokunulmazlığı kaldırılmalı

Basın özgürlük adı altında topluma zarar verecek korku ve paniği çoğaltacak haberleri seçerek ne yapmaya çalışıyor ?

Mehmet Barlas: Anlamsız haberlerle dünya gerçeklerini izlemek mümkün değildirA- A+

Mısır Parlamentosu yeni anayasa tasarısını oyluyormuş. Buna göre Sisi 2034 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürebilecekmiş. 565 milletvekilinden 485'inin verdiği oylarla Cumhurbaşkanlığı süresi altı yıla çıkartılmış ve Sisi'ye iki dönem daha koltukta oturabilmesi imkanı tanınmış...
Garip bir dünya
Dünya medyası bu tür anlamlı(!) haberlerle dolu... Mesela Trump'ın Suriye'den çekilme kararına, Amerika'nın önde gelen generalleri karşı çıkıyorlarmış. Ya da Varşova'daki Ortadoğu Zirvesi'ne katılan ülkelerden biri olan Birleşik Arap Emirliği'ne göre, İran sorunu Filistin sorunundan daha önemliymiş.
Pompeo ve Bolton
Eğer dünyadaki gelişmeleri bu tür haberlerden izliyorsanız, gerçekleri ıskalayabilirsiniz... ABD Dışişleri Bakanı Pompeo'nun ya da Trump'ın Güvenlik Danışmanı Bolton'ın açıklamalarından dünyadaki gelişmeleri anlamaya çalışıyorsanız, içinizden sürekli "Kendimi denize mi atsam" içerikli bir sesin geldiğini hissedersiniz.

Devamını Oku

Vildan Adalı VAKTİNİN ÇOCUĞU OLMA VAKTİ

VAKTİNİN ÇOCUĞU OLMA VAKTİ

A- A+

www.twitter.com/vldnadalia

adalivildan@gmail.com 

19. yüzyılın başına kadar İslam dünyası ve tabi Osmanlı dış güçlere direnç gösterecek imkan ve kudrete sahipti.  Fakat o kudret, bilim üreten kavimlere karşı direnecek gücünü kaybetti.

Nitekim İslam dünyası, kendisini çağın bilimsel gelişmelerine adapte edemediği için, kısa süre içerisinde, bilim üretmeye başlamış Hristiyanlık dünyası karşısında acz içine düşmüştür.

Bu acziyetimizi fırsata dönüştürmek isteyenlerde Osmanlının yıkımı için elinden gelen çabayı göstermiştir.

İslam dünyasının kendisinde bulunmayan ve bulunmaması gerileme ve çökmesinin biricik sebebini teşkil eden ilim ve fenleri durmadan kazanmaya ve elde etmeye çalışması şarttır.

Bizim Batıdan almamız gereken şeyler bunlarla sınırlı olmalı yoksa onların iktisadi ilkelerini, çalışma ve sermaye teşkilatına ait usullerini ve bunlar arasındaki münasebetlerini tıpkı orada olduğu gibi kabul etmeye taraftar olmamak gerekir.

İktisadi ilkelerimizi ortaya koymak için fıkha başvurmaktan başka bir yolumuzun olmadığını görmemiz gerekiyor.

İslam dünyasının kurtuluş yolunun, bütün sosyal ve siyasi hayatını, İslamiyet’in değişmez ve ebedi hakikatleri üzerine kurmaktan ibaret olduğunu, bunun dışında takip edilecek herhangi bir yolun İslam dünyasını devamlı olarak Batının hücumları ve netice olarak da devamlı bir esaret ve zillet içinde yaşamaya mahkum edeceği kaçınılmaz bir durumdur.

Kaldı ki İslam dünyası gerçek temsiliyeti  üstlenemediğinden  dolayı dış güçler sürekli islam ile bağdaştırarak yeni yeni İslam kimliği altında teröristler üretmekte ve dünyanın islam’a bakışını kirletmeye çalışmaktadır.

Ben inanıyorum ki şayet büyük güç olmayı dünya nimetleri için değil de,  İslam’ın gerçek temsilcileri olmak ve  mazlumlara göğüs germek için istersek, karşımızda hiçbir güç duramayacaktır. Rabbimin yardımı her daim yanımızda olacaktır.

Genel görüşüm, bugün bu temsiliyeti yapacak tek aklı başında ülke Türkiye görünüyor.

Bu perspektifte Türkiye’nin bir an önce Başkanlık sistemine geçmesi gerekiyor.

Bugün başkanlık sistemine gerek içeriden gerekse dışarıdan karşı çıkanların en temel korkusu, Türkiye’nin Osmanlı gibi dünyaya göğüs gerecek olan bir imparatorluk haline gelmesidir.

İtiraf etmem gerekirse gönlümde yatanda Türkiye’nin İslami kimliği temsil eden bir güç haline gelmesidir. Ancak bunun için temeli sağlam atmak gerekir.

Öncelikle ticari ve siyasi ahlak yapımız, behemehal Kur’an çizgisine çekilmelidir. Çünkü her pisliğin, adaletsizliğin ve kayırmacılığın temelinde siyasi ve ticari ahlaksızlık var.  Onun en altında da Siyasi İstibat!  Siyasi İstibdadın hakim olduğu toplumlarda kimin ne olacağına bir insan karar verir, sistem değil. Oysa devletin hizmetlerinin görülmesi ancak sistemler olur. O da liyakati esas alır. Kayırma ile iş başına gelenler, adaletle iş görmez, efendisine hizmet etmeyi önceler. Aynı FETÖ örgütünde olduğu gibi.

Elbette ki , iktidarların görüş olarak kendisine yakın olanlarla çalışmasına itirazım yok. Anormal olan, liyakatsiz taraftarın liyakatli ehil’e tercih edilmesidir.

***

Tarihe dikkatlice baktığımızda Devlet malıyla abad olmuş bir güç görmedim.

Rabbim  Müslümanları bu konuda ısrarla uyarıyor. Ve yetimin malına ve bir tür yetim malı olan devlet malına dokunma buyuruyor. Seni helak ederim  buyuruyor.  Tarihi dikkatli okursak bu tür toplumlara Bir süreliğine ihtişam veriyor sonrada  kökünü kurutuyor.

Müslüman siyasetçileri şu hallerden koruyacak mekanizmalar getirmek gerekiyor. Hz. Ömer birini vali tayin ederdi, hemen beraberinde de onu yakından takip edecek, hal ve hareketlerini, yaşamını, yaşamındaki ve malındaki değişmeleri gözlemleyip kendisine rapor edecek mazbut bir Müslümanı “Muakkib” gönderirdi.  Gönderilen valide sahabeydi denetleyende sahabeydi. Hz. Ömer, “bu sahabedir, haram yemez, Allahtan korkar, takip ettirmeye ne gerek var.” demezdi.

 

Biz müslümanların doğruluğu ölçüsünde dünyada hakim güç olabileceğimizi hatırımızdan çıkarmamalıyız. Hedef belli olursa akıbette hedef doğrultusunda sonuç verir.  

Devamını Oku

Vildan Adalı KALBİN AKLIN HİÇ BİLMEDİĞİ KENDİNE ÖZGÜ NEDENLERİ VARDIR

KALBİN AKLIN HİÇ BİLMEDİĞİ KENDİNE ÖZGÜ NEDENLERİ VARDIR

A- A+

 

Doktora gittiğinizde tedaviden önce teşhis koymayan birine pek güvenemezsiniz. Ama iletişim kurarken, öneride bulunmadan önce ne kadar sık teşhis koyuyoruz?

Konulara balıklama dalmaya, her şeyi güzel öğütlerle çözmeye öyle eğilimliyiz ki, çoğu zaman teşhis koymaya, önce sorunu derinlemesine anlamaya vakit ayıramıyoruz. ,

Kişiler arası ilişkilerde en önemli ilkeyi tek cümle ile özetleyecek olursam, şöyle derdim;  önce anlamaya çalışın, sonra anlaşılmaya. Bu ilke insanlar arasındaki etkili iletişimin anahtarıdır.

Okumak ve yazmak iletişim biçimleridir. Konuşmak ve dinlemek de öyle. Bunlar iletişimin dört temel türüdür. Bunları iyi yapabilmek,etkili olmamız açısından çok önemlidir. İletişim hayattaki en önemli beceridir. Uyumadığımız zamanların büyük bir bölümünü iletişimle geçiririz. Ama şunu düşünün: Yıllarınızı vererek okuma ve yazmayı, nasıl konuşacağınızı öğrendiniz. Ama ya dinlemeyi?

Başka bir insanı, kendi değer yargılarına göre derinlemesine , gerçekten anlamanızı sağlayacak şekilde dinlemek için hangi eğitim ve öğretimi gördünüz?

İnsanların benzersizliğinden ve farklılığından etkilenmediğiniz sürece, karşınızdaki de sizin tavsiyeleriniz ve iletişiminizden etkilenmeyecektir. Kişiler arası iletişim alışkanlığında gerçekten etkili olmak istiyorsanız, bunu sadece teknikle başaramazsınız.

Açıklık ve güven aşılayan bir karakter temeli üzerine, empatiyle dinleme becerilerini inşa etmeniz gerekir. Yürekler arası alışverişi sağlamak içinde Duygusal banka hesapları yaratmalısınız.

Empatiyle dinleyerek önce anlamaya çalışmak için esaslı bir paradigma değişimi gerekir. Genelde, önce anlaşılmak isteriz. Çoğu insan karşısındakini anlamak için değil, yanıtlamak amacıyla dinler. Her şeyi kendi paradigmalarının eleğinden süzüp başkalarının yaşamlarını kendi öz yaşamlarıyla özdeşleştirirler. Kendi özel filmlerimizi devamlı olarak başkalarının davranışlarına yansıtırız. İlişki kurduğumuz herkese kendi gözlüklerimizi tavsiye ederiz. Biriyle kurduğumuz iletişimde sorun olduğu zaman da, bu insan beni hiç anlamıyor diye tavır takınırız.

Kendi yaşam öykümüzle ve haklı olduğumuz düşüncesiyle o kadar doluyuz ki bu sebeple karşımızdaki kişinin içinden neler geçtiğini hiçbir zaman tam olarak anlayamayız.

Başka biri konuşurken onu genellikle dört düzeyden biriyle dinleriz.  Bu kişiyi umursamıyor, aslında hiç dinlemiyor olabiliriz. Ya da dinliyor gibi yapıyor olabiliriz. Seçerek dinliyor, konuşmanın sadece belirli bölümlerini duyuyor olabiliriz. Hatta dikkatle dinliyor, ilgi gösterip enerjimizi söylenen sözlere yöneltiyor da olabiliriz. Ama pek azımız beşinci düzeyi; empatiyle dinlemeyi, yani karşısındakinin yerine koyarak dinlemeyi dener.

Empatiyle dinlemek, karşı tarafın değer yargısını işin içine katar. Dünyayı onların gördüğü gibi görür,onların paradigmasını ve ne hissettiklerini anlarsınız.

İletişim uzmanlarına göre söylediğimiz sözler iletişimimizin yüzde onunu temsil etmektedir. Yüzde otuzunu çıkardığımız sesler, yüzde altmışını ise vücut dilimiz temsil eder. Empatiyle dinlemede kulaklarınızla dinlersiniz ama aynı zamanda gözlerinizle ve yüreğinizle de dinlersiniz. Duyguları, anlamaları kavramak için dinlersiniz. Hem sol, hem de sağ beyninizi kullanırsınız. Sezer, hlsseder, içgüdülerinizden yararlanırsınız.

Empatiyle dinlemek çok güçlüdür, çünkü size üzerinde çalışacağınız doğru verileri iletir. Kendi otobiyografinizi yansıtıp düşünceleri, duyguları,dürtü ve yorumları varsaymak yerine, karşınızdaki kişinin kafasındaki ve yüreğindeki gerçeklikle ilgilenirsiniz. Anlamak için dinlersiniz. Odak noktanız, başka bir insan ruhunun derin iletisini anlamaktır.

İkiyüzlülük ve hilekarlık yapmadan , gerçekten anlamaya çalışırsanız, başka bir insandan size akacak saf bilgi ve anlayış sizi kelimenin tam anlamıyla sersemletecektir.

Empati göstermek içinde her zaman konuşmaya gerek yoktur. Aslında sözler bazen engel bile olabilir.

Eğer iletişimde empati kurmakta zorluk çekiyorsanız da karşınızdakine dürüstçe; “ Seni gerektiği gibi dinlemediğimi anladım. Ama dinlemek istiyorum. Bu benim için zor. Bazen tepem atabilir. Ama elimden geleni yapacağım. Seni gerçekten önemsiyor ve anlamak istiyorum. Bana yardım edeceğini umarım.”diyebilirsiniz.

Unutmayın ki amacınızı doğrulamak insanlar üzerinde büyük bir yatırımdır.

 

adalivildan@gmail.com

Twitter: @adalivildn

Devamını Oku