Stoacılık Kıbrıslı Zenon tarafından M.Ö 3 yüzyılda kurulan bir okuldur. Bu felsefi akımın kurucusu olan Zenon önceleri varlıklı bir hayat sürerken, daha sonra geçirdiği bir gemi kazası sonucu yoksul bir duruma düşmüştür. Zenon, Atina’da bir kitapçıda gezerken Sokrates’in eserlerine rastlar ve çok etkilenir. Kitapçıya daha sonra Sokrates gibi insanların halen olup olmadığını sorar ki bu denli bir hayranlık oluşur onun üstünde.
Zenon böylece eski Yunan’da felsefe öğretmeye ve stoa felsefesini oluşturmaya başlar. ‘Stoa’ felsefesi veranda anlamına geliyor. Felsefe derslerini veranda adını verdiğimiz yerde yapıyor. Bu da onun düşünce okulunun ismini ‘’Stoa felsefesi’’ yapmış. Bu felsefe temelde 4 büyük erdem var. Bu erdemler stoa felsefisinin temel yapı taşını oluşturdukları için çok önemlidir.
- Bilgelik: Sürekli öğrenmek mantığa dayalı düşünmek
- Ölçülülük: Aşırı duygusal tepkimelerden kaçınarak sakin kalmak
- Adalet: Her durumda adil davranma gayreti
- Cesaret: Gereken her durumda cesaret göstermek

Stoa felsefesinin günümüze kadar güncel bir şekilde gelmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesi amaçlarının mutluluk olmasıdır. Mutluluğa ulaşmak için ise doğaya uygun yaşamak gerekir. Bu sebeptendir ki doğaya göre yaşamışlar ve dünya vatandaşlığını savunmuşlardır. Stoa öğretilerine göre sosyal varlık olan insanlar için mutluluğa giden yol şunlarda bulunur;
- Hayatta daima sana verileni kabul etmek,
- Sitem dolu bir serzenişte bulunmamak.
- Zevk, acı ve arzularımız tarafından yönetilmemek,
- Dünyayı anlamak için aklımızı kullanmak,
- Üstümüze düşeni yerine getirerek insanlara karşı cesur ve dürüst olmak.
Stoa felsefesinin temel amacı eylemlerle düşünceleri pekiştirmek, karmaşık düşüncelerle temel amacından sapmış bir felsefe değil değişmez ilkelerin ve düşüncelerin olduğu eylemle desteklenmiş bir öğreti diyebiliriz.
Stoa felsefesinin uygulayıcıları
Stoa felsefesinin günümüze kadar çok fazla takipçileri olmuştur. Fakat Stoa felsefesi deyince 3 büyük filozof isim karşımıza çıkar. Bu filozoflar arasında bir tanesi vardır ki imparator ve kral olması nedeni ile bu felsefenin kutsallığını ve büyüklüğünü daha net anlamamıza neden olur. Stoa felsefesinin gerçek uygulayıcıları bu büyük öğreti ile hayatlarını yaşamış ve yönetmişlerdir.
Marcus Aurelıus
21 Nisan 120 tarihinde Roma’da doğan Marcus Aurelıus’un ismi bir unvan olup, ‘’Altından Mars Heykeli’’ anlamına gelmektedir. Aynı zamanda isim Roma İmparatorluğu’nun altın çağını yaşattığı döneme göndermedir. Tam ismi Marcus Aurelıus Antoninus Augustus’tur.

Roma’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Üç yaşında babasını kaybeder ve dedesi tarafından yetiştirilir. Şiir, edebiyat, tiyatro, hitabet, müzik, resim, yunanca ve Latince gibi konularda, dönemin en ünlü hocalarından ders almıştır.12 yaşındayken felsefeye ilgi duymaya başlamış ve Stoacı filozofların derslerine katılmıştır.
Marcus Aurelıus zaman içerisinde kendi felsefe düşüncelerini stoa felsefesi ile birleştirerek, ‘’Kendime Düşünceler’’ isimli kitabını çıkarmıştır.
Epiktetos
Stoacı felsefecilerin en önde gelenlerinden Epiktetos, Frigyada köle olarak doğdu. Köle olarak Epiktetos, zamanını oldukça verimli bir şekilde kullandı. Yaşadığı zor hayatın üstesinden gelmek için felsefeye ilgi duymaya ve stoa düşüncesini benimsedi. Daha sonra efendisi tarafından azat edilerek sağlık sorunlarının da baş göstermesiyle nispeten zor bir hayat sürdü.
Nasıl sakat kaldığı konusunda fikir ayrılıkları olsa da, çoğunlukla efendisinin bir zulmü sonucu bir bacağını kaybettiği söyleniyor. Epiktetos Nicopolis’e sürgün edilmesinin ardından orada yeni bir felsefe okulu kurdu. Okul İmparator Hadrianus tarafından bile ziyaret edilmiştir. Stoacı yaşam sürmek için hayatının büyük çoğunluğunu sade ve kendi halinde yaşayarak devam ettirmiştir. Epiktetos yaşadığı süre içerisinde hiçbir şey yazmamıştır. Çalışmalarından kalan her şey öğrencisi Arrianus tarafından yazıya dökülmüştür.
Seneca
Lucius Annaeus Seneca, 3 yılında, Roma’nın fethettiği bölgelere tüm kültürüyle nüfuz ettiği ve gitgide yayıldığı bir yüzyılda, bu bölgelerden birisi olan Hispinania’nın güneyindeki Corduba’da doğmuştur. Şair Martialis’in deyişiyle tam üç kuşaktır önemli edebi kişilikler çıkarmış, muhtemelen etrüsk ya da lllyria kökenli bir ailede doğan Seneca, babası tarafından erken yaşta Roma’ya getirilmiştir.
Latin edebiyatında ‘’Yaşlı Seneca’’ olarak bilinen babası L.Annaeus Seneca, Retorik öğretmeni ve hatip kimliğiyle seçkin birisi olmakla birlikte, retorik üzerine yazdığı eserleriyle bilinir. Seneca babası gibi bir hatip olmak yerine Pythagorasçı Sotion’dan ve stoacı Attalus’tan dersler alıp felsefeye yönelerek, onu epeyce telaşlandırmıştır.
İmparator Tiberius, Roma gençliğini saran Yunan felsefe akımlarına hiç sıcak bakmıyor, tuhaf kılıklı ve tavırlı felsefecileri Roma’dan uzaklaştırıyordu. Bu arada Seneca’nın Pythagorasçı öğretiden etkilenerek uyguladığı perhizler zaten zayıf olan bünyesine daha da bozmuştur. Bunun üzerine babası harekete geçerek oğlunun sağlığının yeniden kazanması hem de felsefeden olabildiğince uzaklaşması için onu önce Pompei’ye sonra da Mısır’a gönderdi.
Seneca 31 yılında Roma’ya döndüğünde, artık yirmi sekiz yaşındaydı ve kendi kararlarını alabilecek olgunluktaydı. Kendini siyasete verip mahkeme avukatlığı yapmaya başladı. Devlet işlerindeki başarılı turumu, dönemin kıskanç İmparatoru Caligula’nın öfkesini üzerine çekmesine neden oldu; neyse ki arkadaşları araya girdi ve ölüm cezasından kurtulabildi.
Daha sonra İmparatoriçe Messalina’nın öfkesine hedef olup 41 yılında Korsika’ya sürgün edildi. Messalina’nın ölümüyle birlikte onun yerine geçen Agrippina genç prens Nero’nun annesiydi. Seneca’nın oğlu için iyi bir öğretmen olacağını düşünen Agrippina onu sürgünden geri çağırdı ve Seneca böylece Roma’ya dönebildi ve felsefeden hiç de hazzetmeyen Agrippina’nın her türlü kısıtlamalara rağmen eğitim vermeye başladı.
Seneca birkaç defa görevinden ayrılmak istediyse de bu Nero tarafından kabul edilmedi. Buna rağmen bu konuda kararlı bir tutum sergiledi ve en sonunda saray yaşamında edindiği malların bir kısmını imparatora bırakıp görevinden ayrıldı. Seneca devlet işlerinden tümüyle kurtulunca kendini en çok sevdiği işe, felsefeye adadı ve 61-65 yılları arasında bir dizi felsefe eseri kaleme aldı. Bu huzurlu yaşam dönemeci adının 65 yılında Nero’ya düzenlenecek bir suikast hazırlığında rol alması sebebiyle son buldu ve Seneca İmparator tarafından kendi kendisini öldürme cezasına çaptırıldı.

